en yalnız polis ve dedektifler
9 replies · 278 views
en yalnız polis ve dedektifler
Bi dergide vardı böyle bi seçki, ben de takıldım. Tüm polisiye ve kara-filmlerdeki en yalnız polis ve dedektifler hangileri sizce? Benim ilk aklıma gelenler (5 üzerinden yalnızlık dereceleriyle beraber!):
- John McClane (die hard -ilki-): ihtiyacı olduğunda ayakkabıları bile yanında değildi. Aynı binadaydı ama arasını düzeltmek istediği karısına ulaşamıyodu. Bütün gece tek bulabildiği arkadaş bir gökdelen aşağıdaki, stevie wonder kılıklı bi memurdu. Etrafında soğuk almanlardan başkası olmadığı için amerikan tarzı esprilerini anlayacak birileri de yoktu. E dışardaki şerefsiz fbi elemanları da destek yerine köstek oluyolardı. Ama olsundu, zaten yalnız kovboyun geceden başka dosta ihtiyacı mı vardı?
Yalnızlık şiddeti: **. Düşük çünkü gecenin sonunda eş dostla bi araya geldi. Tabii devam bölümlerine kadar, ama geldi işte. - Fritz Brown (brown's requiem): oo hoo, daha film başlamadan yalnız kaldı bu. baksanıza, başrolde olmasına rağmen filmin afişinde bile öne, küçük bi rolü olan selma'yı koymuşlar, brown (müthiş ama değeri bilinememiş oyuncu michael rooker) arkada bi başına kalmış http://www.imdb.com/title/tt0171135/ . Özel dedektif brown, karanlık ortamların, izbe barların adamı. Neticede muvaffak bile olsa, McClane gibi, kollarına atılıcağı bi karısı falan yok. Çok sevdiği bir tek kardeşi vardı, onun akıbetindense bahsetmeyim izlemeyenleri düşünerek. Para da bişeyi değiştirmezdi. Para whisky kadehlerinde, strip kızlarında erirdi, ama ağıt kolay kolay erimez.
Yalnızlık şiddeti: *****.
Bu arada bu film usta polisiyeci J. Ellroyun ilk eserinden uyarlama. Tabii LA Confidential gayet iyi bir film ama yazarın karanlık ve kirli dünyasına göre biraz hafif tondadır. LA dörtlemesinin diğer bir ayağı olan, sürükleyici, sert ve karanlık 'black dahlia'nın uyarlanması projesini de palma usta üstlendi bu arada. Brown's Requiem ise başyapıt olmasa da, yazarın bu dünyasına daha yakındır. Tabii mood olarak bana da. - Harold Angel (angel heart): kendisine illet olan şu hiç sevmediği tavukları arkadaştan saymazsanız, angel diğer meslekteşlarından çok daha yalnızdı. çünkü kendisi bile kendisiyle değildi. ha? yani daha kendisinin kim olduğundan bile bihaberdi. Film boyunca da eşlik edicek biri yoktu dedektife. nasıl olsundu ki, dokunduğunu kurutuyodu. Gerçi yarenlik eden bi çıtır olmadı diil, hani bill cosby'nin kızı, ama o da işte mickey rourke'un da kızı(?). Ayıp tabii. E takdir edersiniz ki şeytandan da dost olmuyo.
Yalnızlık şiddeti: *****. - Tom Welles (8 mm): önce domestik aile babası olarak görüyoruz, ama bu bi yanılsama. bebeklerinin geleceği için işi kabul etme tripleri inandırıcı değil. Welles gizli gizli sigarasını içip şiddetle merak ettiği karanlık dünyalara girme isteğinde. O alemlere daldığında da bi başına kalıyo. Bi genç elemanla arkadaş oluyo ama ne için? Onun da başını yakmak için. E bu kadar karanlığa bulandıktan sonra, artık aydınlık tarafta daha yalnız olucak.
Yalnızlık şiddeti: ****. - bunların dışında heat'in al pacino'su (karısını bi herifle yakaladıktan sonra televizyonuyla girdiği tripler ilginçtir), blade runner'ın H. Ford'u (o da Angel'la beraber bu alemlerin en yalnızı: android olduğundan haberi yok), vertigo'nun* jimmy stewart'ı da çok yalnızdır çook.
* 2 karakter jimmy'e bir oyun oynar -ona bir film yaratırlar-, o da oyuna hakim olup kendi filmini yaratmaya çalışır, biz de izlediğimiz filme, hitchcock da çektiği filme hakim olmaya. yani film, jimmy stewart'a oyun oynayan karakterler, jimmy, hitchcock ve bizim aramızda cereyan eden bir 'kamera' mücadelesi düzleminde ilerler.
polis ya da dedektif sayilir mi bilmiyorum ama deckard kor gecer.
Seven'daki Morgan Freeman'da pek yalnızdı.
deckard polislik yapıyo, niye sayılmasın? zaten onu yazmıştım ve harry angel'la eşleştirdim çünkü bu iki film, film-noir'ın protagonistiyle ilgili önemli bir özellik olan, dedektiflerin olayın çözümüyle beraber aslında kendilerini de aramaları trüğünü yaratıcılıkla kullanıyorlar.
kitapta deckard evliydi en azından, filmde daha yalnız. zaten filmde melankoli ve yabancılaşma çok yoğun. bu filmde scott'ın kara film atmosferi ve temalarını, kalıplarını değişik bir platformdaki kullanış şekli ve bütün olarak film, bir sinema dehasını işaret etmektedir kanımca. ama maalesef alien hariç başka hiçbir işini beğenmedim scott'ın. holüvud memuru, kuklası oldu.
filmi çekiliyomuş diye duydum, doğruysa, ve oyuna sadık kalırlarsa, "max payne" müstakbel aday.. kafadan alır..
bi de deckard mevzusu.. "kendini arama" tabiri çok çok az kalır, kendisinden ziyade "insan" arıyor, melankoliye kapılıp bunların ne kadar gerçek, ne kadar yapay olduğunu sorguluyor.. "başkalarını, kendisini aradığından daha çok arıyor" aslında.. zaten film de olay akışı sonlandığında değil (ki olaylar daha sürecek), deckard'ın esas kızı anladığı ve kızın sonunu öngördüğü anda sonlanıyor..
kişisel etki alanıma gelince; çok az filmin finalinden bu kadar etkilendim.. bence bi "kara film"in finali de, insana bu filmin verdiği hissi vermeli..
yine ellroy uyarlaması cop'ın baş karakteri de yalnızlardan: http://www.imdb.com/title/tt0092783/ karısı filmin başlarında kızlarını da alıp terkeder bunu. ama pek aldırmaz bu. zaten kötü bir babadır. yalnızlık şiddeti: ***. film ortalama ama james woods yine çok iyidir burda.
The Last Boy Scout'da da Joseph Cornelius (nam-i diğer Bruce Willis abi) filmin başlarında yalnızlığa mahkum olduğunu anlar. Ailesi parçalanmaya yüz tutmuştur, karısıyla sorunları vardır. Zaten Joseph'in karısını evde yakın bir arkadaşıyla yakalaması ile de her şey ayyuka çıkar. Sonra bada bumm vs.
çin mahallesindeki jake gittes ve the long goodbyedaki philip marlowe'u eklemem gerek buraya.
neo-noir(1)'ın en iyisi olan bu filmin çoğunda burnu bantlı dolaşan jake'in yenilgisi ve yalnız kalıcağı dünden belli. çin mahallesi bu filmde yer olarak değil ama bir durum, sistem ve 'state of mind' olarak filmi özetleyen bir olgu. eski tecrübesine rağmen kirli sisteme karşı yine mücadele etmeye kalkan jake herşeyi daha kötü hale getirir. "forget it jake, it's chinatown."(2) y. ş. : *****
bi diğer modern noir, altman'ın radikal tür parodisi the long goodbye yeterince anlaşılmadığı için çoğunlukla hiç beğenilmemiştir. anlayanaysa biçimsel ve eleştirel olarak çok şey vaat eder. amerikan tarzı film yapımını ve noir ve dedektif filmlerine, romanlarına eleştiridir. dönemine uygun olarak algısı bozuk bir marlowe var filmde. yalnızlığına gelince kedi örneği veriym. kedisinin maması biter, markete gider marlowe. ordaki elemandan yardım ister. "hepsi aynı, niye kasıyosun" diyen elemana "senin hiç kedin olmadı galiba" diye cevap verir. eleman: kediyi napıym. benim bi kadınım var, der. bi mama alıp dönen dedektif kediyi memnun edemez. eski mama kutusuna başka şey koyar, kanmaz kedi. zaten sonra kaçar gider kedi evden. bu meş'um olayların başıdır dedektif için. y.ş. : *****
- maltese falcone ('41) ile başlayıp touch of evil ('58) ile biten film-noir sonrası bütün filmler neo-noir sayılır. kara film konusu çok geniş, bilahare ayrı bi başlık açarız belki.
- homer simpson bi bölümde öğretmen oluyodu, çok popüler oluyodu ama bu sınıfta sürekli karısıyla özel hayatlarını anlattığı içindi. havaya giren homer, yaptığını tasvip etmeyen marge'a, jack nicholson filmlerinden ortaya karışık şeklinde hayli hararetli bi nutuk çeker. sonunu jack nicholson'ın 2 sahnesiyle bağlayarak:
Homer: Look Marge, you don't know what it's like - I'm the one out there every day putting his ass on the line. And I'm not out of order! You're out of order! The whole freaking system is out of order! You want the truth? You want the truth? You can't handle the truth! 'Cause when you reach over and put your hand into a pile of goo that was your best friend's face, you'll know what to do!! Forget it Marge, it's Chinatown!!!
Marge: Homer, don't ever tell them personal stuff about me again!!
Homer: (sheepishly) Yes ma'am.
Bravo Costanza yaaa, ne güzel yazmışsın, eline sağlık.
- ben noir türüne fazla ilgili olmamakla beraber eğer es kaza bulaşmışsam takılıp kalıyorum. Chinatown'da da öyle oldu, o kadar sevdim ki dvd'sini bile aldım sonunda paraya kıyıp.
You need to log in to post a reply.