Türk Sineması için çifte standart uyguluyorum
10 replies · 194 views
Türk Sineması için çifte standart uyguluyorum
Evet yapıyorum. Yerli ve Yabancı filmleri beğenmek için aynı kriterlere dikkat etmiyorum. Yabancı filmlerde kusursuzluk ararken Türk Sinemasında adamakıllılık beğenmem için yeterli oluyor. Yerli film sözkonusu olunca onu kötü yapan tarafları değil iyi yapan tarafları aramaya çalışıyorum. Aksi halde topu topu üç beş film dışında yerli filmlerin neredeyse tamamı için leş demem gerekir ki, bunun da kendi adıma türk sineması açısından pek iyi birşey olacağını düşünmüyorum. Halimden memnunum , türk sinemasından umutluyum.
Son 30 yıla bakıldıgında sinema=kemal sunal ve şener şen dir.
daha yanlarından gecen olmamıstır
herrrender wrote:
Son 30 yıla bakıldıgında sinema=kemal sunal ve şener şen dir.
daha yanlarından gecen olmamıstır
söz konusu başlıkla yazdığın mesaj arasında büyük uğraşlarıma rağmen bir bağlantı kuramadım.
bununla beraber aynı çifte standardı ben de uyguluyorum.garip bir hissiyat ile türk filmlerine yaklaşımım farklı oluyor.
herrrender wrote:
Son 30 yıla bakıldıgında sinema=kemal sunal ve şener şen dir.
daha yanlarından gecen olmamıstır
ertem eğilmez desek daha doğru olacağını düşünüyorum.
niye ki peki yani? biz böyle bir değerlendirme yaptığımızda, yönetmen başta olmak üzere film ekibi hemen hatalarını fark edip "aaa bak yamukluklarımızı nazara vermeyip işimizi beğenmişler, biz de bundan böyle daha çok çalışıp iyi şeyler yapalım da mahcup olmayalım." mı diyecekler? bir filmin değerlendirilme kıstasları bellidir ve ali'ye ayrı veli'ye ayrı uygulanamaz. ne olabilir ki aradaki fark, yani teknolojiden mi bahsediyoruz? eğer öyleyse ille kimse bilim kurgu filmi beklemiyor. gayet sade olup da harika olan filmler var, yapsınlar! yapalım! kaldı ki türkiyede hiçbir şeyin eksikliği çekilmiyor, isteyen para da buluyor, teknoloji de buluyor, eksik olan tek şey biraz zeka pırıltısı ve halkını anlama niyeti ile anlatabilme yeteneği.
benim çifte standartım Türkiye'nin "kültürel bir çöl" olmasından kaynaklı. Bu ülkede özgür düşünmek, sanat icracısı olmak o kadar zor ki... Düşün hayatını, aileni, kuracağın bir aile feda etme düsturuyla başlıyorsun. Eğer çabaların sonuç verip bir film yapamazsan, açlığa ve sefalete mahkumsun. Artı filmini yaptın, olmadık hemşehri derneklerinden, meslek odalarından ölüm tehditi alırsın. Bu listeyi uzatmak mümkün, hepimizin bildiği şeyler.
O yüzden "sinema dışarı çıkmaktır" diyoruz aslında. Sinema yapmak da izlemek kadar dışarı çıkmaktır...
şimdi ataraksiyant, işlerini beğenmek için çaba harcıyorum diye onlardan bi beklenti içinde olduğumuu da nereden çıkardın. Peki uygulamayım çifte standart, ne olacak o zaman. hiçbirini beğenmediğimden yılda en fazla iki yerli filme gidecem. e benim gibi bi adam bile en fazla iki tane filme gidip diğerlerini korsan vcd den bile izlemeye tenezzül etmezse (ki gerçekten aynı kalitede yabancı filmler için yapıyorum bunu) bu türk sineması nasıl gelişecek?
bu cifte standart bence cok onemli bir iyi niyet gostergesi olarak algilanmali. kendisini gelistirmeye cabalayan bir sinema icin sabir gosterme gayreti. hatta "pozitif ayrimcilik" bir yandan. bu duuyguyu korumak gerek. fakat bu duygunun yanina da elestiri mekanizmasini koyamazsak turk sinemasi halinden memnun vaziyette gelisimini saglamaya bilir. turk sinemasinin cok ciddi bir elestiri kurumuna da ihtiyaci var. elestiri ise kesinlikle ve kesinlikle ufuk acici olmali. gidecegi yonu belirlemesinde sinemanin tum birimlerini etkileyebilecek bir mekanizmaya donusmeli. sinemanin bir "sanat" olarak kalmasini ama sanatin da -temel gorevi olmasa da- eglenceli bir sey olabilecegi unutturulmamali. oyle abuk sabuk bir hava varki memlekette sanki sıkıcı filmler sanat, eglenceli olanlar ise piyasa filmi kabul ediliyor. yazik.
miskincim, ben sen öyle bir beklentidesin demedim. sadece iyi niyet bir işe yarıyor mu (çünkü yarasın da türk sineması gelişsin istiyoruz ya hani) yoksa merhametten maraz doğmu ihtimali mi daha fazla diye düşünerek sordum. onun haricinde benim anlayışım sanırım martininkine daha yakın yani bir şekilde koruyup kollama güdümüz olsa bile ciddi eleştiriler, -ufuk açıcı- yapılmalı kanaatindeyim. ayrıldığımız nokta sanırım, böyle bir eleştiriyi yapabilmek için duygusal bir bakış açısından uzaklaşmak gerekliliğini savunmam. yoksa kuzguna yavrusu şahin görünürmüş durumuna düşeriz.
aslında aynı şeyi söylüyoruz da farkında değiliz o zaman. pek eleştiri yapmasam da (yerli yabancı her film için geçerli) duygusal bakıştan sıyrılma konusunda yetenekliyim sanıyorum. bu güne kadar hiç bir filmi körü körüne övmedim. kaldı ki bu başlığı açmam da anlat istanbul başlığında dopey'in bu ne yaman ironidir lafına tepkidir.
You need to log in to post a reply.