Sinema ve "Aşık"
19 replies · 407 views
Sinema ve "Aşık"
Yekte Kurtcebe ustadimiz kiyidakiler bolumune yazmis. belki ekleyecek bir seyleri olanlar vardir: "Yıllanmış sevgililer, geleneksel film festivalleri ve kaşolot Sinefillerin tekerlek yeni kaşar eşliğinde şokella yeme sevdası"
içlendim yeminle...
yazının "sinemayı sinemada izlemek gerekir" de dyen ilk bölümüne bir itiraz var, bana üzerinde düşünülmeli gibi geldi:
1- Sinema salonları: Eskisi kadar olmasa bile bugün tamamen piyasaya bağlı bir "merkezi ve anti-demokratik bir toplu seyir veya tüketim" biçimdir. Burada anti-demokratiklikten kastım ürün ve seyir ilişkisinin tek taraflı ve sermaye tarafından seçilen, zorunlu bir zamandaki sunumudur. Sonuçta herkes bir bilet alarak bir matinede bir koltuk kiralamak zorundadır. Aşağıda anlatacağım diğer seyir biçimlerine göre toplu seyir hala, filmi üreten sermaye ve kârı "kısa zamanda ve büyük oranda geri çeviren" bir biçim olarak varolduğu içindir.
Öncelikle şunu belirtmeliyim ki; bu eleştiri biçimini son derece klişe ve klasik bir anlayışta buluyorum. Günümüz dünyasında geldiğimiz nokta üretim ilişkilerinin ne olduğu üzerine kurulu olmamalı diye düşünüyorum. Eleştirel aklın varlığını sürdürebileceği yerlerin, yine yukarıda sözü edilen
"piyasanın kültürü manipüle edeceği" yerler ve alanlar olacağını düşünüyorum. Modernizmin temel ülküsü her yeri sınırları dahiline alıp, tanımlanmamış yer bırakmamak değil miydi? Evet, bunu başardı da!!!
Bunu başarırken öyle spesifik uzmanlıklar geliştirdi ki; tanımlanmış her alan içinde genelin göremeyeceği derecede derinlikler de bıraktı. Geneline baktığımızda yukarıdaki gibi eleştiriler geliştirmek mümkün ancak derinlemesine bir inceleme ya da eleştiride tam tersi; tanımlı alan içindeki sonsuz alanda (siber dünya olarak tanımlanabilir) kaybolma hakkı eleştirel dünya için saklı durmaktadır. Neofeodalizmin gerekçesi olarak da bunu göstermek mümkün. Bu anlamda klasik Marksist yaklaşımla "sinema salonları üretim ilişkilerinin tekelindedir, dolayısıyla tehlikeli yerlerdir" gibi bir yaklaşım geliştirmenin doğru olmadığını düşünüyorum.
şimdi arkadaşlar benimnen polemiğe girmeyin eğer sinema sinemada izlenir diyorsam sinemada izlenir. ha burada kimliğimide açık etmiş oluyorum ama olsun herkes biliyor zaten.
anti-kapitalizmden modernizmden post modernizmden laf açmayın delirtmeyin beni.
gidin başka topic asçın orada birbirinizi manipule edin. benide bunları okumak zorunda bırakmayın..
dopey wrote:
şimdi arkadaşlar benimnen polemiğe girmeyin eğer sinema sinemada izlenir diyorsam sinemada izlenir. ha burada kimliğimide açık etmiş oluyorum ama olsun herkes biliyor zaten.anti-kapitalizmden modernizmden post modernizmden laf açmayın delirtmeyin beni.
gidin başka topic asçın orada birbirinizi manipule edin. benide bunları okumak zorunda bırakmayın..
???
dopey wrote:
şimdi arkadaşlar benimnen polemiğe girmeyin eğer sinema sinemada izlenir diyorsam sinemada izlenir. ha burada kimliğimide açık etmiş oluyorum ama olsun herkes biliyor zaten.anti-kapitalizmden modernizmden post modernizmden laf açmayın delirtmeyin beni.
gidin başka topic asçın orada birbirinizi manipule edin. benide bunları okumak zorunda bırakmayın..
aaaa... yoksa siz???
hay Allah senide güldürsün ving, ciddi kahkaha attım yukarıdakini okuyunca.
hakim bey isimli güzide şahsiyet, insanlık olarak "terra incognita" yani keşfedilmemiş toprak kavramının ortadan kalktığı ilk yüzyılı yaşamakta olduğumuzu söyler. bence printerson'un itiraz ettiği noktanın bir diğer çıkış noktası da budur. yani bilinmeyende, sistemin keşfedemediği yerde kümelenmek artık yepyeni tanımlamalarla açıklanabilecek bir yaklaşım. bu demektir ki yeni iletişim ortamlarındaki muhalefetin ontolojisi, daha önceki katı marksist anlayışın öngördüğü ahlaki kıstaslardan ve marksist muhalefetin ontolojisinden belirgin olarak ayrışır diye düşünmekteyim.
ayrıca burdan sayın yekta kurtcebe'ye selam eder, sinema işletmecileri derneği olarak daha önce anlaşılan miktarın havale yoluyla hesabına yatırıldığını belirtmek isterim :) lakin tartışmanın kopup geldiği noktadan acaba rahatsız mı oldular diye de sormadan edemeyeceğim?
dopey'in yazdigi her seyi oku ama yaptigi her seyi yapma... budur anafikri.
ben dopeyi atlayarak yazıyı öneren darxoulun düşüncelerini merak ettiğimi belirtmeliyim.
printerson wrote:
ben dopeyi atlayarak yazıyı öneren darxoulun düşüncelerini merak ettiğimi belirtmeliyim.
printerson'ın alıntıladığı kısımla ya da yazının bütünüyle bir görüş birliği içerisinde değilim aslında. yalnızca aynı soruya başka bir mecradan verilmiş bir yanıtı tartışmayı zenginleştireceği düşüncesiyle bağlantılandırmak istedim. öte yandan, printerson'ın alıntı üzerine söylediklerinde de katılmadığım noktalar var.
printerson diyor ki:
"Günümüz dünyasında geldiğimiz nokta üretim ilişkilerinin ne olduğu üzerine kurulu olmamalı diye düşünüyorum."
evet, kültürel hegemonya kuramlarını yararlı ve ilham verici buluyorum, ancak, üretim ilişkilerinin belirleyiciliklerini koruduğunu düşünüyorum. tabii ki bu tek yanlı bir belirleme ilişkisi değildir. klasik Marksist anlayıştaki alt yapı üst yapı ilişkisi ele alınacak olursa, burada karşılıklı bir ilişki olduğunu peşinen söylemek gerek. belirleyicilik ancak "son kertede"dir.
printerson diyor ki:
"Bunu başarırken öyle spesifik uzmanlıklar geliştirdi ki; tanımlanmış her alan içinde genelin göremeyeceği derecede derinlikler de bıraktı. Geneline baktığımızda yukarıdaki gibi eleştiriler geliştirmek mümkün ancak derinlemesine bir inceleme ya da eleştiride tam tersi; tanımlı alan içindeki sonsuz alanda (siber dünya olarak tanımlanabilir) kaybolma hakkı eleştirel dünya için saklı durmaktadır."
elbette "sistem"in derinlerinde yapılan bir araştırma kuramın genel hatlarıyla uyuşmuyorsa ya kuramı ya da yapılan araştırmanın sonuçlarının doğruluğunu kontrol etmek gerekir. ancak genel bir kuramsal çerçeveden uzaklaşmamak, yeni bulgularla bu kuramsal çerçeveyi değiştirmek güncel ve önemlidir. printerson'ın "kaybolma hakkı"nı o nedenle "olumlu" bir hak olarak değerlendiremiyorum.
rai'ye
evet rahatsız oluyorum neden : çünkü 750 kelimelik yazının içinden bir cümle seçiliyor ve tartışma başlıyor. hoş bu sizin tarzınız - hoşlanmadığımı belirtim o kadar.
**
printerson'a **
valla bi ara buluşalım beim üstümden nasıl atladığını görmek isterim.
**darxolu'a **
şaşırmayın lütfen ben forumun delisiyim admin ve diğer moderatörlerde raporlu olduğumdan dokunamıyorlar.. :)
yok darxoul üretim ilişkilerinin üzerinde durmamak gerekiyor derken, kapitalizmin kesin galibiyetini kabul ettiğim için söylüyorum. Şunu kast ediyorum biraz da; yani kapitalizmi sevmiyorum diye kapitalizmin sinema salonunu kullanmamalıyım gibi bir mantığa girersem, soluk alamaz hale gelirim.Mecburen devrim yapmam gerekir ancak benim derdim "onun yerini" almak değil. Çünkü beni sinirlendiren şey üretim biçimi ve adaletsiz gelir dağılımı değil. Üretim biçiminin yaşantımı "yönlendiriyor" olması benim sorunum. Ancak bu başka türlü bir ekonomik paylaşım ortamında da -ki kastım sosyalizmdir- yönlendirileceğimden emin olduğum için bunu bir sorun ya da isyan edilecek bir şey olarak görmüyorum. Bu yönlendirme (özgür seçimlerin olmadığı bir ortam) olduğu sürece bir takım "kaçak kültür"lerin oluşturulabileceğini söylemeye çalışıyorum. Modernizmin tüm alanı sınırlarına dahil etmiş olması da bu bakıma sistemin kendisine zarar veren bir şey. Nitekim modernizm (hem kapitalist hem sosyalist ekonomi için geçerli olmak üzere) her zaman bir ileri noktayı "vaad" ederek kendisini var etmeyi başarmış bir sistem.
Tüm alanlar dahil olunca, hackerlar(yani yazılım kırıcılar) ortaya çıktı. Yani aşırı uzmanlar, sistem içinde "kaçak kültür"leri yaratabiliyor. Sinema salonunun hackerı olur mu? Olur... 35 mm.nin oynatıcının oynatabileceği başka bir filmin icadı gibi düşünebiliriz ya da ne biliym Nuri Alço'nun yıldızlaşması olabilir... O tamamen "muhalif" olanın yaratıcılığına kalmış bir şey...
İş yerinde bu kadar oluyor, kusura bakmayın... Fırsat buldukça devam edicem...
You need to log in to post a reply.