Skip to content

Lost in Translation

27 replies · 1,031 views

CO
costanza
Joined: Mar 31, 2004
314 posts
Jun 01, 2004, 01:36 PM#12233

en az saçma sonuçların çıktığı dalın senaryo kategorisi olduğu konusunda haklısın ama o ödülü alan iyi filmler olması, kötü filmlerin de aldığı gerçeğini değiştirmiyo. verdiğim 2 can alıcı örnek, titanic ve ben affleck, bunu -senaryo dalı dahil bütün oscarların filmlerin değerini ölçme açısından zavallı bi olgu olduğu- rahatça kanıtlar.
lost in translation, film için çift anlamlı bi isim olduğundan türkçeye çevrilince çeviride kayıp durumuna giriceği kesindi zaten ama bula bula bu ismi bulan film ithalatçısı şabalakları tebrik ederim.

Last edited: Sep 22, 2004, 03:53 PM (1)

EL
eliza bennet
Joined: Apr 05, 2004
396 posts
Jun 02, 2004, 08:45 AM#12254

fiction wrote:

bırak tekrarlasın, kesinlikle daha iyi oluyor ....

Aynen katılıyorum.

Ya ben yine kendimi ifade edemedim galiba, zira ben yönetmenin bu detayları yüzümüze çalmasının bu tarz bir mood filmi denemesi için aşırı olduğunu söylemek istemiştim. Ben LIT'ı generic hollywood romance'leri ile değil WKW, Antonioni gibi mood ustası yönetmenlerin filmleri ile kıyaslıyorum. O yüzden de bu tarz filmleri seven seyircinin duyarlılığına güvenmemiş gibi geliyor Coppola bana. Ayrıca Japon'ların filmde bu şekilde stereo type gösterilmesi yönetmenin seçimi olduğu için ben bu adil olmayan tutum için kendisinde suç buluyorum ama dediğim gibi ne kötü ki biz alıştık bu tarz yaklaşımlara (ki sadece U.S.A için değil uzak doğu filmleri içinde aynı tutum geçerli - beyaz adamın objektif ışıkta gösterildiği filmler ne yazık ki azınlıkta)

In The Mood for Love bana göre şaheser bir film. Dokunduğu tüm konuları incelikle işleyen, içinden duygular fışkırıp taşan, insana "yaşasın sinema" dedirten bir film.

Filmin sonunda bahsettiğin konuşmayı izleyicinin duymaması detayı tabii ki tamamen ITMFL'ın son sahnesinden alınmış (ya da atıf yapmış daha uygun düşecek) ama oradaki fısıldamanın ardındaki gizemler beni alıp götürürken, LIT'ın sonundaki sahne bana "ne gerek vardı yaaa" dedirtti.

FI
fiction
Joined: Mar 16, 2004
365 posts
Jun 02, 2004, 09:41 AM#12255

eliza bennet wrote:

In The Mood for Love bana göre şaheser bir film. Dokunduğu tüm konuları incelikle işleyen, içinden duygular fışkırıp taşan, insana "yaşasın sinema" dedirten bir film.

bu filmi izlemeden önce ilk önce "titanic" i seyredin sonra oturun bu filmi seyredin ....ikiside temelde "aşk" kavramını anlatıyor ama ikiside o kadar farklı anlatıyorki biri duygu yoğunluğunu en yüksek seviyeye çıkartıp tam zirvede kalbimize hançeri saplarken...diğeri sırf oscar ve para toplamak içi filmi uzattıkça uzatıyor gözümüzün içine sokuyor bizi efektlerle manipüle etmeye çalışıyor...ben diyorumki "james cameron"a" geminin güvertesinde sırf güzelliğinden etkilenip sex yaptığın biri 80 yıl boyunca aklından kalmaz ona aşk bile denmez...o tür aşk lar her hafta beyoğlunun karanlık bar ve pavyonlarında yaşanıyor zaten....gerçek aşk "in the mood for love" daki aşk tır...gerçek aşk tüm duygularını bir ağaca fısıldamaktır...gerçek aşk yitip giden duyguları bir pencerenin ardından bulanık bir şekilde hatırlamaktır....

konu dışı oldu ama neyse....

SH
shattimento
Joined: Dec 18, 2003
311 posts
Jun 14, 2004, 02:10 PM#12495

fazla bi yorum yapamıycam film hakkında bir anekdotla geçmek isterim ;

film sonrası ışıklar yanana kadar uyunulan deriin uykudan gerinerek uyanılmaya çalışılır.
etrafındakileri onların deyimiyle" abuk sabuk filmlere götürme" konusunda nam salmış olan bana(yine filmi seçen ben olduğumdan) malum soru yöneltilir.
-ya biz bu filme niye geldik?
-eeeee bi görelim dedik. sonra en iyi senaryo oscarını da almış.(hem kötüyü de görmek lazım di mi?-gibi bi takım kıvırma hareketlerinden sonra uuuzuunca bi sessizlik.
-(ve işte arkadaşlarımla bu uyumu seviyorum)müthiş bi senkronizasyon içerisinde:
YERİM OSKARINI

Filmin eleştirildiği yazılarda ise (basından bahsediyorum) Won Kar Wai adını ananları da esefle kınıyorum.Göz var izan var di mi?

N@
N@N
Joined: Feb 16, 2004
135 posts
Jun 14, 2004, 05:57 PM#12499

shattimento wrote:
YERİM OSKARINI

+1

Pumpkin King
Pumpkin King
Joined: May 19, 2002
2,100 posts
Jun 14, 2004, 08:07 PM#12503

shattimento wrote:
etrafındakileri onların deyimiyle" abuk sabuk filmlere götürme" konusunda nam salmış olan bana(yine filmi seçen ben olduğumdan) malum soru yöneltilir.

bu bi sinefilin kaderi olsa gerek :) artik is arkadaslarima film onerilerinde bulunmamayi ogrendim ama.

NO
noway
Joined: Jan 28, 2004
68 posts
Jun 20, 2004, 11:53 PM#12667

ben tam beklediğim gibi bir film buldum ve çok da sevdim. tamamen japon dili üzerine kurulu espriler ve iğrenç masaj sahnesi ayrı tutulduğunda tabe. bunların filmin anlatmak istedikleriyle çok da ilgisi olmadığını bi şekilde sırıttığını düşünüyorum. onun dışında sadelikle anlatılmış sıkıntılı bir hikayeydi. bu kadar ters tepki de şaşırtıcı, filmin hiç de öle iddialı bi hali de yok sizi ele geçirmeye geliyorum, olağanüstüyüm gibisinden. kendi halinde bir film. vizyon programına bakıyorum da...(spirited away hariç tutularak).

senaryoya dayalı bi film olmadığına katılıyorum, neden esmiş onu anlayamadım bu ödül fırtınası.

HE
herrrender
Joined: Apr 03, 2004
148 posts
Jun 27, 2004, 08:45 AM#12826

Lost in translation

Bu sene seyrettiğim zamanımı boşa harcatmamış filmlerden bir tanesi olarak görüyorum.
Ben konuya daha yüzeysel olarak bakıyorum,beni ne coppola ne de aldığı ödüller ilgilendiriyor.Benden HERRRENDER ödülü almıştır gerisi boştur.

Filmin ilginç bulduğum yerleri ise:

Bill murrayin karısını amerikada yalnız bırakarak, para kazanma uğruna japonyaya reklam cekmek için gelmesi ve kaldığı oteldeki kızın kocasının
yine para kazanmak için sürekli dışarda olması sonucu kızı yalnız bırakması kendi Murrayin yaşantısının yansıması gibi olması.

Yalnızlıklarını birbirleriyle vakit geçirerek gidermeye calışmaları,yanında olamadıkları eşlerinin ruh haline farklı bir kişi ile tanık olmaları,evlilik ve sorumluluklar,rutin bir hayat,25 sene sonra bende mi aynı olacağım,acaba evlenerek hata mı yaptım,ulan benim ne işim var bu çekik gözlüler diyarında soruları,madem burdayız bari vaktimizi değerlendirelim eğlenelim gezelim durumu.

Burda onunla iken mutlumuyum ülkeme dönersem yine herşey eskisi gibi,dönmek istiyormuyum acaba ?

Farklı bir ülkede milyon tane insan çevrende olsada robinson gibi yalnız olmak,kimsenin ne dedğini tam olarak anlamamak,seninle aynı dili konuşan birine denizde bulduğun bir can simidi gibi sarılmak,tv de kendi genç halini görmek.

sermest
sermest
Private Joker
Joined: Jun 06, 2002
1,446 posts
Aug 07, 2004, 09:39 AM#13855

filmin benim açımdan tek sorunu vardı o da konsantrasyon.film boyunca en az üç kez bazı düşüncelere dalmış olarak yakaladım kendimi.bu durumun tempoyla bir alakası yok.ben nice kağnılar gördüm tavşandan hızlıydılar...

SH
shattimento
Joined: Dec 18, 2003
311 posts
Aug 07, 2004, 09:48 AM#13857

tek sorun diyosun ama bence bu büyük bir problem,ha düşüncelere dalıp filmden kopmuşsun,ha uyumuşsun...

sermest
sermest
Private Joker
Joined: Jun 06, 2002
1,446 posts
Aug 07, 2004, 10:13 AM#13858

pek seyrek başıma gelen bir olay...kliması bozuk sinemanın azizliğine de uğramış olabilirim...
bir de aşk dediğin şöyle olur böyle olur diye yazan arkadaşlara da söylemek istediğim birşey var..iki insan arasındaki duygu alışverişi illa "atraksiyon sahibi" veya "muhteşem ötesi bilumum deliler gibi seviyoruz" modunda olmak zorunda değil...

shattimento,
senin dediğin daha doğru.tek sorun gibi dursa da filmi alıp götürdü bu mesele hakikaten...

FI
fiction
Joined: Mar 16, 2004
365 posts
Aug 08, 2004, 01:23 PM#13871

geçenlerde bursa'da bir sinemada seyrettim ve çok beğendim güzeldi...

SE
sertac
Joined: Sep 11, 2004
16 posts
Sep 11, 2004, 04:45 AM#14642

Eleştiriler genellikle boş ve sıkıcı bir film olduğu yönünde. Ama ben bu eleştirilere katılamayacağım.
Film, monoton yaşanan hayatlar içerisinde yanlız kalmış, hayatta bilinmez bir "arayış" halinde olan birbirinden ayrı iki insanın, yine farklı monoton ve rutin sebeplerle aynı şehire gelmesi, karşılaşmaları, yakınlaşmaya çalışıp yakınlaşamamaları üzerine düşündürücü ve etkileyici bir dram. İşin en hazin yanıysa iki karakterin hiç sevmediği "monoton" alışkanlıklardan olan evlilikleri yüzünde birbirlerine sarılamamaları. Bunun yerine bu "evlilikleri"nin izin verdiği şeylerde arıyorlar "aradıklarını".(Posche ya da tokyo gezisi gibi) Bu"arayış" çabalarının Amerikalılar için son derece "değişik" gelen bir kültürde geçmesi ve karakterlerinin -özellikle de Scarlett Jonhson'un oynadığı karakterin- bu kültürü merak etmeye çalışması! ayrı bir incelik.
Ayrıca genel olarak "Bu film yavaş ve sıkıcı, rezalet birşey" demek de beni "sıkılan" karakterlerin olduğu bir hikayeyi başka nasıl anlatılması gerektiği hakkında düşündürüyor ama bir sonuca ulaştırmıyor. Ve ayrıca bu düşüncenin de Lars Von Trier'in tarzını ve Blade Runner gibi bir filmi hiçe saymak olduğunu da belirtmek isterim.

You need to log in to post a reply.