anlat istanbul /dinliyoruz
10 replies · 232 views
anlat istanbul /dinliyoruz
ben en kisa surede gitmek istiyorum bu filme. turk sinemasinda ilk kez boyle bir yontemle bes yonetmen yonetiyor filmi.
beş büyük masaldan bir film çıkarmak yerine beş film çıkarılabilirdi...hem de böyle kalabalık bir kadro ele geçirilmişken hiç de kötü olmazdı..bu tür filmlerde şayet iyi kotarılmışsa seyircinin ağzına bir parmak bal çalınır gerisi gelmez...
Ben izlemek istiyorum, bu tarz beni rahatsız etmiyor, üstelik yönetmenleri ve öyküleri kıyaslamak hoşuma gidiyor.
Aslında benim kafamdaki hayal, örneğin üç yönetmenin aynı senaryo, aynı oyuncular ve aynı kostümleri kullanarak yapacağı filmleri izlemek.
Biraz zavallı Gus Van Sant'in Pshyco deneyini anımsatsa da ben kamera açıları ve kullanılan filmde her yönetmene özgürlük tanıyorum. Van Sant kare kare aynı filmi canlandırmış galiba (ben Vince Vaughn hiç hoşuma gitmediği için izlemedim).
Neyse yine dağıldım ben. Konuya dönersek ben eğer içinde sinir olduğum bir aktör yoksa ve savaş filmi değilse hemen hemen her filme olumlu bakarım ama tabi kararım izledikten sonra değişebilir.
bu proje beni çok heyecanlandırıyor, sabırsızlanıyorum.
yarın birlikte izlemeye ne dersiniz.
bi filmde de istanbulda iyi bir hikaye geçsin, normal insanlar olsun bileklerimi kesecem yahu...
herkes eşcinsel/ pezevenk/ fahişe/ esrarkeş/ mafya herkes ya beyoğlunun arka sokaklarında yaşıyo ya acaip villalarda yok mu ya bunun ortası istanbulda normal ev yok mu kardeşim başka semt yok mu bi tarlabaşı bi de acar kent villaları
hayır benim oturduğum yer istiklalin bi alt caddesi tam anlattıkları yer ama ev sahibem gelip üst kattaki kızı eve erkek arkadaşları yatıya geldiği için uyaracağını söylüyor daha önce ev tutan iki eşcinsel vatandaşı çıkarmışlar evden huzursuzluk olur diye anacım hangisi gerçek bunların
bu arada film fena değil, güme gitti sinirimi boşaltacağım diye ama iyi iyi
beklediğimden de iyiydi bence. farklı bi proje ve altından kalkması zor diye düşünürdüm. oysa alınlarının aklarıyla çıkmışlar işin içinden. ve kesinlikle 5 ayrı filmden daha ilginç bişey çıkmış ortaya.
ben bu karakter meselesine fazla takılmadım. evet eşcinseldir fahişedir mafyadır epey vardı ama oldukça sıradan karakterler de vardı.
ayrıca sabah işe gidip akşam gelen karnını doyurup karısıyla sevişip uyuyan ertesi sabah aynı şeyleri tekrar yapan sonra tekrar yapan bi memurdan da ne kadar masal kahramanı olur ki. bi masalda kahraman olabilecek kadar gözü kara, cesur, özgür ruhlu adamlar da bi yerden falso verip ya ibne ya müptezel ya mafya ya da ne bileyim benzer bişi oluyo işte. evet çok dar bi açıdan bakıyorum olaya, yanıldığımı yüzüme gözüme çarpabilirsiniz ama şu an aksi örnek gelmiyor aklıma.
fimin bana asıl batan yanı sürekli bu masal bu masal diye tekrarlanıp durmasıydı. e anlayabiliyoruz salak değiliz diyesim geldi bi an perdeye karşı. bi de bu altan erkekli bir demet tiyatro'da camın önünde karısıyla atışıp dursa sürekli başka bişi yapmasa çok güzel olur.
genel olarak ben oldukça memnun kaldım, sonuna kadar tüm ilgimi kendine odaklamayı beceren nadir yerli filmlerden biriydi bu. beğeni sıralaması yapmak gerekirse
kırmızı başlıklı kız (anlatıcı karakteri tuttum ben, ucu başka taraflara çok kolay bi şekilde kaçabilecek bi konu iken kontrol altında tutulmuş, hikayeye güzel yedirilmiş)
kül kedisi (ekip de uyarlama da çok iyi bence, yelda reynaud'u yara'dan bu yana takip ederim, çok beğenirim ama daha iyileri olabilir miydi acaba diye düşünmeden edemiyorum )
uyuyan güzel (enteresan bişeydi bu, eğlendim.)
pamuk prenses (nejat işler dışında pek bişey bulamadım bunda, bi de bir türk filminde ilk kez kanalizasyonlarda, metro inşaatinde geçen sahneler gördüm, fena olmuyormuş :))
fareli köyün kavalcısı (yok yok bu hiç olmamış)
son olarak hangi öykü kimin acaba bilen varsa yazıversin bi zahmet. kırmızı başlıklı kız dışınca ciddi bir tarz farklılığı göremedim ben.
çok güzel olmuş, miskinadama aynen katılıyorum...
şunu eklemek istiyorum, nefis bir atmosfer yaratılmış. masal-istanbul ikilisinin yanyana gelmesiyle aşırı oryantalist bir iş çıkabilir çekincem vardı, korktuğum başıma gelmedi. biraz "hırt" hikayeler olmuş. misal; travesti külkedisi ancak istanbul'dan çıkar istanbul'dan zaten başka türlü külkedisi çıkmaz, artı istanbul'daki külkedisinin ayak numarası 40-41'dir. istanbul'da neyin sterilini sağlıklısını bulabiliyoruz ki; masal kahramanları steril, normal tipler olsun.
helal olsun... çok parlak fikir, çok parlak sonuç...
bi de şu plaza insanlarından öyle bi rapunzel çıkardı ki, açılmayan camlar yüzünden prensine saçlarını uzatamayıp havasızlıktan geberip giden. es geçilmiş yazık olmuş.
on olarak hangi öykü kimin acaba bilen varsa yazıversin bi zahmet. kırmızı başlıklı kız dışınca ciddi bir tarz farklılığı göremedim ben.
fareli köyün kavalcısı - ümit ünal
pamuk prenses - kudret sabanci
külkedisi - selim demirdelen
uyuyan güzel - yücel yolcu
kirmizi baslıklı kız - ömür atay
kırmızı başlıklı kız ve ömür atay en iyisiydi gerçekten.bir de filmin başını değil ama sonunu kim çektiyse iyi çekmiş. uyuyan güzel de hoş bir hikayeydi ve özellikle nurgül yeşilçayı çok başarılı buldum. onun dışında ilginçti belki ama vasatın üstüne çıktığını bile zor söyleyebilirim.
genel bir tv dizisi havası da yok değildi aslında. yeni türk sinemasının üzerinden kolay kolay atamadığı bir şey bu. bir de sanırım mafya dizilirinde falan da çok kullanılan ve beni çok rahatsız eden tipler vardı ki yazı tura, gönül yarası vb. son dönem filmlerin çoğunda böyle bir istanbul portresi çiziliyor. istanbulu hiç bilmem, hatta gittim bile diyemem ama bu şehirde yaşayan tüm erkekler ya sapına kadar delikanlı ya da eşcinsel mi? herkes pis işlerle mi uğraşıyor, birbirine bağırıp çağırıyor, küfür ediyor, korkutmaya çalışıyor. fiziksel ve çoğunlukla duygusal şiddet neden bu kadar egemen türk filmlerine? eskiden yalnızca melodram çekilirdi ama saf, temiz karakterler olurdu, kötü karakter bile (fazla olmazdı zaten en fazla iki üç tane) sevilir sayılırdı. klişelerle yüklü de olsa hoş, insanca hikayeler anlatılırdı. şimdi ise temel yapıda o melodram sapasağlam dursa da bir tür kara film havası ele geçirmiş filmleri. "duygusal" kavramı artık pembe aşklarla değil, hayatın acımasızlığına, pisliğine göndermelerle vurmaya çalışıyor seyirciyi. "alaturka", bir yaşam biçimi, bir hayat görüşü, bir medeniyet olarak değil, varoşların tüm o yozlaşmış kültürümsü kültürsüzlüğü şeklinde bulaşıyor filmlere.
bir yabancı gözüyle düşünsenize filmi (ki ben de bir yabancıyım istanbul'a). az gelişmiş bir ortadoğu şehri, arabesk ezgiler eşliğinde cami silüetleri izleyebiliyorsunuz, kaba saba insanlar yaşıyor, suç hat safhada (gerçekte dünyanın en güvenli metropollerinden oysa), sokak ortasında bile su gibi adam öldürülüyor, geceleri sokakta yürümek imkansız, mafyanın izni olmadan adım atılamıyor, herkes psikopat...eğer gerçekten böyleyse, binlerce yıllık istanbul kültürü bunlardan ibaretse ben hiç uğramayayım oralara. yok eğer zekice hikayeler yazamadığımız, insanların dikkatini şiddet kullanmadan çekemediğimiz için böyle filmler çekiyorsak ona da yazıklar olsun. gerçekten insanı, hayatı anlatan, sıcacık filmler çekebilme potansiyelimiz varken, telif hakları hepimize ait binlerce yıllık kültürel miras dururken, "semra hanım" veya mafya dizileri teknikleri sinemaya, üstelik iyi filmlere neden sızsın?
son olarak hikayeleri birbirine bağlamak için "araba kazası" klişesi de bir daha kullanılmasın, onu da istemiyorum.
dopey wrote:
benim anlamadığım neden kardeşim bu kadar kötü konuşup bu kadar sevdiniz bu filmi ne yaman bir ironi bu
You need to log in to post a reply.