KIYAK KAFA ILE SEYREDILMEMESI GEREKEN FILMLER
4 replies · 157 views
KIYAK KAFA ILE SEYREDILMEMESI GEREKEN FILMLER
arkadaslarla toplanilmis yenilmis-icilmis...vs.. guzelce eglenilmistir,kafaniz yukseklerdedir cidden kiyaktir, '' ulan ne olduk be'' dersiniz, yildizlar filan gorulur oyle heryerde fakat artik zaman ilerlemis gecenin sonuna gelinmistir.. arkadaslardan ayrilinir ... hafif yalpalayarak eve gelinir..
eve gelinir ama uyku yoktur ve can sıkıntısı basar, tv ye bakilir fakat her zamanki gibi seyretcek bisi bulunmaz ve '' en iyisi bi film seyredeyim ''denir, arsive bakilir neler var diye ''bunu seyrettim- bundan gina geldi ..bunu olmaz...vs.. .'' derken birden REQUIEM FOR A DREAM goze ilisir. . .''yahu ne zamandir duruyo bu film bende bi turlu de seyretmedim , bi bakim nasi bisiymis denir''..... film ozenle player e konulur.. sonra 'Ya simdi kafam da gecmesin' maksadiyla o gece ne takildiysaniz artik o nevale tekrar zuladan cikartilir ve kafanin guzelligi bitmesin diyerekten icmeye devam edilir (keyifle)..... sonrasi malum filme konsantre olunur, film guzel-degisik bi cekici gelmistir, guzel bisiye benziyo ya bu denilir seyre devam edilir ... baslarda karakterler neselidir, eglenmektedirler(size gore).. hosunuza gider buda ' ehehe cocuklarin kafasi guzel neler yapiyolar denir' ,, gulunur vs........ fakat dakikalar gectikce yuzdeki gulumseme gitmeye baslar, filmin karanlik yuzu gelmektedir yavas yavas, mutlu-neseli karakterlerin yuzu dakika dakika dusmektedir, zira probemleri vardir karakterlerin ( sorunlarin sebebi barizdir, bilirsiniz) ... eldeki nevaleden tiksinmeye baslanilir hafiften ve ictiginize bakarak 'aslinda bu meret iyi bisi degil' denir icten icten... ''neyse'' denir filme devam edilir..... bu arada kafaniz iyice guzel olmustur, her sahne farkli bi etkileyici gelir ve sozler - diyaloglar yankilanir kafada , muzikler ise ayri bi vurur sizi, aci cekmeye baslanilir sanki ..ama herseye ragmen umut vardir sizde , karakterler icin ''duzelirler ya bi sekilde denilir '', yada bu sadece bi temennidir,,..( mutlu bi son istenilir icten icten ) ..... .dakikalar ilerlemektedir ama filmde hersey inadina kotu gitmektedir sanki, karakterler bir bir buyuk hatalar yapmakta, icinden cikilmasi zor ve geri donusu imkansiz gibi gorunen yollara girmektedirler...bunu gorunce tabi dogal olarak sizde de nese filan kalmamistir, guzel gecen gece unutulmustur..... , geceniz filme endekslenmistir sanki... film ilerledikce olagan durum daha bi kotu olur, birakin mutlulugu istemeyi,'' ya sorunlar sabit kalsin yeter '' denilir.....ama bi turlu istenilen olmaz ki filmde, en kotusu de sevginin askin bile kurtaramamasidir filmi, ...biraz daha zaman gecer fakat daralti gelir iyice, artik mutlu sonun gelmeyecegi de anlasilmistir ve kotu bir sonun yolculuguna o guzel kafanizla girmissinizdir... bu arada da sizde kendinizi baya baya bi yargilamaya baslamissinizdir, eglence anlayisinizi sorgularsiniz...... ulan napiyoruz biz ya dersiniz.... bir filme bi kendi hayatiniza bakarsiniz, bagdastirirsiniz biseyleri... , e tabi bu arada da o guzel kafaniz dibe vurmustur, huzun engellenemez.. hatta bakarsiniz kac dakika kalmis die filmin bitmesine , az kalmistir ve buna garip bi sekile ''birazcik'' sevinirsiniz, en azindan bitecektir az sonra film ve o sadece bi film dersiniz... seyire devam edersiniz... fakat sanki filmde onca yasananlar yetmez gibi en sondaki o dehset verici sahneler apayri vurmustur sizi, gozunuzu kaparsiniz ama bu sefer de muzikler anlatir durumu.. aglamak kacinilmazdir fakat rahatlatmaz ki sizi aglamakta... yahu sevgi bile kurtaramamistir insanlarin hayatini, dogal- insansi- en guzel - kutsal duygular vahsi kapitalizmin- uyusturucunun yikici egemenligine- her turlu cinsel sapkinliga dahi yenik dusmustur... ve film biter! ama siz hala aglamakli gozler, ne kiyakligi- ne guzelligi kalmis bir kafa, iyice aptallasmis-sasirmis bir beyin ile kalmisinizdir tek basiniza. ne yapsam die dusunulur. hemen telefona sarilinir, sevilen kisiler aranilir, sesleri duyulur oh denir, birazcik rahatlanir .... evde bi muddet salak salak dolasilir, anne evdeyse uyurken opulur .... bi ara balkona cikilir gokyuzune bakilir, yildizlara.. ama olmaz bi turlu keyif yerine gelmez ve anlasilir ki filmden onceki ruhalini yakalamak imkansizdir... ve kucuklukte gorulen neseli- tozpembe tatli ruyaralari gormek dilegiyle yataga girilir.....( kafada ise hala bazi seyler yargilanmakta)
gercektente zaten etkileyici/vurucu bi filmi kiyak kafayla seyretmek pek iyi gelmemistir size. o kafadaki gecelerde ''Requiem For A Dream'' ve benzeri tarzlar yerine geyik, komedi, romantik komedi , macera ..tarzlarinda filmlerin daha iyi gelecegi deneme-yanilma yoluyla da ispatlanmistir.
deepnote :ertesi gun ve film in adi gecen bi hemen her sohbette de malum goruntuler gitmez beyinden..
Re: KIYAK KAFA ILE SEYREDILMEMESI GEREKEN FILMLER
bu sitede okuduğum en boş yazıydı bu. o yüzden ilgimi çekti de sonuna kadar okudum zaten. kısacası oturup böyle uzun cevap yazılacak birşey değil, ayrıca bu filmle ilgili bazı yorumlarımı önceden yazmıştım. ama özellikle yeni okuduğum, düşüncelerime yakın bir eleştiri aklımda kaldı ve ordaki bazı argümanlarla birleştirerek, önceki görüşlerimi çok tekrar etmemeye çalışarak bu vesileyle biraz daha bahsedeyim dedim. yani alıntılardan dolayı yazıya birebir cevap yazdığım sanılmasın, alıntıları bahane olarak kullandım çoğunlukla.
arkadaşın çok bozulmayacağını -çünkü amaç bu değil ama dayanamadım-belki eleştirilerimizi belirtmek buranın ekşisözlük benzeri, özensiz yazılardan geçilmeyen bir çöplüğe dönmesini de engeller(elitizm?!)-, ayrıca filmi beğenen herkesi de eleştirdiğim gibi bir düşünce oluşmayacağını umuyorum. belli beğeni kalıplarından dem vuruyorum ben.
baslarda karakterler neselidir, eglenmektedirler(size gore).. hosunuza gider buda ' ehehe cocuklarin kafasi guzel neler yapiyolar denir' ,, gulunur vs........ fakat dakikalar gectikce yuzdeki gulumseme gitmeye baslar, filmin karanlik yuzu gelmektedir yavas yavas,
karanlığın geldiğini farketmenin uzun sürmesi ilginç çünkü filmin en başından beri gözümüze sokulan tek şey karakterlerin kötü şeyler yaşayacağı. öyle ki, seyircisine pek saygılı aronofsky, bunu yine de hissedemeyen olabilir diye düşünerek, neşeli bölümde ekrana "YAZ" yazısını bindirmekte beis görmemiş. bu ara-yazıları bir eleştirmen, bir m. python filminde espriyle ekrana gelen "IRONY" yazısına benzetmişti.
karakterler bir bir buyuk hatalar yapmakta,
filmde bir karakter olduğunu hatırlamıyorum; tipler/figürler vardı. karakter olabilmeleri için onlarla biraz vakit geçirmemize izin verilmeliydi. oysa onlar hakkında gördüğümüz tek şey, yakında kötü şeyler yaşayacakları. e. burstyn'in çırpınmaları da en basitinden çiziktirilmiş ortayaşlı yalnız kadın karikatürünü karakter haline getiremiyor.
bu arada kafaniz iyice guzel olmustur, her sahne farkli bi etkileyici gelir ve sozler - diyaloglar yankilanir kafada , muzikler ise ayri bi vurur sizi, aci cekmeye baslanilir sanki ..
burda yönetmenin bağımlılıkla ilgili didaktik mesajıyla ters düşme eğilimi görülebilir aslında, yani kafanın iyice güzel olmasına filmin anlatımı da katkıda bulunmuş olsa gerek. "hiçbir sahneyi 'düz' çekmeyeceğim, şov yapacağım" diye hırs yapmış yönetmenimiz filmini gösterişçi kamera hareketleri, ses efektleri, müzik, kurgu numaraları vs. ile öylesine doldurmuştur ki, sonuçta filmin kendisi kafa yapıcı tarzdadır zaten.
müziklerden etkilenişe gelince... bu filmdeki müziğin tvlerimizce keşfedilip bütün 'acıklı vtr'lerde fon müziği yapılmaya başlanması tesadüf olamaz. zira temelde aronofsky ve reha muhtar (ya da Şahan'ın programında, reytingmetreye bakıp "piss heriff... ver müziği. biiz..." diyip duran adam) aynı işle, farklı alanlarda iştigal eden insanlardır. aronofsky'nin tek fazlası biçim/stil yeteneğidir. bunun dışında; çabuk etki yaratacak müziği bastırıp, en 'çarpıcı', rahatsız edici sahneleri izleyenin gözüne sokup kolay etki yaratarak popüler olup hollywood'a sıçramak aronofsky'nin yegane hedefidir. bağımlılık konusuna kapsamlı bir bakışın, "entertain meee" diye bağıran genç kitleyi kaçıracağının farkındadır. bu kadar basit düzlemlerde seyreden bir senaryodan/filmden daha iyisi yapılabilirdi yoksa.
filmde bağıran tek bir mesajdan ibaret. ne de olsa biz küçük insanlar, aronofsky gibi tepemizden bakan 'sağlıklı ve bilinçli' kişilerce yakamızdan tutulup sallanarak uyarılma ihtiyacında, aczindeyizdir.
bu arada da sizde kendinizi baya baya bi yargilamaya baslamissinizdir, eglence anlayisinizi sorgularsiniz...... ulan napiyoruz biz ya dersiniz.... bir filme bi kendi hayatiniza bakarsiniz, bagdastirirsiniz biseyleri...
birinin bu filmi ve filmdeki 'kişilikleri' ciddiye alıp da herhangi bir açıdan kendiyle ilgili düşünmesi saflık. film "gerçekleri göstermek" savında görünse de aslında realist olmaktan uzaktır. yani sen en düşmüş kişileri anlatıcaksın ama bunun için en temiz, güzel yüzlü oyuncuları oynatmakla kalmayıp, güzelliklerini de her daim koruyorsun. jared leto'nun kolu bakılamaz duruma gelmişken bile saçlarının canlılığı kaybolmamış, bebek yüzü güzelliğinden birşey kaybetmemiştir. filmin gerçekçilik anlayışı bu seviyede. tvdeki şov (annenin katılmak istediği) bile o kadar uyduruk ki, aronofsky son 15 yılda tvyi hiç açmamış olacak. zira televizyon insanları kandırmak için incelikli yollar bulalı çok oluyor. ama siz feyz almaya devam edin, feyz sizin feyziniz.
seyirciyi üzme hedefi de "entertainment"ın başka bir yolu, seyirciyi 'sıkmadan' canını sıkmak istiyor aronofsky. hayatında çok bunalmadığı/çaresiz kalmadığı vs. anlar olmamış kimse yoktur, bu tanıdık duygularınızı sömürür film. hissetirilen sahte üzüntü, hazırlopçu seyirci tarafından beğeni olarak filme yansıtılınca, aronofsky pi gibi pek kimsenin izlemediği deneysel filmcilikten stüdyo/sistem filmciliğine terfi etmiştir. şu halde bu duygu sömürüsüyle, film en beterinden bir suistimal filmi.
Last edited: May 07, 2005, 02:53 PM (1)
bu uzun iki yazıyı okuduktan sonra forumumuzun değerli besim abisi (kemik adlı mizah mecmuasının çok sevdiğim yazarı umut sarıkaya bazlıdır kendisi) costanza bey'in yine hafiften delirdiğini görmekteyim. hani çok haksızda sayılmaz. fakat melodicali isimli bu genç ve zannımca bayan arkadaşımızın yazısını samimi buldum fakat ne yazık ki bu yazının tınnn tınnn oluşunu değiştirmemekte. böyle bir yazı yerine hubert selby jr. aynı adlı kitabını alıp okusa daha iyi olurdu. ayrıca kıyak kafa kelimesini kullanırken "zula" "nevale" gibi kelimleri kullanıp kör göze parmak misali ne b.k içtiğini belli etmemeni de teveccü ile tavsiye ederim. hee bana böyle diyorsun ama sen "as the marihuana burn we can take our turn" diyerek nal gibi bir imza atmışsın alta dersen sana bir afroman fanı olduğumu söyler kıvırabilirim ama nafile işin aslı gençtim toydum; hata yaptım ühhühüühü diyerek lafın doğru yola sokarım..
film ozenle player e konulur.. sonra 'Ya simdi kafam da gecmesin' maksadiyla o gece ne takildiysaniz artik o nevale tekrar zuladan cikartilir ve kafanin guzelligi bitmesin diyerekten icmeye devam edilir (keyifle)
böyle cümlelerle kendini cümle aleme afişe edersin adın dopey'e çıkar benim gibi.
requim for a dream den dersler çıkaracağına (tıpkı feyz feyz diyerek costanza'nın seni tenkit ettiği gibi) çık bi dışarı bali ve tiner çeken gençlerimiz sokakta dingili düşmüş at arabası gibi sürüklenişlerini izle tavsiye ederim sana; daha eğitici olur ama sakın çok yaklaşma yoksa "abula abula" diye yakana yakışıp para isterken sağ kulağını nakit babımda alabilirler.
aman ha
http://www.sinefil.org/forum/viewtopic.php?t=457 bide böyle bişey vardı.
"kiyak kafayla sinefil karsisinda izlenmeyecek basliklar" baligi acilsa direkt bunu isaretlerim. konuyu acanin kafasi guzel, ayrintilara takilmis keyifle yazmis. bu kadar uzun bir ben yazarim onu ben bile ikinciye okuyunca sıkılıyorum ama bu yaziyi sıkılmadan okudum. arkadan costanzanin da kafasi kiyak olacak o da ayrintilara takmis, gurlemis... onu da satir atlamadan okudum. arkasindan dopey ustat dokturmus... kafam corba gibi oldu. yoruldum...
You need to log in to post a reply.