d. argento
7 replies · 318 views
d. argento
o en iyisidir korku sinemasının, Bava'nın bile bir adım önünde. sürrealistimsi filmleri peliküle aktarılmış en güzel kabuslardır.
önce kalıplaşmış bazı yersiz eleştirileri bertaraf etmek isterim. en sık kullanılan mazeret, filmlerinin sadece görsel güzellikte olup hikayelerinin uydurukluğudur. sinemayı resme, müziğe, güzel sanatlara değil de edebiyata yakın tutan bu argümana cevap vermek kolaydır. bir p. greenaway alıntısı: "eğer hikaye anlatmak istiyorsanız yazar olun, sinemacı değil."
bu yeterli de olsa aslında çoğu argento-severce bile gözden kaçırılan mühim nokta şu: olay örgüsünün tutarsız, baştan savma görünümü daha çok bir tema çerçevesinde olan birşeydir. yani sadece görsel-işitsel tarafı öne çıkarmakla kalmaz bu senaryo tavrı, Argento için önemli bir tema olan, tutarlı ve mantıklı bir algılamanın imkansızlığı inancını destekler. tabii bu başarısız ve gereksiz motifler içeren senaryolara sahip argento filmleri yoktur demek değil.
bir zamanlar batı'da'ya senaryo desteğinde bulunan Argento'nun ilk filmi önemli işlerinden sayılan kristal tüylü kuş, takip eden cat o' nine tails ve Four Flies on Grey Velvet ile üçleme oluşturur. bundan sonra 2 başyapıtı deep red ve suspiria geliyor. daha önce morricone'yle çalışırken bu filmlerde italyan goth-rock grubu goblin'le çalışması, özellikle suspiria'nın başarısında önemli pay sahibi.
sonra suspiria'nın kardeş filmi inferno geliyor. rasyonel mantıktan kaçınılarak düş yapısıyla kurulan senaryosunun 'saçma' bulunmasıyla genelde gözardı edilen, oysa mario bava katkılı set/görüntü çalışmasının da katkısıyla sıradışı ve güzel bir korku filmi.
takip eden tenebre çok başarılı bir kült giallo (ve slasher), hatta gore düzeyinden ötürü ilk video nasty listesinin mensubu bir splatter. seyredilirliği en yüksek Argento filmlerinden.
80leri formdan çok düşmeden, amerika'ya açıldığı phenomena (izlemedim) ve opera gibi 2 başarılı korku filmiyle tamamlıyor.
maalesef 90larla beraber düşüş başlıyor. en zayıf filmleri trauma ve *operadaki hayalet * bu dönem içinde. aradaki giallo stendhal sendromu ise gereksiz senaryo unsurları taşımakla ve önemli argento tarzı stil özelliklerinin çoğundan yoksun olmakla beraber, bu dönemin kaydadeğer yapımı.
yeni on yıla eski hayranlarını tatmin etmeye yönelik ortalama bir giallo uykusuz ile giren yönetmenin son filmi the card player, yine stilizmden yoksun olduğu kaydedilse de son dönem filmlerine göre olumlu tepkiler aldı.
filmografisi dışında önemli bir nokta olarak bir Argento okulundan da behsedilebilir 80lerden beri. bu okulun parlak öğrencisi m. soavi, başarısız sayılabilecek talebesiyse lamberto bava.
Last edited: May 05, 2005, 05:07 PM (2)
Argento 'nun Suspiria'sı hakikaten korkutuyor ama bunun yanında film olarak hakikaten tatmin edici. Gerek kamera, gerek ışık ve özellikle renkleri çok çok güzel. Aynı zamanda Argento bence mood oturtma konusunda bir dahi (zaten galiba filmin öyküsünden ziyade karakterlerine ağırlık veren yönetmenler daha başarılı bu konuda genellikle). Suspiria benim için kesinlikle korku filmlerinin ilk üçündedir.
İzlediğim bir Argento filmi daha beni çok etkilemişti; filmde kızı alıp zorla cinayetlerine şahit yapıyordu katil. Biz bazı sahneleri kızın POV'undan bazıları katilin POV'un izliyoruz. Bu arada katilin siyah kalın eldivenleri vardı. İsmini bulamıyorum bir iki synopsis okudum ama hiç biri uymadı.
Filmi izlerken hem inanılmaz bir kabus sıkıntısı hissi hem de güzel ve farklı birşey izlemenin keyfi sardıydı beni.
bir argento hayranı olarak şunu diyebilirim ki suspiria korku filmleri arasında en ürkütücü açılışa ve müziğe sahip filmdir.goblin i selamlamak lazım buradan...
senin izlemiş olduğun film stendhal syndrome olmasın sakın?
trauma diyeceğim ama büyük ihtimal değildir...
argento baba "manyak" olmanın dışında sevielsidir eli öpülesidir...
trauma'da zorla cinayet seyrettirme yok. stendhal'da sadece tecavüz sahnesinde öyle bişey hatırlıyor gibiyim. opera olmalı. orda katil kızı bağlayıp, gözünün altına iğneler yapıştırıyodu cinayeti izlerken gözünü kapatamasın diye. korku filmi yönetmeni ve seyircisinin konumuyla ilgili (ve bazı başka şeyleri de çağrıştıran) bir metafordu.
katilin siyah eldivenininse, hangi argento filmi olduğunu bulma konusunda size bir yardımı olmaz; çoğu filminde var. hatta kendi elindedir çoğu kadını öldürme sahnesinde.
suspiria'da öyle uçmuş bir argento var ve kendine has trüklerini, müzik kullanımını öyle abartmış ki, öyle film bir daha zor gelir.
bu arada kesin olmamakla beraber, aslında o okuldaki kız öğrencilerin çocuk olmalarını istiyomuş başta. fazla sapıkça olduğu için olucak yapmamış bunu. yine de içinde ukte kalmış olucak ki, filmdeki kapı kolları çok yüksekte, kızlar kapıların önünde çocuk gibi kalıyolar.
Last edited: May 05, 2005, 05:20 PM (1)
stendhal da filmin ortasına doğru bir araba sahnesi vardır meşhur...
katil arkada kadının birine tecavüz eder ardından da silahtan çıkan kurşunun bir yanaktan girip diğerinden çıkışını izleriz...o esnada asia da olaya şahit olur...
*filmografisi dışında önemli bir nokta olarak bir Argento okulundan da behsedilebilir 80lerden beri. bu okulun parlak öğrencisi m. soavi, başarısız talebesiyse mario bava'nın oğlu lamberto bava.*
Bu görü$e katılmıyorum. Lamberto Bava gayet ba$arılı bir yönetmendir. Macabro, Demoni 1-2, Ogre, Body Puzzle.. gibi önemli filmlere imza atmı$tır. Özellikle Italyan korku yönetmenlerini takip eden biri olarak Lamberto'nun yeri benim için ap ayrı. Michele Soavi'yi ba$ tacı edip Lamberto Bava'yı ba$arısız kılmak gerçekten $a$ırtıcı. Arkada$ımıza Lamberto Bava filmlerini daha dikkatli izlemesini, bir kıyaslama yapacaksa da Italyan yönetmenlerin genelini göz önüne alarak kıyaslama yapmasını öneririm. Italya korku sineması $uan büyük bir dü$ü$ ya$asa da çok önemli yönetmenler çıkarmı$tır: Lucio Fulci, Alberto de Martino, Antonio Margheriti, Corrado Farina, Joe D'Amato, Luigi Cozzi, Pupi Avati, Riccardo Freda, Ruggero Deodato, Sergio Martino, Umberto Lenzi.. Aslında Italyan yönetmenleri aralarında kar$ıla$tırmak yerine diğer ülkelerin yönetmenleri ile kar$ıla$tırmak çok daha yerinde olacaktır. O zaman gerçek korku filmlerinin Italya'dan çıktığı çok daha iyi anla$ılır.
İspanyol yönetmen Amando de Ossorio ve Fransız Jean Rollin'i de unutmamak gerek..
l. bava'nın izlemediğim filmleri var tabii ki, ama madem başarılı-başarısız gibi sıfatlar kullanıyoruz; korku filmi kaynaklarına falan göz gezdiren biri olarak bu adamın çoğunlukla, hele de ustaları baba bava ve argento yanında sönük bulunduğunu görüyorum. ama şöyle tekrar düşününce haklısın, biraz hakkını yemişim başarısız diyip geçmekle. yani zayıf işleri olsa da, iyi işlerini de gözardı etmeyim.
macabro'ya katılıyorum ve de beğenilen işlerinden biri. babası macabro'yu izledikten sonra "artık rahat ölebilirim" demiş hatta. sonra sıradışı bir film olan ilk demons ve başarılı giallo'lardan 'a blade in the dark' iyi. bir de sanırım amerikan tvsi için çektiği ama pek gün yüzü görememiş birkaç işi var, bunların en iyi işi olduğu kaydediliyor.
soavi ise, bilhassa dellamorte dellamore ve the sect'le korkuseverlerce el üstünde tutulur diyebilirim. kendisi bava ve argento'dan sonra zincirin devamı olarak sayılmaya başlanmıştı ama film çekmeye ara verdi.
devamla italyan korkusunun üstünlüğü babında isimler saymışsın -konuyu dağıtarak da olsa-, haklısın amerikanın önünde 1 numerodur italyanlar korku filminde.
Last edited: Jan 12, 2005, 06:45 PM (1)
You need to log in to post a reply.