Ermeni sorunu
17 replies · 272 views
Ermeni sorunu
TARİH BOYUNCA TÜRK-ERMENİ İLİŞKİLERİNE KISA BİR BAKIŞ
1015-1020 yıllarında Selçuklu Hükümdarı Alparslan'ın babası Çağrı Bey'in Anadolu'ya düzenlediği keşif sırasında Bizans İmparatorluğu'na tâbi olan Ermenilerle Malazgirt zaferinden sonra Anadolu'nun hızla Türkleştirilmesi ve İslamlaştırılması sonucunda ilk münasebetler başlamıştır.
Ermeniler gerek Büyük Selçuklu Devleti idaresinde gerek Anadolu'da kurulan Türk beylikleri zamanında gerekse Osmanlı Devleti zamanında hiçbir zulme ve baskıya maruz kalmadan, diğer gayr-i Müslimlerle birlikte İslam hukukuna göre her türlü dini inanç ve faaliyetlerini sürdürmüşler, hürriyet ortamından en geniş bir biçimde yararlanmışlardır.
Osmanlı Devleti'nin zayıflayıp, çökmeye başladığı dönemde dış güçlerin azınlıkları kendi dinî, siyasî ve ekonomik menfaatleri doğrultusunda tahrik etmeye ve maşa olarak kullanmaya başlamasıyla bazı olaylar patlak vermiştir.
Avrupa devletlerinin takip ettikleri bu politika "Şark Meselesi" olarak bilinmektedir. Ermeni olayları da bu zincirin halkalarından biridir.
Şark meselesi, emperyalist ve sömürgeci Avrupa devletlerinin Osmanlı teb'ası Hıristiyanların haklarını korumak bahanesi ile Osmanlı topraklarını parçalayıp paylaşmayı ifade eder. Bu sebeple Osmanlı Hıristiyanları için sürekli imtiyaz, özerklik ve bağımsızlık istemişler. Nihayet 1789 Fransız İhtilali'nden sonra devleti yıkmak için milliyetçilik tohumları ekmişlerdir. Bunda da başarılı olmuşlardır.
Avrupa devletleri, Osmanlı Devleti'nden kopardığı tavizler sonucu içişlerine kolayca karışmaya ve Hıristiyan teb'ayı kışkırtmaya başladılar. İşte bu kışkırtmalar sonucu patlak veren 93 Harbi Rusya'nın galibiyetiyle sonuçlandı.
Ayastefanos ve Berlin Andlaşmaları sonunda Balkan Hıristiyanları bağımsızlıklarını kazandılar. Sıra Anadolu Hıristiyanlarının bağımsızlığına gelmişti. Emperyalist güçler Ermenileri seçtiler.
Rusya, Ermeni konusunu 1816'da Moskova'da Ermeni Şark Dilleri Enstitüsü'nü kurarak daha sistemli bir şekilde ele aldı. 1826-1828 yıllarında İran'la yaptığı savaşları kazandıktan sonra 1828'de imzaladığı Türkmençay Andlaşması ile elde ettiği Revan ve Nahçıvan hanlıklarını birleştirerek Ermeni vilâyetini kurdu. Ardından İran'daki Ermenilerin buraya göç etmesini sağladı[1]. 1828-1829 Osmanlı-Rus harbinde Bâbıâli'ye ihanet eden Ermenilerin bir kısmı Rus ordusuna asker olarak yazılmış, bir kısmı Erzurum'un teslim olmasına yardımcı olmuş, bir kısmı da Müslüman halka eziyet etmişlerdir[2].
Kafkasya'da hakimiyet kuran Rusya, Anadolu'daki Ermenilerin de Ermenistan'a göç etmelerini istemiş, Bâbıâli'nin izin vermemesine rağmen göç edenler olmuştur[3].
Daha sonra Ermenilerle ilgili maddelerin devletlerarası andlaşmalarda yer almasıyla birlikte yurt içinde ve yurt dışında ihtilalci Ermeni partileri ve dernekleri kurulmaya başlamıştır.
1878'de Van'da Kara Haç Cemiyeti kuruldu. 1880'de Rusya yönetimindeki Ermenistan'da kurulan dernekler Anadolu Ermenilerine silah göndermeye başlamışlardı[4]. 1881'de Erzurum'da Anavatan Müdafileri (Pashtpan Haireniats) Derneği kuruldu. Amacı, Ermenileri sözde saldırılardan korumak üzere silah ve cephane ile donatmaktı[5]. 1885'de Van'da kurulan İhtilâlci Amerikan Partisi'nin 1887'de Cenevre'de kurulan Marksist Ermeniler Partisi (İhtilalci Hınçak Partisi-1890)nin, 1890'da Tiflis'te kurulan Ermeni İhtilal Federasyonu (Taşnaksutyun)nun hemen hemen ortak amaçları propaganda yapma, Ermenileri kışkırtma ve isyan çıkarma, ihtilâlci çeteler kurma, halkı silâhlandırma ve ihtilâl çıkararak bağımsızlığa kavuşma gibi belli başlı maddelerle ifade edilebilir.
Yurt dışındaki kuruluşlar Rusya, İran, Avrupa ve Amerika şehirlerinde şubeler açtıkları gibi Osmanlı topraklarında da gizlice teşkilâtlandılar. Amerikan Partisi, İstanbul, Trabzon, Muş ve Bitlis'de[6], Hınçak Partisi de İstanbul, Bafra, Merzifon, Amasya, Tokat, Yozgat, Arapkir ve Trabzon'da şubeler açtı[7]. Taşnaksutyun ise İstanbul ile Doğu Anadolu şehirlerinde teşkilatlandı. Bu derneklerin Türkiye'de teşkilâtlanmaları ile birlikte ard arda tedhiş hareketleri meydana gelmeye başladı.
Osmanlı topraklarında sosyal, ekonomik, dinî, siyasî, idari ve kültürel hürriyetlere sahip olan ve memleketin hiçbir vilâyetinde nüfus çoğunluğuna sahip bulunmayan Ermenileri ayaklanmaya sevkedecek yönetimden kaynaklanan her hangi bir baskı mevcut değildi. Bu gerçeklere rağmen Ermenilerin, İngiltere ve Rusya'nın kışkırtmalarına aldanarak çete ve dernekler aracılığıyla şiddet hareketleri yapması sonucu Ermeni ve Türk toplumunun arası açıldı.
İlk ciddî olaylar 1890 yılında meydana geldi. Bu yılın haziran ayında Erzurum'da Anavatan Müdafileri Cemiyeti üyelerinin ve temmuz ayında İstanbul Kumkapı'da Hınçak Partisi üyelerinin Ermenileri kışkırtması sonucu patlak veren olaylar yüzyıllardır barış içinde kardeşçe yaşayan iki topluluğu karşı karşıya getirdi[8]. İki taraftan on iki kişinin öldüğü olaylar, Avrupa basınında Ermeni katliamı yapılıyormuş gibi yer aldı. Böylece Ermeniler lehine Avrupa'da bir kamuoyu oluşturulmaya çalışıldı.
Ermeniler, memleketin birçok yerinde çıkarılan olayların yanı sıra Sasun, Van ve Girit'te isyanlar çıkarmışlardır.
Yabancı devletlerin kendilerine ilgilerinin devamını sağlamak amacıyla Taşnak ve Hınçak komitelerinin 1896'da Van'da çıkarttıkları isyanda 418 Müslüman, 1715 Ermeni ölmüştür.
Bu arada Ayastefanos ve Berlin Muahedelerinde Osmanlının taahhüt ettiği ıslahat konusunda İngiltere, Rusya ve Fransa, hükümete karşı sürekli baskı yapmaya devam ediyordu.
İttihatçıların "İttihad-ı Anâsır" uğruna verdikleri tavizler Ermenilerin işine yaradı. II. Abdülhamid'in silâh ithali yasağını meşrutiyet idaresi kaldırdığından Ermeniler hızla silâhlandılar. İstanbul'da "31 Mart Vak'ası"nın çıkmasının ertesi günü Adana'da Ermeniler katliama başladılar. Olay her zaman olduğu gibi Avrupa'ya "Ermeniler öldürülüyor." şeklinde yansıdı[9].
[1]Kemal Beydilli "1828-1829 Osmanlı-Rus Savaşında Doğu Anadolu'dan Rusya'ya göçürülen Ermeniler" Belgeler nr.17 (1988) s.366
[2] Aynı makale s.383-85,412,419,436
[3] Aynı makale s.387
[4] Kâmuran Gürün, Ermeni Dosyası, Ankara 1983, s.66
[5] Gürün, Aynı eser, s.129; Nejat Göyünç, Osmanlı İdaresinde Ermeniler, İstanbul 1983, s.42
[6] Gürün, Aynı eser, s.63-64
[7] Gürün, Aynı eser, s.132
[8] Esat Uras, Tarihte Ermeniler ve Ermeni Meselesi, İstanbul 1976, s.458-64, Kâmuran Gürün, Aynı eser, s.140-44
[9] İ.H. Danişmend, İzahlı Osmanlı Tarihi Kronolojisi, c. IV, İstanbul 1972, s. 373-374
a-Tehcirin Sebepleri ve Alınan Tedbirler
Osmanlı Devleti, I. Dünya Savaşı'na girdikten sonra Ermeni komitelerinin düşmanla işbirliği yaptığını ve Anadolu'da birbiri ardından isyanlar çıktığını haber alınca, hadiselerin yatışacağı zannıyla kesin bir tedbir alma yoluna gitmemişti. Ancak Ermeni mezalimi artınca Dahiliye Nazırı Talat Paşa, Erzurum Mebusu Vartkes Efendi'ye Ermenilerin düşmanla işbirliği yapmaya devam etmeleri halinde çok şiddetli tedbirler alınacağı ihtarında bulunmuştu[1]. Talat Paşa aynı zamanda, Aralık 1914'de doğu vilâyetlerine gönderdiği gizli bir talimatta oldukça büyük miktarda bulunan ve özellikle Ermenilerin eğitimiyle ilgilenen yabancı kuruluş ve memurlarının harp sırasında başka bölgelere gönderilmelerinin düşünüldüğünü de belirtmişti[2].
Osmanlı Hükümeti Van İsyanı'nın patlak vermesine kadar birtakım küçük tedbirlerle Ermeni komitelerinin faaliyetlerini önlemeye çalıştı. Hükümeti en çok meşgul eden hadise ise Zeytun'da patlak vermişti. Zeytun'daki olaylar, Antep'i ve civarını da etkilemekte idi.
Hükümet bir tedbir olarak Zeytun, Maraş ve civarından bazı zararlı Ermenileri Konya'ya sevketti. Fakat burada da toplu halde bulunmaları, bir süre sonra o bölgedeki Ermenilerle birleşmeleri ve tehlike teşkil etmeleri üzerine bundan vazgeçildi. Bundan sonrakilerin Halep'in Güneydoğusu ile Zor ve Urfa havalisine sevkedilmelerine karar verildi[3].
Dahiliye Nazırı Talat Paşa, Zeytun Ermenilerinin başlattığı olayların bir türlü yatışmaması üzerine 23 Nisan 1331 (6 Mayıs 1915) tarihinde Maraş Mutasarrıfına gönderdiği gizli bir şifre ile Zeytunluların tamamen ihracını emretti[4].
Osmanlı Devleti'nin ölüm kalım savaşı verdiği bu sırada Ermeniler, cephede ve cephe gerisinde düşmanlarının işine yarayacak faaliyetlerde bulunuyorlardı. Hattâ topyekün bir isyana hazırlandıkları seziliyordu. Bu durum karşısında Başkumandanlık 10 R. 1333 (25 Şubat 1915) tarihinde bütün birliklere bir tamim göndermiş; Ermenilerin çeşitli yerlerde çeteler kurduklarına, askerden kaçarak eşkiyalık yaptıklarına, aramalarda bol miktarda silâh ve bomba bulunduğuna ve bunun bir isyan hazırlığı olduğuna dikkat çekilerek şu tedbirlerin alınmasını istemişti:
Ermeni erler, seyyar orduda ve silâhlı hizmetlerde kullanılmayacak, komutanlar silâhlı saldırılara karşı koyacaklar, gerekirse örfî idare ilan edecekler, her yerde uyanık davranılacak, planlı harekât olmayan yerlerde arama yapılmayacak ve sadık teb'aya her hangi bir zarar verilmeyecek[5].
Anadolu'nun birçok yerinde görevli Ermeni polis ve memurların birden bire işlerine son verilmesinin sakıncalı olacağı düşünülmüştü. Ancak itimat edilmeyen ve olaylara karıştığı tespit edilen Ermeni polis ve memurların uygun bölgelere veya Ermeni olmayan vilâyetlere gönderilmesi için 16 Ca. 1333 (1 Nisan 1915) tarihinde Dahiliye Nezâreti'nden vilâyetlere emir yazıldı[6].
Osmanlı Hükümeti seferberlik ilânından itibaren dokuz ay tahammül gösterdikten sonra Ermeniler konusunda köklü tedbirler almak zorunda kaldı. Van İsyanı'nın patlak vermesi üzerine bu olayları başlatan ve Ermenileri silâhlandıran komite yuvalarını dağıtmak için 9 C. 1333 (24 Nisan 1915) tarihinde vilâyetlere ve mutasarrıflıklara gizli bir tamim yolladı. Bu tamimde; Ermeni komite merkezlerinin kapatılması, evrakına el konulması ve komite elebaşlarının tutuklanması istenmekteydi[7]. 11 C. 1333 (26 Nisan 1915) tarihinde Başkumandanlığın bütün birliklere gönderdiği aynı mealdeki tamimi üzerine 2345 kişi tutuklandı[8]. Ermenilerin her yıl katliam günü olarak kutladıkları 24 Nisan, bu tutuklamalardan dolayıdır. Bu tutuklulardan bir kısmı Ankara ve Çankırı'ya yerleştirildi[9]. Çıkarılan geçici bir kanunla da gayr-i Müslimlerin bilhassa Ermenilerin elinde bulunan silâhların toplatılması bütün vilâyetlerden istendi[10].
[1] H. Erdoğan Cengiz, Ermeni Komitelerinin A‘mâl ve Harekât-ı İhtilâliyyesi, Ankara 1983, s.235-237
[2] BOA. DH. ŞFR, nr.14/119
[3] BOA. DH. ŞFR, nr.52/102
[4] BOA. DH. ŞFR, nr.52/286
[5] Tarih Boyunca Ermeni Meselesi, s.185-186
[6] BOA. DH. ŞFR, nr.51/192; BOA. DH. ŞFR, nr.52/249 - 52/285
[7] BOA. DH. ŞFR, nr.52/96,97,98
[8] Gürün, Aynı eser, s.213
[9] BOA. DH. ŞFR, nr.52/51; nr.52/255; nr.52/266
[10] BOA. DH. ŞFR, nr.52/188
b-Tehcir Kararının Alınması ve Başlatılması
Van'daki isyan bütün hızıyla devam ederken, diğer bölgelerde de Ermeniler isyan ediyor, yol kesiyor ve Müslüman köylerini basarak halkı katlediyorlardı. Türk ordusu savaş alanında olduğu için cephe gerisinde meydana gelen olayları önleyemiyordu. Başkumandan Vekili Enver Paşa bu duruma bir çare olmak üzere 17 C. 1333 (2 Mayıs 1915) tarihinde Dahiliye Nazırı Talat Paşa'ya şu yazıyı yolladı:
"Van Gölü etrafında ve Van Valiliğince bilinen belirli yerlerdeki Ermeniler, isyanlarını sürdürmek için daima toplu ve hazır bir haldedirler. Toplu halde bulunan Ermenilerin buralardan çıkarılarak isyan yuvalarının dağıtılması düşüncesindeyim. III. Ordu Komutanlığı'nın verdiği bilgiye göre Ruslar 5 L. 1333 (20 Nisan 1915) tarihinde kendi sınırları içindeki Müslümanları sefil ve perişan bir halde sınırlarımızdan içeriye sokmuşlardır. Hem buna karşılık olmak ve hem yukarıda bahsettiğim amacı sağlamak için ya bu Ermenileri aileleriyle birlikte Rus sınırı içine göndermek veyahut bu Ermeni ve ailelerini Anadolu içinde çeşitli yerlere dağıtmak gereklidir. Bu iki şekilden uygun olanın seçilmesiyle tatbikini rica ederim. Bir mahzuru yoksa isyancıların ailelerini ve isyan bölgesi halkını sınırlarımız dışına göndermeyi ve onların yerine dışarıdan gelen Müslüman halkın yerleştirilmesini tercih ederim"[1].
Bu yazı ile Enver Paşa, Ermenilerin isyan çıkaramayacak şekilde dağıtılmalarını istiyordu. Yine bu yazıya göre bu tatbikat yalnızca isyan ve karışıklık çıkarılan bölgelerdeki Ermenilere uygulanacaktı. Nitekim uygulama da öyle olmuştur.
Dahiliye Nazırı Talat Paşa, durumun nezaketi karşısında geçici bir kanun çıkmadan ve Meclis-i Vükelâ kararı olmadan bütün sorumluluğu üzerine alarak Ermeni tehcirini başlattı[2].
Talat Paşa önce Van, Bitlis ve Erzurum bölgelerinde bulunan Ermenilerin savaş alanı dışına çıkarılmalarını, ilgili valilerden 3. ve 4. Ordu komutanlarıyla işbirliği yaparak derhal icraya koymalarını istedi.
Rusya, İngiltere ve Fransa'nın, Doğu ve Güneydoğu Anadolu'da Ermenilerin öldürüldükleri iddialarıyla yaptıkları baskılar sonucu tehcirin sorumluluğunu daha fazla tek başına taşıyamayacağını anlayan Talat Paşa'nın Sadaret'e verdiği tezkire üzerine bir gün sonra 13 B. 1333 (27 Mayıs 1915) tarihinde "Vakt-i seferde icraat-ı hükümete karşı gelenler için cihet-i askeriyyece ittihaz olunacak tedabir hakkında kanun-ı muvakkat"[3] çıkarıldı ve yürürlüğe kondu.
Böylece komutanlara, asayişi bozan silâhlı saldırgan ve direnişçileri, tecavüz ve direnişleri sırasında imha etme; casusluk ve vatana ihanet eden köy ve kasaba halkını tek tek veya toplu halde başka yerlere sevk ve iskân etme yetkileri verilmekle tehcir işi orduya devredilmiş oldu.
27 B. 1333 (10 Haziran 1915) tarihinde yayınlanan talimatname[4] ile de tehcire tabi tutulan Ermenilerin malları koruma altına alındı. "Emvâl-i Metrûke Komisyonu" (Terkedilmiş Mallar Komisyonu) kuruldu[5]. Bu komisyonlar boşaltılan köy ve kasabalardaki Ermenilere ait malları tespit ederek ayrıntılı defterlerini tutacaktı. Defterin biri mahallî kiliselerde korunacak, biri mahallî yönetime verilecek, biri de komisyonda kalacaktı. Bozulabilir eşya ile hayvanlar açık artırma ile satılacak ve parası korunacaktı. Komisyon bulunmayan yerlerde bu görevi mahallî görevliler yerine getirecekti. Bu malların korunmasından Ermeniler dönünceye kadar hem komisyon hem de mahallî idareler sorumlu olacaktı.
[1] ATBD, Aralık 1982, sayı 81, Belge 1830; BOA. DH. ŞFR, nr.52/282
[2] Meclis-i Vükelâ Mazbatası, 198/163
[3] Yusuf Hikmet Bayur, Türk İnkılabı Tarihi, Ankara 1963, III/3, s.40; Gürün, Aynı eser, s.214
[4] ATBD, Aralık 1982, sayı 81, Belge 1832
[5] BOA. DH. ŞFR, nr.54/226
c- Tehcirin Uygulandığı Bölgeler
Tehcir doğrudan doğruya cephelerin güvenini sarsacak bölgelerde uygulanmıştır. Kafkas ve İran cephesinin gerisinde bulunan Erzurum, Bitlis ve Van bölgeleri[1] ile Sina cephesi gerisinde bulunan Mersin ve İskenderun bölgeleri olmak üzere bölgede uygulanmıştır. Ermeniler bu bölgelerde düşmanla işbirliği yaparak onların faaliyetlerini kolaylaştırıyorlardı. Sonradan bu uygulama isyan çıkaran ve Ermeni komitecilerine yataklık eden diğer vilâyetlerdeki Ermenileri de kapsamı içine aldı.
[1] BOA. DH. ŞFR, nr.52/282; nr.53/48; nr.53/93; nr.53/129; nr.54/51, n
d- Ermeni Sevkiyatının Yapıldığı Yerler
Tehcir kararından sonra kafileler halinde çeşitli vasıtalarla iskân bölgelerine sevke başlanmıştır. Tehcir kararından önce Zeytun, Maraş ve Haçin gibi problemli yerlerden Konya'ya Ermeni sevkedilmiştir. Ancak Konya'da Ermeni nüfusun artması ve birtakım faaliyetlere girişecekleri ihtimali üzerine 1 C. 1333 (26 Nisan 1915) tarihli şifre telgrafla buraya sevkiyat durdurulmuş, yeni gönderilenlerin Urfa, Zor ve Halep'in güneydoğusuna nakledilmeleri kararı alınmıştır[1].
Devlet sevkedilen Ermenilerin gittikleri yerlerdeki nüfuslarını devamlı kontrol etmiş. Müslüman ahalinin % 10'unu geçmemesine özen göstermiştir[2]. Ermeni nüfusun belli bir yerde toplanmalarını sakıncalı görerek ayrı kasaba ve şehirlere yerleştirmiştir.
Adana, Ankara, Aydın, Bolu, Bitlis, Bursa, Canik, Çanakkale, Diyarbakır, Edirne, Eskişehir, Erzurum, İzmit, Kastamonu, Kayseri, Karahisar, Konya, Kütahya, Mamuretülaziz (Elazığ), Maraş, Niğde, Samsun, Sivas, Trabzon ve Van şehirlerinden Halep, Rakka, Zor, Kerek, Havran, Musul, Diyarbakır ve Cizre'ye Ermeniler sevkedilerek iskân edilmişlerdir.
Ermeni kafilelerinin iskân yerlerine sevkedilirlerken yakın ve meşakkatsiz yollar seçilmiş, ayrıca emniyet ve muhafazaları için özen gösterilmiştir.[3]
[1] BOA. DH. ŞFR, nr.52/235; nr.52/102; BOA. DH. EUM. 2.Şb.68/90; 68/88; 68/92; 68/95; 68/96; 68/99
[2] BOA. DH. ŞFR, nr.54/308; nr.54/143
[3] BOA. DH. ŞFR, nr.54/156
e- Sevkiyata Tabi Tutulmayan Ermeniler
Tehcir kararı bütün Ermenilere şamil değildir. Bazı şartları taşıyanlar bunun dışında tutulmuştur. Bunlar hasta ve âmâlar, Katolik[1] ve Protestan[2] mezhebinden olanlar, askerler ve aileleri[3], memurlar, tüccarlar[4], bazı amele ve ustalardır.
Osmanlı ordusunda görev yapan asker, subay ve sıhhiye sınıflarında hizmet görenlerin ve ailelerinin yanı sıra merkez ve taşrada bulunan Osmanlı Bankası şubeleriyle, Reji İdaresi, Düyun-ı Umûmiyye[5] ve bazı konsolosluklarda görevli Ermeni memurlar sadakat ve iyi halleri gözönüne alınarak sevk dışı bırakılmışlardır. Sadakatsizlik eden ve komite mensubu olanlar azledilerek sevkedilmişlerdir[6]. Yetim çocuk[7] ve dul kadınlar da sevkedilmeyerek yetimhanelere ve bulundukları yerlerdeki köylere yerleştirilmişlerdir. Ayrıca ticaret ve benzeri suretlerle ikamet eden Ermeniler[8], Ermeni mebus ve aileleri de[9] yerlerinde bırakılmışlardır.
Daha sonra umumî bir emirle, sevkiyat esnasında yetim kalanların erkekleri sevkedilen veya askerde olan kimsesiz ailelerinin iskân ve iaşelerinin temini istenmiştir[10].
[1] BOA. DH. ŞFR, nr.54/55; nr.54-A/252; nr.55/292
[2] BOA. DH. ŞFR, nr.55/20
[3] BOA. DH. ŞFR, nr.55/18; nr.55/292; nr.58/2
[4] BOA. DH. ŞFR, nr.53/295
[5] BOA. DH. ŞFR, nr.54/221
[6] BOA. DH. ŞFR, nr.52/249
[7] BOA. DH. ŞFR, nr.54/150; nr.54/163
[8] BOA. DH. ŞFR, nr.53/295; 54/287
[9] BOA. DH. ŞFR, nr.55/19
[10] BOA. DH. ŞFR, nr.54/150; nr.54/163
f- Sevkiyatta Karşılaşılan Zorluklar
Devlet savaş şartlarına rağmen sevkiyatın düzen ve emniyet içinde yürümesi ve kafilelerin her hangi bir zarara uğramaması için elindeki bütün imkânları kullanarak gerçekleştirmeye çalışmıştır[1]. Bu gaye ile trenle sevkiyat tercih edilmiştir. Tren bulunmayan yerlerde araba ve hayvan tahsis etmiştir. Cepheye devamlı asker ve zahire sevki dolayısıyla istasyonlarda zaman zaman yığılmalar olmuştur. Bu da Ermeni sevkiyatının aksamasına yol açmıştır[2]. Diğer taraftan hasat mevsimi olması dolayısıyla arabaya ve hayvana duyulan ihtiyaç yüzünden araba ve hayvan temin etmek güçleşmiştir.
Ayrıca yiyecek bulmakta güçlük çekileceği ve bu yüzden sefalete düşüleceği düşünülerek devlet tarafından iaşe edilmiştir[3].
g- Sevkiyat İçin Para Tahsisi
Muhacirin Tahsisatı'ndan iaşe ve iskân masraflarının dışında sevkiyatın muntazam olarak yürütülebilmesi için İskân-ı Aşair ve Muhacirîn Müdürü Şükrü Bey'i görevlendirmiştir. Her türlü ihtiyacın temini için de Konya, Adana, Halep, Suriye, Ankara, Musul[1] vilâyetlerine ve İzmit, Eskişehir sancaklarına ihtiyaca göre toplam 2.250.000 kuruş tahsis edilmiştir. Yine duruma göre ilâve para tahsisleri yapılmıştır.
h- Ermenilerin Taşınmaz Mallarının Durumu
Sevkedilen Ermenilerin geride kalan taşınmaz malları hükümetçe kendileri namına müzayede usulüyle satılmış ve sonradan Emval-i Metruke Komisyonu aracılığı ile bedelleri ödenmiştir[1]. Terkedilmiş mal ve eşyanın devlet memurlarınca suistimale meydan verebileceği düşüncesiyle satın alınması önce yasaklanmış, sonradan gerçek fiyatı ve peşin para ödemek şartıyla Ermenilerden ev satın almaları serbest bırakılmıştır. Görüldüğü gibi devlet Ermenilerin mallarının yağmalanmasına müsaade etmemiş ve gerçek değerleri üzerinden satılması için gayret sarfetmiştir[2].
29 B. 1333 (11 Ağustos 1915) tarihli umum tebliğatta şu tedbirlerin alınmasını istemiştir[3].
1- Tahliye edilmiş olan bölgeye hiçbir şüpheli ve meçhul şahsın sokulmaması.
2- Eğer Ermenilerden ucuz mal almış olan varsa, satışın feshedilmesi ve aslî kıymetinin takdir olunarak gayr-ı meşru bir menfaat teminine meydan verilmemesi.
3- Ermenilerin istedikleri eşyayı götürmelerine müsaade edilmesi.
4- Götüremeyecekleri eşyadan durmakla bozulabilecek olanlarının zaruri olarak satılması bozulmayacak olanların sahipleri namına muhafaza edilmesi.
5- Taşınmaz malların icar, ferağ ve rehin gibi muamelelerinin sahipleriyle olan alâkalarının bozulmaması ve hicretin başlangıcından itibaren bu hükme aykırı uygulamalar yapılmışsa feshedilmesi.
ı- Sevkiyatın Durdurulması
Kış dolayısıyla 17 M. 1334 (25 Kasım 1915) tarihinden itibaren ilgili Anadolu vilâyetlerine gönderilen bir emirle sevkiyatın geçici olarak durdurulduğu bildirilmiş; daha sonra da Ermeni sevkiyatına son verildiği, bundan böyle hiçbir sebep ve vesile ile sevkiyat yapılmaması tebliğ edilmiştir[1].
i- Tehcir Sonrası Ermeniler
Tehcire son verildikten sonra da Ermenilerin, Ermenistan kurma çalışmalarına devam ettikleri anlaşılmaktadır. Bu maksada hizmet etmesi için birtakım komiteler kurmuşlardır. Rusların Kafkasya'daki Ermenileri Osmanlı topraklarından toprak verme gibi bir çok vaadlerle Osmanlı Devleti aleyhine kışkırttıkları anlaşılmaktadır.
Ermeniler, sınır ve iç bölgelerinde çete faaliyetlerini sürdürmeye ve Rus ordusu başta olmak üzere bölgedeki düşmanlarla da işbirliği yaparak Müslüman ahaliye zulmetmeye devam etmişlerdir.
j- Geri Dönmek İsteyen Ermenilere Müsaade Edilmesi
I. Dünya Savaşının sona ermesi üzerine sevkedilen Ermenilerle ilgili Osmanlı Hükümeti'nin yeni kararlar alarak Ermenilerin istedikleri takdirde geri dönmelerine müsaade etmiştir. Gerek Emval-i Metruke Komisyonunca muhafaza edilen gerekse satılan gayri menkullerini geri alabilmeleri için her türlü kolaylık ve imkân sağlamıştır.
Görüldüğü üzere Osmanlı Devleti sürekli olarak Ermenileri korumaya, onların haklarını, hürriyetlerini gözetmeye özen göstermiştir. Ermenilerin düşmanların tahrik ve kışkırtmalarına aldanarak, devlete ihanet etmesi ve Müslüman ahaliyi katletmesi, isyanlar çıkarması gibi devletin güvenliğini büyük boyutlarda tehdit eden sebeplerden dolayı Osmanlı Hükümeti'ni tehcir kararı almaya zorlamıştır.
Buna rağmen gerek sevkiyat esnasında gerekse sevkiyata son verildikten sonra emniyetlerinin alınmasına, haklarının zayi olmamasına çok dikkat edilmiştir. Bu hususta devlet çok para sarfetmiştir. Buna rağmen sevkiyat esnasında Kürtler ve sair eşkiyanın saldırısına[1] uğrayarak veya humma ve tifo hastalıklarına[2] yakalanarak ölenler olmuştur. Sevk esnasında ihmalleri, uygunsuzlukları görülen görevlilerin derhal cezalandırılması yoluna gidilmiştir[3].
Bu suistimalleri tahkik etmek üzere bir heyet göndermiş, basına da Şurâ-yı Devlet Azası İsmail Hakkı Bey'i tayin etmiştir[4
Avrupa Adalet Divanı'ndan Ermenilere yanıt !
Ermeniler Avrupa Adalet Divanı’nda AB’ye karşı açtığı davayı kaybetti.. Avrupa Adalet Divanı’ndan “sözde soykırım iddiaları siyasidir” açıklaması yapıldı..
Avrupa Adalet Divanı, AB üyesi ülkelerde sözde Ermeni soykırımını kullanarak Türkiye’nin AB üyeliğinin önünü kesmek isteyenlere karşı aldığı karar ile çok net bir cevap vermiş oldu.
Merkezi Fransa’ın Marsilya şehrinde bulunan Avrupa-Ermeni derneği ile yine Fransa'da yaşayan Gregoire Krikorian ve Suzanne Krikorian'ın Avrupa Adalet Divanında AB'ye karşı açtığı davayı kaybetti.
Avrupa-Ermeni derneği mahkemede Türkiye’nin 1915 soykırımını tanımadan aday ülke olarak tanınmasının AB hukukunun ihlal edilmesi olarak iddia etmişti.
Lüksemburg’daki Avrupa Adalet Divanı davada Ermeniler’i haksız buldu. Söz konusu kararı 29 Ekim 2004’de alan mahkeme bu yönde attığı adım ile diğer davalara örnek teşkil edecek bir karara da imza atmış oldu.
Belçikalı ünlü AB hukuğu hakimi, aynı zamanda Belçika Leuven Üniversitesi öğretim görevlisi Prof.Dr. Koen Lanaerts başkanlığındaki 4.daire verdiği kararda ,’’sözde Ermeni Soykırımı ile ilgili 1987 Avrupa Parlementosu AP kararının siyasi nitelik taşıdığı hukuki alanda ise hiçbir geçerliliği olmadığını’’ vurgulayarak davada Ermenilerin ortaya koyduğu argümanların uluslararası hukuk açısından geçersiz olduğunu ortaya koydu.
Ermeniler sözde soykırımın AB kurumu olan AP’de karara bağlandığı noktasından hareketle AB’nin karar organı Konsey’inde bu yönde adım atması için AB’yi mahkemeye vermişti.
Mahkeme ayrıca talebi reddettikten sonra dava açan tarafa mahkeme masraflarının da ödenmesini talep etti.
AB Hukukçuları kararı değerlendirdi
Sözde Ermeni soykırımı ile ilgili Avrupa Adalet Divanının aldığı karar ile ilgili AB Hukukçuları yaptıkları değerlendirmede bu kararın ve buna benzeyen davalarda gerek uluslararası mahkemelerde, gerek büyük ülkeler ABD,İngiltere,Fransa’daki mahkemelerin içtiatındaki prensiplere uygun olduğunu vurguladılar.
AB Hukukçuları bu gibi subjektif konularda dolayısıyla tüm siyasi alanda doğan problemlerin mahkemelerin yetkilerinin içine girmediğinin (doctrine of political question) altını çizdiler.
Daha fazla bilgi için:http://www.curia.eu.int/
Bu tip konular (sevr,montrö,musul,kıbrıs vb) bu devletlerin ceplerindeki kozlar.Eğer biz onların işine gelmeyen bişi yaparsak hemen masaya cıkarırlar.Bunu anlamak sorunu çözmenin yarısıdır.Gerisi kafaları mesgul etmeye yarayan hikayedir.
evet ama lobi faaliyetlerinde bulunmak gerekebiliyor.örneğin şu anda yaşanan çin'e kotaların kalkmasıyla beraber kaybedilen Avrupanın ve bizim rekabet gücümüz yeniden bizim önderliğimizde kazanılmaya çalışılıyor.şu an resmen bir savaş yaşanıyor.avrupa ve çin ve uzakdoğu pazarları arasında.
hürriyetin dünkü manşetini gördünüz mü ve ne düşünüyorsunuz?
ataraksiyant wrote:
hürriyetin dünkü manşetini gördünüz mü ve ne düşünüyorsunuz?
ben filmini çekmeyi düşündüm. rashomondaki gibi olayı üç tarafın ağzından anlatacak. önce bir batılının penceresinden ki bu bölümü komedi olarak düşündüm. insan kılığından çıkmış türkler binlerce erkeği sıraya dizip donlarını indirtiyorlar. bir subay gelip sırayla bakıyor, sünnetsizse veya türklüğe yakışır bulmadıysa sıkıyor kafasına. hatta sonuncusunda silah tutukluk yapıyor falan (ki burada polanski ustaya bir saygı duruşunda bulunuyorum ;) ). dr.strangelove'daki gibi bir toplantı salonu sahnesi de olabilir duvarda dev bir osmanlı haritası önünde. ikinci bölüm ermenilerin gözünden ki bu bölüm trajedi şeklinde olacak. bir ermeni aileyi takip edebiliriz mesela. son bölümse türklerin gözünden olacak. hatta bu bölümden önce "istiyorsanız salonu terkedebilirsiniz çünkü eğlence bitti" diye bir yazı çıkacak. gerçekten de sıkıcı olacak bu bölümde "ey insanlar size daha eğlenceli gelse de uzaylı diye bir şey olmayabilir, ekinlerin üzerindeki o işaretler insan yapımı olabilir.. olmaya da bilir ama neden olmasın" mesajı verilecek. birinci dünya savaşı boyunca bütün "dünya" olarak başka yerlerde kan dökmekle meşgul olduğunuzdan o zaman değil de şimdi aklınıza geldi ermeniler öyle mi ey popcorn kafalılar diye de devam edecek. 21. yüzyılda hala oluk oluk kan döküyorsunuz veya (türk köylülerin ermenilere yapılanlar karşısında yapmakla suçlandığı gibi) seyirci kalıyorsunuz da gücünüz hayatında karıncayı bile incitmemiş olan benim gibi türk gençlerine mi yetiyor dümbükler şeklinde bitecek. filmin finalinde beni aynı korkunç ivandaki gibi dünya küresinin başında oturup düşünürken göreceksiniz. sonra "dünyanın çivisi çıktı, hay ben böyle..." diyerek çivisi çıkmış küreyi elime alacağım ve bir balon gibi havaya atıp tuta tuta şarlo adımlarımla günbatımına doğru ufukta kaybolacağım.
hemen hayata geçirelim efenim geç kalmayalım, mümkünse 24 nisana yetişsin muhtelif yerlerde gösterimler ayarlarız :)
arkadaşlar kimsenin kimseyle pek derdi yok.Ben şimdi buraya eni konu bişeyler yazdım,hesapta lobi yapıyım biraz diye ama bu işler bana düşmez tabi.benim derdim kapı komşumuzla hiç ticari ilişkimizin olmaması.Şimdi biz otomobil yapıyoruz,kumaş dokuyoruz veya telefon hattı döşüyoruz falan,niye bu güzide komşumuza satamıyoruz niye?açılsın kapılar,kalksın kotalar ne biliyim.Düşmanlık mı kalmış ermenilerle bizim aramızda.Benim hatta zangoç bi arkadaşım bile var.Ne bilim arman taraklayan diye bir adam tanıdım ki,adam orjinal ermeni hakkaten,durup durup sorun çıkarmanın bizlerle bir ilgisi yok ki.Biz yine yapıyoruz muhabbetimizi inceden.
Biz türkler bu meselede en az ermeniler kadar takıntılı olduğumuz için ermeni tarihiyle ilgili bir sey gördük mu, "kötü şeyler oldu ama geçmişte kaldı", "biz sizi kesmedik", "önce siz başlattınız", "hepinizi kovduk işte, konuşmayın fazla" gibi kişinin türkiye'nin politik skalasındaki yerine göre özenle hazırlanmış yalanlardan birini hemencecik sahipleniyoruz.
Kabul etmek gerekir ki osmanlı tebaası içinde türklerle en yakın ilişkileri olan toplum ermenilerdi. osmanlıya en fazla hizmet etmis türk dışı toplum da ermenilerdi. kurtuluş savaşı sırasında bile savaşan ve istiklal madalyası alan ermeniler olduğunu, tarih boyunca osmanlı ordusunun silah ve cephanesinin ermeni ustalar tarafından yapıldığını ayrıca hatırlatırım (her ne kadar madalyalarını çok geç almış ve gazi maaşı bağlanma hakkı kendilerine tanınmamış olsa bile). Ancak 19. yy. imparatorluklarının tümünü kasıp kavuran milliyetçi akımlar osmanlıyı da vurdukça, olay gerildi. Doğal ve konjonktürel olarak daha fazla özgürlük isteyen ermeniler dış ülkelerin de desteğini alarak osmanlı idaresine karşı gittikçe sertleşen bir muhalif tutum takındılar. isteklerinin büyük çoğunluu aslında o dönem iktidara talip olan jön türkler tarafından destekleniyordu. Ancak doğal olarak iktidara geçince bütün bunlar unutuldu. Daha önceki bir kaç çatışma ve gösteri görece küçük boyutlu kayıplara vesile olsa bile 1915' te genelde selanik kökenli ve yahudi dönmesi (aşağılayıcı bir itham olarak algılamayın) ittihat ve terakki kurmayları, çogunlugu çerkez ve kürtlerden menkul hamidiye alaylarına, emre muhalif ittihatçı subayların deyimiyle "lanetli gorevi" yani tehcir adı altındaki katliamı emretti. Bir kac yurekli vali (öldürüldüler ya da sürüldüler) ve silvan'lı narek ve diyarbakır'lı bezik asiretleri (80 sonrası korucu olana kadar kan kusturuldular) gibi bir kac aşiret dısında bu emir herkesce kabul gördü. olayı resmi politika olmaktan ileri taşıyan nokta da budur, yani bu emri yalnızca asker uygulamadı, sivillerce kaçırılan ermeni çocuklarının ve kadınlarının sayısı ve akıbeti konusunda tahmin yürütmek bile çok zor. aramızda gezen "ermeni tohumları"nın sayısı yüzbinleri aşıyor diye tahmin ediyorum.
bizin atladığımız en önemli nokta, bu emrin varlığı ve bunun bir katliam olduğu düşüncesi TC'nin kuruluş dönemlerinde atatürk tarafından bile inkar edilmezken sonraları inkar edilmeye başlandı. örneğin taze türkiye'nin akademisyenlerinin pek çoğu ortada ciddi bir katliam olduğu konusunda hemfikir, ne yapılacağı konusunda ihtilaftaydı. 80 döneminde temizlenene kadar üniversitelerde soykırım kavramının kabul edilebilir olduğunu söyleyen akademisyenler vardı.
kim ne kadar kıvırtırsa kıvırtsın, hatırlamak istemesin bu böyle. biz türkler bunlarla yüzlesmedikçe her yerde karşımıza çıkacak. çünkü bir toplumu tamamen ortadan kaldırmak üzere silahlı organizasyonlar tertiplemek ya da aç susuz bir şekilde çetelerin cirit attığı çöllere hayvan sürüleri gibi sürmek ve su kaynaklarını zehirlemek (ki buna da soykırım deniyor) suçu yapanlara değil, soykırımı yapanların toplumuna maledilir(total guilt) ve üzerinden 1000 yıl geçse bile eğer o toplum onunla yüzlesmediyse (almanya basbakanı willy brandt'ın 2.dünya savaşında katledilen masum yahudilerin, çingenelerin, özürlülerin ve eşcinsellerin anısı önünde diz cöküp özür dilemesi misali) sorumluluğu paylaşılır.
Bu katliamdan kim karlı çıktı sorusu ise oldukca düsündürücü sonuçlara gebedir. o dönemdeki ortalama bir türk insanı (mesela Konyalı bir çiftçi) bu katliamdan hemen hemen hic bir fayda sağlamadı. aksine zarar etti. bölgenin etnik dengesi kendilerine dönen kürtler ve ülkenin tüm ticaret ve yüksek zanaat alanlarında tekelleşen yahudiler ve milliyetçiliğin kısa süreli rantını yiyen bazı türk siyasiler dışında kimseye hayrı olmadı bu olayın. aksine bize göre doğu anadolu, ermenilere gore batı ermenistan, kürtlere göre kuzey kürdistan denilen yerin ekonomisi tamamen cöktü. bizler bu çöküşün acısını 2005 yılında hala çekmekteyiz. (bkz. kürt sorunu, doğu anadolunun ekonomik geri kalmışlığı, feodal yapının hala kırılamaması, ötekiden mahrum kalmışlığın toplumu töre batağına gömmesi vs.)
sebep olarak olarak osmanlının özellikle balkan savaşı sonrasında batıda kaybettiği topraklardan gelen göcmenlere yurt sağlamak zorunlulugu, (o zaman kadar anadolu'nun pek çok bölgesi iskan ve imar edilmemişti) sefarad yahudilerinin ispanyadan beri içlerinde sakladıklari intikam hissi, bazı ermenilerin doğu anadolunun görduğu diğer bir kanlı hadise olan rus işgali sırasında ruslara rehberlik etmesinin müslümanlar tarafından unutulmaması ve uluslararası toplum tarafından kışkırtılan zararlı ermeni faaliyetleri gosterilse bile bu maalesef 800.000 ila 1.000.000 insanın ortadan kaldırılmasını haklı kılacak bir gerekce degildir.
bugün ne yapmalı sorusuna gelirsek. bence serdar'ın belirttiği ve montespue'nun sosyal barış için ideal çözüm olarak ortaya attığı tatlı ticaret sanıldığından çok daha olumlu etkiler yapacaktır ilişkilere. soykırım hadisesi diaspora ermenileri için (özellikle genç kuşak) bir kendini varetme yolu olduğu için atılan her olumlu adımın fanatik diaspora ermenileri ve yurdumun itleri tarafından sabote edileceğinden kuşkum yok.
hatırlatmak istediğim bir nokta ise her ne kadar bugün artık fiziksel soykırımdan sorumlu tutulmamız biraz havada kalsa bile en azından sistemli olarak yürütülen kültürel soykırıma karşı çıkmamız gerektiğidir. özellikle ani harabelerinde restorasyon adı altında yapılan sabotaja, pek çok kilisenin ahır olarak kullanılmasına, ermeni mezarlıklarının defineciler tarafından dozerlerle talan edilmesine, istanbuldaki ermeni evlerinin yıkılmaya terkedilmesine, vakıflar kanununun yeniden düzenlenmemesine, bu toprağın en eski çocuklarından kalan her türlü hatıranın göz göre göre yok edilmesine seyirci kalan herkes bu ülkede sistemli olaraak yürütülen kültürel soykırımın doğrudan sorumlusudur diye düşünüyorum.
hepinize sevgiler saygılar sunuyorum
kaynak:
aile hatıraları
canlı tanıklar
Last edited: Mar 21, 2005, 04:32 PM (1)
sevgili rai,bu konu da yanlış anlaşılma korkusuna düşmüş olan bana ve yazdıklarıma açıklayıcı olma nezaketi gösterdiğin için teşekkür ediyorum.açıkladığın konular da senden çok farklı düşünmediğimi burada belirtmek isterim.kültürümüze bir çok yönden mihenk taşı olmuş bu güzide sanatsever toplumu öte saydığım düşünülemezdi bile.konuyu biraz daha süreklemek maksadıyla meşhur udi, üstadımız Yorgo Baconos'u burda da anmadan geçmek istemiyorum,üzerine konuşulsun, duymayanlar mutlaka dinlesinler diye.1900 yılında silivri'de dünyaya gelmiş olan ve 77 yılında aramızdan ayrılan bu müstesna müzisyenimiz huzur içinde yatsın.
serdar topic katilisin yeminle...
çin hakkındaki fikirlerim tamamen tersine dönmüş durumda... daha önce olumlu şeyler söylemiş olabilirim ama işin derinlerini öğrendikçe çinin a.b.d.den daha büyük bir bela olacağını görmeye başladım...
umarım "yedik onu biz" dendiğinde yenebilir bişeydir.
You need to log in to post a reply.