In The Name Of The Father
10 replies · 123 views
In The Name Of The Father
Belfast'tan Ingiltere'ye uzanan bu film Hasan Cemal'in bir döneme ışık tutmak için söylediği bir kitap okudum hayatım değişti sözüne nazire edercesine yapılmış.Cemal'in cümlesinde anlatmak istediği benim hayatıma sinema vasıtasıyla zerk etmiş durumda.'Bir film izledim hayatım değişti'...
Ingiltere adalet sistemini tüm çıplaklığıyla gözler önüne süren Gerard Canlon yorumuyla insanı canevinden vuran daniel day lewis bir insanın dramını anlatan öyküde çıtaları zorluyor.Sheridan'ın IRA öyküleriyle yakından ilgilendiği bilinen bir gerçek.Bu yapıtta da aynı düzlemi başarıyla yansıtan yönetmen kadrajın,ışığın ne olduğunu öyküleme tekniklerinin kişiselleşmesinin ne tür yollarla olduğunu adeta ders verir gibi gösteriyor seyirciye...
Hele ki yanılmıyorsam BONO'nun eşsiz müziği eşliğinde bir açılış sekansı var ki insanın gidip alınlarını öpme isteği uyandırıyor..
Ne diyordu şarkıda hatırlayalım:
''...In the name of hope
In the name of reason
In the name of religion
In the name of dope
you say you didn't
they say you did..."
Geuissepe'ye saygılarımla...
peki o zaman..
senin açından hergün tvlerde defalarca yayınlanan bir görüntü yani bir askerin veya milisin kalabalığa üstünden almış olduğu emir ile veyahut kendi dangalaklığıyla ateş açması mı daha vurucudur yoksa londra da kendi halinde yaşayan kırk yaşlarında bir teyzenin hergün bulaşık yıkadığı eldivenler delil olarak gösterilmesi sonucu bomba imalatçısı olarak on dört yıl hapis yatması mıdır?
haydin depişelim!
ben de sunu soruyorum o zaman. bunlarin hayatimizi etkilemesi icin illa bir filmde mi gormek gerekiyordu. biz yillardir bu tur olaylarin icinde yasiyoruz. liseli gencler delil olarak gosterilen bir kac kagit parcasi yuzunden omurlerini hapishanelerde geciriyor, iki uc universiteli mecliste actiklari pankart yuzunden terorist ilan ediliyor, asker babaya oglunun bokunu yediriyor, 10 yasindaki cocugun gozleri onunde koyun erkekleri taraniyor (eski ev arkadasim yasamistir), bir sosyolog yine bu sacma sapan deliller yuzunden yillarca hapis yatiyor, olum oruclarindaki mahkumlari katletmenin adi hayata donus operasyonu oluyor, hakkini arayan memurlar terorist oluyor, gazeteciler gozaltinda oluyor, aydinlar suikastlere kurbban gidiyor, butun bunlarin tamamini buraya yazmama omrum yetmez. bunlari hayatinizin icinde gormeyip de bir filmde gorunce darmadagin oluyorsaniz siz korsunuz diyorum, baska bi sey cikmiyor agzimdan.
kusura bakmayin, bunlari sermest'i ya da outsider'i ya da herhangi baska birini hedef alarak yazmiyorum. sadece bu ulkede yasayan birinin boyle bir filmden bu kadar etkilenmesini anlayamiyorum ve kendi kendime sinirleniyorum.
tüm dünya üzerinde her metre karesinde yaşanmış ve yaşanacak olan sorunsallar zincirinin bir halkasının sinemaya aktarılmış olması sonucu göstermiş olduğum beğeni derecesinin tepki görmesi benim açımdan son derece şaşırtıcı ve gariptir...
bu sorunlar sinsilesinin yerel bir zihniyetle ele alınışı son derece vahim bir hata olur.günümüzde de geçmişte de dünyanın her metre karesinde kıyımlar,haksızlıklar,zorbalıklar yaşanmaktadır....
fakat...
elbette ki sinematografinin imkan ve olanakları sınırlıdır...dünyada yaşanan her türlü zulmün kaynağını altyapısını peliküre aktarılmış olma ihtimali sıfırdır...
sırf bu öykülerden biri peliküre aktarıldı ve bu aktarılan öyküyü şahsiyetim beğendi ve bunu mübalağa bir dille ortaya koydu diye körlükle suçlanması son derece kırıcıdır...
bir sinema filminde bir askerin açmış olduğu serseri ateş ile yanlış yere suçlanan bir kadının uğramış olduğu haksızlığı yönetmenin kullanmış olduğu sinema dili açısından incelemenin dünyada ve ülkemizde yaşanan ağır sorunlarla karşılaştırılması insanı nerelere götürür acaba?..
hasan cemal ''das kapital''i okuduğunda dünyaya olan bakışını siyasi bir evrim geçirerek değiştirmiştir.(bu evrim halen onun açısından sürmektedir ve konumuzla alakasızdır)bu aptal ve diplomatik bir üslupla tarafımdan yazılan mesajda da anlatmak istediğim şudur:
''In the name of the father,ingiliz adalet sistemi ve irlanda ayrılıkçı örgütleri hakkındaki fikirlerimi değiştirmiştir.''
Bu bağlamda bir filmin yapısını,getirdiği eleştirel düzlemi hatta bilemediniz dramatik yapısını kurgusunu tartışmak dururken ülkemizde yaşanan olaylara karşı hissiyatsız ve uzak kaldığım yaftasının yapıştırılması da neyin nesidir?
kırgınım ve kızgınım...
sermest wrote:
In the name of the father, ingiliz adalet sistemi ve irlanda ayrılıkçı örgütleri hakkındaki fikirlerimi değiştirmiştir.
filme kotu diyen yok, sadece biraz abarttigin soyleniyor. insani bu kadar etkilemesinin anormal oldugunu dusunuyorum. kaldi ki ben de o muthis muzigi hala ara ara sesi sonuna kadar acarak dinlerim.
kirilmani istemem ama sunu da soylemek zorundayim. yukaridaki alintida yazan sey benim korluk kelimesini kullanirken kastettigim seydir. "ingiliz adalet sistemi ile ilgili olarak" cirkin olani gizlemek amaciyla surulen makyajin ardindaki gercegi kavrayabilmek icin "bu" filme ihtiyac olmadigini dusunuyorum. 7. sanat dedigimiz sinemanin da islevlerinden biri tabii ki isnana goremediklerini gostermektir ama bu film zaten bildigimiz seyleri soyluyor bize...
neyin tartisildigini anlasan ben de dalicam ama birbirine girmis konular.
-politik sinema mi
-sinema ve gercek mi?
-ingilterenin kanayan yarasi kuzçloey irlanda sornunun sinemaya yansimasi mi
-sermestin sinemasal begenileri mi?
sermestcim o filmi ben de cok begenmistim ama sanki baya bir etkisinde kalip cok abartmissin, kaldiki bir filmi kisisel olarak cok begenip kult filmlerinin arasina sokmaya hakkin var. tartisma da o noktada biter.
devam edicem.. vaktim azaldi.
valla tartışmaya hız vermekte fayda var çünkü bir süre sonra pumpkin king dgm'deki işlerinin yoğunluğu nedeniyle aramızda olamıycak. :) bütün adalet sistemleri yalandır insan elinden çıkarlar ve tepedeki ideolojiye (ya da sisteme her neyse) bağımlıdırlar ayrıca adalet de çok esnek ve kişiye, duruma göre değişmeye müsait bir meselededir (konu nerelere geldi bak). ha bir de şöyşe birşey var bir sisteme ya da olguya inancını kaybetmek için bir film izlemekten fazlasına ihtiyaç var diye düşünüyorum. filmde yansıtılanların doğruluğunun sağlamca araştırılmasına derim ben. biraz da saçma olmuş bu tartışma katıldığıma bakmayın.
valla ilk bu konuyu açtığımda böyle bir tepkiyi alacağını hiç beklemiyordum.aslında bu olay erdal öz'ün yaralısın adlı romanından sonra yapılan eleştirilere benziyor...
yazar,kitabında yetmişli yıllarda yaşadığı gözaltı evresine ve çektiği işkencelere yer verir.fakat bunu yaparken kullandığı üslup o güne kadar türk edebiyatında görülmemiştir.roman boyunca kendisine ikinci tekil şahıs olarak seslenir..
örnek vermek gerekirse:
"o gece hiç uyumadın.sadece koridordaki ışıktan seçebiliyordun topuklarındaki yarayı"
her neyse,kitabın yayınlanmasından sonra sağ ve sol görüşe sahip yazarlar bu üslubu es geçerek kitapta yer alan olayların ne kadar gerçekçi olduğunu,yazarın kaçış edebiyatı yapıp yapmadığını tartışırlar.en sonunda erdal öz seksen bir yılında verdiği bir ropörtajda şöyle der:
"açıkçası bu durumu hayretle izliyorum.kitapta kullandığım tarzın hiç dikkat çekmemesi tartışmaya konmaması garip bir durum..."
yukarıda vermiş olduğum örnekte olduğu gibi ben sadece bir filmi hem de hayran kaldığım bir filmi(burada önemle belirtirim ki martin'in dediği gibi herkesin beğenisi kendisine aittir)buraya taşımak ve paylaşmak istedim...
başka bir filmin bu filme beş basması umurumda değil...on dört yıl hapis yatan kadınla ateş açan askeri karşılaştırırken de tek bir gayem vardı..sinemada vurucu olmanın öyküden ziyade yönetmenin onu ne derece vurucu bir hale sokabildiğinden geçtiğini göstermekti...
IRA ve ingiliz adalet sistemine gelirsek...
Özgür Irlanda uğruna mücadele veren IRA'nın sivil hedeflere bomba koyduğunu bu filmden öğrendim.ayrıca ingiltere hukukunda 7 gün sorgusuz sualsiz alıkoyma yasasının çıktığını da...en önemlisi ise bu ve diğer tüm öğelerin yönetmen tarafından bana harika bir üslupla verilmesi..
umarım sorular cevap bulmuştur?
You need to log in to post a reply.