Isaretler (Signs)
5 replies · 139 views
Isaretler (Signs)
Bu filmi yeni izledim, kafama takilan bazi seyler oldu, onlari sizlerle paylasmak istedim.
Oncelikle film her ne kadar "inanilmaz" bir altyapi uzerine oturuyorsa da, dusmanlik duygulariyla dolu uzaylilarin yavas yavas dunyaya gelip cesitli stratejilerle amaclarina ulasmaya calismalari cok inandirici bir sinema diliyle verilmis. Uzayli tam olarak gosterilmiyor, Mel Gibson ve ailesinin aralarindaki tartismalar ve bakis acilariyla olaya siz de onlarla katiliyorsunuz. Arka planda onlarin bildiginden fazlasini izleyici de bilmiyor, sadece kisa kisa TV goruntulerinden bilgi edinmek mumkun.
Mel Gibson, karisinin olumunden sonra kiliseye istifasini vermis, ve filmin ilerleyisiyle birlikte filmin asil ilgi alaninin bu inanc donusumu oldugunu anliyoruz. Gibson'un erkek kardesiyle yaptigi konusmada, artik bizleri izleyen bir super guce inanmadigini goruyoruz. Ne yapacagi belli olmayan uzaylilarin istilasi da tabii bu inanc karmasasinin anlatilmasi icin cok uygun bir senaryo. Ana karakterin bu davranis ve inanc degisikligi cok guclu bir sekilde verilmis.
Izlemeyenler vardir diye bazi noktalardaki sorularimi sakliyorum. Mel Gibson'un karisinin olum aninda onunla yaptigi konusma, uzayli tehlikesinin evin icinde hissedildigi dakikalarda iki cocuguyla da yaptigi "annen seni dogurdugunda..." monologlari beni cok etkiledi.
Yonetmen M. Night Shyamalan, Altinci His ve Olumsuz'den sonra bu filmiyle de dogaustu guclerle inanc konularini islemis ve bircok soru sorduran ve gerilimi cok uygun bir dozda filmin sonuna kadar tasiyan bir film yapmis.
Selamlar,
Bertay Fisekci
SIGNS başlıklı bir yazıya nasıl giriş yapmalı ki: Bence bir hayalkırıklığı.
Filmin konusuyla başlayalım: Tüm dünya uzaylılar tarafından istila edilmişken çekirdek bir ailenin, bir hafta içinde gözlerden uzak çiftliklerinde yaşadıkları, kader-inanç üzerine güzellemeler ve sonunda da "İnan ey kul, o zaman her şeyin üstesinden gelirsin" anadüşüncesi.
Beni filme beni soğutan başlıca etken inanç meselesine bakışı oldu zaten. Yani dinden imandan çıkmış bir rahibin tüm yaşadıklarından sonra rahipliğe geri dönmesi, filmin genelinde taşıdığı "Tesadüfler yoktur-yaşadığımız her şey bir amaca hizmet eder" önermesi.
Ama filmle ilgili Shyamalan'ın hakkını yememek lazım. Sadece son yarım saatte uzaylılarım eve saldırdığı sahnelerde bile ne kadar mükemmel bir yönetmen olduğunu kanıtlıyor bence. Filmlerde bazı sahneler vardır, film kötü olsa bile o sahne hafızanıza kazınır, hatta filmi sizin için güzel kılar. Çekirdek ailenin mahsende geçirdiği dakikalarda küçük oğlanın bir uzaylı tarafından ellendiği sahne bence sinema tarihinin en iyi "Ben yönetmenim, kameramı istediğim yere koyarım, yine de gerilim hissi vermeyi başarırım" sahnelerinden biri. Bu sahne filmi hiçbir zaman benim için 5 üzerinden 3 yıldızın üstüne taşıyamaz ama benim için Hitchcoock vari klasik sahneler arasına girebilir. Yönetmenin bir diğer başarısı da uzaylıları filmin sonuna kadar göstermeden "Uzaylı istilası gerilimi"ni çok iyi vermesi.
İyi yönetmen-iyi yönetim-iyi sinematografi-başarılı müzikler-iyi oyunculuk-fakat beni etkilemeyen,aksine rahatsız eden bir tema, "İnanç" teması üzerine kurulmuş bir senaryo.
Shyamalan kardeşin başarılı kamerasını daha iyi senaryolarla buluşturması dileğiyle...
Walla, bence nasıl bir Bresson'un, bir Hitchcock'un, hatta Kusturica'nın kamerasını anlattıklarından farklı düşünemezsek Shayamalan'da da böyle bişeyi düşünemeyiz. Yani zaten adamın sinema işine giriş noktası belli. Her ne kadar ben Wide Awake'i izlememiş olsam da, gerek 6. His'te, gerekse Unbreakable'da adamın çok farklı, çocuksu bir merakı, anlama çabası var. Kamera hareketlerinde ve kurgularında da buna paralel bir tür meraklı-endişeli-saf bir hava var. Bu filmlerin herbirinde de az çok inanç-ölüm-korku-metafizik konularına değinme sözkonusu.(illa böyle göze sokmak mı gerekir derseniz, o tartışılabilir) Yani özetle, biçim içerikten ayrı düşünülemez diyorum ben.
Bir de Fatih Özgüven'in Radikal'de bu filmle ilgili bi yazısı çıkmıştı. (24/10/2002) İlgilenenler okusun derim, şiddetle ve hiddetle tavsiye ederim
f.özgüven shyamalan'ın amca oğlu oluyor zaten. nerde gördüysem "ben ve mutlu bir azınlık dışında kimsenin beğenmediği" diye filmden bahseden, sürekli ama sürekli buna vurgu yapan signs'ın gediklisi olmuş bir insandan bahsediyoruz. kendisini(her türlü konuda olduğu gibi) hem tasvip ediyor hem de shyamalan tutkusunun ilelebet sürmesini temenni ederek yukarılara taşıyorum.
kötü film
mel amcamizin kapi altindan bicaktaki yansima yardimiyla uzayliyi gormeye calistigi sahnede ben de eydim kafayi salonda yaratigi gorebilmek icin. budur.
You need to log in to post a reply.