roman polanski
5 replies · 105 views
roman polanski
polanski'nin izlediğim ilk filmi sudaki bıçak'tı. bu filme dair çok az şey anımsıyorum şimdi. ama sonraki filmler daha canlı belleğimde. the pianist'i oldukça başarılı bulmuştum. daha sonra rosemary's baby'yi izledim. onda da güzel bulduğum yanlar olsa da o kadar çekmemişti ilgimi. bir de chinatown'ı izledim polanski'den. oldukça başarılı buldum. bu adam sürekli iyi işler yapıyor. bakmayın oscar almak için abd'ye giriş yapamadığına...
Last edited: Feb 09, 2005, 03:18 PM (1)
Chinatown ve Rosemary's Baby harika filmler. Özellikle Chinatown defalarca izlenesi bir film bence -
Tess, Frantic, Ninth Gate (ki aslında hiç iyi bir film değil ama) keyif alarak izlediğim filmlerdi.
Ama mesela bir Pianist filmine ben 10 dakikadan fazla dayanamadım, Sudaki Bıçak'ta içimi sıkmıştı.
"sürekli iyi işler yapıor" demişim ama 9th gate'i atlamışım. ben o filmi "polanski'nin ama kesin güzel değildir bu film" diyerek izlemediğimi anımsıyorum. belki sürekli iyi işler yapmıyor, ama chinatown'ı ve pianist'i düşününce kredisi bende çok fazla...
tabii ki polanski sürekli iyi şeyler falan yapmıyor. esas polanski sineması dediğin, meşum olayın ardından gelen sürgünle ('76) sona ermiştir. sonrası bir dizi tırt veya içerik/tarz olarak önceki işlerle alakasız filmler dizisi -death and the maiden biraz eskiye (daha zayıf şekilde de olsa) dönüş gibiydi, tek istisna olarak-. zaten tenant'dan önceki ve sonraki işler arasındaki ton farkını görmemek için kör olunmalı. kısacası iddiam şudur ki, polanski sineması incelenirken tenant'a kadarkiler üzerinde durulmalı. sonrakiler her nekadar çoğu kaydadeğer olmasa da, incelenecek ise, farklı perspektifler kullanılmalı -tabii ortak bazı biçimsel motifler aranırsa bulunabilir-. zira örneğin piyanist filmi bir 'polanski filmi' olmaktan çok daha fazla bir savaş dramasıdır.
o yüzden yorumumu sürgün dönemini katmayarak yapıcam. dopey çok da önemli değil kendisi derken hata etmiş bence. çin mahallesi ve sudaki bıçak sinema tarihinin en iyileri arasında sayılmakta. bunlara favorim tenant'ı, ayrıca repulsion, cul de sac, hatta rosemary's baby gibi çok başarılı işleri eklerseniz ne derece önemli biri olduğu ortada. hatta tarz yakınlığı bakımından karşılaştırılabieceği hitchcock'un seviyesine yaklaşabilen tek isim diyebilirim. sinema dili olarak büyük yenilikler getirmiş sayılmazsa da, mainstream sinemanın senaryo, kurgu, oyunculuk klişelerinden uzak duran özgün bir tat var onun anlatısında, senaryolarında. burda da gördüğüm kadarıyla hakkı yeterince verilen biri olmamasının bence bir sebebi, bahsi geçen filmlerin bütününü takdir etmek için kendisinin hayli karanlık bakışıyla ördüğü gerilimli, bunalımlı dünyaya nüfuz edebilmek gerek. o zaman bu benzersiz filmlerdeki karamsar ve tedirgin havadan, kara mizahtan, sürrealiteden, biraz da mazoşistçe, daha çok keyif alınacak.
bu arada, the tenant'ı izleyenlerin yorumlarını ayrıca merak ediyorum.
darxoul wrote:
"sürekli iyi işler yapıor" demişim ama 9th gate'i atlamışım. ben o filmi "polanski'nin ama kesin güzel değildir bu film" diyerek izlemediğimi anımsıyorum.
isabet olmuş. hayatımda izlediğim en sıkıcı filmlerden biriydi. şurası şöyle burası böyle diye ciddi ciddi eleştirmeyecek kadar kötüydü film. hatırladıkça verdiğim paraya ve heba olan zamanıma yanarım.
You need to log in to post a reply.