İstanbul Film Festivali
15 replies · 389 views
İstanbul Film Festivali
En kısa zamanda gidilecek filmleri ve ekipleri ayarlasak diyorum geç kalmadan bu arada diğer şehirlerden gelecekler varsa aynı zamanda kalacak yer organizasyonuna da girelim hatta ve dahi
program her zamanki link'te mi?
Heyecan bastı şimdi - en çok Nobody Knows'u merak ediyorum, inşaallah prgramda vardır.
ben de sayende tüm kore bölümünü bi çırpıda daire içine aldım :) senle gitçem o filmlere
Ataraksiyant, olur da hepsine gidemezsen kesinlikle kaçmayacak olanlar
Vaha ve Haklı İntikam - bu ikisi birde yarışmada gösterilen Skandal bence kaçmaz. 3-Iron'ı ben çok sevdim ama çoğunluk aynı tepkiyi vermedi, Samaria'ya eh işte dedim, çoğunluk çok sevdi.
Benim görmek istediğim filmler
Cafe Lumiere (yani tek film göreceksin deseler festivalde "bu" derim)
Eros (malum içinde WKW var)
Kimse Farketmiyor (bu yönetmenin izlediğim diğer iki filmini hiç sevmeme rağmen bir kısım başka sebeplerden görmek istiyorum)
Tony Takitani (bu yönetmen Ozu hastasıymış, bende severim Ozu'yu)
Tropik Hastalık (ne bileyim pek iç açıcı değil ama Tayland'dan bazan sıkı filmler çıkabiliyor, şansımıza artık)
Shijie (o kadar Çin sineması sevmem ama bunu konusu ilginç geldi)
Görmem şart değil ama zaman müsait olursa bakılacaklar
Brazil
Hotel Rwanda
R-Point
Aslında tabi WKW'nin 2046'sını, The General'i, Skandal'ı büyük ekranda izlemek vardı ama ne yapalım ki herşeye zaman yetmiyor, şehirde yaşıyor olsaydım daha fazla film görmeye çalışırdım doğrusu.
Diğer tavsiyeleride buraya yazalım, bilgilenelim değil mi arkadaşlar?
haftasonu sinepop'ta ving ve outsider'la MONA LISA'ya gittik. Londra'nın fuhuş bataklarında geçen, bu içli öyküyü herkese tavsiye ediyorum.
pazar öğleden sonra rexx'te YES'e gittim. 2'de 2... bir İngiliz filmi daha. Medeniyetler Çatışması konusu nefis işlenmiş, bir İrlandalı Bilim İnsanıyla, Beyrut'lu bir cerrah/aşçının Londra'da yaşadığı aşkın, Batı-İslam çatışması düzleminde çalkantıları harika işlenmiş. "Hayır yoktur, sadece evet vardır, belki durduğunuz yerden görünmüyordur evet" düşüncesi harikaydı. Tavsiye tavsiye...
kadıköy taksime oranla daha bir sahiplenmişti festivali. REXX'in atmosferi harika...
ladies in lavender, charles dance'in ilk filmi. iddialı olmayan, basit, sıcak bir hikaye. iki yaşlı kız kardeş bir gün fırtına sonrasında sahile vuran bir beden görüyor beden polonyalı bir çocuğa ait birbirlerinin dilini bilmiyorlar ve sonradan çocuğun çok iyi keman çalabildiği ortaya çıkıyor
iki kızkardeşin yıllar sonra kendileriyle ve birbirleriyle yüzleşmesi hele ursula'nın bir "bu hiç adil değil" dediği yer var ki..
oyunculuklar harika kaldı ki film oyunculuk üzerine kurulu filmde pek çok geri plan bilgisinin verilmemesi gibi bir durum var ancak yönetmen amcamız bunu ihtiyacınız yok ki bilmeyin, hissedin diye özetliyor. sadistçe bir yaklaşım biraz :) seyirciye acı çektirmekten zevk aldığını söylediğimde ya? diyerek güldü bilemeyeceğim artık
ataraksiyant wrote:
oyunculuklar harika kaldı ki film oyunculuk üzerine kurulu filmde pek çok geri plan bilgisinin verilmemesi gibi bir durum var ancak yönetmen amcamız bunu ihtiyacınız yok ki bilmeyin, hissedin diye özetliyor. sadistçe bir yaklaşım biraz :) seyirciye acı çektirmekten zevk aldığını söylediğimde ya? diyerek güldü bilemeyeceğim artık
zaten bu yönetmen abimizinin çorapsız ayakları üzerine geçirdiği rahat bir takımla açılış gecesi ceyda düvenci'nin yanına dans ederek yaklaşması. şarhoşluğu hazırlandiği metni unutması ve rahat konuşması ile benim eğenimi kazandı film öyle çok iç açıcı değil di ama izlenir işte.
ataraksiyantı da alımlı baş örüsüyle lütfi kırdatın tepelerinden gördük ama yanına ulaşmaya yeltenemedik özür dileriz.
açılış gecesi iyi hazırlanmış gerçekten.müzikler,program ve elbette candan erçetin oldukça iyiydi.
yalnız üç şey çok dikkatimi çekti.birincisi ceyda düvenci sunuculuk işini iyi yapamadı,ikincisi yavuz turgul üstadın filmlerinden görüntüler yayınlanırken o dehşet dolu müziği hangi parlak zekalı arkadaş seçti üçüncüsü de marlon brando için hazırlanan görüntülerdeki titizlik türk sinemasından ölenler için neden gösterilmedi?ismet ay ve diğerlerinin sadece fotoğrafları gözüktü ve güdük bir alkış vardı salonda sadece.bu durumu çok yadırgadım...
sermest wrote:
üçüncüsü de marlon brando için hazırlanan görüntülerdeki titizlik türk sinemasından ölenler için neden gösterilmedi?ismet ay ve diğerlerinin sadece fotoğrafları gözüktü ve güdük bir alkış vardı salonda sadece.bu durumu çok yadırgadım...
yerden göğe kadar haklısın sermest öyle geçiştiri verdiler. hatta lan bu sene sadce 3 kişimi öldü. geçen sene bu bölüm neredeyse 10 dakikaya yakın sürmüştü. bu festivalde ise yok gibiydi 30 saniye sürmedi. ama sophia loren hefif meşrebini grenler öyle bir ayaklandı ki kendimden ve yadigar ejder'in naaşından utandım :(
ben de benim hafızada bir sakatlık var sandıydım, geçen sene ölen türk sanatçılar elbette daha fazla değil mi? hayır, SİYAD gecesinde, vefat eden sanatçıların görüntüsü çıktıkça alkışlamaktan Olkan'la ellerimiz kızarmıştı. ölülerin de derlemesi ya da seçmesi yapılmaz ki kardeşim insaf
festivalin bu sene iki isabetsiz seçimi var biri hülya avşar biri ceyda düvenci, ya evladım güzel kızsın da bir kere bütün kelime sonu r lerini yutuyorsun bu ne şimdi! ayrıca pek bir tutuk pek bir donuktu maşaallah tebrikler ediyorum. bir de anlayamadığım, bu arkadaşın ingilizcesi yetiyorsa neden metinler ingilizceye çevrilmedi salonda tonla yabancı varken ve festival bu sene daha da dünya festivali olmaya başladığını iddia ederken, yetmiyorsa neden bir ingilizce sunum yapan arkadaş bulunmadı en azından perdeye ingilizceler yansıtılmadı? para mı yok? vakıfta ingilizcesi süper bir sürü insan var üç beş metni elbette çevirirler.
neyse kapanışta iyi olacağını ummaktan başka çare yok
bu arada bir festival fiskosu anlatayım size;
dopeyle girdiğimiz hotel rwanda'dan sonraki seansta kalabalıktan dolayı kavga çıktı. fazla bilet satılmasından ve merdivenlerin insanla dolmasından şikayet eden bir grup dışarı çıktı görevlilerle tartıştı ve sonunda biletlerinin iade edilmesini istedi tam sorun halloldu derken bu defa -sanırım- bir gişe görevlisi savunmaya geçti hararet arttı yine de vakıftaki arkadaşlar tansiyonu düşürdü. bunu da biliniz efenim
Eros Soderberg ve Antonioni'ninkiler yaramazdı ama Wong Kar Wai'ninki bir şaheserdi. Sırf onun için izlenmesi tavsiye edilir.
Kimse Bilmiyor Ben beğendim bu filmi. Tabi aranızda Grave of the Fireflies adındaki anime filmi izleyenler varsa bu filmde bazı benzerlikler bulmaları kaçınılmaz. Hele iki sahne vardı ki bitirdi beni (ha bu film anime değil yanlış anlaşılmasın)
Bu vesile ile Cumartesi gecesi beni şirin evinde ağırlayan ve misafirperlerliği mükemmel olan Ataraksiyant kardeşime herkesin huzurunda teşekkür ederim.
Wong Kar Wai'ninki gerçekten muhteşemdi, boğaz düğümleyen cinsten. Antonioni fena baydı, Sorderbergh idare ederdi, güldürdü bazı yerlerde.
efenim gecikmiş rica-ederim-gene-beklerim mesajımı ileteyim ben de buradan sevgili eliza bennet'a kendisiyle tanış olmak bir şerefti :)
eros hakkkındaki yorumlarının taraflı olduğunu düşünmekle beraber :) gideceğim o filme inşallah. bu arada kimse bilmiyoru ben de seyrettim. açıkçası filmden çok konunun ön planda olduğu filmlerden gibi geldi bana (nasıl bi cümle olduysa artık bu) neyse zeki sinefil taifesi anlamıştır ne demeye çalıştığımı. dün de oy farfara farfara şarkısı ile başlayan ve biten ölümsüz kadını seyrettim. grillet amca her zamanki gibiydi aynı anda bir de basın gösterimi varmış sinemada yerim basın gösterimini tutmayın ben festival seyircisiyim diyerek sinepop sinemasının ilk ve umarım son defa gördüğüm tuhaf bir eğim anlayışına sahip salonunda filme gömüldüm. en sonda da lütfi akad ustanın adını görünce, aralarda türkçe konuşulan ezan sesleri duyulan filmi iyice bi benimsediğimi fark ettim :)
Ben dün Café Lumiere ile festivali kapattım.
Hou Hsao Hsien benim sevdiğim iki Tayvan'lı yönetmenden biridir ve bu filmde tabiri caizse "sanatını konuşturmuş". Büyük sinema ustası Ozu abimizin doğumunun 100.yılı sebebiyle ona adadığı film bana o kadar güzel geldiki bitmesini hiç istemedim (bu film hayattan bir kesit tarzı, yani öyle konu örgüsü bir son bulmuyor) adam daha üç saat anlatsaydı herhalde aynı dikkatle bayıla bayıla izlerdim.
Ben çok fazla Ozu filmi izlemedim ama zatın çok kendine has bir tarzı var ve HHH bunu öyle güzel yansıtmışki, bu arada bütün bunlar olurken kendi damgasınıda fersah fersah vurmuş filme (ki bence bunu çok az yönetmen bu kadar dengeli yapabilir, saygı duyuyorum)
Oyuncular çok iyiydi ama Asano Tadonobu tabii ki hepsinin üzerindeydi. Yahu bu adam bukalemun gibi oyuncu, tabi çokta yakışıklı o ayrı.
Şimdi bu filmi bulun izleyin çok güzel diyeceğim ama diyemiyorum zira her sinemasevere hitap etmeyecektir. Ama Ozu seviyorsanız muhakkak görün, HHH seviyorsanız muhakkak görün ve ayrıca Japonya'ya merağınız varsa, "yanu bu insanlar nasıl insandır ne yer ne içer" filan diyorsanız yine görün :)
You need to log in to post a reply.