Elestirmenin Portresi (Erdinc Uzak)
7 replies · 252 views
Elestirmenin Portresi (Erdinc Uzak)
Daha once yazdigi "Eleştirmen İçin Cepheden (Eksikli) Bir Portre Denemesi" yazisi ile surdurdugu sinema elestirmenleri serisinin son yazisi "Gazi Koşusu'nu Kazanacak Beygir Arıyorum Ya Da Eleştirmenin Tempo Sever Olarak Portresi" gercekten cok keyifli olmus.. bir topic acip konuyu desmek isteyenlere firsat vermeyi kendime gorev edindim. buyrun...
Walter Benjamin'in Tek Yon adli kitabinda elestirmenlik uzerine mukemmel bir bolum var zira kitap su anda bulundugum yerde degil. Elinde olan varsa okuyabilir, yok zahmet etmiyim diycek olursaniz yarin obur gun bir ozet gecicem.
biraç gözlem ve eleştiri...
uzak'ın yazılarını daha doğrusu sonuncusu hariç diğer yazılarını okurken hicvin ve tenkitin az olduğunu düşünmüşümdür.çünkü yazıların özünde düz kulanılmış kaliteli bir türkçe,konuya hakimiyet oldukça iyi...
işte bir tek o sert hicvi ben son yazısında sapına kadar hissettim ve bu güzel bir ayrıntı..yazı sonunda verilen sinemanın içinden... bölümü de gayet başarılı ve yerinde...
konuyu masaya yatırırsak...
eğer amerikada eleştiri ile meşgul olan yazarları takip edenler varsa aranızda aramızda dağlar kadar fark olduğunu iki gözü sağlam olan herkes görecektir...
evvela eleştirmenlik müessesi orada sektörü ciddi anlamda etkileyen bir konumda..film öncesi değil film çıkışında kullanılan bir kaynak haline gelmeyi başarabilmesi de cabası...
ülkemizde ise tam tersi negatif bir durum söz konusu...eleştirmenlere saygı yok,itibar yok,güven yok...ve hala eleştiri yazıları sinemaya gitmek için referans kullanılıyor...
"temposever portre"den evvel bunu tartışmakta yarar var...
Söylediklerine kısmen hak veriyorum fakat eleştiri yazılarının sinemaya gitmek için referans kullanılmasında ne sorun var onu tam kavrayamadım. Bu pek şikayet edilecek birşey olmaması lazım.
Bu arada Türkiye'de çok iyi eleştirmenler de var. Bu da gözden kaçmamalı. Tuna Erdem bunların başını çekiyor örneğin.
Artık evimde internet olmadığı için ya kitap yanımda olmuyo ya da internetim olmuyo... O nedenle aklımda kaldığı kadarını aktarayım.
Benjamin "13 Tezde Eleştiri" adlı bir bölüm yazmış.
Bir kaç tanesini yazayım. Yalnız Benjamin edebiyat eleştirisini referans alıyor. Sinemaya da uyarlanabilir.
1- Eleştirmen asla edebiyatçı değildir. Bu nedenle önceki dönemin eleştirmenleri ve eleştiri anlayışıyla bağı yoktur. Dönemin değerleriyle eleştiri yapar.
2- Tarafsız kişi eleştirmenlik yapmasın.
3- Eleştiri slogan atmaktır.
4- Slogan atmak polemik yaratmaktır.
5- Polemik yaratmak kötü olmayı kabul etmektir.
Daha var... Konuya tekrar dönücem...
Kitiara wrote:
Söylediklerine kısmen hak veriyorum fakat eleştiri yazılarının sinemaya gitmek için referans kullanılmasında ne sorun var onu tam kavrayamadım. Bu pek şikayet edilecek birşey olmaması lazım.Bu arada Türkiye'de çok iyi eleştirmenler de var. Bu da gözden kaçmamalı. Tuna Erdem bunların başını çekiyor örneğin.
Sinema yazılarına hangi gözle bakıyorsun o çok önemli...Seni sinemaya gitme meselesinde bir rehber olarak yöneltiyorsa ortada bir şikayet oluşur.Çünkü o noktada kişisel beğenilerin çakışması olasılığı yüksektir...
tam tersi bir durumda yani eleştiri yazılarının film seyiri sonrası bir kaynak haline geldiğinde ise okunan eleştiriler(kaliteli ve özgün bir kalemden çıkmışsa tabii)izlenen film üzerinde fikir cimnastiği yapmaya yarar...
sinema yazılarını bir referans değil yardımcı kaynak olarak görmekte yarar var...
başka bir alandan örnek vermek gerekirse radikal futbol ekinin tvde yayınlanan reklamı bu konunun orjinini bize rahatlıkla özetleyebilir...
erdinc uzak konuyla ilgili bir yazi daha patlatmis: "Kızımız Pek Güzel Maşallah Ya Da Eleştirmenin Görücü Olarak Portresi"
sermest wrote:
Kitiara wrote:
Söylediklerine kısmen hak veriyorum fakat eleştiri yazılarının sinemaya gitmek için referans kullanılmasında ne sorun var onu tam kavrayamadım.Seni sinemaya gitme meselesinde bir rehber olarak yöneltiyorsa ortada bir şikayet oluşur.Çünkü o noktada kişisel beğenilerin çakışması olasılığı yüksektir...
tam tersi bir durumda yani eleştiri yazılarının film seyiri sonrası bir kaynak haline geldiğinde ise okunan eleştiriler(kaliteli ve özgün bir kalemden çıkmışsa tabii)izlenen film üzerinde fikir cimnastiği yapmaya yarar.
burdaki sorunlardan biri; şu trafik polisi görevini üstlenen, yani haftalık, şuna gidin şuna gitmeyin tarzı yazılar döşenen, pek tutulan -sırf türkiye için değil- eleştirmenlerin çoğunun yetersizliği. bu sebeple, filmlere ilişkin geniş bir çerçeve içindeki düzgün değerlendirmeler yerine, o popüler eleştirmenlerin nasıl bir beklentiyle filmi izlediklerini okuyabilirsiniz bu tür 'filmi seyrediym mi seyretmeyim mi?' yazılarında. yani filmi değil, adamın şahsi beklentilerinin karşılanıp karşılanmadığını okuyosunuz. bilinçli olarak bunları yazmıyor ama önceden oluşmuş seyir alışkanlıklarıyla oluşan kalıp beklentileri yüzünden kaçınılmaz olarak, filmden bahsederken aslında kendi beklentilerinden bahsediyor.
çoğu popüler kritik bu temel gerekliliğe ulaşabilicek kapasitede olmadığı için, bu tür 'filmi izlemeden önce uyarıcı' eleştiriler kaçınılmaz olarak kişisel, bu yüzden de yanıltıcı ve filmi sağlıklı değerlendirebilme açısından önemsizdir. aslında bu önemli bir konu çünkü popüler eleştirmen kitlesinin sınırlı seyir kapasite ve beklentilerine uymadığı için birçok aykırı ama önemli eser, ilk gösterim dönemindeki bu 'beklenti' eleştirilerinin yarattığı olumsuz havayla güme gitmiştir. bu eserlere bilahare haklarının teslim edilmesi, gerçek sinema otoritelerine, yazarlarına düşmüştür.
You need to log in to post a reply.