Skip to content

Sinema'nın Toplumsal İşlevi

6 replies · 231 views

N@
N@N
Joined: Feb 16, 2004
135 posts
Apr 12, 2004, 04:56 PM#10275

Sinema'nın Toplumsal İşlevi

N@N'dan Not : Öncelikle şunu belirtmeliyim ki bu yazının burada yayımlanmasında bir mahsur varsa teredüt edilmeden silinmesi benim açımdan bir sakınca arz etmemektedir. Maksadım bu 'yazının' ben dışında en azından bir kaç "dost"a daha ulaşmasıdır.

Sinema'nın Toplumsal İşlevi.......
....
İnsanın yaşama girişi duymaya düşünmeye başlamasıyla olduğu gibi, insanlıkta duygularını ve düşüncelerini şekillendirmeye başladığı andan itibaren, gerçekten tarih sahnesine çıkmış olur. Her sanat eseri, var olan bir şey ile, bir nesne ile ilgilidir; belli bir varlığı anlatır, ondan bir kesit ortaya koyar. Sanatçının gördüğü, kavradığı ve gerçeklik olarak belirlediği varlığın bilgisi, sanatın öz konusunu oluşturur... Tüm alanlardaki hızlı gelişmeler beraberlerinde büyük sorunları da günümüze taşımaktadırlar.

        Çağımızda sanatın varoluşsal özünü tehdit eden oluşumları, Küreselleşme denilen süreçlerin kültür konusunda doğurabilecekleri sonuçları, olabildiğince tanıtmanın zorunlu olduğuna inanıyorum, Hollywood filmleri, Sitcom dizileri, soap operalar, ticari müzik, bulvar ve Broadway oyunları, doğrudan dünya pazarı için üretilmiş best seller'lar, her kesimden müşteriyi hedefleyen haftalık bulvar dergilerinden pek az farklılık göstermekte ve farklılaştırmaktadır. Sayısı her gün kontrolsüz çoğalan iletişim kanalları, giderek, asgari bedellerle yüksek kâr arayışıyla yapılandırılan aynı tip yayınları, çoğu kez aynı saatlerde birbirleriyle yarışırcasına yayınlama eğilimi içindedirler. Paranın sansürünü denilen, birbirine benzer yapımların dayatılarak sunulması gerçekleşmektedir. Sinema endüstrisindeki iktisadi planlamalar sonucu ölçek ekonomisine dayalı türeyen çok salonlu sinemalar çoğu kez kapanmaya mahkûm olan bağımsız sinema salonlarıyla hiç de dürüst olmayan bir rekabet içindedirler. Ama asıl önemli olan, tecimsel (ticari) kaygıların, kısa vadede azami kâr arayışının ve bunlardan kaynaklanan "estetik"in, giderek daha geniş ölçülerde kültürel üretimlerin tamamına dayatılmasıdır. (1) 

    Gombrich'in dediği gibi "sanatın ekolojik koşulları" tahrip edildiği zaman, sanat da ölmekte gecikmez. "Kültür tehdit altındadır, çünkü içlerinde gelişebileceği ekonomik ve toplumsal koşullar, özerkliğin koşulu olan sermaye kullanımının esasen önemli boyutlarda olduğu birinci dünya ülkelerinde dolayısıyla öteki ülkelerde de, sadece iktisadi çıkarlara dayalı kâr mantığı tarafından derinlemesine bir şekilde bozulmuştur."(2) 

   Kamu hizmeti bilinci ve herkesin ücretsiz eğitime ve en geniş anlamı içinde kültüre erişme gibi son derece belirleyici toplumsal haklarının sonu gelmiş olacaktır. Getirilen yeni yönetmelikler ve düzenlemelerle görsel-işitsel hizmetler, kitaplıklar, arşiv ve müzeler, botanik ve hayvanat bahçeleri ve boş zamanları değerlendirmeye yönelik bütün hizmetler, sanatlar, tiyatro, radyo ve televizyon, spor karşılaşmaları, vb. sistemin kurallarına boyun eğeceklerdir. Neyi yiyip neyi yiyemeyeceğimize, neyi okuyup neyi okuyamayacağımıza, sinema ya da televizyonda neyi seyredip neyi seyredemeyeceğimize, vb. karar vermektedirler... Bir tepki örneği olarak 2003-2004 öğretim yılı başında kurulan Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Sinema Topluluğunun film gösterim duyurusundan bir parça sunuyorum;"Etkinliklerini her hafta Cuma günü, hukuk fakültesi arka binası Y3 anfisinde gerçekleştiren AÜHF Sinema Topluluğu, sinema seyircisinin mantığını ve kültürünü hiçe sayan aksiyonlardan, aşkı basitleştirip tanınmaz hale getiren uzun metrajlı tele volelerden, akıl almaz diyalogları, şiddet propagandalarıyla göz boyayan filmlerden farklı şeyleri perdede görmek isteyen; dizginlenemez ve korkutucu bir güç haline gelen medyanın bize sunduklarıyla yetinmeyen ve tüm bunların alt metinleriyle de ilgilenen herkesi; birlikte izlemeye, tartışmaya ve öğrenmeye davet ediyor."(3) 

        Sinema bir kültür öznesi olarak çok geniş bir alanda ve yaygın olarak kullanılmaktadır. En önemlilerinden biri kuşkusuz sanat alanıdır. Ülkemizde sinema ile ilgili tüm çalışmalar hep sinemanın sanat alanı ile ilgili sınırlandırılmaktadır. "Sinema yedinci sanattır" tanımı, Sinemayı tümüyle örtmekte diğer çok yararlı ve gerekli kullanım alanlarının gelişmemesi yada egemen dış sinema endüstrisinin tekelinde olması sonucu bağımsız bir sinema endüstrimiz, ulusal sinema dilimiz oluşamamaktadır. Bağımsızlık bir endüstri için teknolojimizin dışa bağımlı olmaması gereklidir. Küçük bir örnekle sektörü incelediğimizde, film çekim servislerinin malzemelerinden sadece kamera ve kamera aksesuarı, ışık taşıma malzemelerinin çanta ile kılıflarının, seyyar ara kabloların Türk malı olduğunu görürüz.

       Sinemanın temel öncelikli işlevi etrafımızda görülebilen dünyanın kaydedilmesi ve açıklanmasıdır. Sinema gerçekçiliğini kaybettiği zaman temel işlevini, kimliğini kaybetme sürecine girer. Bir film yapımcısı öncelikle gerçeğin peşinde olmalı sonra bu gerçeği sinemasal kaydetme arayışını yaşamalıdır. Ne çok gevezelik yapıp rol kesip tiyatrolaşmalı nede post modern anlayışla yapay kalıplarla yabancılaşıp videoyu sinemasallaştırmalı, didaktikleşip öğüt vermemeli, yaşanan ideolojileri yansıtmaktan ayna olma görevinden korkmamalı, kimliğini kaybetme sürecine girmemelidir. Sinemacı öncelikle ait olduğu kültürün kodlarına uygun bir yaşam sunmalı bir sonuç arayıcı olmayıp gözlemleme yeteneğini alıcısıyla birleştirip, insanlığın gelişme ve olgunlaşmasına hizmet etmelidir...

          Sinema ilk yıllarında insanın kendini ve çevresini keşfetmesine yarayan bir araçtı. Bu işlevi halen sürmektedir. Basit bir örnekle, yüksek kare hızlı lokomotif kameralarla (saniyede 120 ila 3000 kare çekim yapan kameralar) bir kurşunun bir nesneyi nasıl parçaladığını keşfedebiliyorsak, düşük kare hızlı kameralarla da bir bitkinin günlük hareketini ve iletişimini keşfedebiliyoruz. Bir şehri, bir ülkeyi tanıtabiliyoruz, Kenar mahallelerdeki kadınlar ile görüşerek mesken sorununu araştırabiliyoruz. Betimleme yaparak evreni, dünyayı, insanı, canlıları ve nesneleri keşfedebiliyoruz. Konulu filmle bir edebi eseri, tiyatro oyununu, canlandırabiliyor. Özgün hikayelerle da yaşamı sorgulayabiliyoruz. Doğa görünümleri, sinema dışında hiçbir sanatta insanoğluna, insanoğlunun çevresini algılamasına, bu kadar yakın değildir. İnsanoğlunun doğayı izleme eğilimi gördüklerini ve işittiklerini algılaması ve anlamlandırması, yaşantısının akışı üzerine yönelmektedir." (4) Sinema buna malzeme oluşturabilecek özel bir teknolojiye sahiptir. Bu anlamda sinema yaşamdır. Beyazperdedeki görüntü yaşamın ruhsuz kopyası demek yanlış olmasa da sinema yaratıcılarını yansıtan bir yaşamdır. Çünkü insanlarla iletişim içindedir. Şüphesiz sinemanın basit, ucuz kolay tüketilebilir olmasıyla, en az anlayana hitap etmeye çalışmasıyla, seçici ve duyarlı bir toplum hedeflememesiyle, seyirci kitlesini sadece eğlendirmek amacını taşımasıyla, ölçek planlamasıyla sinema salonlarının küçülmesiyle, kişisel film oynatıcıların ev sineması adı altında pazarlanmasıyla, kültürün basite indirgenmesiyle, vb. sinema sanatının yaşamını sağlayan ekolojik denge bozulmaya başlamıştır. 

      "Bir nehrin ya da gölün üzerini yeterince uzun bir süre seyrettiğiniz zaman, sudaki bazı oluşumları keşfedersiniz. Hafif rüzgar ya da akıntı olduğu zaman suyun içindeki nitelikler daha iyi fark edilecektir. Onlar, düşünülerek oluşturulmamış, keşfedilmiştir. Belgesel filmlerde de aynı özelliği görmek olanaklıdır. Öyküye olan talep,"konulu olmayan filmin rahminde yeniden hayat bularak "yerine getirilmektedir." (4) "Belgesel film türü şüphesiz diğer film türlerinin en güçlüsüdür".(5) Belgesel Sinemacının sorumluluğu belgesel filmin yapısından ötürü çağımızda giderek artmaktadır... Belgesel sinemanın işlevi sadece bilgilendirmek değildir. Sadece bilgilendiren bir belgesel film yarım kalmış bir belgesel filmdir. Belgesel filmler, sinemanın işlevlerini iyi özümseyip bunu tümüyle üzerlerinde taşımalılardır, çünkü belgesel sinema sinemanın toplumsal işlevinin en yoğun yaşandığı sinemasal anlatımın en nesnel olduğu, sinemanın toplumsal kimliğini en iyi yansıtan film türüdür. Sinema ve Teknoloji etkileşimiyle Video kayıt sistemleriyle Belgesel sinema yapılmaya başlanmıştır, bu görüntünün kayıt formatı ile ilgili bir seçimdir fakat Çocukların ve üniversite öğrencilerinin sinemacı olmayan akademisyenlerin, televizyoncuların Belgesel adı altında yaptıkları video ve televizyon çalışmalarının, sektörsel tanıtım filmlerinin, sinema ile hiçbir şekilde ilgisi olmadığı için Belgesel Sinema kavramıyla da ilgisi yoktur. Sinemanın işlevlerinden biri televizyon ve videoya gibi alanlara ilham vermektir. Sinema dünyasındaki gelişmeler en çok televizyon ve video endüstrisinde kullanım görmüştür ama videonun sinemaya ilham olma işlevini üstlenmeye çalışması, henüz olgunlaşmamış kof sistemiyle kendini sinemayla karşılaştırması sinema içinde söz hakkı istemesi kendini bilmezliktir. Video küreselleşme süreçlerinin, tecimsel kültürlerin, kültürel yozlaşma ve pornografi alanı olmamalıdır. 

       Sinema onu uygulayıcılarının eseri olduğuna göre, yaratanlarının kimliğini ve kültürünü de yansıtır, bu anlamda sinema bir tanıtım aracıdır da. Sinema bir dil olduğuna göre de kendini var edip yaşatanların dilini yansıttığına göre, ulusal kimlik oluşturmamızda ve ulusal kimliğimizi anlatmamızda çok önemli bir araçtır. Bu dil genel evrensel dil içinde farklı kültürlerin farklı özel dilleri karşı karşıyadır. Sanatın evrensel dili söz konusudur. Evrensel bir dil oluşumunda evrenselliği besleyen onu zenginleştiren öznellik küreselleşmenin şeklen algılanması sonucu kaybolmaktadır... "Modern insanın çağdaş yaşamı içerisindeki boşluğun sebeplerinden biri ideolojilerin parçalanması ve kaybolmasıdır." (6) Kültür artık inanç, din ve başka şeylerle varolmaktadır. İçinde bulunduğumuz yüzyıl yapmacık bir yaşantı sürdürmemize sebep olmakta, bilim önümüzdeki yüzyılda soyut karşısında tutunamamakta, bilimsel düşüncenin kabul etmediği birçok olgu kabul görmeye başlamaktadır. Sanat önce hayali bir olgu ile başlar sonra fiziksel bir araç ile işlevini yerine getirir. Büyük bir hızla gelişen dünyada kendi benliğini, bilgisini, çabucak eskimesi karşısında şaşkınlaşan insan, hangi değerlere nasıl bağlanması gerektiğinin bilincine varabilmesi için "gelişkin bir düşünsel nitelik" (7) kazanmaya ihtiyacı her zamankinden daha çoktur. Film, genel bilimsel bilginin kapsamı içinde dünyayı yeniden keşfetmemizi sağlayacaktır. Kişinin yaşantısı gerçekle şekillenecektir. Kracauer'e göre bilim nesnelerin doğru anlaşılması için kullanılmalıdır. Tarih, fotoğraf ve sinema "aracı" oluşumlardır. Kısmen sanat kısmen bilim içindir. Dünyanın yerleşim için daha uygun bir yer olmasını sağlarlar. Bu aracı oluşumlar sayesinde insan yaşantı ile uyum haline girer. Kendilerini doğruların ve hayalin ikiyüzlülüğüne teslim etmezler, gerçek bir dünya içinde yaşarlar.

Yazıyı yazan :Hakan ADA ---Film Yönetmeni

N@N'dan not : Bu yazı kameraarkası yahoo grubundan gelmiştir. Daha fazla insana ulaşması için aynen buraya taşıdım. Altına kendi imzamı atarım dememe de gerek yok sanırım :)

ALINTI YAPILAN ve YARARLANILAN KAYNAKLAR:
Küreselleşmenin özgürlüğe tasallutu/KÜLTÜRÜ KORUMAK GEREK Pierre Bourdieu-Idea Politika (1,2)
Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Sinema Topluluğu 2003 ;2004 öğrenim yılı film gösterimi duyurusu.(3)
J. Dudley ANDREW, Sinema Kuramları/İzdüşüm (4)
Poul ROTHA, Belgesel Sinema (5)
Gerald MAST & Marshall COHEN, Film Theory and Criticism/Oxford (6)
C.W.Mills, Toplumbilimsel Düşün, Kültür Bakanlığı Yayınları, Çev. Ü. Oskay, 1979, s. 1. Mills'in,"Toplumbilimsel Düşün Yeteneği" olarak adlandırdığı bu nitelik "insanlara nasıl yaşadıklarını" ve diğer insanların "nasıl yaşadıklarını" anlama becerisini sağlayan, yaşamı anlamlandıran, üstün bir niteliktir.
Toplumsal Değişme ve Türk Sineması
SIEGFRIED KRACAUER - Zehra Kavame
Sinema Üzerine Değinmeler ...Ve Sinema, Kitap 2, sayfa 124, 1986 -Engin Ayça

FI
fiction
Joined: Mar 16, 2004
365 posts
Apr 13, 2004, 12:39 PM#10323

uzun bir yazı olmasına rağmen sabırla yazının hepsini okudum ...sinema aslında sanat dalları içinde en özel olanı çünkü sinema diğer sanat dallarınıda içine alan bir sanat dalı ...ama ne yazıkki günümüzde en az saygı duyulan sanat dalı ve bu beni gerçekten çok üzüyor ..lavuğun biri eline gitar alıp tıngırdattığı zaman kabileyetli(!) ve geleceği parlak olurken ...sinemacı olmayı düşlemek sinema yapmanın peşinden koşmak boşa kürek çekmek boş hayaller kurmak gibi algılanıyor... aslında sinema yapmak, en azından sinema yapmaya çalışmak, eline gitar alıp çevrenede 2-3 tane o*r*spu toplayıp aptal aptal bağırmaktan çok daha zahmetli ve zor iştir ...insanların artık sinemaya saygı duyması gerek en azınadan filmleri bir eğlence yada vakit geçirme aracının ötesinde görmeleri lazım... kitap okumayı yada tiyatro seyretmeyi bir marifet sayıp saygı duyan toplumumuzun aynı saygıyı sinemayada göstermesi dileğiyle...

ST
Strier
Joined: Nov 13, 2003
165 posts
Apr 13, 2004, 01:06 PM#10326

Sinema tüm sanat dallarından beslenebilen obur bir sanat olduğu için her zaman diğerlerinden önde durmalıdır.Onları tek bütünde toplamayı becerirken aynı zamnda kendine özgü özellikleri ve yöntemleri vardır. Bu sebeble bir film yönetmeni, nerdeyse bilge bir kişi ve kültür abidesi olmalıdır ki film yapmaya başlayabilsin. Aynı zamnda seyreden de bilge kişiyi anlamak için belli bir birikime sahip olmalıdır. Kitleye en çabuk ulaşan ve popüler bir sanat olan sinemanın şansızlığı tam da bu noktadadır.
Sonuçta bir popüler kültür nesnesi olarak kendini bilmez dangalak zihinlerce aşağılanmakta ama sevdalılarına unutulmaz hazlar vermektedir.
Dangaklar dangalaklarla, sinefiller sinefillerle...

Martin Mystere
Martin Mystere
Joined: May 27, 2002
1,621 posts
Apr 13, 2004, 02:21 PM#10334

yaziyi ben de okudum. en azindan bir soylesi ekseni olusturmasi yonunden guzel burada olmasi. su siralar is yogunlugundan sinefile sadece okumaya geliyorum. ona bile vakit yetmiyor.

ben sadece suna dikkati cekmek isterim:

bugun vardigimiz noktada tüm sanatlar kitle kültürü yardimiyla ici bosaltilarak zararsiz hale getirilmektedir. pavyon sarkicilarina ve memelerine para takilan dansozlere bile "sanatci" denmesi siradan bir cahillekle aciklanmamali sanirim. bu gercek anlamda sanatin ve sanatcinin kitlelerin zihninde eglencelik ve seyirlik bir is yaptigina inandirilamasi icin yapiliyor. ozellikle muzik ve anlati sanatlari bugun "entertaitmen"in bir parcasi sayiliyor. sinema sanati da bu ortam icerisinde varolma savasi veriyor. eglence endustrisinin parcasi sayilan sinema (ya da motion picture) ile yasami yeniden yorumlamaya calisan "sinema" arasinda da en azindan beklentiler duzeyinde farklar olmasi normal olan olmali.. ornegin sinan cetini konusurken onu mustafa altioklarla kiyaslamak, satis becerilerini konusmak cok normal ve olmasi gereken. nuri bilge ceylana bakarak sinan cetin filmlerini aptal ve dangalakca bulmak dogru gelmiyor bana.

N@
N@N
Joined: Feb 16, 2004
135 posts
Apr 15, 2004, 07:55 AM#10413

nuri bilge ceylana bakarak sinan cetin filmlerini aptal ve dangalakca bulmak dogru gelmiyor bana.

doğrularını bizede aç be abi :D

RA
rai
Joined: May 30, 2002
645 posts
Apr 15, 2004, 01:45 PM#10479

içinde bulunduğumuz zamanın kimi zaman sonsuzluğumuzu anlama dilimizi de dönüştürdüğü görülür ki bu aslında pek de uzak durulacak bir şey değildir. dönemin sanatçıları da yazarın videoya yaptığıyla aynı şekilde sinemayı dışlamaya yönelik etkili argümanlar geliştirebilecekken bunu yapmamış ve sinemanın içine batıya has bütün sanat dallarını yerleştirmişlerdir. sinemanın içindeki gelenekler arasında özgün olduğunu söyleyebileceğimiz kaç tane gelenek sayabiliriz ki. bu noktada aslında özel olanın sinema mı yoksa resim daha genelde görüntü-gösterge mi olduğu sorusu aklımı kurcalar. buna göre sinemayı diğer sanat dalları arasında çekip ayrıca övmek bana pek doğru gelmiyor.

sanatçı kimdir tartışmasında ise ciddi sorunlar ve sorunlar ortaya çıkıyor. ben kişisel olarak sanatın ve sanatçının öyle yerlere göklere sığdırılamaz şeyler olmasını kabul etmiyorum. aksine bu sanata yaptığımız en büyük kötülüktür. onu sokaktan, evden, köy meydanından, veya dere kenarından alıp müzelere, galerilere, salonlara tıkıştırmak sanatın temel işlevlerinden olan görünür kılmaya oldukça ters düşüyor. yaşamı ve yaşamın bilgisini anlayıp yorumlamayı ifade eden sanat, sanmıyorum ki salonlara veya milyonda bir tane olduğuna inandığımız dahilerden ibaret bir dünyaya sığsın. ancak yine de sanat tarihi daha derinlikli ya da daha az derinliğe sahip eserler ve kişiler olduğunu söylemekte;

bu noktada sanattaki sonsuzluğu yakalamak için o sonsuzluğu içinde taşıdığının farkında olan yani kendisine içkin olan "nicelik olarak sonlu ama nitelik olarak sonsuz" olmak gibi trajik bir yazgıya sahip olduğunun farkında olan insanlar gerekmektedir. (biraz karmaşık oldu di mi) demek istediğim dev bir katedrale girdiğinde kendisini ezilmiş küçücük kalmış hisseden ancak bu sonsuzluğu yaratanın da insanoğlu olduğunu farkedebilen insan. içindeki sonsuzluğu görebilen insan bunu dışavurmak konusunda da öyle veya böyle bir takım çıkış yolları arayacaktır. bu sonluluk içindeki sonsuzluğun ya da tam tersi sonsuzluk içindeki sonluluğun dışavurumu sanatçı açısından ölümsüz bir sanat eserinin anahtarıdır.

strier' e bu noktada katılarak sanat eserinin içine işlenmiş olan sonsuzluğu korkmadan görebilecek bir göze sahip olmak en az o sanatı ortaya koymak kadar önemlidir. zaten estetik kelimesi de algıya ilişkin bir yunanca kökten türemiştir. kanımca bu algısal sınırı aşan insan zaten iflah olmaz. izlediği kadar üretir de. ee niye öyle olmuyo artık derseniz bunun cevabı sanırım bu trajik yazgısından korkan insanın yaşamı giderek bir sonlu etkinlikler müsameresine çevirmesidir. bir sonlu etkinlikler müsameresi içerisine bir sinema projesi sokuşturmak oldukça non-komformist (artislik olsun diye değil uyduramadığımdan türkçe yazamadım kusura kalmayın)bir harekettir. ve bizim halihazırdaki yaşam saatimize uygun değildir. sinemayı görece zor kılan şeyin bu olduğunu düşünüyorum, ancak bunun derdi olan insan yeterli bir bahane oluşturup oluşturmadığı konusunda şüphelerim var.

sanatın ve özelde sinemanın toplumsal işlevine gelecek olursak, zannımca insanı bütün inanç sistemlerinde hikaye edilmiş bu sonsuzluğu (antik yunanda sisyphos, hristiyanlıkta adem ile havva, müslümanlıkta topraktan yaratıp ruhunu üfleme,vahded-i vücud, kızılderililerde quetzalcoatdl vs...) hissettirme ve ondan korkmamayı sağlamaktır. işin ideolojilerden bağımsız açıklaması sanırım bu. bunun üzerine ideolojik bir takım yüklemeler yapıldığı takdirde bir birinden farklı sanat anlayışları ya da işlevsel beklentiler doğar.

unutmamak için alakalı alakasız yazıverdim galiba... neyse...

KI
kisa_samsun
Joined: Apr 14, 2004
7 posts
May 23, 2004, 07:55 PM#11937

Rai demiş ki:

ben kişisel olarak sanatın ve sanatçının öyle yerlere göklere sığdırılamaz şeyler olmasını kabul etmiyorum. aksine bu sanata yaptığımız en büyük kötülüktür. onu sokaktan, evden, köy meydanından, veya dere kenarından alıp müzelere, galerilere, salonlara tıkıştırmak sanatın temel işlevlerinden olan görünür kılmaya oldukça ters düşüyor. yaşamı ve yaşamın bilgisini anlayıp yorumlamayı ifade eden sanat, sanmıyorum ki salonlara veya milyonda bir tane olduğuna inandığımız dahilerden ibaret bir dünyaya sığsın.

hah işte bu ya.. sonunda şunu benden başka düşünen insan gördüm ya.. ölsem de gam yemem.. kahrolsun galeriler.. çık sokağa bi resim yap, müzik çal, film çek.. olay budur... yok sanatçıymış yok sanatmış.. nesini tartışacan ki..

You need to log in to post a reply.