bekleme odası
26 replies · 861 views
bekleme odası
arkadaşlar ,uzun uğraşlar ve özverilerden sonra bakleme odasını izlayebildim buakşam,.samsunda cuma günü girdi gösterime ve tek bir kere film oynamış 2 izleyiciyle ve gündüz okuldayken, o günden beri film hiç oynamamış izleyici yok diye.....
biraz hayal kırıklığına uğramadım değil, bayağı beklenti içine girmiş olsam gerek çünkü kolay olmadı dediğim gibi, bu z.demirkubuzun izlediğim ilk filmi.
adamın tarzı boğucu,tamam elbette elinde popcorn coca cola alıp izleyebileceğin bi film değil ama yani aklımda kalacak ,beni etkileyan bişey yok(elif hariç:))
nuri bilgenin uzak'ı da insanı boğuyodu ama filmde insanın untumayacağı sahneler de filmi çekilir hale getiriyodu, adam görüntüden anlıyo valla, mehmet emin'in istiklal caddesinde karlı havada o derbeder ,arabesk bakışları,marlboro mahmut'un filmin sonunda boğazda bankta oturup samsun sigarasını tüttürmesi gibi...........
gulliver'e kesinlikle katılıyorum. z.demirkubuzun izlediğim en kötü filmi diyebilirim. o kadar beklentiyle gidip izlemiş olmanın da etkisi olabilir ama yine de dediğim gibi en kötü filmi. ayrıca kendisi de pek iyi bir oyuncu değilmiş bu anladım :)
ama Nurhayat Kavrak filmin en iyi yanı. bu da bir gerçek:)
görüşlerinize katılmıyorum bence "demirkubuz" un bu filmde anlatmak istediği çok şey var bir yazarın bir yapıtı oluştururken neler çektiği ,ne tür buhranlara girdiği ve ilişkilerinde yaşadığı çıkmazı çok iyi aktarıyor ..ben filmden hiç sıkılmadım filmin her anını büyük bir özveri ile izledim ..tabi birazda bu türü sevmek gerek ben bu tarz sinemayı seviyorum ve zevk alıyorum bence "demirkubuz" da bunu düşünüyor ve bu tarz sinema yapmayı seviyor zaten kendisini başkalarına sevdirmek gibi bir derdide yok ..bu ayki altyazı dergisinde "demirkubuz "ile yapılan söyleyişiyi okumanızı tavsiye ederim "demirkubuz" röpartaj vermesi ender rastlanan bir olay bence bu fırsatı kaçırmayın "demirkubuz"u daha yakından tanıma olanağı bulursunuz ..
ben de filmi sevdim diyebilirm. ben uzak'taki atmosfere en azından o içtenliğe yakın buldum filmi. başka paralellikler de vardı aslında. yönetmenin girdiği kısır döngü, yaratım süreci, bilmiyorum biraz da böyle adamlardan çıkıyo işte o taptığımız eserler dedirten bir filmdi bence. üzerine fazla bir şey söylenecek bir film değil aslında, izleyen anlar. çok kişisel bi film olduğu kesin. röportajından okuduğum bişeyde şuydu: her gördüğünüz şeyin altında bir neden bir anlam aramayın diyordu, çoğu şeyi rastgele oluşturduğunu söylüyordu ve baya tepkili gibi gelmişti bana. içindekileri atmak istediği bir filmdi bence bu, attı da ve ben sonuna kadar ilgiyle izledim. niye bilmiyorum!
Re: bekleme odası
gulliver wrote:
biraz hayal kırıklığına uğramadım değil, bayağı beklenti içine girmiş olsam gerek çünkü kolay olmadı dediğim gibi, bu z.demirkubuzun izlediğim ilk filmi.
bir yönetmenin önceki yapıtlarından hiçbirini izlemeyip büyük beklenti içine girmek ve ötesinde hayal kırıklığına uğramak nasıl bir mantık ürünüdür?
Re: bekleme odası
sermest wrote:
bir yönetmenin önceki yapıtlarından hiçbirini izlemeyip büyük beklenti içine girmek ve ötesinde hayal kırıklığına uğramak nasıl bir mantık ürünüdür?
sermest belki bu alıntına cevap vermek benim değil diğer arkadaşımıza düşen görev ama ben üzerime alındığım bölgeyle bir açıklama yapayım :
hani internete dolaşırsın sinemayla ilgilenme sevdasın girmişsindir ve her gün film izleyip sitelerde kritik yapıyorsun ama sitelerde adından "tanrı gibi bahsedilen"(bu bekleme odasından alıntıdır. :) yönetmenler vardır. onların filmlerini izleyemediğin iççin içini yer ve beklentilere girersin. benim bergman filmleri için girdiğim gibi... yani mantık bana göre bu bilmem arkadaşlar ne derler.
Bekleme odasıyla ilgili konuyu ben açmayı düşünüyordum ama arkadaş açmış saxolsun. bence adını değiştirim ve bu konuyu enine boyuna tartışalım yani Zeki demirkubuz'un bu filmini...
Eğer altyazidaki röportajı okuduysanız orada da göreceksiniz ki Demirkubuz'un alışıla gelmişe tekme atma çabasını görürsünüz. yok benim kimseye bir şey öğretme yapma etme dertim yok gibi şeyler söylüyor ama 16:9 un sağalt köşesinde mahkeme duvarı gibi bir yüzle televizyon izleyerek bir buçuk saat onu izlemeni istiyor. "kendisiyle özdeşleşmemen için elinden gelenide ardına koymuyor" ki bu çok önemli benim için... Az önce ağlatan filmler bölümüne bir yazı yazdım ve gördüğüm kadarıyla (Demirkubuz da bunu söylüyor) gerçekten duygusal bir toplumuz, milletler bütünüyüz. zamanında Kemal sunal'ın Emrahın filmleri karşısında ağlayan annesiyle birlikte bir yığın türk filmi izlemiş biri olaarak, beni rahatsız eden bazı noktalar var ve bunların hep beraber tartışılmasını istiyorum :)
bir tarafıyla ele alıp şöyle bir soru ortaya atabilirim : insan bir filmi değerlendirmek için o filmin tamamıyla dışında kalıp mı filmi incelemelidir yoksa empati, özdeşleşleşme denen denyoluklara mı baş vurulmalıdır ?
sana kesinlikle katılıyorum "Nan" bende 1 hafta önce trt2 de "alphaville" i seyrederken aynı şeyleri hissettim okuduğum tüm sinema yazıları ve sinema kitaplarında adından büyük bir övgü ile bahsedilen "godard"ın ilkkez filmini seyredeceğim için büyük bir beklenti içine girdim...bir filmle özdeşleşmek konusa gelirsek "demirkubuz "un röpartajdada söylüyor bunu "günümüz insanlarının en büyük sorunu kendini başkalarıyla özdeşleştirmesidir" .."demirkubuz"a göre bir film sadece izlenmelidir ordaki hayat görülmelidir,gözlenmelidir fakat benimsenmemelidir ..."demirkubuz" bir yönüylede sinema eleştirmenlerine gönderme yapıyor bir film hakkında uzun uzun analizli, bir şekilde yorum yazmak doğru bir şeymidir... bir eleştiri yazısındaki alt okumalar normalde yönetmenin aklından geçermi...nitekim "matrix reload" çıktığında dergi ve gazetelerde çıkan inanılmaz yazılar film hakkında yazılan tuğla ağırlığında kitaplar.. eminimki matrix hakkında söylenenlerin çoğu yönetmenlerin aklından geçmemişti bunu "wachowski"lerin kendiside söylemişti zaten neyse bunlar sonuçta öznel görüşler "demirkubuz "bence kendi isdeği sinemayı yapmış çok ta iyi yapmış bence... helal olsun türkiyede bu tür kendi kafasındaki sinemayı yapacak yönetmenlere ihtiyaç var izleyici yada eleştirmenleri düşünmeden...
bekleme o
arkadaşım, sağol teşekür ederim, ben çoktandır girmemiştim nete, söylediklerin benim düşündüklerimden çokda farklı değil......
evet öyle bi mecburiyet mi var yada mantıksızlık bunun neresinde bir yönetmenin daha önceki filmlerini izlemeyip son filmini izleyip umduğunu bulmaması ,,,bence asıl mantıksızlık bunu mayıksızlıkla yorumlamak.........
adamı nbeğenmedim, entel bunalımı yanasıtmaya çalışmış, oyuncuğu hiç de samimi değil, ayrıca altyazının nu ayk,i sayısını okudum,röportajı filme gitmeden önce okudum, hiçde samimi bulmadı açıkçası kullandığı cümleleri, ne demek "benim için birçok şey nedensizdir" bence bu adamın savunma mekanizması, sorulacak soruları önceden tahmin edip, bu da nedensiz oldu demek için.............
ayrıca çekimlere gelince , kafamda hiçbir sahne kalmadı beni etkileyecek.....arkadaşlar sizin varmı kafanızda donup kalan........
görüntülere de beğenmedim, en azından nuri bilge uzak' ı izlediğimden.....
kafamdan hala mehmet emin toprak'ın istiklal caddesindeki yağan kar altında o bakışları, arkada tünel-taksim tramwayı geçiyor, birde tramwayın çın çın sesi ,
film üzerinden neredeyse 1 sene geçti ama o sahneyi hayatım boyunca untumam.........bence sinemada budur,
yoksa televizyon alrşısına oturup devamlı çay (içen flash tv deki gerçek kesit karakterleri gibi:) ben bunalımımabi majlarını vermeye çalışan aslında izleyicini bunaltan bi adam zeki d.
sevgili "gulliver" "demirkubuz" u davranışlarından yada söylediği bir takım şeyler için eleştirmen yanlış bir davranış sonuçta onun düşünceleri öyle ona göre bir çok şeyin nedeni yoksa kalkıp ona sen niye nedensiz yaşıyorsun bir nedenin olmalı mutlaka diyemezsin o insan, onu yapmak istiyor ve yaptığından mutlu ise sana bana fazla söz düşmez ..sonuçta burda bahsedilen bana kalırsa çok önemli bir yönetmen ..bekleme odası belki bende yönetmenin diğer filmleri "itiraf" ve "masumiyet" kadar iz bırakmadı seninde dediğin gibi "uzak" kadar akılda kalıcı sahnede yoktu ancak bu benim yönetmenin sinemasını tamamen yok saymama sebep olmamalı ...bence "demirkubuz " un diğer filmlerini seyretmeden onu hakkında belli bir yargı koyma en azından piyasada vcd si bulunan "masumiyet"i al izle derim...
biraz galeyana gelip kendini savunmak isterken demirkubuz'a giydirmişsin. şimdi uzak hakkında kötü birşey söyleyen olmadı ki burda onun meziyetlerini sayıyorsun. bu da başka bir film işte. bi tane filmini ki en kişisel olanını izleyip böyle adamı teşhis etmeler de biraz aceleci kaçıyor ciddiye alınmıyor haberin olsun.
sadece bir filmini izleyerek bir yönetmeni yerlere çalmayı acımasızca buluyorum. aklında kalacak bir sahne mi istiyosun. koy masumiyeti haluk bilginer'den bekir'in öyküsünü izle, derya alabora'nın patlamasını izle, güven kıraç'ın eniştesiyle içtiği rakının burnundan gelişini izle, koy 3. sayfayı başak köklükaya ve ruhi sarı'nın diyaloglarını izle, koy itiraf'ı taner birsel'in itirafını izle, koy yazgı'yı musa'nın annesinin ölümünün ardından işe gidişini izle. koy izle, koy izle, koy izle...
Re: bekleme o
gulliver wrote:
adamı nbeğenmedim, entel bunalımı yanasıtmaya çalışmış, oyuncuğu hiç de samimi değil, ayrıca altyazının nu ayk,i sayısını okudum,röportajı filme gitmeden önce okudum, hiçde samimi bulmadı açıkçası kullandığı cümleleri, ne demek "benim için birçok şey nedensizdir" bence bu adamın savunma mekanizması, sorulacak soruları önceden tahmin edip, bu da nedensiz oldu demek için.............
Merhaba kardeş
benim bunu yazmamla birlikte sanırım üzerine çok gelindiği kanati güçnecek ve daha önce hiç bir filmini izlemediğin Zeki Demirkubuz'a karşı ters etkiler yaratacaktır. Dikkatini bu noktaya çekmek istiyorum, çünkü bu olması kuvvetli bir ihtimal. niyetim psikoloji saçmalıklarıyla bir şeyler ifade etmekten ziyade seninle aynı aşamaları yaşamakta olan "kendimce" sana yardımcı olmak ve tavsiyede bulunmak.
Eğer hala Mahsumiyet'i izlemediysen (büyük olanakla izledin) hemen al ve izle. ve özellikle Derya Alabora'nın patladığı sahnede dur dön bir daha izle, eminim kimden bahsettiğimizi bir daha tartışacak enformasyona sahip olmuş olacaksın. Demirkubuz'un sadece Mahsumiyet'ini izlemiş biri olarak sırf bu filmi yaptığı için bile her zaman onun arkasında dururum. Ama Nihat Genç şerefsizi gibi çıkıpta bir ulus hakkında konuşurken onlara taşaklarımı yalatırım gibi cümleler kurmazsa.
Asıl demek istediğim - ki bekleme odası da bunu söylemeye çalışıyor diye düşünüyorum- sanatçı üretirken çok büyük çıkmazlara girer açmazları olur, deprasyon kıvamında bir yaşamının kıyısında gidip gelir. ayrıca bekleme odasında ki Ahmet gibi olayları kendi kafasında çözümlemiş ve bunu anlayabilemsi içinde insanları üzerine gitmek gibi bir derdi olmayan insanlar olunca iiice yalıtılmış tek başına kalmış bir insana dönüşür.
Aslında bu konuda söylenecek çok şey var ama ben hala eski kurtların gelip bir kaç cümle sarf etmelerini bekliyorum. yani fiction'un ve benim sormuş olduğum sorular vardı lütfen bunlar üzerine biraz düşünelim ve tartışmayı bu doğrultuda devam ettirelim. yani artık Bekleme Odası'nı konuşalım...:)
rai wrote:
dostoyevski okuyun arkadaşlar.
Rai sevgili kardeşim
senin kim olduğunu ve ne amaçla böyle bir şey yazdığını bilemiyorum ama sen yazarken neden "kuşçu" moduna girip akıl vermeye kalktın anlayamadım. lütfen niyetini belirt yoksa çok ukalaca bir tavır olarak algılamak zorunda kalacağım kendi adıma.
Dostoyevski okuyan kişiler böyle kısa şeyler yazma mertebesine mi ulaşıyorlar anlayamadım.
ayrıca bir önceki msg da da belirtim lütfen bekleme odasından saptırmayalım... :)
tansiyon yapma abi. ben yardımcı olmak maksadıyla tam da konuyla ilgili olarak söylemiştim. demirkubuzun filmlerinden dostoyevski akar. dostoyevskiden gayrı bir varoluşçu çizgi çekersek demirkubuz' u okumak çok daha anlamlı ve zevkli olur. hatta o çizgiyi çekmezsek demirkubuz' u seyretmek pek de anlamlı olmaz. "dostoyevski okuyun arkadaşlar" demekteki kastım budur. kimseye artislik falan yapmaya ya da akıl vermeye çalışmıyorum. yardımcı olmak falan...
You need to log in to post a reply.