sinema günlerinde Türk filmleri
6 replies · 185 views
sinema günlerinde Türk filmleri
ısrarla geliştiği söylenen Türk sineması ne yazıkki iddia ettiği gelişime dair örnekler verse de tersi cinsinden çalışmaları daha sıklıkla karşımıza getiriyor düşüncesindeyim.
sinema günlerinde izlediğim 3 yerli yapımdan sadece daha evvel de izlediğin "anayurt oteli" için olumlu düşüncelere sahibim. Kavur'un müthiş görselliği çok keyif vericiydi.
ancak "renkli-türkçe" nin böyle bir festivalde oynatılmasının tek mantığı zannımca sinema öğrencilerine "nasıl film yapılmaması" gerektiğini göstermek olabilir. sadece fikir olarak iyi denebilecek film başta yönetim olmak üzere kamera-ışık ve oyunculuk gibi belli başlı tüm alanlarda sapır sapır dökülüyordu. Söyleşisinde de "yok canım aslında hoş bir film yapmışsınız o hatalar hiç fark edilmiyordu" gibi yönetmenin kendisinin bile inanmadığı "çağırdık kalbini kırmayalım" yaklaşımı da hoş değildi.
bir başka hoş olmıyan nokta da masumiyetten sonra büyük bir düşüş olarak tanımlanabilecek filmiyle zeki demirkubuz'un "ben kamera kullanmaktan anlamam ama bu filmde kendim kullanmak zorunda kaldım" şeklindeki özrü kabahatinden büyük açıklamasıydı. Bir yönetmenin işin temeli olan bir cihazı kullanmak konusunda ben anlamam demesini tuhaf karşıladım.
türk sineması
türk sinemasının son zamanlardaki yükselişinden ne beklediğinizi biliyormusunuz? pahalı hollywood filmlerimi yoksa kadir inanır - türkan şoray filmlerimi? bence itiraf, yazgı gibi zeki demirkabuz filmleri son dönemdeki türkiyeyi yansıtan filmler açısından önemli bir kanıt.
Demirkubuz'un film kamerasını kendisinin kullanmak zorunda kalması biraz da ekonomik sebeplerden. Yazgı'yı beş bin kişi izleyip film 'neredeyse' maliyetini bile çıkaramayınca haliyle diğer filmde tek başına takılmak zorunda kalmış. Herşeyin sonunda sinema işinin de para ile döndüğü ve başlı başına ticari bir hadiseden bahsettiğimizi unutmayalım. Renkli Türkçe'nin facia kategorisinde incelenmesine neden olan en büyük sebeplerden biri de girdi-çıktı dengeleri tabii. Biraz da hesapsız, plansız davranmak. Demirkubuz'un kisi ise fazlaca bu durumdan nasibini almış görünüyor. Yalın ve naif anlatım tarzına rağmen belirli bir görsel standartın tutturulamamış olması filmi de daha az izlenir kılıyor kanımca. Yine de çok ucuza çıkarılan Gemide gibi istisnaları da bir kenara yazalım.
tabutta rövaşata bir ayrı misal teşkil edebilir diye düşünüyorum. bu arada anladığım kadarıyla o noktadaki sorun kamerayı kendi kullanması değil "ben kameradan anlamam pek gibi(tam hatırlamıyorum sallamıyım) bir cümle sarfetmesi gibi görünüyor bana. Setin Allah'ı kullanmasa bile kullanmayı bilmeli herşeyi (efendi yoda)
Bir yönetmen neden iyi kamera kullanmayı bilmeliymiş pek anlamış değilim. çekim ölçeklerinden, görüntü estetiğinden vs. anlamak, bunlara karar vermek ayrı şey kamera operatörü olmak ayrı şey değil midir? zeki demirkubuz kendi kameramanlığını yapmak zorunda kalıyor (parasızlıktan) ve bundan şikayet ediyorsa haklıdır. misal: bir orkestra şefi orkestradaki bütün aletleri çalmak zorunda değildir ama akordu bozuk olanı anında algılayabilmelidir.
You need to log in to post a reply.