Türkiye'de ne zaman Titanic veya Braveheart çekeriz..?
21 replies · 338 views
Türkiye'de ne zaman Titanic veya Braveheart çekeriz..?
70 milyon insanı ile Avrupanın en fazla nüfüsüna sahibiz..doğal zenginliklerimiz...doğa Güzelliklerimiz olabildiğince fazla...yetenekli insanlarıımızda yok değil...yani kıssadan hisse bizde aslında yok yok...para bile var...bence......İnsan soruyor tabi..böylesine bir ülkede sinema neden sektör haline gelememiş..neden yatırımcılar bu işten para kazanmayı düşünmezken akıllı yapımcılarımız....bir filme yatırılan her fazla milyon dolar için kendini riske attığını hissediyor...neden 70 milyonluk ülkede sadece 5 milyonluk bir sinema seyircisi var....ve neden sinema salonları daha iyisi için rekabete girmiyor....bu soruların hepsini soruyorusss....yönetmenlere yapımcılara senaristlere ve işadamlarına....çok değil sadece 4-5 yıl önce eşkıya'nın elde ettiği başarı veya vizontele'nin geçen yıl elde ettiği başarı hiç mi bu insanların kafalarında bir umut ışığı belirtmiyor....kendi adıma sadece 22 yaşındayım ve sinema adına yaptığım hiç bir çalışma yok buna rağmen çok umutluyum
güngelecek bizde de dünyada yankı uyandıran büyük yapımlar yapılacak...Bizde tepeden başlayan bir sorumsuzluk şu anda yapabileceklerimizin önünde dev setler oluşturuyor...Devlet sinemayı sadece zaman kaybetmek isteyen insanların zaman kaybettikleri oyalandıkları yerler olarak görüyor.Sorun burda başlıyor..Dünyanın süper gücü Americanın sürekli olarak düşmanlarına karşı kullandığı en önemli silah olan sinemayı biz hale keşfedemedik....Vietnam savaşını Vietkontlular kazandı ama yeni nesiller izledikleri filmlerle amerika kazandı sanıyor...ve kazandıda filmlerle .....biz bunu neden yapamıyorus...sadece sorumsuzluk işin önemini kavrayabilseler ve bunu okullardan başlayan zamanla aile eğitimlerine kadar giren bir sürece sokabilseler bilinçli sinema seyirci kitlesi çok değil yanlızca 3-4 yıl içinde oluşmaya başlar sinema adına biras fedakarlığa girebilmek bunun için yeterli....devlet bu hassasiyeti göstersinki işadamlarımız da bu konuya biras eğilebilsinler..balık baştan kokuyor anlıyacağınız ...benim dileğim bu şekilde olması..Sonuç ne olacak milyonlarca filmkolik mi sadece ...tabiki hayır daha önce de söylediğim gibi tarihi canlandırmanın...sözlerle anlatılamayanların anlatılabildiği ve başta hollywood olmak üzere pek çok avrupa ülkesinde kullanılan bu silahı biz henüz keşfedemedik....Bunu gerçekleştirebilecek sizin bizim gibi Türkiyede binlerce genç var...olmaz demiyorum çünkü eminim birgün olacak ....ben sabırla beklerim...umarım bu sektörün şaha kalkışında benim de çorbada tuzum bulunur....hepinize saygılar ..her hafta mutlaka sinemaya gidin ..sinemacılık ve sinemacılar ölmesin...
Re: Türkiye'de ne zaman Titanic veya Braveheart çekeriz..?
xersery wrote:
..Dünyanın süper gücü Americanın sürekli olarak düşmanlarına karşı kullandığı en önemli silah olan sinemayı biz hale keşfedemedik....Vietnam savaşını Vietkontlular kazandı ama yeni nesiller izledikleri filmlerle amerika kazandı sanıyor...ve kazandıda filmlerle .....biz bunu neden yapamıyorus...sadece sorumsuzluk işin önemini kavrayabilseler ve bunu okullardan başlayan zamanla aile eğitimlerine kadar giren bir sürece sokabilseler bilinçli sinema seyirci kitlesi çok değil yanlızca 3-4 yıl içinde oluşmaya başlar sinema adına biras fedakarlığa girebilmek bunun için yeterli....devlet bu hassasiyeti göstersinki işadamlarımız da bu konuya biras eğilebilsinler..
valla turkiye'de sinema yapilacaksa birak "o biçim" sinema yapılmayı versin. hatta tek "eksigimiz" onlar olur versin. devlet de elini etegini bu isten tamamen çeksin.. türkiye'de çok "nefis" bir sinema ortamı olacaksa bu titanic veya braveheart gibi yapimlar degil, dilerim, kendine ozgu sinemacilarimizin ici dolu yapimlari olur. (kurosawalar, felliniler, kierostamiler, daha cok yilmaz guneyler, demirkubuzlar, nuri bilge ceylanlar).. budur benim de fanztazim...
Fellini'ler ...Yılmaz güneyler....unutulmaz ama.
Bahsettiğin sinemacılar gerçekten başarılı olmuşlar ama bağımsız sinemacılık kabile yaşamı gibi zamanla kaybolup yitirilecek öyle de oluyor zaten....bu nedenle benim düşüncem bu işi yapan büyük prodüksüyn şirketleri olmasıdır....Fellini ile james cameron'u karşılaştırmam bile bir fellininin yaptığının çok fazlasını spielberg yaptı ve yapıyor...yaşayan renkli efsaneler dururken siyah beyaz tarihi unutun..
Daha uzunca bir süre öyle büyük prdüksiyonları ülkemizde görmemiz zor görünüyor.Çünkü Türkiye'de hem seyirci,hem de salonlar bu tür yapımları kaldırabilecek düzeyde değil.Daha bazı illerimizde sinema bile yok.Örnek olarak Vizontele alındığı için söylüyorum,bu film 2.5 milyon dolara çıktı ve 3 Milyon izleyiciye ulaştı. Türkiye'de en çok seyirci toplayan filmin geliri bile dolara çevrildiğinde bize daha çok yolumuz olduğunu göstermiyor mu?
milyon dollarlık projeler bence sadece hollywood a özgüdür..ve öylede kalmalı diyorum...
o tür sinemamnın gerçekten oldukça büyük bir kitleye ulaştığının farkındayım ama bir kültür asimilatörü olarak... tamam belki milyonlarca insan** spielberg ü tanıyor- passolini yi tanımıyor-... ve onun filmleri izliyor.. açıkçası zaten olması gereken (daha doğrusu beklenen ) bu.. passolini **(faz-ı mahal) gerçekçi ve sarcıcı yapıtlarıyla sinema tarihinin kuytu bir köşesinde duruyor.. onu arayan gerçek sinefillerin gelmesini bekliyor..
passolini örneği vermişken bir quote ile postumu sermek istiyorum..
uyuşturucu müptelsı ve eşcinsel olan bağımsız sinema dünyasının zat-ı muhteşem yönetmenlerinde olan JOHN WATERS ın CECIL B. DEMENTED adlı filminden... "fuck the studio system"
gerilla tarzı sinema engelenemez..viva independenta..
Bağımsız sinema mı dedinizz...
Üzgünüm galiba bu forumun konusu başka yönlere kaymaya başlayacak gibi...konumuz bağımsız sinema olmamalıydı bence...anlatmak istediğim sadece sinemanın türkiyede insanların para kazandığı diğer ülkelere pazarlıyabildiği bir sektör haline gelmesiydi...ama ne yazıkki bazı arkadaşlar tarihden örnekler vererek..kendileri için kahramanlar üretiyor...Herkes istediği ustayı sanatıyla veya gişe başarılarıya örnek alabilir....yalnız sanat adına sinema yaparsak sinema salonları boş kalır...Sonuç suni teneffüs ile hayatta tutulmaya çalışılan sinemanın ölmesi olur..eski sinema sanatçılarımız şu anda yokluk içinde sessizce ölüyorlar...onlar bağımsız sinemanın değil yeşilçamın emekçileriydi...sinema öldü haberi gelmeden hergün haber bülteninde bir yıldız daha kaydı haberi gelir oldu....Bir hollywood yıldızı bir film için 20 milyon dolar ücret alırken bizim oyuncularımızın birçoğu sadece sinema adına birçok yapımdan ücret almıyorlar bile....bu insanların emeğine yazık diyorum....Geçenlerde Yılmaz Erdoğan katıldığı bir programda vizontelenin başarısı sonrası çağrıldığı Warner Bros firmasını ziyaret ettiğinde Adamların Demet akbağın performansından çok etkilendiklerini söylemişler...Bizim için gurur verici olan onların bizim oyuncularımzı beğenmeleri değil...bizim kendimizi onlara kanıtlayabilmiş olmamız..daha da kanıtlamamız gereken çok şey var... Luc besson avrupanın spielbergi olarak tanımlanıyor...ve bu deha sadece Fransız sineması için çabalıyor...Ve bu çabasında da başarılı oldu diyebilirim...Fift elemnet sonrası ülkemizde ve tüm dünyada ardı ardına Fransız yapımları gösterilmeye başlandı...ve birçoğunda Luc bessonun parmağı var....Yetenekli Yönetmenleri bünyesine alarak pek çok iş çıkarttı ve birçoğu da gişeden boş dönmedi...Bunun iyi bir örnek olabileceğini düşünüyorum....Saygılar dostlar görüşürüzzz
sen bizi yanlış anladın xersery.. bizde senin gibi sinemamızın gelişmesini istiyoruz.. bağımsızzın yanında b filmciside olsun gişeciside olsun cinsel istismar sinemacasıda , pornocusuda olsun.. her türe açıgız ..ama tartışmaya açtığın topic te verdiğin örnekler emperyalist bir sinema sisteminin filmleri ve bu sistem çogalmaz bir bilemedin 2 ülke sınırları içersinde kalmalıdır.. yoksa erkeğini kemiren şu tropikal cins örümcekler gibi erkeğini yer.. umarım anlaşılır olabilmişimdir..
sevgili xersery sanırm burda yazan herkes seninle birçok noktada hemfikirdir fakat şu var ki bir ülke sinemasından bahsederken senin de belli oranda belirttiğin gibi o ülkenin ekonomik-sosyal ve siyasi yapısını göz önünde bulundurmak gerekir bu açıdan baktığımızda türk sineması ile hollywood sinemaı arasında çok fark olduğu herkes tarafından kabul edilen bir gerçek. sinema artık asla sadece sinema olmayacak o devasa bir endüstri ve ona göre kuralları ve işleyişi var o yüzden şu anda türkiye den büyük hollywood yapımlarının benzerlerinin çıkmasını beklemek hayalden öte birşey değil ayrıca bana göre türk sinemasının ihtiyacı da bu değil yazında bu alandan insanların para kazandığını istdiğini yazmışsın bu çok haklı vr doğru bir istek türk sinemasına emek veren onca insanın adını bile bilinmemesi bence türk sinemasının en büyük ayıbı ve kayıbı yalnız bu alandan insanların belli şekilde para kazanır duruma geçmeleri bir endüstiye sahip olmakla gerçekleştirilecek birşey bunun içinde belli başlı yapılması gereken şeyler var bana göre bunların başında da bu ülkede daha fazla film çekilmesi ve bunların seyirciyle buluşması geliyor 1960-1975 döneminde hem yapılan film sayısı bakımından hem de seyirci bakımından dünyanın en önde gelen ülkelerinden olan türkiye nin tekrar o günkü sayıları yakalaması zor ama imkansız değil yeter ki bu alanda gerekli ve yeterli iyileştirmeler sağlansın bu konuda son yıllarda belli gelişmelerin olduğu ve artan film sayısı beni ileriye dönük olarak umutlandırıyor özellikle son 10 yılda giderek artan biçimde türk filmlerinin seyirciyle buluşması bence en umut verici şey giderek artan sayıda film bir endüstri yolunda atılan ilk adım ve bence önemli bu da daha fazla kişinin bu alandan para kazanır durma gelmesi için şart ama bu arada kendimize akılcı örnekler ve rakipler seçmek çok önemli bu açıdan hollywood sinemasının yaptığı örneklerden çok bir iran, g. kore sinemalarının izlenmesinin daha yararlı olduğu kanaatindeyim.
p.s luc besson un yaptıklarını kişisel bir çıkış olarak gördüğümü söylemeliyim zaten onun da rakip olarak hollywood u gördüğünü sanmıyorum (benzer bir şeyi türkiye de sinan çetin için söyleyebiliriz)
öncelikle tartışmanın boyutunun zaten ilk topic in derdinden uzaklaşmasının kaçınılmaz olduğunu gözlemlediğimi söylemek zorundayım. evet türkiye de de bir sinema endüstrisinin oluşması insanların bu işten para kazanması ve sektörün kendini çevirmesi hepimizin hayali. fakat diğerlerinin de belirttiği gibi seçilen örnekler bahsedilen hedeften biraz farklı bir yere kaydırıyor. amerikan sinemasının sistemini yaymak için kullandığı film tarzını kendi ülkemde de görmenin bana gurur vereceğinden şüpheliyim. luc besson fransız sinemasının medarı iftaharı değildir. ve fifth element'in de fransız sinemasına ahım şahım bir katkısı olmadığını hepimiz bilmekteyiz. bence ülke sibnemaları kendi coğrafyalarının özelliklerini barındırdıkça başyapıtlar ortaya çıkarmaya yaklaşırlar ki bunun için fifth element kötü bir taklit olarak kalırken "400 coups" veya "jules et jimes" hem fransız hem de dünya sinemasının tarihinde üst sıralarda yer alır iddia edilenin tersine françois truffaut da hiç unutulmamıştır. ayrıca mesele sadece bağımsız sinema meselesi değil bişeylere alet olmak veya olmamak meselesidir. bunun içindir ki kurosawa spielberg için bir idol ken s.s artık pek çok genç sinemacı için idol olmaktan çok uzaktadır. elbette cameron, spielberg ve diğerleri hayranlık ve saygıyla hatırlanacaktır. ama şahsi kanaatim kubrick e duyulan kadar büyük bir saygıyla değil. şahsi kahramanlar yaratmaya çalışmıyorum (lynch'ten hiç bahsetmedim değil mi:)) ama sinemanın bir silah veya ticari meta olarak değil sanat olarak görüldüğü birincil kaygısının da bu olduğu bir düzenin hayalini kuruyorum. fazla hayalpğerest belki ama öyle
dalamar'ın soylediklerinin buyuk cogunluguna imzamı atarım.. olayı cok eksenli kabul edip öyle tartışmak gerek:
popüler sinema bu ülke için gereklidir. çünkü işleyen demir ışıldar. sinema yatırım yapılabilcek bir alan olduğu sürece endüstri içerisinde alternatifler geliştirilebilcek yaratıcıların önü açılabilir.
ancak; bir diğer nokta ise frankfurt okulu düşünürlerinin de altını çizdiği kavramlar çercevesinde sinemaya getirilecek yorumlar olabilir. bir "kültür endüstürisi" olarak sinemanın tek tipleştirmeye katkısını iyi anlamak gerekiyor. endüstrinin çarkları para ile donmeye başladığında ve izleyici bir birini tekrar eden dünyalar içerisinde sıkışıp kaldığında aynı anda yaratıcı için de başka sorunla başgöstermeye başlayacaktır. iyi filmi "çok satan" olarak peşinen kabul etmiş bir endüstride bağımsız olabilmek pek mümkün görünmüyor. (burada endüstri kavaramına seyirci de oturtulmalıdır).
popüler sinemamızın olmadığı bir ortamda başka sorunlarımız da var aslında. örneğin sinemaya yaklaşımları farklı olan yönetmenliri de benzer argumanlarla kıyaslamak zorunda kalıyoruz. nuri bilge ceyalan veya z.demirkubuz ile sanatsal değerler karşılaştırıldığında sinan çetin bir yönetmen bile sayılamaz. ancak çetin popüler sinema argumanları ile konuşulacak olursa iyi sayılabilecek bir yönetmendir. aynı şekilde böylesi bir ortamda demirkubuz sineması yeterince "izlenmediğinden" kötü bir sinema olarak kabul edenler de çıkmaktadır. tuna erdemin deyimiyle "asansörede iki kat arasında sıkışmış bir sinema" ortamında yaşıyoruz.
popüler sinema gereklidir evet. ama o ülkenin kendi sinemasını oluşturabilmesi ile, saglıklı isleyen bir sinema.. anya ile konyayı daha net görmek lazım.. titanic ve benzerleri ne kadar "türk sineması" olacaktır?
O zamanlar hatırlamamıştım şimdi yaziym.
Deliyürek - Bumerang Cehennemi
Tam bir Hollywood filmi, ha keza izleyici düzeyi...
Son dönem Türk Sineması dendiğinde bu filmi kategoriye dahil edip yazacak biri çıkar mı bilemiyorum... Yani karakteristiğe uymuyor, bir yerde bünye meselesi. Hem hazır Türk Sineması yavaş da olsa sanat eğilimli bir ritm tutturuyorken, diğer sanat dallarındaki fasonluklar bir virüs gibi burayı sarmamışken bırakalım da yoluna devam etsin...
Vakt-i zamanında bir arkadaşımız Deliyürek - Frizbi Dehşeti de çekilir demişti ama bakın herkes unuttu gitti onu... İkinciyi çekmiyorlar, fena mı oluyor?
Herkese öncelikle merhaba. İlgimi çeken bir tartışma olduğunu gördüm. Herkes bağımsız sinema, bağımsız sinema diye bağırıp duruyor! Ne güzel. Ama herkes tek bir pencereden bakıyor. Bu ülkede senede 10-20 arası film çekiliyor ve bunlar içinde bu "bağımsız" diyemezsiniz. Bağımsız sinema Amerika'da stüdyo sisteminin kısıtlamalarına karşı çıkan grupların yaptığı sinemadır. Ya da stüdyo sistemine geçmek için bağımsız sinemayı kullanırlar. Stüdyosu, sermayesi olmayan bir ülkede bağımsız sinemadan bahsedemeyiz ve bir ülkede sinemasının gelişmesini istiyorsak mümkün olduğunca bol film üretilmesini sağlamalıyız sanırjm. Kesinlikle stüdyolar kurulmalı büük bütçeli filmler üretilmeli. Seyircinin ayağı sinemaya alışmalı. Belki bir çoğu aralarında sanat eseri bile olmayan filmler görecek ama sonra başka arayışlara gidecek ve dasıl sinemayı bulacak. Herkes bizim gibi değil. İnsanlar sinemaya eğlenmek ve kafa daıtmak için gidiyor ve bunu değiştiremezsiniz. Gerçekten bu muhteşem olayaı sanat olarak aygılayanlar keyfine varabiliyor durumun. Kaç kişi Uzak'ı ya da Mulholland Çıkmazı'nı ya da örneğin Geçmişi Olmayan Adamı izledi bu ülkede bir sorarım. Bağımsız sinemanın varlığından ancak sinema gelişmiş bir sektör haline gelirse bahsedebiliriz. Bu ülekede insanlar Deli Yürek'e gidiyor. Düşünün!!! uçurumları olan bir ülke olduğumuzu unutmayalım ve entellektüel düşüncelerimizi bencil hale sokmayalım. Benim için milyonlarca izleyecisi olan bir sinemaya sahip olduktan sonra UZAK'ın başarısının önemi var. Çünkü böyle devam ederse bir yirmi yıl daha beklememiz gerekiyor Cannes'da farkedilebilmek için. Sıradanın olmadığı bir ülkede farklı olma çabası kendini tatmin etmekten başka bir şey değildir bence.
Bence biz kendimizi tanımıyoruz.
Herkes böyle bir şeyin ütopya dan ileri geldiğini sanıyor.
Bir çin atasözü vardır.
"Bir Türk 5 Çinliden zekidir ama 5 Türk bir Çinliden zeki değildir."
Yani adamlar bizi tanıyor sinema takım işi bizde bu sağlanamıyor.
en azından forumlara bakın her türlü sitede 3 başlıktan birinde tartışma çıkıyor. Niye ortak bir hareket yok.
Bu arada bence sorun ne para ne de başka birşey Amerikadan fazlamız var. Adamlar tarihlerinde bir 2. dünya savaşını kazanmışlar kusturana kadar izlettiler bize o filmleri.
Şu ana kadar yapılmış bizimle ilgili 2 film biliyorum birisi zaten karalama amaçlı yunanlılar tarafından yapılmış Pascali'nin Adasıdır(cnbc-e'de vardı.)
Birde savaşın anlamsızlığını anlatan içinde bizim geçtiğimizGallipoli yani Gelibolu mel gibson'ın rol aldığı bir film idi.
Bunun başka bir nedeni ise siyasettir,eğitimdir özellikle öss öğrencilerin yani gençlerin kendini tanıması bakımından büyük engeldir.
Zaten bu kadar basit bir komplo nun içindeyiz kısmen satılmış bir ülkenin insanıyız.
You need to log in to post a reply.