RTÜK
20 replies · 317 views
devamlı damatlıkla gezen sümsük oğlanlar, her fırsatta göbek atıp kalan zamanlarda da "tuzluğu niye vermedin" gibi sebeplerden dolayı kavga eden gelin adayları ve post menapoz krizlerini atlatamamış sizoid türk anneleri dönemine ayar çekerek ilk defa bir işe yaradığını gösterdi bahsi geçen kurum. sevinsek mi üzülsek mi bilemiyorum...
bir ülkede ceza olarak belgesel yayınlatılır mı?bunun akla ve mantığa uygun bir tarafı var mı?
ayrıca son primemax olayından sonra rtük tamamiyle iktidarın oyuncağı ve keyif malzemesi olmuştur benim gözümde...
bakanlıktan onaylı,festivallerden(yurt içi dahil)ödül almış bir filmi yayınladı diye bir kanalı süresiz kapatmak nasıl bir densizlik ve hukuksuzluk örneğidir...şu ülkede sinema yapmaya çalışanlara,sinemayı iletmeye çalışanlara gerçekten üzülüyorum...
prime max olayı nedir? RTÜK yüzünden mi Gold Max oldu kanal?
merci
sermest wrote:
bir ülkede ceza olarak belgesel yayınlatılır mı?bunun akla ve mantığa uygun bir tarafı var mı?
bence var, kanal kapanıp âtıl bir hale geleceğine, kamu hizmeti yapıyor. yani normal zamanda kendi gönül rızasıyla yapması gerektiği halde yapmadığı şeyi. ben bunu rtük uygulamadan çok önce düşünür , söylerdim. demek benim gibi düşünen insanlar varmış (buradan, rtük kafalı insanlar mı dolaşıyor aramızda? gibi bir sonuç da çıkarabilirsiniz ama artık o riski de göze almam lazım:))
şimdi en başta şunu söyleyeyim,belgesel eğitmez öğretmez.ben belgesel izleyerek kendimi eğitiyorum geliştiriyorum diyen insanan yüz kilometre kaçarım.belgesel izlemek bir statü göstergesi de değildir.bakın millet gelin-kaynana programlarına tutkun olmuş,ben ise az önce bukalemunların bir sineği yarım saniyede yiyebildiğini gördüm diyenlerden de kaçmak lazım.çünkü karşılaştırılan nesneler abes duruyor.
televizyon izlemek her insanın kendi zevklerine göre belirlenmiş bir olgu.bu noktada birilerinin çıkıp da kardeşim bu ne biçim yayın? niye belgesel yayınlamıyorsunuz niye halkı eğitmiyorsunuz demesi bana son derece gülünç geliyor....
benden alıntıladığın mesajda demek istediğim ise bu ayrımların haricinde başka bir şey anlatıyordu.bir belgeselin ceza olarak yayınlatılması...asıl düşündürücü olan budur...
belgeseller pekala eğitir de öğretir de. bu tür vahşi doğa belgeselleriyle sınırlı değildir malum. bilim teknoloji belgeselleri var, tarih belgeselleri var, önemli olayları anlatan belgeseller var, günümüz dünyasını, açlığı sefaleti anlatan belgeseller var, değişik kültürleri anlatan belgeseller var, sanatı, büyük sanatçıları anlatan belgeseller var. rtük'ün verdiği bir belgesel örneğin deprem konuluydu. bilinçlendirici olmasının yanında iyi de rating almıştı. belgeseller de aynen haber programları gibi, tartışmalar gibi beyne hitap eden, toplumun bilincini artıran programlardır. oysa diziler, gelin-kaynana vs. insanı bilinçlendirmek değil tersine bilincini kaybettirmek amaçlı, izleyeni koltuğunda uyuşturmayı hedefleyen programlardır. üstelik gerçeklik yanılsaması ve özdeşleşme mekanizmasıyla insanın bilinç altına kadar ulaşabilir ve hatta (bunu da sıklıkla görebiliyoruz) toplumun ahlaki değerlerini, alışkanlıklarını, zevklerini yeniden programlayabilir.
bir de ben şu yeni modayı çok tehlikeli bulşuyorum. "yalnızca belgesel izlerim" lafıyla herkes dalga geçmeye başladı. böyle bir laf eden hemen alay konusu olabiliyor. ya bırakın desinler fena mı? bir kere belgesellerin çok fazla meraklılarının, hastalarının olduğu bir gerçek. hadi diyelim yalan söylüyor gerçekten, haftada 20 saat saçmasapan şeyler, 1 saat de belgesel izliyor. birincisi belgesel izlemek bilinçli bir eylem olduğundan, diğerleri ise abur cubur misali fark etmeden bolca tüketilen şeyler olduğundan yalnızca belgeselin aklında yer etmesi en doğal şey. ikincisi öyle görmek istiyor. birini iyi diğerini kötü ve zararlı bellemiş, biz şimdi mizahla, alaycılıkla neden yer değiştirtiyoruz bu değerlere. bir de bu yetmezmiş gibi "falanca gelin programını üç üniversite mezunu filanca da izliyormuş" gibi bir propaganda da var alttan alta. "belgesel izliyorum" demek ayıp ve komik, "bütün dizileri silip süpürüyorum, kaçırmıyorum, işten bile erken çıkıyorum" demek dürüstlük sayılıyor, "helal olsun" deniyor. ne garip insanlarız...
eğitim ile bilgilenme arasında dağlar kadar fark var ve sen o iki dağın arasından geçen vadinin kenarında kafanı kaldırıp bakmadığın için akan suların güzelliğini görüyorsun.
o sebeple diyorum ki belgesel eğitmez öğretmez.
ya allah!!!
şimdi eğitim dediğimiz şey nasıl bir şey? bilgi dediğimiz şey nasıl bir şey?
yarayışlı infoya(valla türkçedeki karşılığını bilmiyorum) bilgi diyoruz. bırakın belgeseli, biz her iletiden "yarayışlı info" çıkarabiliriz. malumatı bilgiye çevirmek tamamen iletiye maruz kalana bakar.
pekiyi iletiye maruz kalan yani alıcı kardeşim bunu nasıl eyler? tabii ki almış olduğu eğitimle... bir insan aynı know howla yaprak sarma da yapabilir, başka şey de yapabilir... o sizin ev hanımı olmanızla, hayatın size bir şekilde yetmemesinin arasındaki kalın farktır.
eğitim böylesine lanet bir şeydir velhasıl. nerede size nasıl enjekte edildiğini anlamakta güçlük çekersiniz! hani mahmut hoca der ya hababam sınıfı'nda, "okul her yerdir" diye. eğitim o malumatı işe yaratmamıza yarar. bence insan evladının yapması gereken o malumatı hayatında bir kere dahi olsa tüm "eğitmen"lerin isteklerinin dışında kullanabilmektir. bu anlamda sinema belgeseliyle diğer türleriyle hiç fark etmez, bir kere olsun dışarı çıkma fikrini yerleştirebilmek için malumatları edindirir bizlere.
yani eğitir de bilgilendirir de malumat sahibi eyler... iletidir sonuçta...
SİNEMA DIŞARI ÇIKMAKTIR!
(mazeretim var propagandistim ben!)
You need to log in to post a reply.