Karpuz Kabuğundan Gemiler Yapmak
11 replies · 388 views
Karpuz Kabuğundan Gemiler Yapmak
Film bu akşam (10.01.2004) desem'de (izmir) gösteriliyor. hafta boyunca da izlenebilir. izledikten sonra düşüncelerimi yazmayı planlıyorum, ama daha önceden izleyenler varsa, görüşlerini bizimle paylaşsınlar isterim.
iki defa izledigim ve cok sevdigim film.. film cok duygusal, guiseppe tornatore'nin cinema paradiso'su ile fatih akin'in solino'sunu andiriyor.. metaforlar vs.dir ugrasmiyor ulucay.. iyi bir hikaye anlaticisi..
karpuz kabuğundan gemiler yapmak'a giderken oldukça tereddüt içerisindeydim. ahmet uluçay'ı çeşitli vesilelerle duymuş olsam da sineması hakkında bir bilgim/referansım yoktu. daha önceleri kısa filmleri olduğunu ve filmlerini yaşadığı köyde çektiğini biliyordum.
köyden kasabaya çırak olark gelen ve düşleri bir sinema makinesi yapmak olan iki gencin yaşadıkları konu edilmiş. hikaye sıkça rastlanabilecek bir hikaye belki, ama uluçay'ın üslubu onu oldukça dikkate değer kılıyor. benim ilk dikkatimi çeken köyde ve kasabada bazı sahnelerin bir korku filmi atmosferinde çekilmiş olması oldu. çocukların/gençlerin köyün sokaklarında yürüdükleri sahneler, annenin filmleri yaktığı sahne, mehmet'in nihal'i aradığı sahne, hep korku atmosferi içinde çekilmiş. bu oldukça hoşuma gitti. yaşamımızda gerekli gereksiz, olur olmaz pek çok şeyin, kimseye belli etmesek de, bizi korkutabileceğini (sinirlerimizi gerebileceğini) söylüyor gibi. öyküyü anlatırken bu türden sahneler kullanması öte yandan yabancılaştırıcı bir etki de yaratıyor. kişi korkutucu bir şeyler beklerken, bunun gerçekleşmediğini görünce, her seferinde film izlediğinin farkına varıyor. (bu etkiyi güçlendiren başka bir şey de film makinesinin yapımı sırasında sürekli saniyede 24 kare diye konuşmaları, kitaptan pasajlar okumaları, film şeritlerinin havada uçuşması gibi doğrudan pelikülle ilgili.)
recep (ismail hakkı taslak) ve mehmet'in (kadir kaymaz) oyunculuklarını ayrıca beğendim. doğal buldum. bütün film boyunca bizi takip eden iç anadolu aksanı da kişilerin ağzına oturmuş. konuşurken sürekli deyimler kullanmaları da uluçay'ın yaşadığı coğrafyayı iyi tanımasının meyvesi.
bir de aşk hikayesi var filmde, recep'in yaşadığı (sinema aşkına paralel ilerleyen, ama onu bir süreliğine kenara atmasına neden olmayan, umutsuz bir aşk). bu aşk hikayesiyle ilgili bana eksik görünen bir nokta, kimi zaman kameranın, hikayenin eksenini oluşturan recep-mehmet ikilisini bırakıp nihal'in yanına gitmesi, hikayenin çizgisel gidişinde bu türden, bence yapay, bir kırlımaya neden olması. oysa nihal'in düşüncelerini/duygularını hiç bilmesek, kamera onların evine hiç gitmese, belki daha çok sevecektim filmi. belki hikaye, recep ya da mehmet'ten birinin kırılmış ceviz kabuklarını, ya da nihal'in cevizi kırıp yiyişini göreceği biçimde değiştirilebilirdi. ama, nihal'in duygularını seyirciye göstermek için hikayenin kırılması bana bu film için gidişi bozan bir nokta olarak göründü.
filmin açık uçlu, ama umut verici sonu da güzel kotarılmış kanımca. uluçay'ın bu ilk uzun metrajlı filmini sonuç olarak oldukça beğendim. sonraki çalışmalarını da görmeyi umuyorum.
.deneme..
dün akşam ntv'de tayfun talipoğlu röportaj yaptı uluçay'la. enterasan bi adam. hala tepecikte(kütahyanın bi köyü) yaşıyomuş. filmin mehmet ve recebi o köydenmiş zaten. hatta onlarla da röportaj yaptılar. konuşmalar filmdeki gibi. filmin samimiyetini sağlayan biraz da oydu zaten galiba. amatör oyuncularla çalışılan filmlerde (bkz n.b.ceylanın filmleri) bu samimi havayı bulabiliriyoruz. ama uluçay dediğim gibi değişik bi adam. çok projesi varmış. sürekli dalgın dalgın düşünüyo:) hatta bi ara "ben neler yapçam ah bi bilseniz" dedi:) sanırım sırada bi yol hikayesi varmış. ama yine otobiyografik bi içeriği olacakmış. merakla bekliyorum doğrusu.
geçen akşam ifsak'ta uluçay'ın kısaları gösterildi. geleniniz var mı bilmiyorum ben hiç kısa filmini seyretmemiştim ve koşa koşa gittim maalesef ilkinin yarısına yetiştim. ardından mikrokozmosta rüya ve inci denizin dibinde'yi seyrettik, parantez içinde de çer çöp kıyıya vurmuş.
şunu gördüm, uluçay'ın acaip bir dünyası var çok değişik bir algısı, zehir gibi çalışan bir beyni -ki o yüzden beyninde ur oluştuğu kanaatindeyim böyle zeki adamların kaderidir, bkz. oğuz atay da aynı sebepten londra'da tedavi görmüştü- ve enfes bir estetiği var. sanat yönetmenini de tebrik etmeli, adını unuttum ama
neyse diyecğim, hiç ilk uzun metrajına benzemeyen bir yapı vardı, ilginç atmosferler, gerçekle gerçeküstü arasında gidip gelmeler -ki gerçeğe pek gelmiyo aslında- filmin ilk gösteriminde ifr'den biri, "ahmet'in en kolay projesini çektik" demişti. kısa filmlerini gördükten sonra ne kadar haklı olduğunu anladım. bir de şnu anladım, uluçay tamamen görme-görülme biçimlerine kafayı takmış, iyi de yapmış.
enteresan olan tarafı adamın hobisi bu işi değil, imkan darlıgı içinde bunları çıkarıyor.Ya imkanı olsa diyorum neler olacak.
biraz önce "sinema 7" adlı programda kendisiyle yapılmış küçük bir röportajı izledim. Daha önce Yeni Film'deki bir röportajını da okumuştum. ve ikisinde de tüylerim diken diken oldu ve acaip duygulandım.
türk sinemasındaki en büyük eksikliği "samimiyet" oldugunu söyledi... ve adam bunu söylerken o kadar samimiydi ki...
ne yazık ki kısalarını izleyemedim, ama cok merak ediyorum.
yeni film'deki röportajının sonunda şey diyordu "..bana 'bu filmi neden cektin' disinda bi sey sorma" , röportaji yapan da bu soruyo soruyordu.. o da " eger bu filmi cekmeseydim cildircaktim" mealinde bir seyler soylemisti.. az önceki programda da karpuz kabugu... ile cocuklugunu - ki en guzel yıllari olarak niteliyor ve geri getirilemeyecegini soyluyor- bir sandiga kilitledigini soyledi.
ya daha bircok sey soyledi, röportaj kısa olsa da.. ne diyim ya bu adam acaip biri..
bu arada hastaligi ile ilgili bilgisi olan var mı?
ataraksiyant wrote:
şunu gördüm, uluçay'ın acaip bir dünyası var çok değişik bir algısı, zehir gibi çalışan bir beyni -ki o yüzden beyninde ur oluştuğu kanaatindeyim böyle zeki adamların kaderidir, bkz. oğuz atay da aynı sebepten londra'da tedavi görmüştü- ve enfes bir estetiği var. sanat yönetmenini de tebrik etmeli, adını unuttum ama
nur çintay wrote:
Hayat acımasız bir şey. Uluçay, filminin Selanik'teki galasına gidemiyor. Çünkü çekimleri bitirdikten sonra rahatsızlanıyor: Beyninde tümör çıkıyor. Umarım hızla iyileşir ve hayallerinin de tümünü gerçekleştirir.
Elif Korap, Ahmet Uluçay ile köydeki evinde konuşmuş. Röportajdaki sakin, sade, bir yandan delice tutkulu, bir yandan hayatı o kadar da önemsemeyen o tarifi mümkün olmayan hava, filmdekine çok benziyor. Hem müthiş bir mücadele, hem tuhaf bir tevekkül var sanki adamda.
'Karpuz Kabuğundan Gemiler Yapmak' ciyaklamayan, iddia iddia üstünüze basmayan bir film. Hikâyesini sakin sakin anlatıyor. Ama garip bir heyecanı, biliyorum ki bazılarına hiç komik gelmeyecek tuhaf bir muzipliği var. Görün. Hem filmi. Hem hayal kurmak neymiş, onu.
yeter herhalde
benim merak ettigim bu ur'un verdigi zarar. ulucay'in bazi odul torenlerine bile gidemedigini biliyorum da peki ulucay'in durumu duzelecek mi? Allah korusun ama ölüme gitme ihtimali var mı?
Uluçay Yenidünya'da
İSTANBUL - Ahmet Uluçay'ın 'Karpuz Kabuğundan Gemiler Yapmak' adlı filmi Hollywood yıldızları tarafından himaye edilen Tribeca Film Festivali'nin 'Yaratıcı Yetenekler' bölümünde yarışacak. 11 Eylül saldırılarından sonra başlatılan ve bu yıl 19 Nisan'da dördüncüsü düzenlenecek Tribeca'dan elde edilen gelir 11 Eylül saldırılarından zarar gören Manhattan bölgesine bağışlanacak. Festivalde daha önce Türkiye'den Handan İpekçi'nin yönettiği 'Büyük Adam Küçük Aşk'ı filmi
ile Tunay Sevinç'in 'Muzaffer Muzaffer' adlı kısa film gösterilmişti. (Radikal/Kültür Sanat)
You need to log in to post a reply.