Skip to content

Stanley KUBRICK

21 replies · 555 views

TH
the_0ne
Joined: May 13, 2004
79 posts
Jul 26, 2004, 04:05 PM#13457

Stanley KUBRICK

we iste 26 temmuz 1929 da dogdu ve dunyanin en ii yonetmenleri arasına girdi ve simdi kendisinin bir suru hayranı war iste bu olagan ustu yonetmeni simdi analim mi????Ama sinema ona cok sey borclu ben onla clockwork orange ile tanistim ve tum filmlerini 1 ay icerisinde izledim cok buyuk bir yonetmen kendisi baska soze gerek war mi bilmiyorum ama onun oldugu gun dunya cok bir yonetmenini kaybetti eger baska kubrick fani war sa(muhatkkat wardır) lıutfen hep beraber analım

DA
darxoul
Joined: Dec 31, 2004
265 posts
Jan 25, 2005, 02:52 PM#17256

izlediğim kubrick filmleri arasında en çok hoşuma gideni barry lyndon'dı. eleştiri çok keskin gelmişti. elbette eyes wide shut ve clockwork orange'ı da saymalıyım sevdiklerimin arasında (bir de dr. strangelove tabii ki).

ancak önceki filmleri arasında pek beğenmediklerim de var (the killing gibi).

Pumpkin King
Pumpkin King
Joined: May 19, 2002
2,100 posts
Jan 25, 2005, 03:03 PM#17258

full metal jacket da çok iyidir, atlamamak lazım.

SO
SOLAS
Joined: Jul 09, 2002
236 posts
Jan 25, 2005, 04:59 PM#17270

Bana ilginç gelen yönü filmlerinin hemen hemen hepsinin uyarlama oluşudur. Bu kadar farklı bir adamın yazdığı bir senaryo ve ondan çekilecek film nadide bir çalışma olurdu kanısındayım...

*Shining in sonu konusunda farklı düşünen?

QU
quantino
Joined: Nov 09, 2004
102 posts
Jan 25, 2005, 05:45 PM#17273

çoğu değil bütün uzun metrajları uyarlama sanıyorum. ilginç bir durum gerçekten ve sinemada yönetmenin öneminin en güzel örneklerinden.
the killingden önce çektiği ve kendi yazdığı bazı amatörce filmler var ki kendisi bu filmlerin insanlara gösterilmesini yasaklamıştı sanıyorum. tabi şimdi internette geziyor bu filmler. izlemedim ama çok kötü olduklarını biliyorum.
az film çekmiş olmsası ve bunlardan birinin bire boş çıkmaması da başka bir ilginç nokta. kitabı falan yok değil mi bu adamın. filmlerini izledim ama sinema üzerine düşüncelerini de okumak isterdim. mesela şöyle bir sözü vardır ki çok severim:
"A film is - or should be - more like music than like fiction. It should be a progression of moods and feelings. The theme, what's behind the emotion, the meaning, all that comes later."

FI
fiction
Joined: Mar 16, 2004
365 posts
Jan 25, 2005, 05:54 PM#17274

killing 'den önce çektiği 70 dakika uzunluğunda killer's kiss var...bence gayet iyi bir film ...kısıtlı imkanlarına rağmen profosyenel bir ruh taşıyan filmdir...duyduğum kadarıyla truffaut 'un da favori filmleri arasında bulunurmuş killer's kiss....

SE
Serdar
Joined: Aug 14, 2002
122 posts
Jan 25, 2005, 09:58 PM#17278

STANLEY KUBRICK
26 haziran 1928de Bronx'ta ortasınıf bir ailenin çocuğu olarak doğan bir amerikalı.Kamerayı 13 yaşında eline almış ve gençlik yıllarında look dergisinde fotoğrafçılık yapmıştır.İlk filmi 1950 yılında çektiği DAY OF THE FİGHT adlı bir boksörü anlattığı kısa belgesel filmdir.onu THE FLTING PADRE izlemiştir.Bu filmde Kubricki yönetmen,senarist,kameraman,ses ve kurgucu olarak görürüz.Daha sonra ailesinden verakadaşlarından topladığı parayla çektiği ve bütçesi 40.000 dolar olan FEAR AND DESIRE iş yapmaz ve usta büyük bir hayalkırıklığına uğrar.Fakat hemen arkasından gelen senaryo ve yönetimine imza attığı KILLER'S KISS ile dikkatleri çekmeye başlar(1955).THE KILLING'de(son darbe) isimli bir soygun filminde Hayden'e başrol verir.The Killing'i1957 yılında PATHS OF GLORY izler.Filmde Kirg Douglas ile çalışmıştır ve film ilk başyapıtı sayılabilir.Ayrıca bu film Fransa'da uzun yıllar yasaklanır,70lere kadar gösterilmez.Türkiyeye ise sokulması bile yasaktır!1960'da ise SPARTACUS'te yine Kirk Douglas ile çalışır.Spartakucus hollywood nedeniyle senaryo ve son biçimi üzerinde etkili olamadığı tek filmidir ustanın.Bu sıralarda 1961 yılında Marlon Brando'nun başrolünde oynadığı "Tek gözlü jack" filmine başladıysa da Brandonun kaprislerine dayanamayıp yarıda bırakır.Brando filmin yönetmenliğini üstlenerek tamamlar.Daha sonra Kubrick hollywood çevrelerince yeterince tanındığını düşünerek igiltereye gider ve bundan boyle çalışmalarına orda devam eder.Vlademir Nabokov'un aynı adlı romanından uyarladığı LOLİTA ile 62 yılında çok ağır eleştiriler alır.Bundan sonra kendisine saygınlık kazandıran 3 film arka arkaya gelir:DR.STRANGELOVE OR:HOW I LEARNED TO STOP WORRYING AND LOVE THE BOMB(1964),2001:A SPACE ODYSSEY(1968), A CLOCKWORK ORANGE(1971).64 yılında Dr.strangelove ile yönetmen,senaryo ve film dalında oscara aday olur.68 yılında A space odyssey ile tek oscarı olan"EN İYİ ÖZEL EFEKT OSCAR"ını alır.Bu filminde çıkış noktası yine bir romandır.Arthur C.Clarke'nin romanından yola çıkmıştır.71'de A clockwork orange ile dünyayı yeniden sarsıcaktır.Bir çok ülkede yasaklanan otomatik portakal isimli film Anhony Burgess'in aynı isimli romanının beyazperdeye uyarlamasıdır.75 yılında BARRY LYNDON ile kariyerine devam eder.Bu film sayesinde 4 dalda oscar adaylığı kazanır.Film yine bir roman uyarlamasıdır.William Makepeale Thackeray isimli yazarın kıtabının uyarlamasıdır.Ayrıca bu filmde usta yönetmen ilk defa mum ışığında çekimi gercekleştirir ve kendi geliştirdiği özel kameralarla çalışır.80 yılına SHINING ile damgasını vurur.Gunumuzde halen gerilim sineması denince listelerin üst sıralarında yer alan filmlerden birisidir film.Stephan King uyarlaması film seyirci ve eleştirmenleri ikiye böler ya sevilr ya sevilmez orta yolcu bir film değildir.Fakat film romanın yazarı King tarafından beğenilmez.87 yılında FULL METAL JACKET ile yeniden ses getirir.Savaşı anlatmak,savaş karşıtlığı filmde iyi yoğrulmuş seyirciye tatmin edici bir şekilde eleştirel bir bakış açısıyla sunulmuştur.Ve son film EYES WİDE SHUT(1999) yılında ortaya çıkar.Arthur Schnitzler'ın romanından uyaramadır.Ünlü yönetmen Yapay Zeka filminin projesi üzerinde çalışırken ölür.
Stanley Kubrick hakkında söyleyebileceklerimiz genel olarak roman uyarlamaları üzerinde çalışmıştır.Her filminde mutlaka bir çıplaklık ya da nü bir tablo görülür.Filmlerin kullandığı renkler ağırlıklı olarak kırmızı,turuncu ve tonlarıdır.Böylece filmdeki Kubrick kokusunu duyarız.Mükemmeliyetçi bir yapıya sahip olan yönetmen oyuncularını,teknik ekip ve kadroyu her zaman yırmuştur.Bütün filmleri titiz birer çalışmanın eseridir.Film çekimlerinde normalin çokçok üstünde sayıda makara kullanır.Mum ışığında çekim tekniğini geliştirmiştir.Ayrıca Kubrick simetri hastasıdır.Filmlerinde kullandığı ikizler de bunun sonucudur.
Bütün bunlara ek olarak STANLEY KUBRICK tapılacak bir yönetmendir.

sermest
sermest
Private Joker
Joined: Jun 06, 2002
1,446 posts
Jan 26, 2005, 10:38 AM#17286

SOLAS wrote:

*Shining in sonu konusunda farklı düşünen?

shining bir film olarak çok başarılı,korku sinemasında özel bir yeri sonuna kadar hak ediyor ama ne gariptir ki bir roman uyarlaması olarak bakıldığında beş para etmez...
kubrick romanın ruhunu anlayamamış ve yanlış yorumlamış diye düşünüyorum...

hele ki kitabın ilk 100 sayfasını(ki eserin en çarpıcı noktaları burada yatar) es geçmesi halen beni sinirlendirmektedir...

TH
the_0ne
Joined: May 13, 2004
79 posts
Jan 26, 2005, 11:59 AM#17291

ben kubrickle ilk kez clockwork orange ile tanıstım ve inanlımaz derecede cok begenmistim anlattıkları gercekten cok fazlaydı gercek dunyayı cok ii anlatmıstı.Kubrick bence unyanın en ii yonetmenleri arasında ama tabi her zaman oldugu gibi akademide pek fazla sansı yo aynı hitchcock gibi pek anlamlı deil

CO
costanza
Joined: Mar 31, 2004
314 posts
Jan 26, 2005, 08:21 PM#17324

ancak önceki filmleri arasında pek beğenmediklerim de var (the killing gibi).

  1. 60lardan itibaren, yaratım süreçlerinde tamamen hakimiyet sağlayabildiği esas filmleriyle -bir hollywood filmi olan spartacus hariç; sadece bir 'kubrick filmi' bir kubrick filmidir-, amatörümsü bir filmi saymazsanız ilk filmini çeken memura yakın konumda bir kubrick'in çektiği the killing'i nasıl aynı beğeni ölçülerine tabi tutuyorsunuz?
  2. 50 yıl önce çekilmiş tecimsel bir tür filmini ne bekleyerek izlediniz? filmde bu beklentileri karşılamayan neydi? filmin kendi türü içinde bir 'masterpiece' olarak kabul gördüğünü de düşünürsek...

full metal jacket da çok iyidir, atlamamak lazım.

maalesef shining sonrası biraz yaşlılığın da getirdikleriyle yaratıcılığında önemli kaybın bir göstergesi bu film. en zayıf 'kubrick filmi'. elbette savaş filmleri arasında ayrıcalıklı yeri vardır. ayrıca eğitim bölümünü izlemesi de eğlenceli. ama bu daha çok, gerçekten bir askeri eğitmen olan, hartman'ı oynayan, kubrick'in de kendini oynamasına izin verdiği adamın salladığı küfürler vs.den dolayı. yani "Hell I like you, you can come over to my house and fuck my sister." diyip tekmeyi geçirdiğinde insan eğleniyor ama bu eğitim bölümü kubrick filmlerinin düşünselliğinden çok geride, sonraki bölümse önceki filmlerinin yanında kuru, sıkıcı, tatsız... ki zaten üstünde en az durulan filmidir otoritelerce.

shining bir film olarak çok başarılı,korku sinemasında özel bir yeri sonuna kadar hak ediyor ama ne gariptir ki bir roman uyarlaması olarak bakıldığında beş para etmez...
kubrick romanın ruhunu **anlayamamış ve yanlış yorumlamış **diye düşünüyorum...
hele ki kitabın ilk 100 sayfasını(ki eserin en çarpıcı noktaları burada yatar) es geçmesi halen beni sinirlendirmektedir...

  1. sizce kubrick gibi bir entelektüelin, stephen king gibi, Joyce seviyesinde anlaşılırlığı zor eserler yazmaktan biraz(!) uzakta, tecimsel kaygılardan dolayı genellikle gereğinden çok şişman romanlar yazan biri olarak bilinen King'in kitabını anlayamayıp yanlış yorumlaması garip bir durum olmaz mı? filmin genel düzeydeki farklılığını bu tarz yetersizlik belirten tanımlarla açıklamak doğru mu? bir yaklaşım farkı olmasın?
  2. bir uyarlamanın, eserin en çarpıcı noktalarını içermemesi sinirlenilicek bir zorunluluk mudur? sayın King'in, yazar blokajından mustarip bir yazarı anlattığı kitabının bu kadar şişko olması ne ilginçtir? kubrick'in filmininse hayranlık uyandırıcı öz, esansiyel bir hali var. ki bu, filmin izleyici üzerinde, kesinlikle edebi açıklamalardan uzak - sinemasal araçlarla yarattığı duyguların sağladığı etkisinde önemli bir faktör.
  3. iyi bir uyarlama olmaya çalışmayan bir filme, uyarlama olarak bakıldığında beş para etmez demek ne gariptir.
DA
darxoul
Joined: Dec 31, 2004
265 posts
Jan 27, 2005, 07:25 AM#17326
  1. 60lardan itibaren, yaratım süreçlerinde tamamen hakimiyet sağlayabildiği esas filmleriyle -bir hollywood filmi olan spartacus hariç; sadece bir 'kubrick filmi' bir kubrick filmidir-, amatörümsü bir filmi saymazsanız ilk filmini çeken memura yakın konumda bir kubrick'in çektiği the killing'i nasıl aynı beğeni ölçülerine tabi tutuyorsunuz?
  2. 50 yıl önce çekilmiş tecimsel bir tür filmini ne bekleyerek izlediniz? filmde bu beklentileri karşılamayan neydi? filmin kendi türü içinde bir 'masterpiece' olarak kabul gördüğünü de düşünürsek...
  1. açıkçası kubrick'in herhangi bir filmini çekerken yaratım süreçlerinde ne kadar özgür olduğuyla pek ilgilenmiyorum. kubrick iyi işler yapmış bir yönetmen ve alenen reddetmediği sürece herhangi bir filmini bir kubrick filmi olarak değerlendirmenin anlamsız olmayacağını düşünüyorum. ve bütün filmleri aynı beğeni ölçüterine göre değerlendiriyorum (elbette tarihsel arkaplan önemlidir).

  2. 50 yıl önce çekilmiş bir tür filmini de herhangi başka bir filmden beklediklerimi bekleyerek izledim. evet, genel olarak tür sinemasından pek hoşlanmamamın da bir etkisi vardır muhakkak değerlendirmemde. ama bütün bunları düşünmek değerlendirmemi değiştirmeye yetmiyor. kubrick'i seviyorum, the killing'i sevmiyorum.

EL
eliza bennet
Joined: Apr 05, 2004
396 posts
Jan 27, 2005, 08:59 AM#17329

costanza wrote:

iyi bir uyarlama olmaya çalışmayan bir filme, uyarlama olarak bakıldığında beş para etmez demek ne gariptir.

Buna katılıyorum, bence de Kubrick kesinlikle iyi bir uyarlama yapmaya çalışmamıştır (zaten adamın hiç bir zaman öyle bir kaygısı olmamıştır , bknz. A Clockwork Orange)

Ancak Costanza S.King'e yazar olarak haksızlık ediyorsun gibi geliyor bana. Özellikle Shining en sevdiğim romanlarından biridir kendisinin ki alkol ve uyuşturucuyu bırakmadan önceki tüm romanları bence türlerinde birinci sınıftır - ama tabi bu benim fikrim.

sermest
sermest
Private Joker
Joined: Jun 06, 2002
1,446 posts
Jan 27, 2005, 03:01 PM#17346
  1. sizce kubrick gibi bir entelektüelin, stephen king gibi, Joyce seviyesinde anlaşılırlığı zor eserler yazmaktan biraz(!) uzakta, tecimsel kaygılardan dolayı genellikle gereğinden çok şişman romanlar yazan biri olarak bilinen King'in kitabını anlayamayıp yanlış yorumlaması garip bir durum olmaz mı? filmin genel düzeydeki farklılığını bu tarz yetersizlik belirten tanımlarla açıklamak doğru mu? bir yaklaşım farkı olmasın?
  2. bir uyarlamanın, eserin en çarpıcı noktalarını içermemesi sinirlenilicek bir zorunluluk mudur? sayın King'in, yazar blokajından mustarip bir yazarı anlattığı kitabının bu kadar şişko olması ne ilginçtir? kubrick'in filmininse hayranlık uyandırıcı öz, esansiyel bir hali var. ki bu, filmin izleyici üzerinde, kesinlikle edebi açıklamalardan uzak - sinemasal araçlarla yarattığı duyguların sağladığı etkisinde önemli bir faktör.
  3. iyi bir uyarlama olmaya çalışmayan bir filme, uyarlama olarak bakıldığında beş para etmez demek ne gariptir.

ilk maddeden çıkardığım netice bir edebi eserin ve yazarının değerlendirmesinde costanza nın belirttiği kıstaslar üzerinden gitmediğimiz sürece yolumuz hep halebe çıkacak.ters istikamette düşünenlere 110 ytl ceza kesilecek,sinemanın tartışma platformunda trafikten men edilecek.

stephen king kendi anlatım kurgusuyla ve yazım diliyle pek müstesna değerli yazarların tersine açık,anlaşılır bir üslup kullanıyor diye eleştirilmesi hatta yerilmesi padişah vahdettin'i ilkokul üç kitaplarından yola çıkarak vatan haini ilan etmeye benziyor benim gözümde.kıstaslarımız,vizyonlarımız farklılık yarattığı sürece tartışma denen meret ile muvaffak olabiliriz.

bir önceki mesajımda çok net bir şekilde ifade etmişim.başına ne gariptir ki tamlamasını koymayı ihmal etmeyerek ve romanın hayranlarından biri olarak "o açıdan" bakıldığında filmin beş para etmez olduğunu dile getirmişim.yazımın içerisinde kubrick'in iyi bir uyarlama peşinde olduğunu,bunu gerçekleştirmek amacıyla böyle bir yapım kotardığını iade eden bir cümleyi bulana papua yeni gine de üç yıldızlı otelde dört gece yedi gündüz tatil vaad ediyorum.

gelelim şu sorgulamaya:**filmin genel düzeydeki farklılığını bu tarz yetersizlik belirten tanımlarla açıklamak doğru mu? bir yaklaşım farkı olmasın? **

ben zaten bu sorunun cevabını mesajımın ilk cümlesinde yeteri kadar vermişim:

shining bir film olarak çok başarılı,korku sinemasında özel bir yeri sonuna kadar hak ediyor

gelelim diğerlerine...

bir uyarlamanın, eserin en çarpıcı noktalarını içermemesi sinirlenilicek bir zorunluluk mudur?

hayır,bir zorunluluk değil elbette.bir tercih meselesi.jack torrance halet-i ruhiyesini ilk yüz sayfa ayrıntılı olarak veriyor bana.o sükunetten zihin kayboluşuna geçiş sürecini kubrick es geçtiği için jack torrance'da film esnasında oluşan ani değişmeler beni mutsuz ediyor ve sinirlendiriyor.kitabı okumadan izleyen birisi olsam mutlaka mutlu ve mesut olurdum gidişattan.

sayın King'in, yazar blokajından mustarip bir yazarı anlattığı kitabının bu kadar şişko olması ne ilginçtir?

açıkçası bu cümleyi okuyunca aynı kitabı okuyup okumadığımız konusunda şüpheye düşmeye başladım.ya benim okuduğum kitapta çevirmen kendi kafasına göre eklemeler yapmış ve olay örgüsünde alkol tanışıklığı,jack'in okul sürecinde yaşadıkları,küçük çocukta ortaya çıkan doğaüstü gelişmelerin olay örgüsüne etkileri,bir gece kazası şeklinde cereyan eden hadiseler romanda var olmayan öğelermiş demek ki.

kubrick'in filmininse hayranlık uyandırıcı öz, esansiyel bir hali var. ki bu, filmin izleyici üzerinde, kesinlikle edebi açıklamalardan uzak - sinemasal araçlarla yarattığı duyguların sağladığı etkisinde önemli bir faktör.

filmin özgünlüğünü yine tekrar ediyorum red etmiş veya kötülemiş değilim.edebi açıklamalardan uzak tanımlamasını da anlayamadım.kubrick tarafından film için yazılmış tekst bile edebi açıklamaları içermektedir zaten.

  1. iyi bir uyarlama olmaya çalışmayan bir filme, uyarlama olarak bakıldığında beş para etmez demek ne gariptir.

kaldı ki cümlenin başında zaten **ne gariptir ki ** ifadesini kullanmışım.bıkmadan usanmadan gene yazıyorum kubrick in filmini hiç bir zaman iyi bir uyarlama ortaya çıkarmak için uğraştığını düşünmüyorum.o açıdan bakıldığında romanın ve yazarın bir severi,tutkunu olarak o vizyondan baktığım zaman bende oluşan hisleri yazdım sadece.

sonuç olarak diyeceğim şudur ki,kubrick gibi bir entellektüel senin "kalitesiz,şişman romanlar yazan düşük bir adam" tanımladığın adamın romanını niye uyarlama yoluna gitti ki o zaman?madem king bu kadar düşük bir edebi eser koymuş ortaya,yapıtlarını incelikle seçen bir yönetmenin gidip de bu adamın bu eserini kotarmak istemesinin sebebi nedir?

yazdıklarımı tam okumayıp anlamayarak bana haksızlık ediyorsun ama daha da kötüsü stephen king'e ve eserlerine haksızlık ediyorsun.

CO
costanza
Joined: Mar 31, 2004
314 posts
Jan 27, 2005, 06:39 PM#17361

“jack torrance halet-i ruhiyesini ilk yüz sayfa ayrıntılı olarak veriyor bana.o sükunetten zihin kayboluşuna geçiş sürecini kubrick es geçtiği için jack torrance'da film esnasında oluşan ani değişmeler beni mutsuz ediyor ve sinirlendiriyor.kitabı okumadan izleyen birisi olsam mutlaka mutlu ve mesut olurdum gidişattan.”

Burda filmler üzerine düşünenler olarak, filmde yapılan değişikliklerin niye yapıldığını daha iyi anlamaya çalışmak üzerinden tartışmaya çalışmak yerine, film yorumumuzda daha çok “kubrick kitabımı anlayamadı” diye yıllardır zırlayıp duran yazarın penceresinden –orijinal metni seviyor olmanın refleksiyle de olsa- duruma yaklaşmamız garip geliyor. Evet, kitapta yazar jack karakterini olabildiğince açık hale getirmeye çalışmış okuyucu için, kubrick ise filmin gizemini jack karakteri çevresinde ördüğü için yönelim farklı olmuş. Ayrıca kitaptaki birçok doğaüstü kısmı senaryodan atarak da en doğrusunu yapmış, çünkü bu filmin anlatı yapısını tamamen bozardı.

King uyarlamalarının tırt olmasının, yönetmenlerin giderek sıradanlaşması dışında esas sebebi yazarın ‘state of mind’ anlatılarıdır. Bu tarz bir anlatımda bir araba okuyucunun zihninde korkutucu bir hala alabiliyor, oysa chrsitine filmindeki arabayı gören seyirci öylece bir arabadan fazlasını görmüş olmuyor, etkisiz bir canlandırmadan ibaret.

Bahsedilen, ilk bölümlerdeki jack’in ruh hali kısmı da böyle, gerçi kitabın ilk bölümleri daha çok gereksiz açıklamalardan ve episodlardan oluşuyor. Buraya kadar OK, ama burdaki çok şeyi kubrick’in dışarda bırakmasını olumsuzlamak yanlış. Film jack karakterini sübjektif olarak veya daha kolaycısı açıklamalarla tanıtmak yerine izleyiciden ‘shining’ yoluyla karakterle ilgili bilgi almasını bekliyor, bunun için ipuçları sunuyor. Shining filmi yapı olarak düzenden düzensizliğe/hafızaya/psişiğe ilerlediği için kitaptan atılan diğer bölümlerdeki doğaüstü episodlar (özellikle bahçede hayvan figürlerinin canlanışı gibi en gereksiz olanlar) filmin bu realist/sürrealist yapısını haliyle bozacaktı. Anlatı gelişimini bu ve benzer açılardan takip edebildiğimde jack’in ani değişiminden veya çıkarılan bölümlerin yarattığı bir eksiklikten söz edemiyorum. Bu kitabı okumanın getirdiği, o eski izlekten filmi de takip etme halinden gelen bir farklılık olabilir, ki aynı şeyi söylemiş ama bunun yanında siz de filme haksızlık etmişsiniz. Kubrick iyi bir uyarlama peşinde demedim ki zaten, deyip, kitaptan çıkarılanın filmi nasıl aşağı çektiği minvalinde karşılaştırmalara, yani filmin eksikliğini kitap üzerinden yorumlamaya devam etmişsiniz. Yine filmi kötülemedim, özgündür tek başına diyecekseniz... demeyiniz.

“edebi açıklamalardan uzak tanımlamasını da anlayamadım.kubrick tarafından film için yazılmış tekst bile edebi açıklamaları içermektedir zaten.”

Neyini anlamadınız anlamadım. Senaryo herhalde açıklama içerecek ama tarz olarak edebi meyilli filmler vardır, görsel/sinemasal filmler vardır. Kitapta jack’i tanıtma çabalı böyle bölümler var. Filmden sonra karakteri daha iyi anlamak için gidip buraları okuma ihtiyacı duymakla, 2001 filmini yeterince açıklayıcı bulmayıp, genelde kötü sanat alışkanlığı olan herşeyi olabildiğince rasyonel olarak açıklama çabasındaki clarke kitabını okuma ihtiyacı duymak kadar manalı –genel bir ifade bu, sermest’e yönelik değil-.
Shining de ayrıca ilkelliğin uygarlık sembolü dil karşısındaki güçlülüğü vurgulanır. O yüzden görsel bir film –lütfen görsel film/dilsel film mi olur diye sormayın- olan shining’de jack’in geçmişi, düşündükleri vs.le ilgili açıklayıcılığa yer verilmemesini bu açıdan da yorumlayın.

“kubrick gibi bir entellektüel senin "kalitesiz,şişman romanlar yazan düşük bir adam" tanımladığın adamın romanını niye uyarlama yoluna gitti ki o zaman?madem king bu kadar düşük bir edebi eser koymuş ortaya,yapıtlarını incelikle seçen bir yönetmenin gidip de bu adamın bu eserini kotarmak istemesinin sebebi nedir?”

“stephen king kendi anlatım kurgusuyla ve yazım diliyle pek müstesna değerli yazarların tersine açık,anlaşılır bir üslup kullanıyor diye eleştirilmesi hatta yerilmesi padişah vahdettin'i ilkokul üç kitaplarından yola çıkarak vatan haini ilan etmeye benziyor benim gözümde.”

bilakis, King kendi ekseninde –potboiler yazarlığı- yüksekte bir yazar(dı), Shining de kendi anlatım tarzı, türü açısından, şişmanlığı dışında kesinlikle iyi roman. Konvansiyonel tarzına rağmen filmin kompleksliğiyle mukayese edilicek kadar olmasa da sembolik olarak da zengin.Yani tırnak içinde alıntıladıklarınızı -‘şişman’ dışında- siz yazarken kulağınıza fısıldamış olabilirler. Joyce düzeyinde anlaşılırlıktan uzak olmak, sizin de boşuna tekrarladığınız gibi olumsuz bir şey tabii ki değildir. Sanki anlaşılmazlığı yücelten şeyler yazmışım da cevaben bunu yazıyorsunuz. Öyle bir ifademi bulana papua yeni gine de üç yıldızlı otelde dört gece yedi gündüz tatil vaad ediyorum. Lakin, Kubrick King’i “yanlış yorumlamış, anlamamış” iddiasına verecek başka cevabım hala yok. Evet anlamamış olabilir, bunu speküle etmeye devam etmeyin sakın diyemem ama bana bu yetersizlik iddiaları filmi kitaptan ayrı olarak anlama çabasındaki eksiği işaret ediyor.

Bunu cevapladıktan sonra niye uyarladı o zaman? sorunuzun da anlamı kalmadı ama birşeyler ortaya atalım. Hiçkok “suç ve ceza’yı uyarlar mıydınız ?” sorusuna “hayır,o başkasının başarısı.” diye cevap vermişti. Bu onun da hep orijinal senaryoları çektiğini belirtmez tabii ki. Aynı şekilde, bir kubrick filmi sadece bir kubrick filmidir çünkü ortaya çıkan, kendi filmleriyle beraber değerlendirildiğinde esas değerini kazanır, roman yazarlarına veya senaryo ortaklarına göre değil. O yüzden kısmen de olsa objektif bir değerlendirme yaparken, ah nerde o kitaptaki bilmemneler diye olaya yaklaşmazsınız bu adamın filmlerinde. “ama tek başına iyi ” demek işi kurtarmaya sadece tamamen kişisel yorumlarda yeter. Tamamen kitabı seven birinin hisleriyle filmi kötülüyorum diyorsanız OK. Eleştirel olarak dikkate almayız ama samimi buluruz.
Neyse, kitap kendi temaları etrafında sayısız sembolik ve kavramsal genişletme fırsatı sunan bir eskiz olarak kubrick’in ilgisini çekmiştir diyebilirim. Tabii art arda gelen filmlerinin birbirine zıt tarzlarda olduğunu düşünürseniz, barry lyndon’ın zıttı, yani çok ‘direk’ etki yaratabileceği bir tür filmi yapma isteği için uygun gelmiş olabilir. Zaten kubrick’ten korku türünde bir filmin de gelmesi şaşırtıcı değildi. Kısacası kitabı bitirince kapıldığı entelektüel bir coşku hikayesi değil olay. Kubrick türle zaten ilgisiz değildi. şunları söylemişti türden bahsederken: “horror (...) can show the arcetypes of the unconscious; we can see the dark side without having to confront it directly. Also, ghost stories appeal to our craving for immortality. If you can be afraid of a ghost, then you have to believe that a ghost may exist. And if a ghost exists, then oblivion might not be the end.”. ‘craving for immortality’, shiningin ve kubrick’in temalarıyla da ilişkilidir. Daha uzatmak istemiyorum, tartışmayı kubrick tarafına çekmek istedim, bu tür noktalardan ilerleyip filmi anlamaya çalışmak daha faydalı. Bir yola çıkış noktası olan ve kubrickin bu filmde de işlediği temalarının karşılıklarının bulunmadığı kitapla yapılacak karşılaştırmalar bizi biryere götürmez. Yüzeyde açık seçik görünse de –ki o haliyle de etkileyici bir tür filmi olması önemli- Kubrickin 2001’den sonraki en ayrıntı dolu bu filmini 1 izleyişte veya bu tür yüzeysel yaklaşımlarla anlamanız mümkün değil. Bu filmdeki 1 milyon ayrıntıyı, eşleştirmeleri, dopppelganger temasını vs. tamamen anlamamızı kimse beklemez ama oturup çıkardıklarından bahsetmeyi bırakıp, örneğin bahçeye neden kitaptan farklı olarak bir labirent koyduğunu anlamaya çalışsak başlangıç olarak...

yazdıklarımı tam okumayıp anlamayarak bana ama daha da kötüsü kubrick'e ve eserlerine haksızlık ediyorsunuz.

CO
Corneliani
Joined: Jan 30, 2005
19 posts
Jan 30, 2005, 07:50 AM#17416

tarzını hala tam olarak anlayamamama ragmen çok beğendiğim bi duayendir kendisi..

You need to log in to post a reply.