Basinda Star Vakasi
7 replies · 124 views
Basinda Star Vakasi
Bir süredir sadece internet üzerinden turkiye'deki olaylari izleyebiliyorum. ne zamandir dogru durusut gazete okudugum da yok.. gundemde star gazetesi'nin ve televizyonun calisanlarinin yaptigi eylem var... konuyla ilgili bir tavir ve fikir olusturma cabasindayim. haril haril medya elestirisi sitelerinde ayrintilari ogrenmeye calisiyorum.. temel sorularimdan birisi su: star calisanlari basin adina onurlu bir mucadele mi veriyorlar yoksa canli kalkan olarak mi kullaniliyorlar.. hali hazirda bu ulkenin eli kalem tutanlarini olusturanlarin hala sendikasiz, hic bir guvencesi olmadan calismaya mahkum olmalari ve direnememleri..
tartisilmasi gereken cok onemli bir vaka var onumuzda.. elbette medya tartismalari son derece genis kavramlarla ele alinmalidir. konuyu dagitmadan tartisip fikirlerimi olgunlastirmak isterim. sinefilin ideologlari rai, printerson ve medyazezenin goruslerini heyecanla bekliyorum.
Bu star meselesini açmak için gelmiştim ama martin benden erken davranmış...
Her ne kadar kendileri ismimizi zikretmemiş olsa da bu forumun bir üyesi olarak benim de bu konuda aktarmak istediğim düşünceler var...
Star televizyonu bilindiği üzere Türkiye yayıncılık tarihinde ilginç ve önemli bir noktada duruyor.Bu önemi kendisine kazandıran husus ise İlk kurulan ve yayın hayatına geçen özel televizyon olması...
Uzan brothers 91 yılının o ılık sonbahar ayında magic box-star 1 sıfatıyla test yayınına girdiği zaman bu ülkede büyük infial yaratmıştı...
Kimi kanuni noktalara dikkat çekerek Türk yasalarına uygun olmayan bu girişime şiddetle karşı çıkarken dönemin liberalleri(takunyalılar olarak da anılır)tam tersi oranda şiddetle destek vermiştir bu girişime...
Seksenler ile birlikte ülkemizde hissedilmeye başlanan ve adına sekizinci(yanılmıyorsam) kalkınma planı denilen dışarıya açılma referansıyla güçlendirilmiş bu oluşum itibariyle ülkemizde çoğu ileri görüşlünün beklediği bir adımdı aslında özel televizyonculuk...
dış dünyada yetmişler itibariyle hafiften kendini adapte etmeye başlamış olan bu özel yayıncılık osmanlıdaki matbaa olayından bu yana değişmeyen kaderiyle geç de olsa ülkemize girmiştir...
V e dikkat çekilmesi gereken husus ise bu girişimin bir yasak delmeyle oluşmasıdır...ve yine ne acıdır ki star oluşumu varolduğu ilk günden beri bu "yasak delişini" kat be kat artırarak sürdürmüştür...
şimdinin yirmi küsür yaşlarında olan o zamanın ise yeni ergen gençliğinin zihinlerinde hala kazılı duran "gece cimnastiği" ile olsun,laf lafı açıyor programında ismi bile hatırlanmayan bir kadın şair adayının fincan memelerini türk halkına ifşa edişiyle olsun gün geçtikçe artan kendilerince tabu ismini verdikleri bazı görüşlere ve duruşlara adeta savaş açmışlardır...
Ve yazının başında da az çok bahsetmiş olduğum bu liberal kesim,sadece iki örneğini verdiğim halbuki yüzleri bulan olaylar karşısında gün geçtikçe desteklerini artırmış ve günümüzün emre aközleri ayşe armanlarından oluşacak yazar tipinin oluşumuna da destek vermiştir...
Halbuki olay bu kadar basit değildir...Star televizyonu her geçen gün arkasında yer alan uzan grubunun kural tanımaz-çeteci işadamlığı profilinden destek alarak eşeğin götüne su kaçırmayı başarmıştır...
Son yaşanan Çeaş ve imarbank örneklerinde görüldüğü üzere şu an bizim yazık altı aydır maaş alamıyor dediğimiz,filler tepişiyor olan çimenlere oluyor örneklemelerinde yer alan bu mütevazi(!) görev bilinci yüksek star çalışanları her fırsatta sırf para uğruna cem uzan tetikçiliğinden geri kalmamışlardır...
televizyon ana haber bültenlerinden,gazete köşe yazarına,hatta teknisyeninden,dış sesçisine kadar çalışanların büyük bir bölümü önlerine konulan her metni basın etiği süzgecinden geçirmeden,ahlaki sorumluluklarını bir kenara atarak çok kaba bir tabir olmakla beraber cuk oturan bir deyişle "sadece para uğruna" görevlerini hakkıyla yerine getirmişlerdir...
Senelerdir içi boşaltılan bir bankanın mudilerinin dramını kendi ekranlarında sen sağ ben selamet anlayışıyla gösteren,verin lan mudilerin paralarını derebeyliği naralarıyla ortada dolaşırken,iyi de lan bu adamları bu hale siz getirmediniz mi sorusundan özenle kaçan bu mümtaz ve değerli şahsiyetler gün gelir utanmazlar bul karayı al parayı tekniğiyle hükümete "ver çeaşı al milyon dolarları" teklifiyle de yönelebilirler...(mudilerin masumiyeti ayrı bir tartışma konusudur)...
son üç gündür yaşanan bu direniş öyküsünün bilinçaltında ise bambaşka bir mesele var...On üç yıldır sorumlu yayıncılık anlayışına bir dakika bile uymamış bir kanalın değerli(!) çalışanları şimdi çıkmış üstümüze geliniyor bitirilmek isteniyoruz diyorlar...
Çalışanlarla ropörtaj yapılıyor ve dramatik görüntüler oluşturularak kaç aydır hamile karısına yemek götüremeyen adam portreleri çıkarılıyor...
Peki bu adama sormak lazım değil mi kaç aydır evine götürdüğün parayı kazanırken o parayı kazandığın sırada nelere ve kime hizmet ettiğini bir an olsun düşündün mü?Hamile eşinin boğazına giren o lokmaların hangi kaynaktan geldiğini hiç sorguladın mı?
Bütün bu çirkefliklerin üstüne çizgi çekerek yine de bu çalışan kesime en yürekten desteğimi verebilirdim.Fakat dün ana haber bülteninde üstüne basa basa söylenen cümle ve altında yatan düşünce beni yerle bir etti...
Aynen aktarıyorum:
"Sevgili seyirciler,burada biz maaşlarımızı alamadığımız,maddi açıdan zor duruma düştüğümüz için bir savaş vermiyoruz.CUMHURİYET'İN SON KALESİNİ YIKMAK İSTİYORLAR.Biz buna direniyoruz..."
Eğer bu ülkede bir basın kurumu Cumhuriyet'in son kalesi olmuşsa ve halk kitleler halinde bu cümleyle ayağa kalkıyor ve destek veriyorsa bu ülkede ciddi sorunlar yaşanacağının sinyalidir haberiniz ola...
Son bir şey de şu alkış meselesi...
Yıllardır bir protesto olarak kullanılan alkışayarak tepki verme eylemini düzenleyen star çalışanlarına bir önerim var...
Yıllardır d..şak geçercesine yaptığınız yayıncılığa uygun olarak tükürükleyin ellerinizi...Münasip yerlerinizi sıvazlayarak çıkan şak şak sesleriyle uğurlayın milyonları...
Daha münasip olur...
tek bir soru sermest: star calisanlari uzanlarin borozani ise, aydın dogan gurubu calisanlari kimin borozanidir?
basında patronuna yağcılık yapmayan çok az insan olduğu bir gerçek. diğer yandan işlevsel olarak yavşak star, yavşak aydın doğan kartelini kıran en önemli yayın organlarından biriydi. sebepleri tartışılır belki ama filistin meselesi olsun, ırak konusu olsun ne biliim grevdi eylemdi cart curt... pek çok konuda da diğer kanallardan çok daha kabul edilir yayınlar yaptılar.
aslında al birini vur ötekine ama işte ötekine vuramadan bunlara vurulması bi yandan canımı sıkmıyo değil...
Ben Uzan grubuna biraz daha large yaklaşıyorum... ülkenin 4 bir yanını sarmış olan cemiyet ve/veya cemaat ilişkilerinin dışında kalmaları, kendilerini bana kötünün daha kötüye karşı oynadığı bir oyunun kahramanları olarak gösteriyor. rotaryanlar, yeşil sermaye, tüsiad, müsiad, doğan kartel grubu, iktidar baskısı mutlaka uzlaşıyor ama uzanlar uzlaşmıyor. Sonuç olarak da sıkıştırıyorlar... O nedenle starı destekliyorum. hatta gidip bedava stara program yapmak, kablo taşımak vb. tilkiler sürekli aklımda dolaşıyor. ha uzan pislik mi? belki evet ama...
bir iletişim mezunu arkadaşımın süper bir sözü var.
"ortada bir bok var. bulaşmak zorunda bıraklılıyorsun. içine girmiycem diyosun ama üzerine kokusu siniyor"...
Martin Mystere wrote:
tek bir soru sermest: star calisanlari uzanlarin borozani ise, aydın dogan gurubu calisanlari kimin borozanidir?
dediğin doğru olmakla beraber yazdıklarımın tersinde birşey ortaya koymuyor...
protesto ana haber bülteninden sonra hala uslanmayan akıllanmayan bir yayıncılıkla bayhan elenayı sitti mi haberine geçen bir kanal ve çalışanları üzerine daha ne kadar yorum yapmak lazım bilmiyorum...
bu ülkede çürüyen,kanayan,insanın içini sızlatan programcılar,sanatçı bozuntuları neden aynı çatıda toplandı ve hala toplanmaya devam ediyor?
bence olan istanbulspora olmuştur gerisi yalan...
sermest demek istedigin mevzunun ozunu anlar gibiyim ama sanirim korsan mevsuzundaki gibi "eksik düsünüyorsun", dogru ya da yanlis dusunce olsa bir yere varicaz ama eksik olunca isler karisiyor...
star da kirlenmis medyanin sembollerinden.. patronun sesi olmayi cok alenen yaptilar, ki bu onlari benim gozumde oldum olasi "hic olmazsa dürüstler" noktasina getirdi.. dogan grubu ile star grubu arasinda patronlarina bakis acisi ve medya etigi anlaminda en ufak fark yok.. cilalari farkli sadece.
"protesto ana haber bülteninden sonra hala uslanmayan akıllanmayan bir yayıncılıkla bayhan elenayı sitti mi haberine geçen bir kanal ve çalışanları üzerine daha ne kadar yorum yapmak lazım bilmiyorum... " demissin.
iyi guzel de guzel kardesim bayhani, mayhani kim sürdü piyasaya? memedali beyler, seda sayanlar, televoleler hangi kanallarda yayimlanir? aydin doganin borclarinin ertelenmedigi bir durumda o gazetelerin ne hale gelecegini tahmin edebiliriz heralde..
ben meseleye akli basinda insanlarin "müstahaktir ipnelere" yaklasimiyla karsilamalarini hos bulmuyorum. orada calisanlar var ve zor durumdalar. geldigi noktada etik metik hak getirdiginden iletisim sektorunun nazari celbimde demircelik sektorunden bir farki kalmadigindan oradaki iscilerin durumu uzuyor beni..
düsünün okulu bitirmisiz ben starda calisiyorum, printerson da dogan grubunda.. ikimizde isine gucune bakan kameramanlariz. bizim sirket aylardir bana para odeyemiyor, kredi karti borclarindan batmisim.. isyan ediyorum duruma.. printerson cikip "mustahaktir sana.. oh olsun.. gelip mis gibi dogan grubunda calissaydin" diyor.. (gercek olsa yakardim printi o ayri)... vicdaniniz el veriyor mu? acikcasi o durumda ben de "keske" derdim. uzan pezevengine caliscagima dogan pustuna calisirdim.. hic olmazsa maasimi alirdim. ama is verdiler de biz mi calismadik..
asil vahim olan onun bunun borozani olmak icin can atan basin sektoru kendi haklarini aramaktan aciz bir durumda.. sigortasiz, guvencesiz, dusuk maaslarla yillarca calistilar.. hala da suruyor. star calisanlarinin basina bu olay geldiginde kis kis gulen dogan calisanlarinin halleri daha ironik geliyor bana..
Can Dündar
Star operasyonu
Türkiye'de basın hayatı nasıl başladı bilir misiniz? Bilmiyorsanız size Hıfzı Topuz ustamızın "Türk Basın Tarihi" kitabını (Remzi, 2003) tavsiye ederim.
Oradan öğreniyoruz ki, Türkçe yayımlanan 2. gazeteyi bir rezalete borçluyuz.
İstanbul'da yaşayan William Churchill adlı İngiliz tüccar, 1836 yılında bir gün Kadıköy'de avlanırken yanlışlıkla bir çocuğu yaralamış. Tutuklanmış. İşe İngiliz elçiliği el koymuş hemen... Yabancılar için geçerli kapitülasyonları hatırlatmış.
"Siz nasıl bir İngiliz yurttaşını tutuklarsınız" diye çıkışmış. Telaşlanmış Hükümet... İş büyümüş. Churchill salıverilmiş. Dışişleri Bakanı azledilmiş. Churchill'e de özür niyetine 3 hediye verilmiş:
Pırlantalı nişan... zeytinyağı ihracı için ferman... ve gazete çıkarma izni...
Ceride-i Havadis böyle doğmuş.
\*\*\*
Acaba doğumunda böyle bir utanç olduğundan mıdır Türk basınının bir türlü düze çıkamaması...
Star'ın başına gelenlere bakın:
Neresinden tutacaksınız:
Bir gazetenin parti yayın organı haline dönüştürülmesini ve harpte mancınık haline getirilmesini mi eleştireceksiniz...
...yoksa hükümetin, kendi atadığı bir kuruluş eliyle, kendisini taşlayan o mancınığa el koyup "Bundan böyle benim için çalışacaksın" demesini mi..?
Hangisini savunacaksınız:
Tarihin en büyük dolandırıcılıklarından birine imza atıp ortalığa 7.5 katrilyon borç takmış ve operasyona bilerek davetiye çıkarmış Cem Uzan'ı mı, o borcu tahsil bahanesiyle güçlü bir muhalifini ezmeye ve diğerlerine de "Bizi desteklemeyenin sonu bu olur" diye aba altından sopa göstermeye çalışan hükümeti mi?
\*\*\*
Adalet inancı, bazen hiç hazzetmediğini ve hiç hak etmeyeni de savunma zorunluluğu yüklüyor insanın sırtına...
Uzan grubunun malum sicili, Genç Parti'nin faşizan eğilimi, el konulan yayın organının Uzan yönetimindeyken de editoryal bağımsızlığının olmayışı, daha önceki açlık grevcilerine zerrece ilgi göstermeyenlerin, kendileri dara düşünce açlık grevine başlayıp ilgisizlikten yakınışı, son operasyonu mazur görmemize yetmiyor.
Böyle yayın organları hep oldu, yine de olacak.
Ama hükümetin bunlara resmen el koyup başına komiser ataması, bazı yazarlara ambargo koyup "Şunlar yazabilir, bunlar yazamaz" demesi yeni bir durum...
28 Şubat sürecinde bu müdahalenin "gayri resmi" uygulamalarına tanık olduk gerçi, ama bugün -diğer zor durumdaki gruplara uygulanmayan- bu resmi müdahaleye karşı çıkmazsak, yarın sadece hükümetin plağını çalan bir medya görüntüsünden yakınmaya hakkımız kalmaz.
\*\*\*
"Star olayı"ndan alınacak ne çok ders var:
Şirket işleriyle yayıncılık işinin birbirine karıştırılmaması gereği...
Parti ile gazete arasına mesafe koyma zarureti...
Yayın organlarının grup çıkarlarını kollayan birer silaha, yazarların tetikçiye dönüştürülmesinin zararı...
Hükümetin yayıncılık alanına doğrudan müdahalesinin sakıncaları... vs.
Bence bundan böyle dolandırıcılara, değil gazete çıkarma izni, zeytinyağı ihracı izni bile verilmemeli; ama bir gazete ve televizyon, polis nezaretinde tırnakları sökülüp "KİT'leştirilirken", "gazete komiserleri"nce yazıları sansürlenen meslektaşlarımızın (küfretmeden) yazma özgürlüğü de savunulmalı...
Yarın o özgürlük hepimize lazım olur.
You need to log in to post a reply.