Skip to content

Lars von Trier

16 replies · 445 views

ER
ereninan
Joined: Oct 21, 2004
19 posts
Jan 03, 2005, 02:20 PM#16661

Lars von Trier

Rahatsız edici bir yönetmen Trier. Bunu herkes kolaylıkla söyleyebilir. Gerek çekimleriyle, gerek sinemanın olanaklarını kullanış biçimiyle, gerekse anlattığı hikayelerle bunu bir Trier filmi izleyen herkes görüyor. Ancak Trier'in yaptığı şeyi belirgin biçimde ortay koymak güç. Dogville'de insanlığın ölümünü anlatarak geleceğe dönük tüm umutları ortadan kaldırmış olması yönetmenin neden film yapmaya devam ettiği sorusunu da kendiliğinden gündeme getiriyor. İnsanlık öldü, doğası kötü olan insan soyu kendini yok etmeye mahkum ve bunu insanın iyi, merhametli (graceful) davranmaya çalışması değiştiremiyor. Peki ne yapmalı?

Seçeneklerden bir tanesi her şeyi bırakmak -ama Trier film çekmeye devam ederek seçtiği yolun bu olmadığını da göstermiş oluyor- diğeri ise bir çözüm bulmak, umuda, kurtuluşa yönelik bir çözüm.

Trier kendisini bir şey önermek zorunda hissetmiyor. Bu son derece doğal. Ama Trier'in ortaya koyduğu bu soruya bir yanıt vermek gerek. Trier'in Dogville'le yönelttiği ve bir yanıt bulmadan yakamızı bırakmayacak bu soruya bir yanıt bulmak gerek. Belki bu noktada Trier'in soruyu doğru formüle etmediği düşünülebilir. Ben sanırım daha çok o tarafa meyilliyim.

Doğası itibariyle "kötü" olan bir insanlık ve bunu "iyilik"le düzeltmeye çalışan "salak" anti kahramanlar (Grace, Leopold vs.). Karşıtlık bu biçimde konduğunda -ki din dışında sorunu bu biçimde açıklamaya çalışan yoktur herhalde- yanıt çok açık: git intihar et. O zaman Trier'in açıkça dinle hesaplandığı sonucuna varabilir miyiz? Sorunun yanıtının dinde olmadığını, dinin ancak her şeye sevecenlikle bakan salaklar ürettiği sonucunu mu çıkarmalıyız?

Trier'in sorduğu soruların tamamını yanıtlamaya çalışmak güç bir iş. Ancak en azından bir kısmını tartışmak yararlı olabilir diye düşünüyorum Trier sinemasını daha iyi anlayabilmek için.

SH
shattimento
Joined: Dec 18, 2003
311 posts
Jan 05, 2005, 04:11 PM#16716

şimmdiiiiii.... öncelikle dogville ile ilgili olarak bu sayfalarda zamanında sıkı bi tartışma yapmıştık.onu da okursan sanırım kalınan yerden ilerlenebilir.
LVT Dogville ile ilgili olarak "iyilik ve kibir arasında çok ince bir çizgi vardır.İnsanların yaptıkları hatalara karşı tamamen bağışlayıcı olmak o kişide çok fazla kibir olduğunu gösterir.Eğer kasaba halkından bazıları Grace'e tecavüz ediyorsa ve bunun karşılığında Grace bu onların suçu değildi diyorsa bu Grace'in kibirinin göstergesidir "diyor.

yanii fazlaca iyi olmak bir kibirdir ve biliyosun KİBİR EN BÜYÜK GÜNAHTIR.

yaani tam olarak açıklayabilecekmiyim bilmiorum ama Trier'in o filmdeki derdi kötü insanlar ya da çivisi çıkmış dünya diil bizzat kibirinden dolayı fazlaca iyiymiş gibi bize görünen ve bu nedenden dolayıo hatalı oaln Grace karakteriydi.

falann.. pek toparlayamadım amaa.

SE
Serdar
Joined: Aug 14, 2002
122 posts
Jan 05, 2005, 09:30 PM#16727

The idiots.Deliliğe hala açıklama getirememiş zavallı insan soyunun,onlara karşı yapabileceği tek şeyin ACIMAK olabildiğini gösterdi bize.Ama tımarhaneleri kuran ve artık akıldışı olana işkence yapmayan atalarının hayırlı evladıydı Trier. Sanırım sinema- psikanalizm ilişkisini kendine misyon edinmiş.Bunca zamandır modası eskitilmeye çalışılan hippiliği bile işlemiş yer yer.Sırf bu yüzden bile benim için çok iyi adamlar listeme girdi şimdiden.

ER
ereninan
Joined: Oct 21, 2004
19 posts
Jan 06, 2005, 12:32 PM#16745

Lars von Trier'in (LVT) derdinin insanlığın kötülüğü olduğunu düünmüyorum ben de. Sadece Dogville'de ve diğer filmlerinde LVT'nin bir varsayımı var: "insan doğası itibariyle kötüdür". neredeyse bütün filmlerinde (en azından benim izlediklerimde) bu arka plan görevi görüyor olaylara. ama LVT bununla hesaplaşmıyor, o bunu kabul ediyor baştan. daha sonra bu kötü doğasına karşın insanlığın "iyi" bir yere gidip gidemeyeceği üzerine düşünmye başlıyor. Dogville'de de üzerinde durduğu nokta fazlaca dini gibi geldi bana. Tıpkı kibirin en büyük günah olması gibi, Dogville'de dolaşan köpeğin adının Moses (Musa) olması gibi, Grace'in merhamet anlamına gelmesi gibi... Grace'in hiçbir işe yaramayan kibirli "iyi olma" çabası aslında bütün dinlerin önerdiği ahlaki doğrudur. Oysa gerek Dogville'de gerekse Europa'da (Leopold karakteri) bu karakterlerin "iyilik" olarak yapmaya çalıştıkları şeylerin sonuçları pek de dinde öğretilen "iyi" noktaya getirmiyor insanlığı. Bunun hakkında sizler ne düşünüyorsunuz?

RA
rai
Joined: May 30, 2002
645 posts
Jan 06, 2005, 01:52 PM#16752

araya bir quote atmadan olmaz diyerekten;

Thomas Hobbes wrote:
"büyük halkarın büyüklüğü ancak kendilerinden küçük olan halklara yardımlarıyla ölçülür. onların uyguladığı şiddet, baskı ve kötülük büyüklükleri oranında abartılır, çünkü onlar bu uygulamalara en az ihtiyacı olanlardır. büyüklere karşı bu taraflı yaklaşımın sonuçları böyle ortaya çıkar. dokunulmazlık kibir demektir, kibir de nefret ; nefret ise bütün baskıcı büyüklüğün aşağı alınma mücadelesini doğurur."

trier sinemasının bana itici gelen tarafı içindeki gizli hobbesculuk. locke ve rousseau'nun oldukça önemli cevapları vardır bu görüşe. yazmak nasip olursa tartışma bayağı ballanır şekerlenir diye düşünüyorum.

DA
darxoul
Joined: Dec 31, 2004
265 posts
Jan 07, 2005, 11:59 AM#16782

dogville ilgili bir tartışma daha önce şöyle bir başlık altında da yapılmış. belki bu başlığı daha genel olarak LVT sinemasını tartışmak için kullanabiliriz.

Ben buraya IMDB'den aldığım filmografiyi kopyalıyorum:

Manderlay (2005) (completed)

Dogville: The Pilot (2003) (V)

Fem benspænd, De (2003) (segment "The Perfect Human: Avedøre, Denmark") (uncredited)
... aka The Five Obstructions (International: English title)

Dogville (2003)
... aka Dogville (France)
... aka U - Der Film 'Dogville' erzählt in neun Kapiteln und einem Prolog. (Germany)

D-dag - Den færdige film (2001) (TV)
... aka D-dag - Editors Cut

Dancer in the Dark (2000) (as Lars Von Trier)
... aka Dancer in the Dark (Denmark) (France)

D-dag (2000) (TV)
D-dag - Lise (2000) (TV)

Idioterne (1998) (uncredited)
... aka Dogma 95 - Idioterne
... aka Dogme # 2 - Idioterne (Denmark: series title)
... aka Dogme 2 (Denmark)
... aka Idioterna (Sweden)
... aka Idioti, Gli (Italy)
... aka Idiots, Les (France)
... aka The Idiots

"Riget II" (1997) (mini) TV Series
... aka The Kingdom II (France: theatrical title) (USA)
... aka Geister II (Germany)
... aka Hôpital et ses fantômes, L' (France)
... aka Hospital der Geister - Teil 2 (Germany: video title)
... aka Riket 2 (Norway)

Breaking the Waves (1996) (as Lars Von Trier)
... aka Breaking the Waves (France)

"Riget" (1994) (mini) TV Series
... aka Geister (Germany)
... aka Hôpital et ses fantômes, L' (France)
... aka Hospital der Geister - The Kingdom (Germany: video title)
... aka Riket (Sweden)
... aka The Kingdom (International: English title)

Europa (1991)
... aka Europa (Sweden)
... aka Zentropa

Medea (1988) (TV)

Epidemic (1988)

Forbrydelsens element (1984)
... aka The Element of Crime (UK)

Befrielsesbilleder (1982)
... aka Image of Relief (Hong Kong: English title)
... aka Images of Liberation (Australia)

Sidste detalje, Den (1981)
... aka The Last Detail (International: English title)

Nocturne (1980/I)

Menthe - la bienheureuse (1979)

Orchidégartneren (1977)
... aka The Orchid Gardener (International: English title)

bütün filmleri ışığında ortak değerlendirmelerde bulunulabileceği gibi filmler teker teker de ele alınabilir. bence verimli bir tartışma olurdu.

daha önceki dogville tartışması için:
http://www.sinefil.org/forum/viewtopic.php?t=806&postdays=0&postorder=asc&start=0

Last edited: Jan 07, 2005, 01:29 PM (1)

DA
darxoul
Joined: Dec 31, 2004
265 posts
Jan 07, 2005, 01:38 PM#16787

belki de pek fazla kişinin izleme olanağı bulamadığı beş engel'e değinmek istiyorum.

LVT'nin dogma95'i imzalayan kişilerden olduğunu biliyoruz (manifestonun türkçe çevirisi için: http://kirpi.fisek.com.tr/index.php?metinno=sinema/20041219214708.txt). bu manifetoyu okuduğumuzda böylesi bir manifestoya bağlı kalmanın ne denli zor olduğunu görüyoruz. zaten dogmacılar da her zaman bütün filmlerinde bu manifestonun gereklerini yerine getirmiyorlar. beş engel filmi biraz da bu manifestoy benziyor benim gözümde. LVT hocasına daha önce çektiği bir kısa filmini (Perfect Human) yeniden çekmesi için baskı yapıyor ve bunun için her seferinde önüne bir engel koyacağını, elinden sinemaya ait bir olanağı alacağını söylüyor. film boyunca pek çok güzel deneye tanık oluyoruz. ama her birinin sonucunda birbirinden güzel filmler çıkıyor ortaya. fakat bütün bu deneylerin sonucu birbirinden filmlerin de ötesine geçiyor. LVT yine kendisine (insana) dönüyor ve yaşama ve insana dair temel varsayımına dönüyor (insan doğası itibariyle kötüdür). sizler film hakkında neler düşündünüz bilmiyorum, ama LVT'nin bu varsayımını rahatsız edici buluyorum. "hayır, öyle değildir" diyebilir miyiz?

SE
Serdar
Joined: Aug 14, 2002
122 posts
Jan 10, 2005, 07:27 AM#16841

evet kötüdür.Kötü olmakta zorundadır.Zayıf olana yaşama şansı tanımayacaksın.Hayvanlara bakın,az gelişenleri hayatta kalabiliyormu?İnsanlar bunun neden dışında olsun ki?Topluma(ideal)olana ulaşabilmek için ezilen duygusallığının yayılmasını önleyeceksin.Kurtuluş soylu insanın yeniden yaratılıp korunmasındadır..

DA
darxoul
Joined: Dec 31, 2004
265 posts
Jan 10, 2005, 11:34 AM#16864

Serdar wrote:
evet kötüdür.Kötü olmakta zorundadır.Zayıf olana yaşama şansı tanımayacaksın.Hayvanlara bakın,az gelişenleri hayatta kalabiliyormu?İnsanlar bunun neden dışında olsun ki?Topluma(ideal)olana ulaşabilmek için ezilen duygusallığının yayılmasını önleyeceksin.Kurtuluş soylu insanın yeniden yaratılıp korunmasındadır..

serdar'ın burada dile getirdiği duygular tarihte ilk olarak Malthus tarafından dile getirilmişti anımsadığım kadarıyla. katıksız bir kapitalizm savunusundan başka bir şey değil bu söyledikleri. "insanlar neden bunu dışında?" diye soruyor. çünkü insan düşünebiliyor. çünkü insan aç kalmamak için diğerini öldürmek zorunda değil, dünyanın sunduğu olanakları tüm dünya insanlarını doyuracak biçimde paylaşacak teknolojiye sahip çünkü. malthus kuramını öne sürdüğü yıllarda, insan ırkının gelişme hızının geometrik, besinlerin artma hızının ise aritmetik olduğunu söyleyerek kuramını doğrulamaya çalışıyordu. ancak bunun bugün böyle olmadığı açıkça görülebiliyor (2003 yılında, dünyada yıllık üretilen besinler insanların ihtiyacı olan besinlerin %110'u oranındaydı).

serdar'ın "Kurtuluş soylu insanın yeniden yaratılıp korunmasındadır.." cümlesi de ayrıca provokatif. bu söylemi açıkça faşizan buluyorum. böylesi bir söylemin bir açıklaması olabileceğini zannetmiyorum. insanın doğasının kötü olmasıyla soylu insanın yeniden yaratılması arasında da bir bağlantı göremiyorum. sonuçta soylu insanın yok olmayacağı ne malum?

insanlarla hayvanlar arasında bu türden analojilerin düşünsel olarak oldukça tehlikeli olduğunu düşünüyorum. bir de bütün bu sloganların trier sinemasıyla ilgisi kurulmalı ki o da havada...

bu nokta açıklanmalı...

Last edited: Jan 10, 2005, 11:35 AM (1)

DA
darxoul
Joined: Dec 31, 2004
265 posts
Jan 24, 2005, 02:46 PM#17184

lars von trier'in son filmi manderlay tamamlanmış. ne zaman gösterime gireceğini bilmiyorum, ancak film, sette gerçekten öldürülen eşşek yüzünden şimdiden tartışılmaya başlandı.

film yapımcıları yaptıkları açıklamada filmde ölen bir eşşeğe ihtiyaçları olduğunu, bunun için önce bir kukla/oyuncak kullanmayı denediklerini ama başarısız olunca bir veterinere danışıp (hasta olduğu için) zaten öldürülecek olan bir eşşeği alıp, filmde onu öldürdüklerini açıklıyorlar. açıklamaya göre eşşek film sayesinde/yüzünden iki ay daha fazla yaşatılmış.

sinemayla ya da genel olarak sanatla ilgili etik bir problem çıkıyor karşımıza. ve yine trier koyuyor bu tartışmayı önümüze, hem de daha film gösterime bile girmeden. bu adama ne demeli bilemiyorum.

sermest
sermest
Private Joker
Joined: Jun 06, 2002
1,446 posts
Jan 25, 2005, 08:59 AM#17225

bu adamda bir eşek takıntısı var ama ben çözemedim...

CO
costanza
Joined: Mar 31, 2004
314 posts
Jan 26, 2005, 07:24 PM#17321

başlık kapanınca benim mesaj da yağmur oldu, eridi, buraya taşıyım bari. bu arada eşek hikayesi bu element of crime'da da var, bişeyler sembolize ediyodur ama... başka hangilerinde vardı? aman banane ya.

Manyak sıkıcı bi film. Nerde Avrupa nerde bu. (bu arada elinde epidemic, tercihen dvx olarak varsa bana mesaj atarsa ne güzel olur.) Bana en çok Alphaville’i anımsatı, tabii o çok daha iyi film kesinlikle. Tabii o da biraz sabır ister ama orda en azından anna karina var. Buradaki; seans aracılığıyla, herifin suçluluk duygusunun kaynağına kirli, yağmurlu, karanlık, kaotik, bulanık zihninde dolaşarak ulaşmamız kendisiyle beraber, iyi fikir. Arada garip - sanırım varoluşçu felsefik - replikler var, sembolik olsa gerek bazı sürreelimsi imgeler var, dreyer’in vampyr’ine göndermeler var, kara film-dışavuramculuk etkileri var, blade runner’ımsı görsel tasarım var ama bilmem söylemiş miydim, film manyak sıkıcı. Hele polisiye sevenler uzak dursun. Bu arada ucu açık bırakılmış; bizim esasoğlan aslında kendi izlerini mi takip ediyormuş…böyle bir doppelganger durumunun imaları var, eski katilin başağrılarından mustarip olma, sonda kızı yanlışlıkla boğarken cebinden katilin bıraktığı tılsım ya da bilmemne düşürmesi, sonra o fahişe ve oteldeki LvT’nin imaları,… zzz…zzz…zzz… ha? pardon ya, ne diyoduk. İşte belki de katilin kim olduğunu anlamam gerekiyodu ama uykulu olduğum için anlamamış olabilirim. çok merak da etmiyorum ama anlayanlar yazsın falan.

FI
fiction
Joined: Mar 16, 2004
365 posts
Jan 30, 2005, 02:03 PM#17438

sevgili costanza dediklerine kısmen katılıyorum...ama şu da unutulmamalıdır ...henüz 25 yaşında ki birinin bu denli özgün atmosferli ve olgunlukta bir filme imza atması bence bir başarıdır ...ama dediğin gibi yer yer anlamsızlaşan bir yapısıda var...sonuçta bir dogville yada europa gibi bir başyapıt değil...epidemic 'i vcd olarak bulma ihtimalim var (buldum demiyorum, bulabilirim diyorum) bende merak ediyorum o filmi...

eşek bence huzuru ve güveni temsil ediyor...filmin en başındaki koşan eşek kahire'deki huzuru ve güveni temsil ediyor...daha sonra aynı eşeği avrupa'da ölü olarak görüyoruz...zaten filmde aslında avrupayı cehennem vari bir atmosferle huzursuzluğun ve lanetin yeri olarak gösteriyor...

AT
ataraksiyant
Joined: Jul 05, 2003
224 posts
Jan 30, 2005, 03:26 PM#17440

şöyle bir bakış geliştirilebilir mi?

bazı yönetmenler olması gerekeni, ideali anlatırken bazıları sadece sorunu göstermeyi, izleyiciyi sorunla yüzleştirmeyi seviyor. Örneğin Zeki Demirkubuz; katıldığı Eskişehir sinema günlerinde bekleme odasından bahsederken, mevzularını anlatmış ve "Ben işte bu yaraları kaşımak istedim" demişti. Yani yarayı iyi etmek değil, kaşımak ve kanatmak.

Trier'de de aynı şeyi görüyor gibiyim. Dogville örneğinde, özellikle sınırlarla uğraştığını da hatırlarsak (tebeşir çizimleri vs), merhametin sınırı nerede başlar biter, nereden sonrası kibirdir, nereye kadarı masumiyettir vb. Yine beş engelde hocasının önüne engeller çıkarırken, ihtimal ki bunların hangisi engel, hangisi engeller hangisi tetikler gibi sorular vardı aklında. Tabii bir de iki yönetmenin paslaşmasında cıngar nerede çıkar gibisinden açılımlar da yapılabilir.

diyeceğim, insan özünde kötüyse trier kendiyle çelişiyor mu? sorusunu değil de, trier insanın iyi ve kötü hallerini araştırıyor yargısını çıkarıyorum ben.

CO
costanza
Joined: Mar 31, 2004
314 posts
Jan 30, 2005, 06:35 PM#17446

henüz 25 yaşında ki birinin bu denli özgün atmosferli ve olgunlukta bir filme imza atması bence bir başarıdır ...ama dediğin gibi yer yer anlamsızlaşan bir yapısıda var...sonuçta bir dogville yada europa gibi bir başyapıt değil...epidemic 'i vcd olarak bulma ihtimalim var bende merak ediyorum o filmi...

ya tabii orası öyle, normal bir herif bu kadar stilize bir ilk film koyamazdı ortaya. cannes'da teknik büyük ödülü bile almış. lakin teknik lafının altını çizmem ve tamamen soğuk bi film olduğunu söylemem gerek. bi de oralarda bir yerde anlatılan bi hikaye mevcut ama hengamenin içinde takip edebilene aşkolsun. gerçi postmodern eğilimi yüksek bi insan olan trier de 'plot'unun gevşekliğinin farkında. zaten hipnozcu boşuna mı esasoğlana 2de 1 soruyo "the story, where is the story?" diye. epidemic'i bulursan haberdar edersen sevinirim, takas falan yaparız.

You need to log in to post a reply.