Skip to content

"Bize Oda Sinemasi Gerek"

11 replies · 198 views

Martin Mystere
Martin Mystere
Joined: May 27, 2002
1,621 posts
Mar 17, 2005, 07:27 PM#19034

"Bize Oda Sinemasi Gerek"

Bu gunku Radikal Gazetesi'nde Hasan Bulent Kahraman'in asagidaki yazisina denk geldim. Belki bizim icin de keyifli bir tartismanin baslangici olabilir dusuncesiyle buraya da yapistirdim.

Bize 'oda sineması' gerek

Türk sinemasının endüstriyel birikimi yok. Avrupa sineması gibi entelektüel birikime sahip olabilmesi için de aydınların sinema üzerine çalışmaları gerekiyor. Böylece Türkiye küçük ama son derece kendine has bir kimlik kurabilir

HASAN BÜLENT KAHRAMAN

Beğenilerimizin o kadar da birbirine uyması gerekmeyen ama görüşlerini ilgiyle izlediğim Atilla Dorsay'ın geçen hafta (7.3.2005) Radikal'de Neşe Düzel'e verdiği ve Türk sineması üstüne görüşlerini açıkladığı röportaj bana birçok konuyu yeniden düşünme fırsatı yarattı. Zaten son zamanlarda Türk sinemasının ortaya koyduğu yeni dalga beni sık sık bu konu üstünde durmaya itiyor. Kaldı ki, şu sıralar Sabancı Üniversitesi'nde 'Yeni Türk Sineması' konulu bir seri gösteri düzenliyorum. O nedenle neredeyse sinemayla yatıp kalkar oldum. Ayrıca, sinema benim sadece tutkunu olduğum bir dal değil. Sinemaya tutkun olmanın ötesinde görsel kuramla uğraşan bir akademisyen olarak onun daha öte anlamlarını irdelediğim çalışmalar da yaptım, dersler de açtım.

Kimlik, bellek ve sinema

Onlardan birisi 'Yeni Sinema Yeni Siyaset/ler' başlığını taşıyordu. Kimlik, beden, aidiyet, bellek, mekân, cinsellik, kadınlık, siyasallaşma gibi toplumsal kuram alanında irdelediğim olguların sinemada nasıl temsil edildiğini (representation) ele alıyordum. Bu konuların her birisi Film Çalışmaları (Film Studies) alanında enine boyuna incelenmiş konular. Biz de öğrencilerle belli filmleri belli bağlamlarda irdeleyip görsel ve kuramsal dinamikler açısından tartışıyorduk. Bu, Batı'da çok kullanılan bir yöntem. Sinema eleştirisi dediğimiz şey, sinema tanıtımından ayrı olarak bu yapı içinde teşekkül eder. Bu da sinemayı ayrıca derinden etkileyen bir husustur. Bu açımlamayı şunun için yaptım.

Atilla Dorsay'ın konuşmasında dikkatimi çeken üç husus vardı. Bunlardan birisi 'patlama yapan' (hiç sevmediğim bir deyim) Türk sinemasının aydın eksiği idi. Dorsay, bu eksiğin bir süre sonra bazı önemli edebiyatçıların senaryo yazmasıyla aşılacağını belirtiyordu. Bu doğru ama eksik bir saptama. Çünkü, katılıyorum, aydının uzaklığı sinemamızın en büyük kısıtlarından birisidir. Ne var ki, salt senaryo düzeyinde değildir bu yetersizlik. Onun çok daha ötesinde Türk sineması henüz aydın tarafından incelenmemiştir. Yukarıda değindiğim türden, sadece Türk sinemasına, onun kültürel kodlarına, bilinçaltına yapısal özelliklerine yönelik çok az çalışma var ortada. Bunların geliştirilmesi, Türk Sineması İncelemeleri konusunda yeni disiplinlerarası çalışmaların kurulması zorunludur. Ancak ondan sonra bu sinemanın kendi içindeki genetik yapısını tanıyabileceğiz. Sadece Türk filmlerinin değil yabancı sinemaların Türk sinemasına etkisini de böyle ortaya çıkarabileceğiz. Eleştiri-üretim, kuram-pratik ilişkisini kurmanın daha sağlam bir yolu da yok.

Sanat filmi nedir?

Bu, beni gene konuşmada değinilen 'sanat filmi' tartışmasına götürdü. Dorsay, kendisine özgü bir sanat filmi açıklaması yapıyor. Bazı ayrıntılar dışında hele Amerikan sineması dikkate alınırsa önemli bir itirazım yok. Nitekim, birkaç gün önce Teoman'ın yeni filmi galaya çıktığında Sinan Çetin onu Türk sinemasının ilk sanat filmi olarak nitelendirdi. Bunun ne anlama geldiğini bilmiyorum.

Ama haberin basına yansıyışı ilginçti. Çünkü, Çetin'in açıklaması salonun yarısının filmin yarısında boşalmasıyla birlikte veriliyordu gazetelerde. O zaman, karşımıza klasik tartışma geliyor: nedir sanat filmi? Dorsay, sıkıcı veya yavaş filmin bu kategoriyi tanımladığını düşünmenin yanlış olduğunu belirtiyor ki, doğrudur. Tam buradan devam edecek olursak, mesela Hitchcock sinemasının bu kategoriye girip girmeyeceği, birçok kara filmin bu alanda görülüp görülmeyeceği sorusuna geliyoruz. Cevap olumluysa geriye başka bir açıklama kalıyor: bir filme sanat filmi demek, bir entelektüel seçimdir.

Halk ya da 'kitle' bir şeyi sanat sineması diye derecelendirmez. Bu kavram, gerek yönetmen gerekse alımlayıcı düzeyinde bir 'iç tercih' olarak ortaya çıkar. Çünkü, sanat filmi denilen şey, entelektüel çözümlemeye olanak veren, o birikime sahip yapıttır. Hiç beklemediğimiz bir film birçok açıdan, çok farklı düzeylerde ele alınıp çözümlenir. O işi yapanlar için kült film olur ama halk oralı bile değildir. Bazen de iki ayrı düzlem üst üste çakışır. Herkes o filmi kendince benimser. Ama belli bir metafizik yaratma ve onu eylemin önüne alma, zihinsel bir sorgulama ve derinlik kurma ve bunu ciddi bir sinema diliyle bütünleştirerek sarkmaları ve kartonlaşmaları önleme eğer sanat sinemasının birer olgusuysa bu yönetmenin, ötesi, yukarıda değindiğim türde sinema çalışması yapanların sorunudur. Bu itibarla aydın-sinema ilişkisi kapsamlı ve çok boyutlu bir olgudur.

Sanayi birikimi yok

Nihayet son nokta: bizdeki sinemanın bu bağlamlardaki konumu. Dorsay, haklı olarak üç-beş oyuncu ve 'cast'le bu işin olamayacağını söylüyor. İşte o noktada, bütün bu olguları kapsayacak biçimde başka bir şey düşünüyorum: Özellikle ABD'de sinema bir sanayi. Her düzeyde işleyen bir 'kapital' birikimi. Öte yandan zamanının İtalya ve hemen her dönem Fransa sinemasında kapital denilen şey entelektüel birikim. Türk sineması bu iki olgudan da derece derece mahrumdur. Ama özellikle 'sanayi' anlamında büsbütün yoksuldur Türk sineması. Bugüne kadar ki verim bu nedenle olağanüstüdür. Bu durumda geriye şu kalıyor: Bir 'oda sineması'dır Türk sineması, tıpkı oda müziği gibi. Ya da olmalıdır.
Yanılmıyorsam, Menuhin, yaylı çalgılar dörtlüsünün ki, oda müziğinin esasıdır, insan uygarlığının en yüksek düzeyi olduğunu söylerdi. Bu anlamda Türk sineması olabiliyorsa, oda orkestrası olmalı.

QU
quantino
Joined: Nov 09, 2004
102 posts
Mar 17, 2005, 10:14 PM#19037

entelektüel kapital birikimi lafını sevdim. ticari sinemayı, seyirci çekme işini iyi kötü beceriyor filmler ama iş niteliğe geldiğinde sinemanın 's'sinde bile değiliz daha. türk sinemasının prodüksiyon açısından önemli bir sıkıntısı varmış gibi görünmüyor. kısa filmlere (ki oda sineması böyle bir şey bir anlamda) baktığımızda bu durum daha iyi anlaşılıyor. çok ucuza, komik denecek derecede basit malzemelerle kotarılmış, fakat çok yaratıcı, çok etkileyici yabancı kısalarla karşılaşıyoruz sık sık. oysa ki türk kısaları ister 35mm, 16mm çekilsin, ister amatör kameralarla çekilsin, isterse en profesyonel oyuncular kullanısın tamamen bambaşka bir yerdeler.. bambaşka bir amaçları var sanki. bir yaratıcılık, bir zeka kırıntısı ara ki bulasın. yabancılar sanki insanüstü yaratıklarmış gibi görünüyor bu açıdan bakınca.
bir kültür sorunu var sanırım. dünyanın en çok tv izleyen ülkesi olunca, sanatın 's'sinden bihaber olunca sinemayı malzemesi hareketli görüntü olan bir güzel sanatlar dalı olarak değil, tv'nin ve eğlence aleminin bir uzantısı olarak görüyoruz haliyle. tüm enerjimizi de o yöne harcıyoruz. 'sanat' lafına ya ulaşamadığımız (sırf tembelliğimizden başka nedeni yok) şeylere mizah yoluyla 'mundar' demek için, ya da şarkıcı ve mankenleri pohpohlamak için ihtiyaç duyuyoruz sadece. sonra yabancılar ve sinefiller burun kıvırıyor tabi. biz ise eksiğimizin zevksizlik değil parasızlık olduğunu iddia ediyoruz (ya da daha güzeli 'tomar tomar' dip koçanlarını delil olarak sunuyoruz).
oysa çağımızda beyin gücü önünde secde ettirmiyor mu sanki tüm yatırımcıları. bizde milletçe "bastır parayı" felsefesi öyle yerleşmiş ki.. bastırıyoruz parayı uçaklar alıyoruz, bastırıyoruz parayı yabancılara uydu yaptırıp böbürleniyoruz. yarın öbür gün bastırırız parayı marsta da dalgalandırırız şanlı bayrağımızı, japonlara ihale ederiz olur biter. asıl zenginlik o teknolojiyi sıfırdan üreten beyin gücünün zenginliği ama kime ne? kültürsüzlüğümüzü, beceriksizliğimizi kapatmak için fakir edebiyatı yapmaya alışmışız. oda sineması da olsa, senfoni sineması da olsa bir şey değişmez yani.

DA
darxoul
Joined: Dec 31, 2004
265 posts
Mar 18, 2005, 12:22 PM#19058

oda sineması benzetmesi oldukça çekici görünüyor ilk etapta. bana öyle göründü yani. buna ilişkin pek çok girişim de var aslında. ankara'daki sinematek, izmir'de desem, bu anlamda önemli bir yere oturuyor (oda sinemasını bu biçimde anlıyorum, salonun çok küçük olması şart değil). ancak bu türden oluşumlar daha çok tarihe bir bakış anlamına geliyor. bugün sinema üretimi içinde olanların böyle bir hedef gözetmeleri (buna odaklanmaları) ticari olarak pek olanaklı değil. belki sürekli gezici festivallerle (yıl boyunca hiç durmadan tüm ülkeyi dolaşarak) bunun ticari sıkıntıları da ortadan kaldırılabilir. ancak yatırımcılar sinemayı eğlence sektörünün dışında bir yerde görmeye meyleden çevrelere pek de sıcak bakmıyorlar (örnek yine nuri bilge ceylan'dan gelecek: uzak filminin dünya satışını nuri bilge ceylan kendisi üstlendi). bu nedenle bu alanda var olmaya çalışanların çok az şansları var aslında. yine de türkiye'nin bu günlerde böyle bir potansiyeli olduğunu da yadsıyamayacağım.

printerson
printerson
Joined: May 06, 2002
1,034 posts
Mar 18, 2005, 12:39 PM#19062

aslında bu tip alternatif ortamlarda böyle konuşunca antipatik oluyorum ama yine de arkasında durarak söylüyorum; katma değer yaratmak lazım.

oda sineması densin, kısa film kulübü densin, altkültürel sinema densin farklı bir konumlandırma bulmak lazım artık amatör koşullarda yapılan işlere. ve bu amatör ruhla yapılan işleri bir topluluk ya da gerilla mantığıyla pazarlamak gerekli diye düşünüyorum. ne kadar idealist olunursa olunsun, bu tip işler "one hit wonder" olarak tarihteki tozlu yerini alıyor yoksa.

kısa filmi ya da deneysel çalışmaları da Sinan Çetin'e falan kaptırmadan birileri profesyonelce bu işi ele almalı...

AT
ataraksiyant
Joined: Jul 05, 2003
224 posts
Mar 18, 2005, 01:43 PM#19065

bize hareket gerek
gençlik bu demek

Martin Mystere
Martin Mystere
Joined: May 27, 2002
1,621 posts
Mar 18, 2005, 02:21 PM#19068

"cekinmeyin, cekin" demek geldi icimden...

SE
Serdar
Joined: Aug 14, 2002
122 posts
Mar 18, 2005, 02:31 PM#19070

Aksanat'ta bu ayın 18-19-20-25-26 ve 27'sinde Aksanat'ta Hasan Bülent Kahraman'ın Atölye çalışmaları vardır.İlgilenen arkadaşlar için duyurulur.

Atölye Çalışması - Saat 18:00-20:00

Çağdaş Sanat Atölyesi
HASAN BÜLENT KAHRAMAN
“Altı Yapıtta 20. Yüzyıl Görselliği”/ Seminer

Bu çalışmada 20.yüzyıl başından 21.yüzyıla kadar batı görsel bilincini oluşturan altı temel yapıt ele alınacaktır. Bu yapıtların herbirisi kendilerini meydana getiren dönemsel kültürel koşullar içinde irdelenecek, kendilerini hazırlayan ve hazırladıkları görsel bilinç durakları bağlamında çözümlenecektir.

*Etkinlik için devamlılık gerekmektedir.Katılımcı sayısının sınırlı olması nedeniyle rezervasyon yaptırılmasını rica ederiz.
Rezervasyon günleri Perşembe-Cuma-Cumartesi-Pazar ‘dır. Tel: 0212 252 35 00 / 115 Saliha Kasap

Etkinlik ücretsizdir.
etkinlikler her gün 1400 ve 1600 arası da olabiliyor!dikkat edin!

QU
quantino
Joined: Nov 09, 2004
102 posts
Mar 19, 2005, 01:26 AM#19087

hasan bülent abilerin yaptığı izmir'de de olsun, olmazsa biz yapalım istedik ama olamıyor. sinema dışarı çıkmaksa sınıfta ve evde kaldık bütün şehir.

Martin Mystere
Martin Mystere
Joined: May 27, 2002
1,621 posts
Mar 19, 2005, 03:25 PM#19088

cok haklisin. kulturun istanbul merkezli gelismesi cok aci..

AT
ataraksiyant
Joined: Jul 05, 2003
224 posts
Mar 20, 2005, 05:01 PM#19096

o kadar da abartmayın arkadaşlar ya, atölye çalışması dediğiniz nedir allah aşkına? kitabınızı okuyun, filminizi seyredin ve en önemlisi 'çekin'

p.s. haddimi aşarak akıl veriyormuş gibi görünmek istemem. bu bana rekin hocanın tavsiyesi idi aktarıyorum sadece samimiyetle.

QU
quantino
Joined: Nov 09, 2004
102 posts
Mar 20, 2005, 09:02 PM#19101

ataraksiyant wrote:
o kadar da abartmayın arkadaşlar ya, atölye çalışması dediğiniz nedir allah aşkına? kitabınızı okuyun, filminizi seyredin ve en önemlisi 'çekin'

p.s. haddimi aşarak akıl veriyormuş gibi görünmek istemem. bu bana rekin hocanın tavsiyesi idi aktarıyorum sadece samimiyetle.

orası öyle de bir harekettir, disiplindir işbirliğidir sonuçta. paylaşımdır, bir elin nesi var iki elin sesi var durumudur. kitabımı okuyorum, filmimi seyrediyorum da kime ne yararım var? film yapmaya da çalışıyorum şu günlerde ama kime ne? hem bireysel işler değil ki bu işler, tek başına nereye kadar. yanılıyor muyum?

Martin Mystere
Martin Mystere
Joined: May 27, 2002
1,621 posts
Mar 21, 2005, 07:53 PM#19123

bugunlerde fikirlerimi sadece baskalarini onaylayarak soyleme embesilligi icindeyim ama kusura bakmayin. is guc...

quantino cok hakli.

You need to log in to post a reply.