Skip to content

Haziran - Temmuz 2002: Türkiye'de Sinema Yayıncılığı

7 replies · 445 views

FI
Fırat Yücel
Konuk Moderator
Joined: Jun 01, 2002
4 posts
Jun 05, 2002, 11:48 AM#96

Haziran - Temmuz 2002: Türkiye'de Sinema Yayıncılığı

Herkese merhaba,

Söze, sinema yayıncılığının günümüzdeki durumunun tartışılacağı bu forumun verimli bir tartışma platformuna dönüşmesi dileğiyle başlıyorum.

Antrakt dergisinin Temmuz 1994 sayısında "Sinema Dergileri ve Antrakt" isimli makalesinde Agah Özgüç, 'Sinema' dergisinin (Türkiye'de çıkarılan gerçek anlamdaki ilk sinema dergisi, dergiyi Nijat Özön yönetiyordu), 15 Mart 1956 tarihinde yayımlanan ilk sayısındaki "Çıkarken" başlığındaki yazıdan bir alıntı yapmış:

"Sinema toplum hayatımızda gittikçe genişleyen bir yer tutmaktadır. Hemen her sınıf halkın en başta gelen eğlencesi olmak özelliğini gösteriyor. Ama yalnız bu kadar... Buna karşılık değil ortalama seyircinin, hatta aydınlarımızın büyük çoğunluğunun bile sinemaya olan ilgisi, futbol seyircilerimizinkinden çok daha az, batılı sinema seyircisine göre ise acınacak durumdadır."

Agah Özgüç 1994 yılında yazdığı yazıda, 1956 yılında yapılan bu saptamanın günümüz için de geçerli olduğunu söylüyor. 2002 yılında ise bizler bu saptamanın hala geçerli olduğunu söyleyebiliriz. Sinema bir eğlence aracı olarak günümüzde bolca tüketiliyor fakat sinema okunmuyor, sinema yazılmıyor... Türkiye'de yayımlanan sinema dergilerinin tiraj ve satış rakamları ile sinemaya giden seyirci sayısı arasındaki uçurum düşündürücüdür.

Sonuç olarak, Türkiye'deki sinema yayıncılığının asıl sorunu, en baştan beri, istenilen okuyucu rakamlarına ulaşamama olmuştur. Bu yüzdendir ki bugüne kadar, çeşitli tarihlerde, otuz küsur dergi yayın hayatını noktalamak durumunda kalmış, birçok dergi daha 10 sayı çıkamadan yok olup gitmiştir. Sadece dergiler değil, sinema kitapları da hemen hiç satılmamaktadır. Üstelik ülkemizde birçok üniversitede sinema bölümü olduğunu göz önüne alırsak sadece bu bölümlerde okuyan öğrencilerin sayısı bile bu kitapların ilk baskısını (1000-2000 arası) bitirmeye yeterli olması gerekirdi. Oysa bu konudaki rakamlar ürkütücüdür: Agah Özgüç, Rekin Teksoy tarafından hazırlanan Sinema Ansiklopedisi'nin 800 adet sattığını (1975) örnekliyor. Bugün de durum değişmemiştir. Afa Yayınları'nın bastığı Tarkovsky, Kieslowsky, Wajda gibi önemli yönetmenlerin kitapları satmamış ve Kelepir’e düşmüştür. Yardımcı ders kitabı olarak kullanılabilecek kuramsal kitaplar bile satılmamaktadır.

Türkiye'de sinema hafızası, sinema kültürü gerektiği boyutlarda oluşturulamamıştır. Ve bunun ardındaki en önemli etken de sinema dergiciliğinin ve yayıncılığının içinde bulunduğu durumdur.

Günümüze gelindiğinde sinema kültürü, tamamen ticari tanıtım zihniyetinin, basın bülteni üslubunun bir tutsağı olmuş durumdadır. Düşünsel anlamda dergilerde ve gazetelerde sinema üzerine yazılan yazı sayısı oldukça azdır. 'Tanıtım kültürü' sonucu, sinema yazını kocaman ve içi boş bir bilgi yığınına indirgenmiştir.

Sonuç olarak tüm bu düşünceler çerçevesinde, Türkiye'deki sinema yayıncılığının iki ana sorununun olduğunu düşünüyorum. Birincisi sinemanın 'okunan' bir sanat dalı haline gelememesi ve ikincisi tanıtım zihniyetinin hakimiyeti. Belki bu iki sorun, birbiriyle hiç gözükmediği kadar ilgilidir diyorum ve sözü sizlere bırakıyorum.

Martin Mystere
Martin Mystere
Joined: May 27, 2002
1,621 posts
Jun 05, 2002, 02:33 PM#97

Oncelikle interneti bu bicimde kullanmak ve yer-zaman sınırından bağımsız bir biçimde tartışma olanağı kazandırmak fikrinin güzelliğine kapılmış bir vaziyette teşekkür ediyorum.

fırat bey'in girizgahı gerçekten çok önemli şeylere işaret ediyor. tartışmayı okulun bilgisayar laboratuarında görüp ve ilk aklıma gelenleri yazma isteği ile uzunca yazamıyacağım. ancak şu çok ilginç: Herhangi bir izleyicinin, sinemayı eğlence aracı olarak gören bir izleyicinin sinema yayınlarına büyük ilgiyle yaklaşmamasını anlıyorum da özellikle aydın kesimin bu uzak mesafesini bir türlü anlayamıyorum. mantar gibi heryerde sinema okullarnın açıldığı bir ülkede sadece sinema öğrencileri ve akademisyenlerinin oluşturabilceği traj bile çok iyi olabilirdi. çok film izlemeden, çok okumadan iyi birer sinemacı olunabilceğinin zannedilmesi tam bir trajedi aslında.

Hatırlayan var mıdır bilmiyorum ama "Sombahar" adında bir şiir dergisi vardı ve alanındaki ender ve nitelikli örneklerden biriydi. Kulaktan dolma bilgilerden hatırladığım kadarıyla dergiye her ay onbinlerce okuyucu mektubu geliyordu ve bu mektupların çok büyük bir çoğunluğu şiirlerinin yayımlanmasını isteyenler tarfından gönderiliyordu. dergi kapandıktan sonra kapanma gerekçesi beni dehşete düşürmüştü. Dergi 1000 sayısına zor ulaştığından kapanmak zorunda kalıyordu. verdiğim rakamlar tam olmayabilir ancak oran olarak yaklaşık böyle bir şeye denk geliyordu. şiir okumadan da yazar olunabilceğini düşünen kitle mektup yolladığı dergiyi alıp okumuyor. sanırım bayiden bakıp şiiri yayımlandıysa satın alıyorlardır.

ilk elden bu forumda bunları söylemek istedim. önemli bir konu ve çok faydalı tartışmaların olabilceğine inanıyorum. teşekkürler.

ZA
zagor
Joined: Jun 07, 2002
4 posts
Jun 07, 2002, 01:45 PM#99

martin misterin verdiği örnek gerçekten çok ilginç. türk insanı okumuyor. bu sadece sinema yayıncılığı için bir srun değil aslında. kültür dünyamızın fakirliğinin de bir işareti. kendi adıma mevcut sinema dergileri arasında düzenli olarak takip ettiğim hiç bir dergi yok. hepsi popüler sinema ile ilgili. bir tek gece yarısı dergisini kendine has bir tarzı koruduğu için takdir ediyorum ama ne yazıki o dergide de bir kaç kişinin yazıları etrafında dönüyor.

FI
Fırat Yücel
Konuk Moderator
Joined: Jun 01, 2002
4 posts
Jun 07, 2002, 08:04 PM#103

Ben 'az okuma' probleminin biraz da popüler-alternatif-akademik-entelektüel kategorilerinin Türkiye'deki keskin ayrımından kaynaklandığını düşünüyorum. Yapılan her işi cok fazla kategoriler içerisinde değerlendiriyoruz ve bu kategorilerin iç içe sunulduğu mecralara soğuk bakıyoruz. Herkes kendi bulunduğu noktadan bakıyor, bazısı için çok entelektüel olan bir şey, bir başkası için çok popüler olabiliyor. Popüler olan ile entelektüel olanın birlikteliği ise 'ortada kalmışlık' olarak değerlendiriliyor. Sürekli 'taraf alma' zorunluluğu içerisinde hissetmeniz sağlanıyor. Tüm bu ayrımlar ve kamplaşmalar, okuma oranının artmasına değil, azalmasına neden oluyor diye düşünüyorum. Kategoriler arasındaki mesafeler ortadan kalkmadığı sürece satış rakamlarında bir artış olacağını düşünmüyorum.

Pumpkin King
Pumpkin King
Joined: May 19, 2002
2,100 posts
Jun 10, 2002, 10:34 AM#117

Merhaba,

Ben de sozu fazla uzatmadan hemen kendimce farkettiğim birkaç sorunu yazayım dedim.

Önce Martin Mystere'in "mantar gibi heryerde sinema okullarının açıldığı bir ülkede sadece sinema öğrencileri ve akademisyenlerinin oluşturabilceği tiraj bile çok iyi olabilirdi." sözünden başlayalım. Evet mantar gibi sinema okulları açılan bu ülkede bir yığın sinema öğrencisi ve akademisyeni olduğu doğru. Fakat bu öğrenci ve akademisyenler sinema ile ne kadar ilgileniyor. Sinema yayınlarını takip etmek için öncelikle film izlemek gerekir. Bilmediğiniz, hakkında herhangi bir fikrinizin olmadığı bir konuda bir yayın takip etmemeniz çok normaldir. Ben Eskişehir'de yaşıyorum ve çevremde çok fazla sinema-tv öğrencisi ve akademisyeni var. Bunların arasından sinema-tv ile bir alakası omayan benden daha fazla film izleyenlerin, daha fazla sinemayı takip edenlerin sayısı bir elin parmaklarını geçmez. Popülerse bizden değildir düşüncesinden sıyrılamayan, "starship troopers"'ı sevdiğinizi duyunca bakışları değişen "entel" sinema-tv öğrencilerimizin, popüler içeriğin dominant olduğu sinema yayınlarını takip etmemesi kadar normal birşey göremiyorum. Kaldı ki ileride bu sektörde çalışacak bir kişi her ne sebeple olursa olsun popüler sinemayı yok sayamaz, takip etmeden ahkam kesemez.

İkinci bir sorun da Türkçe sinema yayınlarında (özellikle popüler sinema üzerine olanlarda) mercekle aradığımız özgünlük. İnternetin yaygınlaşmasıyla daha bir artan "şundan şu paragrafı alayım, şu da ilginç bi ayrıntı farketmiş onu da alayım, dur ayıp olmasın iki cümle de ben edeyim şeklindeki çeviri yazıları" nerdeyse yayınların tamamını kaplar oldu. E bende de var internet, gider mrqe'ye orjinalini okurum (ki zaten bu tür yayınları takip edenlerin küçümsenemeyecek bir çoğunluğu çat pat da olsa ingilizce biliyor). Yalakalık gibi olmasın, Altyazı'yı bu konuda diğerlerine oranla çok daha özenli, çok daha özgün buluyorum.

Neyse benden bu kadar, biraz sert bir çıkış yapmış ya da yalan yanlış yazmışsam affola. Epeydir kafamı kurcalıyordu bu düşünceler zaten, bulmuşum böyle fırsatı döktüm içimi. Yanlıyosam da buyrun alt tarafa döktürün.

LU
lumbering satyr
Joined: May 29, 2002
26 posts
Jun 10, 2002, 11:13 AM#118

risk

"futbol seyircilerimizinkinden çok daha az, batılı sinema seyircisine göre ise acınacak durumdadır" yanlışlar silsilesi işte burada başlıyor bir türe ilişkin bilgilerimizi diğer türlere laf atarak hatta belki biraz sataşarak yaparız çoğu zama ne fark vardır ki futbol ile sinema arasında. bunları yorumlamak için imanlı bir beyin iyi bir göz gerekir çoğu zaman onun için futbol en çok seyredilen spor değilmidir fazla beyin gerektirmediği için?

işte bu anda sinema izleyicisinin çok olmadığı normaldir çünkü sinema dikkat ve bilgi birikimi ister fakat ne yazık ki türkiyedeki medya patronları daha çok para için çoluk çoçukla dergiler çıkarmakta. risk almak gerek birazda kötü ama gişe yapan bir film'i kapak değil hatta dergiye bile almamak lazım.

sonuçta söyleyecek sözümüz var onun için çıkarıyoruzdan daha çok söyleyeceğiniz sözlerin özgün olması gerekiyor ve ben bunu türkiyede göremiyorum salı günü izlenen programdaki lafları çarşamba bana satmayın.

FI
Fırat Yücel
Konuk Moderator
Joined: Jun 01, 2002
4 posts
Jun 14, 2002, 09:25 AM#140

Ben sahsen Pumpkin King'in soylemis olduklarina katiliyorum. Sinema ogrencileri ve akademisyenler, sinema alaninda dunyada neler olup bitiyor yeterince takip etmiyorlar. Sinemanin ozunde 'film izlemek' vardir, Turkiye'de ne yazik ki sinema ile ilgilendigini iddia edenler yeterince film izlemiyor, dunya sinemasini takip etmiyor. Sinema yayinciligindaki boslugun biraz da bundan kaynaklandigini dusunuyorum.

Martin Mystere
Martin Mystere
Joined: May 27, 2002
1,621 posts
Jun 14, 2002, 12:31 PM#142

şu okuma(ma) meselesi için aklıma bir şey daha geldi. Kapanan 25.Kare dergisi burada (Eskişehir) bir tek Kibele kıtapçısına geliyordu. merak edip sormuştum her ay kaç satıyor diye kitapçıya. satış rakamı dehşet verici: 15, 20 arası değişiyormuş. türkiye'nin en iddialı iletişim fakültelerinden birine sahip eskişehir'de 25. kareyi 15-20 kişi okuyormuş. dergi kapanır tabi.

halbuki bu şehirde her yıl en az 120 civarında Sinema-TV öğrecisi ve bir çok akademisyen bulunuyor. ama bunların çoğu okumuyor. elbette sinema yayınları da teker teker batar. AFA yayınlarının çıkardığı sinema kitapları Kelepir Kitapçılarda satılıyordu. hala raflardalar.. kendi adıma Tarkovski'nin "Mühürlenmiş Zaman" kitabını okumadan nasıl geçtim sinemacı olmayı, sinefil olunur anlamış değilim. ama buralarda bu kitabın varlığını bile bilen o kadar azki maalesef... :(

You need to log in to post a reply.