Kim "Bisiklet Hırsızı" ???
0 replies · 87 views
Kim "Bisiklet Hırsızı" ???
Baştan söyleyeyim benim gibi sinemadan çat pat anlayan biri bu derlemenin seyri içinde büyük büyük laflar edebilir atıp tutabilir kendisini yazının akışına kaptırıp ağlayabilir ve gülebilir. Yazdığımı defterimin arasına koyup rafa kaldırmaktansa bu köşede ego mastürbasyonu yapayım dedim..yazmamın sebebi de bu..
"Başta Amerika olmak üzere yer yer Avrupa'da da hakim olmaya başlayan, stüdyo, yapay ışık, profesyonel oyuncu ve gelişmiş montaj tekniğine dayanan sinema anlayışına karşı olarak, doğal mekan ve ışık, amatör oyuncu ve dramatik etki amaçlı olmayan montaj tekniğini savunarak bir anlamda sinemayı sokağa taşıyan İtalyan Yeni-Gerçekçilik akımının sinemaya getirdiği en büyük yeniliğin, sinema aracılığıyla gündelik hayatın toplumsal gerçekliğini ekrana yansıtmak ve bu yolla bir takım sosyal mesajlar vermek olduğu söylenebilir. Sinema estetiği ve tekniği, sinema dışı bir temele, sosyal gerçekliğin nesnel bir bakış açısıyla dile getirimi kaygısına, indirgenerek kullanılması amaç edinilmiştir."
Evet olayın teknik cephesinden bakınca dogma95 de Trier ve arkadaşının ortaya koydukları on maddeden öğrendiğimiz ve her fırsatta Entelektüel birikimimizi kusmak adına hatırlatmakta yarar gördüğümüz "on temel prensibi" Trier'den yarım yy önce ortaya koymuş ve uygulamasında da benim kanaatimce bayaa bi başarılı olmuşlar. Ha bu amcalarımda sonra ki senelerde kendi çizgileri üzerinde es çizmekten geri durmamışlar ama bu da Demirkubuz için yaptığımız açıklamalarla desteklenebilecek bir olgudur. (Tabii bunun gerçekliğini kabul ettiyseniz.)
ikinci dünya savaşından çıkmış bir İtalya'dır söz konusu olan.De Sica, benim bu cümlemin yerine, çalışacağı iş için bisiklet alacağı parası olmayan Ricci'nin, yatağındaki çarşafları satması ve sattıktan sonrada çarşafını satan insanların haddini göstermek için çarşafları taşıyan adamın peşi sıra gittiği sahneyi koyacaktır. Adam elindeki çarşaflarla depodaki raflara tırmanmaya başlar çıkar bitti dersiniz bitmez bitti dersiniz bitmez.. taa ki o lanet gerçeği kursağınıza bir yumruk gibi gömünceye kadar adam yükselir. İlk o sahneden sonra çıkış yoluyla yüzleşmeye başlar Ricci. "son kapıya" borçludurlar ve şimdilik orayı borcun ödenmesi yer olarak bilmekte yarar var. "iki çocuğu,kocası ve omuzlarının üzerinde başı olan bir insanın neden bir "son kapıya" ihtiyacı olduğunu" sorgular Ricci. film bu noktaya kadar işsizliğin,yoksulluğun, sınıfsal farklardan doğan o uçurumların her birinden dem vurur. (filmin isminden midir bilinmez ama çarşafını satarak bisiklet alan Ricci'nin, bisikleti kapıda bırakarak karısının yanına gitmesi bile beni "bırakma bisikletini dışarda" diye yalvartıyor.) ve bisiklet çalınır. Kovalama sahnesinin sonunda siz ve Ricci o devasa boş arazinin ortasında bir başınıza çaresiz bakına kalırsınız.
Ve artık Roma'nın sokaklarını arşınlamaya başlıyoruz. Ta ki yaşlı adam ile birlikte kiliseye misafir oluncaya dek. Kilise, insanların yemek için gittikleri bir aş evi gibidir. Altıncı sayfa açılır yüce lordun vermiş olduğu ışığın herkesi kutsaması ve açlığın bir süre daha unutulması - belki gelmeyecek ama Isa nın bu duruma müdahale etmesi- umut edilir ve yaşam devam eder ta ki bir sonraki yemek vaktine kadar. Birazda bizim iftar çadırlarımız varidir, kiliseleri.
Ne zaman Pizza yesem o sahne aklıma geliyor insanlığımdan utanıyorum. Hani Bruno'nun yan masadaki kızın hareketlerine bakıp taklit etmesinden bahsediyorum. Bruno mu? Evet o olayları bizim yerimize izleyen mahsumiyet ve temizliğin sembolüdür. Ve babasınından yediği tokadı kendisine yediremeyecek kadar da gururludur. Gözleri, filmin başından sonuna kadar, babasının her hareketi takip eder. Mahsumdur, saf ve temizdir aynı zamanda kovalamacanın orta yerinde duvara işeyecek kadar da çocuktur. İşer çünkü o bizden biridir, diğer filmlerde gördüğümüz kahramanlar gibi her şeyi bilmez. bazı şeyleri gördüğünde bu nedir diye sorabilir, tuvalete de gider sevişirde çalışırda, o ne sadece sevişmek için yaratılmış bir prototiptir ne de diğer insanların yaşam haklarını belirleyen bir patron. o saf, "temiz insanı" var olan sistemin beynine giremediği insanı temsil eder.
Ve Ricci, iki çocuğu, karısı ve omuzlarının üzerinde taşıdığı bir başa sahip olan Ricci, "son kapı" ya umudunu bağlar.Hayat ne kadar da acımasızca gerçeği çarpıyor yüzümüde değil mi? Son kapı? Evet iki şekilde yorumlana bilir. İnsanlar kendilerinde var olan büyük boşluğu, yada diğer deyimle sistemin insana benimsettiği "küçük insan" ı benimsemiş olmasından doğan o büyük boşluğu doldurmak için büyülere hacılara hocalara akın ederler. Çünkü Ricci'nin Roma sokaklarında denemediği yol kalmamıştır. Polise gider, polis kaybolan şeyin sadece bir bisiklet oluşundan önem göstermez. Gösteremez de çünkü problem bisikletin bulunması problemi değildir. Asıl problem; bisikletin neden çalındığı veya başka bir deyimle, bir insanı çalmaya iten sebeplerde aramak gerekiyor. Herşey denenmiştir, burdan sonrası ancak bir mucizeyle mümkün olacaktır. Biz doğruları bilen onu içgüdülerimizle his edebilen ama onları algılamak ve yorumlamaktan aciz insanlarız ki bunu bizlere hatırlatacak birilerine ihtiyac duyuyoruz. Çoğu zaman okunan bir kitap arkadaşımızın söylediği bir söz bizi en zayıf yerimizden yakalar ve nefesimiz kesilir. Peki neden? Nedeni şu o sizin gerçeğinizdir o sizin de hissettiğiniz ama ulaşamadığınız şeyin ifadesinin karşınızda durmasıdır. O filmdeki falcının ta kendisidir. Falcı kadın; çirkin çocuğa açık bir şekilde "git başkasının tarlasını sür" der. Ricci ye de " ya şimdi ya hiçbir zaman" der. Falcı kadın gerçeğin ve Umudun metaforudur. İnsanlığın çıkış noktasının yani "son kapı"nın metaforudur. Falcı kadın çözümlerin olduğu çirkinin de kendisine denk birini bulacağı, karısının parasıyla sarhoş olan adama paranın verilmeyeceği ve hatta biraz daha gidersek "sarhoş olmayı" gerektirecek koşulların bulunmayacağı yerdir.
Ricci çaresizce eve dönecekken yolda o en son şey aklına düşer. onuruyla yaşıyan ve bunun için savaşan Ricci'nin bu şartlar altında yapacağı başka bir şey kalmamıştır. Çalacaktır. Çünkü "onun yaşadığı dünyada yaşamak için herkes birbirinden bir şeyler çalmak zorundadır" da ondan. Bisikleti çalar. O ana kadar Ricci'nin "hırsız hırsız" diyerek koştuğu sahnelerde dönüp bakmayan insanlar, Ricci'nin bisikleti çalmasıyla birlikte canlanı verirler ve zengin adamın bisikletini elinden alırlar. Adam Ricci'yi, Bruno'yu kastederek "zaten yeterince başı belada" dediği noktada ipler kopar. Çünkü potansiyel bir hırsız yetişmek üzeredir. Çünkü bu sistem devam ettiği sürece birileri birşeyler çalmak zorunda kalacaklardır. Çünkü birileri spor amaçlı bisiklete biniyorken diğeri onurunu gururunu ayaklar altına alarak bisiklet hırsızlığı yapacaktır. Şimdi yine başa dönecem ve soracam bisikletimizi kim çalıyor?
Bu arada.........."biz dürüst insanlarız"........
Unutmuşum :)
You need to log in to post a reply.