Sokağa düşenın, değersiz olanın sanatı...
10 replies · 174 views
Sokağa düşenın, değersiz olanın sanatı...
Eurovisiondaki tartışmanın belki enini boyunu da genişletmek bağlamında bu topicte devam etmesini uygun gördüm. Moderatör arkadaşımızın bilgilerine arz ederim.
Yıl 2003 oldu... Sanat dediğimiz şey müzelerde koruma altına alınmış durumda... Sertab'ın "zırtopoz oryantalist" şarkısıyla eurovision kazanıp zafer kutlaması yapıyoruz.
Geçen gün Mefisto diye bir film izledik. Gerçekten çok kötü buldum filmi... Ama bazı şeyleri anlatabilmek için örnek teşkil edebilir...
Nazi Almanya'sında eski devrimci bir tiyatrocu büyük bir tiyatroda oynayabilmek için Nazi'lerin emirlerini yerine getirmekten çekinmiyor. Ben sanatçıyım diyor, siyasetle falan işim olmaz diyor. Ben elimden geldiğince iyi oyunlar çıkartmak istiyorum diyor. Ama bir gün eski arkadaşlarından biri naziler tarafından devrimci olduğu için öldürülüyor. Sonra silahlar kendisine dönüyor. O güne kadar kafasını devekşu gibi kuma gömüp, iyi oyunlar çıkarmaya çalışan aktör, arkadaşının öldürüldüğü gün "metateorik" anlamda nerede durduğunu anlıyor.
Bilmem ne demek istediğimi anlatabiliyor muyum basit bir yarışma kazandık demekle, "sokaktan geçip giden her şey aslında bir ideolojinin içinden geçmektedirler" demek arasındaki farkı anlatmaya çalışırken?
Korsan meselesine verdiğim önem de bu bağlamdadır yine... Israrla orjinalinden uzak durmaya çalışmak, dağıtım ağlarına meydan okumak demektir. Salonlar boş kalmasın diye kötü festivallere gidip, festivalin bir sonraki yılını görebilmek için salonları doldurmak da aynı türden bir çabadır. Sinemateklere gitmek de öyle... Ya da fotokopi dergilere destek vermek, Hayalet Gemi adlı dergiyi özlemek de... Bunlar artislik olsun diye gidilen yerler okunan dergiler değildir. Onların da "sokaktan geçip giden şeyler olmasını özlemektir".
Anlatabiliyor muyum neden Eurovision'un bu kadar önemli bir şey olduğunu? Sertab'ın ya da Tarkan'ın dünya starı oluş biçimlerinin, onların dünya starı olması kadar önem taşıdığını anlatmaya yetiyor mu? Taksim'de göğüsleri kabarmış, gururlanmış insanların şarkılarını söyleyememiş olmasının ne demek olduğu anlaşılıyor mu? Yöntem de içerik kadar önemlidir!
Ha Sermest'in özlediği müzelere kaldırılan sanata gelince! O devir bitti!!! Dünya o eserleri aydınlanma özlemiyle yaptı, akla taparken yaptı. Ama kimse de akıl kalmadı. Dünyada olan biten şeylere bakın. Rasyonalizm bilimde mi, siyasette mi, felsefede mi ayakta durabiliyor ki, sanatta ayakta durabilsin? Tüm değerleri paramparça olmuş bir dünyanın klasmana giren eserleri pop-art (temsili örnektir yanlış anlaşılma olmasın), giremeyenleri de kitch olmaya mahkumdur.
Hala modern sanatın peşinden koşmak isteyenlere Supermanlari, Rockyleri öneriyorum. Çünkü bu kahramanlar, o yere göğe sığdırılmayan modern sanatın travmatik sonuçlarıdır.
yeni çağ yeni toplum düzeni...
artık birşeyler değişiyor..hem de hızla..
sinemadan müziğe içine eğlence materyalini de oturtmuş olan her sanatsal platform kabuk değiştiriyor...
hayırlı mı değil mi onu düşünelim...
biraz fikir cimnastiği yapalım..
90 ların başında ilk özel tv yayın yapana kadar müzik adına bir sektör oluşmamıştı ülkemizde...
tek tük ismin boy gösterdiği tek kanallı dönemlerde zorunlu seçici olmaya itilen bir toplumduk..
özel tv lerin yayın hayatına bir bir başlamasıyla beraber çok ilginç bir sonuç kendini göstermeye başladı..
Smith'in rekabet kuramına nazire edercesine özel kuruluş,tv lerin kurulmasından destek alarak toplumda söz sahibi olmaya başladı..yani türkiye liberal olmanın sinyallerini verdi..
artık her alanda devletin gücü ve önemi azalıyor ve yerini kapitalist söylemlerin başını çektiği bir topluluk alıyordu..
açık oturumlarda siyasetçilerden çok artık medya,firma patronları yer almaya başlıyordu...
işte bu eksenin sonucunda sanat da kendi kabuğunu kırmanın yollarını aramaya başladı..
bu bağlamda bir eserin içeriğinden çok onun pazarlanması ön koşul oldu..
türkiye nin best seller listelerine bir göz atın..
son 20 yıldır kaç tane edebi değer sahibi kitap,müziksel oluşum bu listelere girebildi?
bu kültürel bir yozlaşmanın olgunlaşma devresinin sinyalleridir...
sizi ağır manalar içeren bilimsel sözcüklerle sıkmak istemiyorum..
sokaktan geçenin artık değerlendirmelere analizlere girmesinin gerektiğini söyleyenler bu yozlaşmaya destek verirler..
en büyük tehlike önemsenmemesi gerekenin ciddiye alınmasıdır..
kisa bir giris:
"yuksek olmayan"i, sokaga ait olani ve hatta kitch'i konusmak onu ille de tek ve vazgecilmez saymak demek degildir. yasamin isaretlerini okuma cabasidir. analiz yapmak, tespitlerde bulunmak icin cok onemlidir. Kaldiki "yuksek sanat" denen kavramin tek basina bir seylere denk gelemdigi tipki hayatta en hakiki mursidin ilim olmadiginin anlasilmasi gibi ortaya cikmistir. popüler kulturu bilimin ve sanatin nesnesi yapmak populer kulturun kendisini ikonlastirmak olarak algilanmasi abesle istigaldir.
cok ters gunlerdeyim yazmak icin... tartismanin seyrine gore yazmayi surdurmekten keyif alacagim.
bu arada sanki popüler kültür kavramı yanlış kullanılıyor arkadaşlar dikkatinizi çekerim... Kitle kültürü ile popüler kültür arasında dağlar kadar fark var. Sermest'in popüler kültür diye söz ettiği şeyin literatürdeki adı kitle kültürüdür. İsterseniz belge, kaynak vs. gösterebilirim...
SERMEST ÇAPAN wrote:
90 ların başında ilk özel tv yayın yapana kadar müzik adına bir sektör oluşmamıştı ülkemizde...
tek tük ismin boy gösterdiği tek kanallı dönemlerde zorunlu seçici olmaya itilen bir toplumduk..
özel tv lerin yayın hayatına bir bir başlamasıyla beraber çok ilginç bir sonuç kendini göstermeye başladı..
Smith'in rekabet kuramına nazire edercesine özel kuruluş,tv lerin kurulmasından destek alarak toplumda söz sahibi olmaya başladı..yani türkiye liberal olmanın sinyallerini verdi..
artık her alanda devletin gücü ve önemi azalıyor ve yerini kapitalist söylemlerin başını çektiği bir topluluk alıyordu..
açık oturumlarda siyasetçilerden çok artık medya,firma patronları yer almaya başlıyordu...
Benim de bağrına bağrına söylemeye çalıştığım; o çakılan liberal sinyalde, devletçiliğin yerini kapitalizmin almasında senin benim de payım var. Şu ideoloji meselesi, sokaktan geçip giden her şey meselesi...
Hoş devletin öncülük edeceği sanata da ayrıyeten kafam girsin. Bakınız Abdülhamit Düşerken, bakınız devlet tiyatroları, bakınız devlet sanatçıları...
Hadi onları da geçtim. Devletin bana uygun göreceği kültürel kimlik "dünyanın en kaliteli, en yüksek kültürel kimliği" olsun mesela. Başkası beni öyle yaptıktan sonra yemişim öyle yüksek sanatı.
Ben, özgürleşmiş bir zat-ı muhterem olarak, her türlü manipülasyona gözlerim açık durumdayken neyi seçiyorum neyi beğeniyorum? Köy Enstitülerinden yetiştirilen aydın kuşağın beğenileri, benim beğenilerim olamaz. Mesela eski doğu bloku da sanatın doruklarına çıkmıştır. Polit Büro'nun beni mecbur bırakacağı sanata da kafam girsin. Ben bana birilerinin birşeyleri uygun görmesine tahammül edemiyorum. Bendeki akıl bana fazla geliyo zaten bir de devletmiş eğitim kurumuymuş, onların vereceği akıl benden uzak modernizme yakın dursun.
Aha da Pulp Fiction... Taş gibi film, hem de nasıl popüler kültür ürünü, hem de nasıl dibine kadar post-modern... Popüler kültür deyince hemen interstarın sunduğu Gönül Gül aklımıza gelmesin rica ederim...
festivallerin bu seneki mesajları çok açıktı...
iyi film nedir?
iyi müzik nedir?
tek kelimeyle cevap seçicilik...
ben 90ların başını örnek verirken devletçiliğe yalaklanma manasında birşeyler söylemedim...
"ah ne güzel günlerdi onlar" da demedim...
zorunlu seçicilik evresinden bir başka garip evreye girdik...
kasıtlı seçicilik...
kötü çirkin tekdüze olduğunu bile bile sırf saygıdeğer otoriteler bunları öneriyor diye sokağa düşenin peşine gitmek olgusu...
peki bu gidişatta bizim hiç mi suçumuz yok?
tekrar soruyorum son yirmi yıldır edebi değer taşıyan eserler üretiliyor mu?
halk bunlara ilgi gösteriyor mu?
sermest yazdiklarinda kismen hakli oldugun seyler var ama bence yanlis sorular soruyorsun. dogru soruyu sormadan dogru cevaba ulasamayiz.
mesela bizim sucumuz yok mu derken "biz" kimiz. halk kim? onun sevdikleri neyi belirliyor. ortalikta "kaliteli" eser yok diye mi acaba halk "kaliyesiz" olana yoneliyor.
Varolan her şeyde herkesin payı var diyorum zaten ve bunu kaçıncıya söylüyorum saymak lazım. Bir yol daha deneyeyim...
Hani kelebek kanat çırpıyo diye uçak kuleye giriyo da o yüzden Irak işgal ediliyo da suçlu kelebek oluyo ya... Kaos falan...
68 Parisinden bir sokak afişi
"güzellik sokaktadır"
günümüzün en etkili eylem gruplarından biri
"reclaim the streets"
kişisel görüşüm sanatın yerinin kamusal alan olduğu ve en delikanlı kamusal alanın sokak olduğu yönündedir. üşengeçlikten kendimden alıntı yapar hale geldim.
ben vakti zamanında demişim ki;
"değineceğim bir diğer konu da sanat ve estetik kavramlarını fazla tepelerde bir yerlere yerleştirme durumudur. tamamen kişisel görüşüm bu durumun sanatın ve estetiğin yararına olmaktan çok zararına işleyen bir tavır olduğu yönündedir. sanatı ve estetiği günlük yaşamda karşılaştığımız icralardan ayırmak, onu müzelere ve salonlara hapsetmek ona yapabileceğimiz en büyük kötülüklerden birisi bence. gerçi bu topraklarda büyüyen insanların şanssızlığı gündelik hayatımızda estetik anlamda kitchden gayrı bir şeyle pek karşılaşmıyor oluşumuzdur. ama yine de bunu değiştirmenin yolunun da ancak bu şekilde yüksek beklentiler ve kriterleri gündeme getirmek oluğunu sanıyorum. bu bağlamda sertab erener' in şarkısını değerlendirirken başka, morphine' i değerlendirirken daha başka kriterler kullanmanın, ortalığı fazlaca boş bırakan ve statükoyu yeniden üreten bir durum olduğunu düşünüyorum. yine abartıyorum belki :) ama tartışmanın gerçekten bir yerlere geldiği kanaatıne vardım şu anda; sanırım tartışmamızın özünde de bu konudaki fikir ayrılığımız yatıyor.
dahası bakın işte sertab' dan çıktık nerelere geldik kötü mü oldu? buralara gelmek için kallavi sanatsal değeri olan şeylerden yola çıkmak yerine bunun gibi gündelik yaşama etkileri daha somut olan örnekleri kullanmak bence çok daha ayakları yere basan bir yaklaşım."
rai wrote:
68 Parisinden bir sokak afişi"güzellik sokaktadır"
günümüzün en etkili eylem gruplarından biri
"reclaim the streets"
ben senden biraz daha dişe dokunur örnekler beklerdim...
rai,hiç kendine sordun mu reclaim the streets ne kadar tanınıyor ve etkili?
veya 68 yılının üzerinden kaç sene geçti;?ve acaba şimdi o duvarda hangi parfümün reklamı var?
You need to log in to post a reply.