Skip to content

Leni Riefenstahl

28 replies · 618 views

DA
darxoul
Joined: Dec 31, 2004
265 posts
Jan 26, 2005, 12:06 PM#17292

taraf tutmak benim de en çok beğendiğim filmlerden biridir dönemi anlatan filmler arasında. solas'ın sorduğu sorular da oldukça yerinde. elbette almanya'yı terk etmeyenlerin hepsi nazi olmadığı gibi, almanya'da kalıp da gerçekten nazi olanlardan da sonradan aklananlar olmuştur (amen de buna gönderme yapmıyor muydu). bu soruları sorarken solas'ın yanındayım.

bir de iade-i itibardan neyi kastettiğimi açıklayayım: almanya yenildikten sonra kurulan mahkemeler riefenstahl'ın sahibi olduğu iki villayı evinden almış ve o dönem yine aynı çevreler tarafından leni'nin nazi olduğuna ilişkin bir atmosfer yaratılmıştır (bildiğim kadarıyla bu mahkemeler leni'yi aklamadığı gibi açıkça onun alçak bir nazi partisi üyesi olduğunu da söylememiştir, ama zaten bu mahkemelerin de kimi hatalar yaptığını biliyoruz, bu durum iki tarafa doğru da yorulabilir). bu nedenle uzun süre gözlerden uzak kalan leni, hep bir faşist olarak anılmıştır. ancak son yıllarda yaygın olarak riefenstahl özellikle feminist çevreler tarafından tepki almak pahasına tekrar gündeme getirilmiş, filmlerinin gösterimleri düzenlenmiş, o dönemde yaratılan hava dağıtılmaya çalışılmıştır. bu nedenle aslında dünya çapında bakıldığında pekâlâ giden bir itibar vardır ve son yıllardaki çabalar bu nedenle bir tür iade-i itibar (aklama) olarak değerlendirilmektedir tarafımdan (ve pekçokları tarafından).

evet, yarışı kazandığında hitler'in stadyumu terk ettiği owens'ı filminde göstermiş ya da benzer biçimde kara derili nuba'ların fotoğraflarını çekmiş olabilir. bunlar onun faşist olmadığını değil, hitler'in, naziler'in anladığı anlamda faşist olmadığını gösterebilir ancak. hitler, nazizmi, yalnızca belirli bir ırka mensup olanların dünyaya egemen olması, diğerlerine yaşam şansı tanımamak olarak tanımlıyordu, ancak bu tanımı biz de kabul edersek önemli bir yanlışlık yapmış oluruz bence.

leni bütün yaşamı boyunca içerisinde bulunduğu pratikte bir idealin peşinden koşmuştur, ideal insanı tanımlamaya çalışan (aslında kafasında tanımlı ideal insanı yansıtmaya çalışan) bir ideal. ve bu kanımca belirli bir estetik anlayışına karşılık gelmektedir. leni'nin tanımladığı "güzel olan" onun düşüncelerini açığa vurmaktadır. bu nedenle onun aktif olarak nazi partisi içerisinde çalışıp çalışmadığıyla, gerçekten hitler gibi düşünüp, yahudi, çingene, komünist vs. soykırımlarını onaylayıp onaylamadığıyla ilgilenmiyorum. dahası, böylesi bir faşizm tanımını sığ buluyorum. leni, faşizmi iyi ifade eden bir sinema dili (bir teknikler bütünü) oluşturmuştur. ben bununla ilgileniyorum. onun insanı "yansıtış" biçimi, onun insanı görmek istediği hal vs.

leni'nin fotoğraflarında güçsüzleri, yoksulları görmek olanaklı değildir. herkes güçlü ve yapmacık biçimde mutludur. çünkü güçsüz olana yaşama şansı yoktur ona göre, yaşamda da, sanatta da. hep ideal, güçlü, mutlu, sağlıklı, görkemli, gösterişli, vs. insanlar. derisinin rengi önemli değildir. bunu nazi almanyası başarılıyken yaptığı gibi yaşamının sonuna kadar da yapmaya devam etti, bu nedenle dönemle ilgili olduğunu düşünmüyorum. bu leni'nin yaşamı anlayış biçimiydi, bu onun istediği dünyaydı ve bu nedenle leni'ye faşist derken tereddüt etmiyorum.

SO
SOLAS
Joined: Jul 09, 2002
236 posts
Jan 27, 2005, 04:39 PM#17356

Bence öyle hassas bir dönemde kurulan mahkemelerin kararlarının pek farklı çıkma ihtimali yoktu çünkü yapılanların savunulacak tarafı yoktu ama maalesef bu durum bence ''kurunun yanında yaşın da yanması'' gibi bir duruma da yol açmıştır. Çünkü Riefenstahl Almanya'yı işgalcilerin gözüne çok batan biriydi çünkü dışarda çok tanınan biriydi çünkü filmleri yurtdışında devamlı olarak dolaşıyor ve ses getiriyordu ve Almanya'nın tam anlamıyla bitirilmesi için O'nun kültür ve sanatının öncelikli olarak yok edilmesi gerekiyordu. Tüm bunlara baktığımızda bence Riefenstahl'in suçlanmaması gibi birşey söz konusu bile olamazdı o dönemde. Dediğim gibi mahkemede de derinlemesine bir araştırma yapıldığını zannetmiyorum çünkü ''hassasiyet'' oranı çok yüksek dönemde yaapılan hassas mahkemelerdi onlar.
İkinci olarak Feministlerce verilen bir iade-i itibardan söz edilmekte....Dediğim gibi giden bir itibar olmadığı için bence bir iade durumu da söz konusu değil. Feministlerin Riefenstahl'a nasıl baktıklarını bilemiyorum dolayısıyla o konuda bir yorum yapmayacam. Filmlerin dünya çapında gösterilmesi meselesinin ise feministlerin konuya ilgisinden ziyade Riefenstahl'in son dönemlerinde ve ölümünden sonra kendi koyduğu yasağın ve kendini bence bilerek geri çekmesinin biraz yumuşamasından kaynaklandığını düşünüyorum.
Son olarak da ortaya koyduğu eserlerinde sadece güçlüleri,sağlıklıları ve. lerini gösterdiği için Riefenstahl'in ''faşist'' olarak nitelendirilmesi hala bana yanlış gelmekte tıpkı eserlerinde tam tersi yoksulları ve yoksulluğu işleyen herkesin yine bence ''duyarlı'' olarak nitelendirilemeyeceği gibi. Çoğu yönetmenin takıntılı olduğu konular ve sorunlar vardır hayatları boyunca onları meşgul eden bu sorunları tüm eserlerinde işlerler ortaya koyarlar belki de bir evrim süreci gibi giderek daha iyi işler ve anlatırlar dertlerini belki de onları büyük yapan budur, kimbilir. Tüm örü boyunca film çekmekten,üretmekten vazgeçmeyen O Kadın belki de bu yüzden Büyük'tür, kimbilir....

DA
darxoul
Joined: Dec 31, 2004
265 posts
Jan 28, 2005, 08:01 AM#17379

daha önce de belirttiğim gibi Riefenstahl'ın nazi olup olmadığıyle pek ilgilenmiyorum. mahkemelerle ilgili açıklamayı iade-i itibarı açıklamak için yazmıştım. aslında solas'la aynı şeyi söylüyoruz. bir kaç yıl öncesine kdar riefenstahl'ın yaptıklarıyla ilgili konuşmak, onu "faşistti, ölsün"den başka biçimde anmak, hele ki film gösterimlerini yapmak hoş karşılanmayan şeylerdi. oysa daha sonra bu iş tersine döndü. eskiden ona böyle davranılmış olmasına hayıflanıldı. solas, "bence giden bir itibar yoktu", diyor. ben "vardı" demiyorum. birileri riefenstahl'ı önce yasaklı ilan ettiler, sonra da birden her şey serbest oldu -ki bu ölümünden önce başladı anımsadığım kadarıyla. bunların aynı kişiler olması şart mı?

Son olarak da ortaya koyduğu eserlerinde sadece güçlüleri,sağlıklıları ve. lerini gösterdiği için Riefenstahl'in ''faşist'' olarak nitelendirilmesi hala bana yanlış gelmekte tıpkı eserlerinde tam tersi yoksulları ve yoksulluğu işleyen herkesin yine bence ''duyarlı'' olarak nitelendirilemeyeceği gibi. Çoğu yönetmenin takıntılı olduğu konular ve sorunlar vardır hayatları boyunca onları meşgul eden bu sorunları tüm eserlerinde işlerler ortaya koyarlar belki de bir evrim süreci gibi giderek daha iyi işler ve anlatırlar dertlerini belki de onları büyük yapan budur, kimbilir. Tüm örü boyunca film çekmekten,üretmekten vazgeçmeyen O Kadın belki de bu yüzden Büyük'tür, kimbilir....

bununla ilgili düşüncelerimi biraz daha açmam gerekecek sanırım. biraz düşünmeye ihtiyacım var. belki önümüzdeki hafta içerisinde daha anlaşılır tezlerle karşınıza çıkarım. bu tartışmayı o zaman tekrar canlandırırız. ancak kısaca solas'ın yinelediği bir noktaya gelmek istiyorum: riefenstahl'ın tüm ömrü boyunca sinema ve fotoğraf işlerinin içinde olması, onun önemli olması için yeter mi? evet, bu önemli bir şeydir, ama başka şeyler de söylemek gerekmez mi bir sanatçıyı değerlendirirken. yoksa mesela ben, bugünden başlayarak ömrümün sonuna kadar müzikle uğraşsam, başarısızlıklardan yılmasam, "büyük" müzisyen olacak mıyım? örneğin naivé'liğinin ben de farkındayım, ama riefenstahl'ın "büyük" sanatçı olduğu düşüncesinin onun sanatına ilişkin değerlendirmelerle de desteklenmesi gerekmez mi?

Martin Mystere
Martin Mystere
Joined: May 27, 2002
1,621 posts
Jan 28, 2005, 03:48 PM#17395

ustun insana herkes inanabilir. bu onu fasizmin sinirlarinda dolasmasina neden bile olabilir. ancak dusuncelerinizi insanlari firinlarda yakmak yerine sinema yoluyla kanitlamaya calismak nazi bile olsa o kisiyi "afedilebilir" kiliyor benim nazarimda. buradaki temel celiski Riefenstahl'in calismalarinin saplantilari ugruna insanlari firinlarda yakanlara alet olmasidir bence.

"buyuk balik kucuk baligi yutar" dusuncesinin ve hatta dogal seleksiyonun islendigi pek cok doga belgesili de uygarlik dusuncesi altinda barbar ve hatta fasit kalmiyor mu kimi zaman? iade-i itibar vermek zaten cok kolay bir sey degil ama ben bu hatunun calismalarina biraz daha hosgorulu yaklasmak taraftariyim.

HE
herrrender
Joined: Apr 03, 2004
148 posts
Jan 28, 2005, 10:50 PM#17399

tarih

İkinci dünya savaşını almanya kazansaydı yukarda yazılanların çoğu boşa giderdi.Lisa konusunun ise çalıştığı adamların kişiliği ile birleştirilmesi garip geliyor bu konu zaten nurnberg mahkemesi filmindede yeterince açıklandı.Almanlar ne bok yediklerini anladıklarında zaten geç kalınmıştı.
O çekmeseydi helganın teki çekecekti bu yazıdada onun adı olurdu.

Radikalin yaptığına gelince objektifliklerine sanırım biraz bok bulaşmış.

Amerikanın propaganda filmleri World at war serisini seyredeneniz varmı.
Lisayı seyrettikten sonra bulun seyredin.

Propaganda olayını bu yüzyılın başında etkili olarak kullanan ingiliz ve fransızlar, almanların belçika ve luksemburgdaki çocukları süngüler ucuna taktıklarını gösteren afişler bastırıp amerikan halkının ilgisini avrupaya çekerek savaşa girmesi için zemin hazırlamışlardı.

Aynı taktiği osmanlıya ve anadolu türk devletlerine karsı avrupa devletleri ve vatikan kullandı.Örnekleri tarih ktaplarında görülebilir.

Şimdlerde holivud üstlendi bu görevi.

CO
Corneliani
Joined: Jan 30, 2005
19 posts
Jan 30, 2005, 08:16 AM#17418

of millet faşizmden girmiş tarihten çıkmış :) bana kalırsa bu kadın sanatsal yönden başarılı..

RA
rai
Joined: May 30, 2002
645 posts
Jan 31, 2005, 08:57 AM#17452

ben de auscwitz kampını mimari açıdan çok beğeniyorum. dönemin ruhunu tüm incelikleriyle yansıtan bir şaheser. üstelik o dönemki yahudiler ve çingeneler sorununa almanların nasıl yaklaştığını gösteren bir belge niteliğinde. her ne kadar bu kampta yaklaşık bir milyon yahudi ve çingene ölmüş olsa bile içindeki fırınların tasarımı da beni benden aldı başka diyarlara götürdü. bu gün bile en güzel ekmeklerin pişirildiği fırınlar yapılırken bu fırınlarda kullanılan teknikler kullanılıyorsa bu işe hoşgörüyle ve saygıyla yaklaşmamak mümkün değil. o kampı ve özellikle fırınları yapan ustaların karşısında saygıyla eğiliyorum. en azından dertlerini insan öldürerek değil çok güzel binalar ve fırınlar inşa ederek ifade etmişler.

Martin Mystere
Martin Mystere
Joined: May 27, 2002
1,621 posts
Jan 31, 2005, 04:26 PM#17471

yaptigin ironi cok zekice ve etkileyici ama benim soylemek istediklerimle tam olarak ortusmuyor. senin benzetmenden yola cikacak olursak bu bilim ve sanattaki etik tartismasina surukleyecek bizi. aynstayn atomla ilgili arastirmalar yapmasaydi atom bombasi da olmazdi ya kadar uzanacak bir tartisma. bir dusunceyi ve ideolojiyi filme almak bu dusuncenin icerigini masum kilmaz asla. bunu soylemek degildir niyetim. ama bu kisiyi0 hitlerle bir tutmak "belki de" sadece isini yapmak isteyen birisine yapilacak bir haksizliktir. o zamani bugunden bakarak anlamaya calismak cok zor. István Szabó'nun Mephisto filmini de iste bu yuzden sevmistim. fakat hosgorulu olmak elbette ilkesizlige suruklemeli. ben hitlerle bu kadini ayni kefeye koyamayacagimi soylemeye calisiyorum. bir reklam yazari oldugun icin seni kapitalizmin tum pisliklerinden sorumlu tutamayacagim gibi o firinlari insa eden mimari da hitlerle bir tutamayacagim maalesef.

RA
rai
Joined: May 30, 2002
645 posts
Jan 31, 2005, 05:04 PM#17477

ne yani şimdi triumph des willens'i yalnızca işini yapmak arzusunda olan birinin çektiğini mi söylüyorsun? ben mi fazla önyargılıyım bu konuda acaba diye düşünüyorum.

ironik bir soru daha soracağım; internette boğazı kesilmiş rus askerinin videosunu çeken adam da sence yalnızca işini yapmaya mı çalışıyordu? o video da son derece etkiliydi. boş bulunup da izlediğimde günlerce aklımdan çıkmadı onu çeken yaşam formuna da şartları göz önünde bulundurarak saygı duyar mısın.

ya da ben son derece avangard bir filmle seni kadınlara tecavüz etmeye davet etsem bana saygı duyar mısın? ya da kürt çocuklarını öldürmeyi teklif eden bir derneğin afişlerinin metnini yazsam (ve bu afiş reklamcılık anlamında bir şaheser olsa) bu ilanın haftasına mardinde 12 yaşındaki bir çocuğu 13 kurşunla öldürseler sadece işimi yapmaya çalıştığımı söylemek beni aklar mı?

Martin Mystere
Martin Mystere
Joined: May 27, 2002
1,621 posts
Jan 31, 2005, 05:17 PM#17479

abi hala verdigin ornekler cok uzak konuya. duygusal yaklasiyorsun. rus veya amerikan askerlerinin bogazkesmeleri bogazkesmek ve barbarlik icin yapilmis. benden bunu onaylamami elbette bekleyemezsin. fakat siddeti ve bir ideolojiyi anlatabilirim. siddet yapmakla siddeti anlatmak farkli seyler. Riefenstahl'in tum filmlerini izlemedigim icin belki de fikrim cok degisecek ve sen haklisin diyecegim. ben bakis acimi anlatmaya calisiyorum sana. kaldi ki meseleyi vicdanlarimiza odaklayip tartisacaksak insanlarin surekli satin alma durtulerini ayaga kaldirarak kendilerinin metalasmasina "yaraticiligimla" katkida bulunan bir yazar olmakla ve hatta bayat ve sakat televizyon dizilerinde produksiyon ve reji bolumlerinde calismak arasinda da cok buyuk fark yoktur diyebiliriz. ancak konuya boyle yaklasmak sığ sulara cekmek olabilir. itina ile kaciniyorum. tekrar ediyorum: ilke olarak adam bogazlayan, firinda pisiren birisi ile yaptiklari islerle bu pisliklere bulasanlari ayni kefeye koyamam. siyahla beyaz bakmamaya calisirken bir yandan da ilkesiz gorunmemek zor. bu zorlugu yasiyorum.

Last edited: Jan 31, 2005, 05:34 PM (1)

DA
darxoul
Joined: Dec 31, 2004
265 posts
Jan 31, 2005, 05:20 PM#17480

riefenstahl'ın triumph des willens'i çekerken ne gibi bir işin içinde olduğuna dair ayrıntılı bir yazı susan sontag'ın "fascinating facism" yazısıdır. (internet'te şu adreste ingilizce'sini bulabilirsiniz: fascinating facism, türkçe çevirisi ise sinemasal dergisinin bir sayısında yayımlanmıştı (tam anımsayamadım şimdi hangi sayı olduğunu)).

leni'nin bir faşist olmadığı savunusunu yapmayı oldukça zorlaştırıyor bu yazı. eğer sinemayı bir iletişim aracı olarak değerlendiriyorsak, yönetmenin bizlere söylemek için kullandığı araçlar ve ifade olanakları bütünü olarak görüyorsak riefenstahl'ı değerlendirirken aslında ne dediğine de bakmamız gerekmez mi. gerek triumph des willens'te gerekse tag der freiheit'taki çok açık militarist vurgu, hitler'in yüceltilmesi nasıl gözlerden kaçabilir. bunların belgesel olduğunu savunmak biraz naive olmuyor mu (kimse bunu savunmuyor da olabilir)?

Last edited: Feb 01, 2005, 08:48 AM (1)

SO
SOLAS
Joined: Jul 09, 2002
236 posts
Jan 31, 2005, 05:24 PM#17481

Martin kendi açıklamasını yapacaktır fakat bende birşeyler söylemek istedim.
Rai,belki sende beni çokm iyimser bulacaksın ama ben verdiğin örneklerden yola çıkarak Riefenstahl'i NAzi partisinin ve Alman yönetiminin en önde gelen isimleriyle beraber düşündüğün sonucunu çıkarıyorum ve kesinlikle katılmıyorum. Sanırım temel ayrılık noktamız şudur ki:
Sen Riefenstahl'in tüm yaptığı çalışmaların birer propaganda filmi olduğunu savunuyorsun(yanlışsam düzelt ama verdiğin tüm diğer örneklerden ben bu sonucu çıkardım.).
Ben de senden farklı olarak bu filmlerin dediğin gibi birer propaganda filmi olmadığını ve belki de tam dediğin gibi ''film çekmek isteyen,derdi olan ve bunu bir şekilde anlatmak isteyen sadece ve sadece üretmek isteyen bir sanatçının işini yapma arzusunun yansımaları olarak görüyorum.
*TAbi ki Riefenstahl'in sadece ömrü boyunca sinema ve fotograf işinde olması değildir bence onu önemli kılan.Onu önemli kılan arzusu, inandığı şeyler için,kendi özgürlüğü için mücadele etmekteki kararlılığıdır bence...ve bu yüzden önemlidir belki de...

HE
herrrender
Joined: Apr 03, 2004
148 posts
Jan 31, 2005, 09:45 PM#17490

açıyı genişletelim

Bu gun kullandıgınız belki tüm yabancı markalar birilerini öldürmek için teknoloji üretiyorlardı.Japonların pearl harbor baskınında kullandıkları uçakları yada londrayı bombardıman eden alman uçaklarını yada hamburgu borbardıman eden amerikan uçaklarını üreten firmalar bugun ülkemizde araba üretiyorlar ve bizde biniyoruz.Tüm ticari başarılarını neredeyse savaşlara ve ölümlere borçlular.Dün Adam öldürmek için silah üreten firmalar ve mühendisleri şimdi canımızı korumak için bin tane güvenlik önlemini ürettikleri arabalara koyuyorlar hemde geçmişte topyekün savasta oldukları insanların torunları için.Buyrun burdan yakın.

Aynı tarihi olay için 100 kitap yazılıyor ama bir türlü mutabık kalınamıyor.Her kafadan başka bir ses çıkıyor.Ama gerçek bir tane.Lisa plajdaki bir kumdur. Başka bişi değil.Onun gibi binlerce insan var daha bişilerle suçlanacak.Amerikalılar savastan sonra aynı bu hataya düştüler nerdeyse tüm almanyayı asmaya kalktılar.Sonra anladılarki bunu başarırlarsa almanya diye bir yer kalmayacak ve vazgeçtiler.

Gelelim amerikaya ,mac carthny döneminde komünist olduğu için suçlananlar, aç kalanlarlar, holivuddan dışlananlar yada yalan beyan verip sınıfı geçen amerikalı yönetmenler.Yıl 1950-60 lar ama hala değişen bişi yok.Ne yaptılar ? hayatta kalmak ve işlerini devam ettirebilmek için ya arkadaslarını ispiyonladılar yada faşitliklerini belgeleyip işlerine devam ettiler.Chaplin amerikayı terketti.Buna ne buyurulur ? ülkelerine baglılılarını sundukları sırada kore savası,küba krizi ve vietnam savası vardı.Nixon, kruscevle anlaşamasaydı nükleer savas başlayacaktı.Yani sizin yaptığınız işle yaşadığnız yerin dünya politikası uyuşmasada hayatta kalmak için işinizi yapmak zorunda kalabilirsiniz.Bu tip şeyleri yargılamak kolay ama neye göre.
Ve en acısı dünyada hala insanlar katlediliyor. Bende şimdi bu konuda sesini çıkarmayan, kitleleri etkileyebilme ve konuya dikkat cekebilme imkanı varken saçma salak şeylerin filmini çeken yönetmenlerin insaniyeti hakkında şüphe vardır derim.Bu genellemeyle neredeyse sinefilde bu gune kadar adı zikredilen tüm güncel yönetmenler bok yoluna niyazi gider.

DA
darxoul
Joined: Dec 31, 2004
265 posts
Feb 01, 2005, 09:18 AM#17500

bundan önce yazdıklarım aceleye gelmişti, o nedenle pek iyi açıklayamamıştım. umarım şimdi biraaz daha derli toplu ifade edebileceğim söylemek istediklerimi. elimizdeki sorunun değişik boyutları var sanırım:

  1. riefenstahl aktif bir faşist parti üyesi/yöneticisi miydi?
    bildiğim kadarıyla riefenstahl'ın nazi partisi üyesi olduğuna dair kesin deliller yok (yanlış biliyor olabilirim). dolayısıyla onun birilerinin öldürülmesi emirlerini vermediğini biliyoruz. kimseye "gidin şu adamı öldürün" demedi riefenstahl.

  2. riefenstahl 3. reich dönemi filmlerinde aslında neyi anlatıyordu? bu filmler birer belgesel mi yoksa belge midirler?
    riefensthal'ın 3. reich filmlerinde yaptığının yalnızca belgesel çekmek olduğu söylenir (bunu kendisi de söyler). filmin doğası dolayısıyla bir belge olması dışında bu filmleri belgesel olarak nitelemek pek olanaklı değildir. tag der freiheit alman ordusunun tanıtım (reklam) filmi gibidir. bir askeri tatbikatla ordunun silahları, askerlerin atikliği, araçların sağlamlığı vurgulanır film boyunca. yüce hitler de bu tatbikatı üst bir açıdan izlemektedir. filmi izlediğimde almanların birilerine silah satmak için çektikleri bir film olduğunu düşünmüştüm. triıump des willens'te de benzer militarist vurgu vardır. bunun yanında, kitlelerin hep bir ağızdan aynı şeyleri söyleyen, bir asker düzeninde toplantıyı izleyen halleri riefenstahl'ın kitleye bakışını da netleştirir. gökten inen bir tanrı gibi kente gelen hitler tüm halk tarafından sevgi gösterileriyle karşılanır. bütün çekimleri alt açıdan yapılmıştır. film boyunca alman halkının mutluluğu, gücü, teknolojik olarak üstün olduğu, hitler'e yürekten bağlı olduğu (bu bağlılık ancak faşizmin düşünebileceği asker gibi bir bağlılıktır), hitler'in bir tür kurtarıcı olduğu anlatılır. her şey mükemmeldir. forumdaki tartışmalarda olympia filminde bir siyah atletin yarış kazanmasının gösterilmesinin leni'nin nazi olmadığı için bir gösterge olabileceği söylendi. bu konuya bir sonraki soruda değinmeyi planlıyorum. bu veriler bir arda düşünüldüğünde riefenstahl'ın dönemin bir haber filmini çekmenin dışında, kendi görüşlerini de açıkça ortaya koyduğunu söyleyebiliriz. onun, muhtemelen nietzsche'den esinlenen, üstün insana ilişkin görüşlerinin izlerini bulmak kolaydır. o dönemde bir çok başka sanatçının da benzer nedenlerle hitler'e saygılarını sunduğunu biliyoruz (ezra pound, salvador dali vs.).

  3. riefenstahl yaptığı şeylerin farkında olarak, bunu bilerek/isteyerek mi yaptı, yoksa içinde buunduğu koşulların bir zorlaması mıydı o filmler?
    bu sorunun yanıtını sontag daha önce andığım "fascinating facism" yazısında ayrıntılarıyla ele alıoyor. bu nedenle ben ele almayacağım. yalnızca yazının sonucunda ortaya koyduğu "riefenstahl ne yaptığını bilerek yaptı" tezini kabul ettiğimi (ikna olduğumu) söyleyeyim.

  4. riefenstahl'ın 3. reich döneminden sonra yaptıklarıyla daha önce yaptıkları arasında bir koşutluk var mıdır, yoksa 3. reich dönemi hitler'in başarısızlığından sonra kapanmış mıdır?
    bu konuya da daha önce değinmiştim aslında. riefenstahl hitler'in görüşlerini birebir paylaşmıyordu. ancak onun da bir üstün insan tanımı vardı: sağlıklı, güçlü, temiz, mutlu, doğaya ve diğer insanlara karşı mücadelesinden hep galip çıkan, görkemli (muhtemelen zeki, bilgili vs.) bir insan. topluma bakışı ise hitler'inkine oldukça yakındı. toplum, liderini askerce takip edecek ve böylelikle mutluluğa erişecektir. "öteki"ye izin yoktur. bu görüşlerini filmlerinde görebildiğimiz gibi siyah nubaları çektiği fotoğraflarda da görebiliriz. onun için derinin renginin pek önemi yokut. o yüzden owens yarışı kazandığında hitler standyumu terk ettiği halde riefenstahl bu görüntüleri filme almaktan çekinmemişti (ama hitler'in standyumu terk ettiğini de göstermemişti).

biraz daha önce söylediklerimin tekrarı gibi oldu galiba, ama yine de toparlamak istedim düşüncelerimi.

You need to log in to post a reply.