Million Dollar Baby
21 replies · 257 views
Million Dollar Baby
bu mudur yani bu yıl oscar alan film. oysa güzel de başlamıştı, kaptırmıştık kendimizi. oyunculuk desen süper, mekan atmosfer süper, tam kaptırdık kendimizi derken haydaaa. ters köşe yaptı bu film beni, fena baydı.
Ben zaten hem yönetmen hem de oyuncu olarak Clint'i pek beğenirim.
Adamda Amerikalıların genelinde pek görülmeyen ince bir melodram anlayışı var.
Morgan (çok samimiyizdir, bizim Morgan canım) desen zaten sanki Shawshank'teki rolüne dönmüş gibiydi, Hillary Swank'i ben Boys Don't Cry'da da (ki film güzel değildi ama o çok iyi oynamıştı) beğendim, burada da döktürmüş. Kendisi güzel bir hatun değil ama yüzü çok ifadeli. Yalnız bu white trash oynayarak aldığı ikinci oscar, kadıncağızı hep aynı role koymasalar bari.
Senaryo çok güzeldi, ring çekimleri çok güzeldi, Clint'in o hiç yapay durmayan incelikli küçük diyalog sahneleri -ki adam bu konuda beni tam 12'den vuruyor- çok güzeldi, ayrıca filmin ışıklandırması gayet hoş olmuştu.
Burada filmin konusunda açık veriyorum, izlememiş olan ve bu tip şeylere takıntılı olanlar okumasın:)
Tam aksine film bana göre de sonlara doğru daha bir güzelleşti. O kız o kaşar karıyı dövüp ünvanı alsaydı biraz kendinden kaybedecek (yine güzel ancak bildiğimiz Amerikan rüyası olacak) ve esnetecekti, bu haliyle çok trajik, çok acımasız ve çok dokunaklı olmuş.
Şimdi kıyaslama olması açısından bana göre Clint'in izlediğim diğer filmleri arasında (tabii ki yönettillerini kast ediyorum)
Unforgiven (bence bu bir başyapıt, aranızdan izlememiş olan varsa hemen görsün)
Bridges of the Madison County
Million Dollar Baby
Midnight in the Garden of Good and Evil
A Perfect World
diye gider
Space Cowboys filmini bunların dışında tutuyorum zira izlerken uyuyakaldığım filmlerden biridir, pek baymıştı.
şimdi bu filmin bir de ilginç öyküsü var..eastwood filmin çekimini gerçekleştirebilmek için büyük çabalar sarf etmek zorunda kalmış...ilk zamanlar film şirketleri filme maddi açıdan kaynak olmak istememişler...
yüzlerce filmde oynayan,yönettiği bütün filmleri ses getiren bir yönetmen/oyuncu/efsane bile bir yapıt ortaya koyabilmek için çile çekiyor durumuna düştüyse vah başımıza gelenler diyorum...
dikkat...bundan sonrası spoiler içerir
benim için filmi değerli kılan unsurların başında freeman-eastwood diyalogları geliyor.çok hoş,duygu yoğunluğu yüksek konuşmalardı...hastahanedeki dil ısırma sahnesinden çok etkilendim...orada çok az yönetmenin gerçekleştirebileceği çok temiz çıkarılmış bir iş var...
benim için de unforgiven halen en iyisi...
burası madem ki unforgiven destek hattı oldu, ben de bu desteğe katılıyor ve unforgiven diyorum...
Kusura bakmayın; yine saadet zincirine çomak sokacağım.
Aşağıya sinemafanatik'ten Cronos'un eleştirisini aktarıyorum. Söylediklerinde katıldığım pek çok nokta var.
Filmin cok abartildigini dusundugumu 1.5 ay civari once soylemistim, olay Oscar kazanan filmi kucumsemeye calismak gibi gozukmesin. Biraz uzun bir yazi olacak, cunku en azindan begenenlere saygi geregi nedenleri siralamam gerek.
Bir film fantastik de olsa, korku da olsa inandiriciligini kaybetmemeli, bir sonuca ulasmak adina hicbir kural tanimadan caninin istedigini yapip tum kurallari yerle bir etmemeli. Esnetmeler her filmde olur, ama cizgiyi asinca gercekten inandiriciligini kaybediyor, bunu kaybettigi zaman anlatmak istedigi seyler cok ucuzlasiyor. Bu cizgi nerde derseniz ancak kendim icin soyleyebilirim, o da asagidaki yazinin sonunda belirecektir.
****IZLEMEYEN OKUMASIN*****
Filmlerde ufak tefek seylere kafayi takan biri hic degilim ama bu filmdeki seyler gercekten takilmayacak gibi degil. Cunku bu filmin inandiriciligi TESTERE (SAW) ile yarisir.
Iste nedenleri...
-Eastwood, Swank'i bir kere bile Blue Bear'in pis oyunlari hakkinda uyarmiyor. Freeman'in anlattigina gore, herkes bu numaralari biliyor, her macta yapiyor. Ama 40-50 yildir boks dunyasinin icindeki Eastwood bunlari bilmiyor, bir kere bile uyarmiyor... (Peki unuttu. )
-Eastwood kirik burnu tam olarak 2 saniye icinde yerine takiyor. (Olabilir, mumkun. )
-Swank yerine takilan burunla rakibini tam olarak 15 saniye icinde nakavt ediyor. Clint'in deyimiyle sadece 20 saniye suresi var, yoksa burun patlayacak... (Peki.)
-Bugunun dunyasinda 31 yasina kadar boks ringine adim bile atmamis, daha gard almayi bile bilmeyen
bir insan sadece 18 ay icinde dunya sampiyonlugu macina cikiyor. (bu da tamam....)
-Bu kisi sampiyonluk macina kadar tek bir mac dahi kaybetmiyor. (aslinda onu da kaybetmiyor!). Bu ozelligi ile profosyonel hayatinda tek bir mac bile kaybetmeden sampiyonluk kazanan dunya yuzundeki tek boksor olabilmesi mumkun (filmdir olur....)
-Blue Bear'in her macinda boyle pis numaralara basvuran bir boksor oldugu bilindigi halde, hakem en ufak dikkat bile gostermiyor, hem de bu SAMPIYONLUK maci olmasina ragmen. Hicbirseyi gormuyor, gordugu zaman, 'boyle seyler yapma evladim" tarzi nasihatla gecistiriyor. (burda bahsettigim ufak tefek her macta olan seyler degil, her boks macinda zil caldiktan sonraki 1-2 saniyede birkac yumruk atilir, veya sarilmalar esnasinda ucuz numaralar yapilir. Bahsettigim seyleri biliyorsunuz, zilden 5-10 saniye sonra atilan yumruklardan, rakip yerdeyken amerikan guresi tarzi atilan yumruklardan bahsediyorum. ) Mike Tyson'in her mac kulak koparmasina ragmen, hakemin hic ilgilenmemesi veya gorunce "fazla buyuk parca alma" seklinde gecistirmesi gibi sanki...
-70 yasinin uzerindeki eski bir boksor olan Freeman (bir kere bile antreman yaptigini gormememize ragmen) en cok gelecek vadeden boksorlerden birini tek yumrukta nakavt ediyor. (peki)
- Swank koca ringde kafasini sandalyeye carpiyor. Aslinda bunu normal bir filmde hic soylemezdim, en kolay inanabilecegim sey. Filmlerde boyle seyler olur, kabul ederim. Ama yukardakilerin uzerine gelince insani cok zorluyor.
-Freeman'in anlatiminda soyledigi gibi her macta boyle seylere basvuran bir boksor, caninin istedigi herseyi yaparak sampiyonluk macina kadar geliyor, hicbir ceza almiyor. Daha da guzeli Blue Bear son maci da kazaniyor. (kazaniyor diyorum, cunku Eastwood iki defa acikca Swank'in kaybettigini vurguluyor. Birincisi, annesi ilk hastaneye geldiginde soyluyor, ikincisi Clint, hastanede maci kazanmadigi icin takma adinin anlamini soylemem diyor). Biz de sampiyon olmanin yolunu ogrenmis oluyoruz. Rakibi nakavt et de nasil edersen et, istersen sortunun icine bicak sakla, istersen kafada sandalye kir. Masa hakemi, video goruntusu gibi seylerin hepsi laf. (Film bu..)
-Swank sampiyonluk macindan once superstar oluyor, ama hala takma adinin ne oldugunu bilmiyor? Gazetenin, televizyonun, internetin, muhabirlerin vs.nin olmadigi fantastik bir dunya burasi! (Artik dayanma gucum kalmiyor. )
-Yine Freeman'in anlattigina gore Swank bu duruma dustukten sonra, Eastwood Amerika'daki butun hastaneleri ve saglik merkezlerini tek tek ariyor, bir tedavi sansi var mi diye soruyor. Cok miktarda paralari oldugunu da biliyoruz, Swank'in Amerika'nin en iyi saglik merkezlerinden birinde kaldigi belli. Buna ragmen, Eastwood gizlice.... pardon duzeltiyorum, gizlice bile degil, elini kolunu sallaya sallaya Swank'in odasina girip isi bitiriyor... Gercekten paranin hakkini veren bir hastane degil mi?
Simdi bunlar uc olur, bes olur, kabul ederiz, cunku her filmde belli bir dereceye kadar olur. Ama bunlar bir turlu bitmek bilmiyorlar.
****
Tum bunlari bir de karakter ozellikleri ile birlestirelim. Swank dunyanin en saf ve temiz kizi. Hayatinda karincayi bile incitmemis, en ufak bir kotu yani yok. Nefes almasinin yanlis olmasi disinda boks konusunda hicbir yanlisi da yok. Film boyunca, yillarin kurdu Eastwood acaba "fazla kendine guvenme, rakibi kucumseme, her zaman tetikte ol, arkani kolla" diye kucuk bir uyari yapar mi diye bekliyoruz ama ona da ihtiyaci yok. Buna da peki.
Ya o ailesindeki abartmalara ne demeli. Disneyland'da bir hafta tatil yapip hastaneye gelen anne ve kardesler, ev olaylari vs. vs. Dunyanin en iyi insani olan Swank, ayni zamanda dunyanin en kotu ailesine sahip. Bu da peki.. Swank ayni zamanda dunyanin en kotu ve acimasiz rakibine de sahip. (Rakibin Dogu Almanya'dan olduguna dikkat edelim, Amerika'li olmamali yoksa bir sekilde Swank ile baglanti kurabiliriz. )
Bu filmin kendi yarattigi karakterlere zerre kadar guveni yok. Basindan beri tek bir amaci var. Ne kadar ucuz numara varsa kullanarak seyirciyi manipule edip aglatmak. Filmi Freeman'in anlatmasi bile bu manipulasyonun parcasi. Freeman, bugun gidip Gigli'ye anlatim yapsa, sadece o sebepten filmin IMDB puani herhalde yaklasik 3 puan kadar yukselir. IMDB tum zamanlar listesinde 3 numaradaki film oraya bosuna oturmadi. Hepimiz filmde Andy Dufresne ne zaman cikacak diye bekliyoruz. Son derece gereksiz ve ucuz bir numara.
Peki Danger karakteri neden var? Filme ne katkisi var, "comic relief" boyle mi saglanir? Katkisi su: Shawshank'i hala izlememis bir kesim varsa, o kesime de bir doz "Forrest Gump" verelim, ordan Freeman'in son derece anlamsiz nakavt sahnesi ile duygulara oynayalim.
***
Boks konusundaki sacmaliklar bir yana, bu film yaklasik 120 dakika (yani standart bir filmden daha fazla) saf bir boks filmi olarak ilerliyor. Peki Swank'in "nefes almasinin yanlis" oldugu disinda bize boks hakkinda ne ogretiyor? Hicbirsey. Bu konuda sayisiz muthis film varken, ne fiziksel ne de psikolojik yonden hicbirsey. Turun agir toplarini bir kenara birakiyorum, Rocky III bile boks hakkinda seyirciye daha fazla sey vermistir, ve bunu soylemek aci olsa bile Rocky III bile bu filmden cok daha inandiricidir.
***
Bunlarin hepsini ustuste koydugunuz zaman bu cok zayif bir yonetmenlik anlayisi. Bir yonetmen her zaman neyin kabul edilebilir sinirlarda oldugunun farkinda olmali. Iyi ve kotunun mucadelesi boyle yansitilmaz. Fantastik filmlerde bile belli kurallar vardir. Ornegin LOTR cekerken, Hero'daki gibi ucan bir Aragorn koyamazsiniz. Distan bakinca film mantiksiz bile olsa, kendi yarattigi kurallarla celismemelidir. Ayni sekilde boks hakkinda (veya 120 dakikalik bir bolum diyeyim) bir film yapiyorsaniz, ufak tefek esnetmeler mutlaka olacaktir, ama bu kadar ileri gidip herseyi kendi kafaniza gore yeniden yaratamazsiniz.
***
Diyeceksiniz ki, boksa fazla takma, bu film boks hakkinda degil. Farkindayim tabii, son olarak o konuya da degineyim.
Otenazi savunucusu bir film varsa o da bu filmin ta kendisi. Eastwood Swank'in yasama baglanmasi icin hicbir sebep birakmiyor. Ne onu seven bir ailesi ne de en ufak tutunacak bir dali var. Bu sene ayni konudaki diger filmin aksine seyirci olarak ikilemde kalacak hicbirsey yok. Blue Bear'in diskalifiye oldugunu veya konunun gorusuldugunu bile soylemiyor Eastwood. Yukarida soyledigim gibi iki kez Swank'in kaybettigini vurguluyor. O duruma dustukten sonra Blue Bear'in maci kazanip kazanmadigi onemli mi? Evet onemli tabii. O durumdaki bir insanin hayata baglanmasi icin en ufak umut, en ufak pozitif sey onemli. Ama Clint tutunacak hicbir dali olmasin diye onu bile ortadan kaldiriyor.
Bazi elestirmenlerin iddiasi gibi film ture yeni bir acilim ise hic getirmiyor. Ornegin eger Swank sampiyonluk macinda kendini kaybedip ayni hareketi Blue Bear'a yapsa ve onu felcli duruma dusurse, iste o zaman filmde yeni birseyler olurdu. Bundan sonra Swank'in sucluluk duygusunu gorur, bununla nasil basetmeye calistigini izlerdik.
Bir film huzunlendirip aglatabilir, orda yatan bir insan var, duygularla oynamak kolay. Her aglatan film iyi midir, hic sanmiyorum. Reha Muhtar en iyi haber spikeri midir? zannetmiyorum.
Hitchcock bazi gerilim filmleri icin "buzdolabi filmi" tabirini kullanmisti. Sinemada bir gerilimi izleriz, iyi kotu begeniriz, aksam eve donup yatmadan once buzdolabini acip birseyler atistirma esnasinda, filmdeki sacmaliklar birer birer akla gelmeye baslar. Sonra film kopar. Ornek yine, TESTERE. (gerci onun icin eve donmeye gerek yok, sinema bufesine kadar gitmek yeterli ). Bu yuzden Hitchcock'un tabirini biraz esnetip bu filme "milyon dolarlik bir buzdolabi filmi" demek yanlis olmaz.
Sinemayi seven biri olarak Eastwood'u sevmemem mumkun degil. Hatta Perfect World'un 90'larda hakettigi yere gelememis bir film oldugunu dusunurum. Ama bu film icin maalesef dusunduklerim aynen boyle. Sadece biraz daha ozen beklemistim, fazla birsey degil. Ama belki de ucuncu sinif TV dizilerinden baska birsey yazmayan Paul Higgis'in senaryosundan bunu bile beklemek yanlisti.
Son olarak: 1 milyon dolara cekilen, amator yonetmeni ve amator oyunculari ile TESTERE elestirmenler tarafindan bu kadar elestirilirken (ki onemli kismina katiliyorum), tum imkanlarina ve ust sinif ekibine ragmen en az onun kadar mantiksizlik barindiran Million Dollar Baby'nin ayni elestirmenler tarafindan yere gore sigdirilamamasi son derece manidar.
Dipnot: Bir film, turlu kliseler ve inanilmasi mumkun olmayan olaylar zinciri seklinde ilerleyip, sig anlatimiyla seyirciyi aglatmak icin her turlu ucuz manipulasyona basvuruyorsa bu onun "minimalist" bir film oldugunu gostermez. Onun, kliseler ve inanilmasi mumkun olmayan olaylar zinciri seklinde ilerleyip, sig anlatimiyla seyirciyi aglatmak icin her turlu manipulasyona basvuran bir film oldugunu gosterir.
http://www.sinemafanatik.com/yabbse/index.php?board=2;action=display;threadid=8887;start=30
ben de sinemafanatikte camelboyun iki mesaj sonra verdiği cevaba katılıyorum. filmin kendi dünyası ile gerçek dünyayı birbirine karıştırmak doğru değil. şahsen bokstan hiç anlamadığım için sözü edilen hataların biri bile dikkatimi çekmedi. şimdi okuduktan sonra da beni rahatsız etmediğine, film hakkındaki düşüncelerimi değiştirmediğine göre "buzdolabı filmi" sınıfına dahil edemeyeceğiz.
freemanın yumruğunu başka filmlere bağlamak da ilginç. bir kere senaryonun ilk taslaktan çekildiğini duymuştum. freeman yumruk atsın diye filmin önemli bir bölümüyle oynamış olmaları gerekirdi. zaten o sıska çocuğun işlevi de bununla sınırlı değil. burada swankin karakter özelliklerini ortaya çıkarabilmek, boksör olmak isteyen bir kişi olarak portresini çizebilmek için o elemana ihtiyaç var. başta eastwooda kazık atan diğer boksör de öyle. yoksa asıl o zaman havada kalırdı bazı şeyler.
bir filmi yalnızca senaryosuyla, onu da geçtik yalnızca bazı zor görünür mantık hatalarına bakarak değerlendirmek doğru değil. film kendi dünyasını kurmakta, atmosferini yaratmakta ve sonuna kadar götürmekte çok başarılı. eastwoodun hastaneye girişinin mantıklı bir açıklaması bulunabilirdi. swankin dünya kadar parası vardı, hastabakıcıya yedirmiştir örneğin. oysa araya böyle bir olay sıkıştırmak filme daha çok zarar verirdi. olaylardan çok duygular ve durumlarla ilgili bir film bu. hastaneye fiziksel olarak nasıl girdiği değil, böyle bir şeyi yapmaya nasıl ikna olduğu önemli film için. bu sahneden aptal olduğumuz, mantık hatasını akıl edemediğimiz için değil o konuyla ilgilenmediğimiz için etkileniyoruz. yoksa zaten bütün filmler yalan söyler.
yine filmin oay örgüsünü açık ediyorum bilginize
Ben böyle mantık hataları sayılmaya kalkışsa zaten kurtulacak film azdır.
Adı var kendi yok Cronos kendini güzel ifade etmiş, ama ben bu tarz bir izleyici değilim, film hakkında düşünürken bu yöne girmem hiç, bu sebepten öyle okudum ve bana fazla ulaşmadı.
Bir üstteki mesajda belirtildiği gibi ben adamın, ki kendisi dindar bir katolik, nasıl ötenazi yapmaya karar vermesi ve en sonunda gidip bunu yapması düşündürdü beni. Adam "eternal damnation"ı göze alıyor, o kadar sevdi (mi yoksa geçmişten gelen taşıyıp durduğu bütün bagajların üzerine birde bunu taşıyamacaktı, kendi suçluluğunu kendi elleriyle cezalandırmak mı istedi, daha gider tabi bu konu) yada kendiside dövüşçü bir insan olarak kızın o haline o kadar mı acıdı? Çok düşünülecek şey vardı orada.
Clint kesinlikle bir melodram adamı. Bende melodrama bayılan bir izleyici olarak çoğu filmi hoşuma gider, zira adam zarif yapıyor olayı. Örneğin Maggie'nin arabanın camından köpeği seven kıza baktığı sahne, orada kızın ona el sallaması ve içten gülümsemesi beni yaşlara gark etti, sonra Morgan ile Clint'in çorap delikleri üzerindeki diyalogları, veya kızın ve Clint'in yumruk torbası üzerine yaptıkları sohbet.
Mesela kızın lokantadaki yemek artıklarını yemesi, örneğin Ron Howard veya Wong Jing gibi bir yönetmenin elinde ağlama düğmesi kıvamında sunulabilirdi ama Clint öyle yapmıyor. Bu tip durumlara karşı son derece savunmasız olan benim gibi bir melodram izleyicisinin hoşuna gidiyor tabi bu durum.
Bu arada bu filmi aslında Sandra Bullock'un yapmak istediğini ancak bir türlü gerekli destekleri, istediği kişileri toplayamadığını okumuştum, ay düşünebiliyor musunuz Hillary'nin yerine Sandra'nın oynadığını Maggie rolünde? Tüylerim diken diken oluyor. Yani demem o ki bu filmdeki oyunculukta, özellikle ilk üç için birinci sınıf, bana göre.
ha filmde beni rahatsız eden şeyler olmadı mı? Oldu tabi daha dakika birgol bir en birinci sahnede mavi ceket ve şapkalı ekstra kameradan sonra yürümeye başladı, sonra birde su ve buz hikayesi var (çıban başı gibi durmuştu o güzelim diyalogların arasında)
delik çorap muhabbetine, miyagi edasında esen morgan freeman'a, huysuz clint'e ve benzeri şeylere eyvallah. bunlar bizim de kalbimizi çaldı elbet.
ama yok ben gelemiyorum böyle kötünün abartılı kötü olduğu ve hatta bokunun çıkarıldığı (zenci boksör, swank'ın ailesi) filmlere. ki dahası boks ve ötenazi bölümleri olarak film bıçakla kesilmiş gibi ikiye ayrılıyor sanki. bu da benim filmden kopmama, onu bir daha yakalayamama, dolayısıyla da nefret etmeme neden oluyor. ters köşeye yatmış bi kaleci gibi hissediyorum, yediğim gol iyi olsa içim yanmaz. biraz kolay olacak ama örnek vermek gerekirse boks kısımları flashback olsaymış bu kadar kötü konuşmazmışım film hakkında.
filmlerde senaryo hatası avcılığı yapmak benim için pek doğru bir şey değil.
filmin basit tricklerle de olsa kendi dünyasını kurması ve fundementalizm semptomları gösteren amerikan toplumuna inançlı bir katolik tarafından demagojik bir hikayeyle de olsa rasyonalite çağrısı yapması bence önemli noktalar. diğer yandan bunu bile "çok kötü" ve "çok iyi" den ibaret irrasyonel bir anlam haritası üzerinde gerçekleştirmesi hayal kırıklığı yaratıyor.
bir dakika, bu bağlamda Clint çok iyi mi yoksa çok kötü mü oluyor sence Rai? (veya bu soruyu Morgan ve Hillary içinde sorabiliriz)
Hayır bunu filmin iyi ve kötü ayrımının yukarıdaki mesajlarda belirtilen boyutta olmadığını düşünüyorum da ondan soruyorum.
"irrasyonel anlam haritası" süper bir laf ve hakikaten "çok iyi" veya "çok kötü" kavramları için cuk oturmuş - ben kendi adıma bu tarz anlatımları severim ama hakikaten bunun irrasyonel olduğunu düşünürüm. Çok güzel ifade etmişsin ellerine sağlık.
hatalar olarak öne sürülen tüm açıklamaların cevabını rahatlıkla verebilirm.aynı meseleyi saw üzerinde de konuşmuştuk.sinemaya bu pencereden bakılmaz.izlenen filmi böyle cımbız hareketleriyle iğdiş eden insanlardan hiç haz etmiyorum.çünkü onların yaptığı kurgu,senaryo hataları bulmak değil.perdede kendi hayal dünyalarında kurdukları,zihinlerinde çektikleri filmin bire birini izlemek istiyorlar.ve bunları bulamayınca da isyan ediyorlar.iyi de her film sana her şeyi en ayrıntısına kadar göstermek seni ikna etmek zorunda değil ki?
bu arada bu filme minimalist diyen varsa onun ensesine de şaplak atmak istiyorum.yazmasam ölürdüm...
eliza bennet wrote:
bir dakika, bu bağlamda Clint çok iyi mi yoksa çok kötü mü oluyor sence Rai? (veya bu soruyu Morgan ve Hillary içinde sorabiliriz)
Hayır bunu filmin iyi ve kötü ayrımının yukarıdaki mesajlarda belirtilen boyutta olmadığını düşünüyorum da ondan soruyorum.
film bizi clint'in yaptığının "çok iyi" bir şey olduğunu sorgusuz sualsiz kabul etmemizi sağlayacak bir noktaya sürekli "çok kötü"yü (çok kötü hayat, çok kötü rakip, çok kötü aile, çok kötü sakatlık, olası bir çok kötü gelecek, vs...) vurgulayarak getiriyor. bu bence de rahatsız edici. yani "politically correct" olmak için kasmış da kasmış senaryo.
ama genel olarak ben filmin içinde yakaladığım ancak ifade etmekte zorlandığım bir kaç küçük noktadan dolayı filmi beğendim. özellikle püriten bir toplum olan amerika'nın muhafazakar bir yönetmeninin böyle bir hikayeyi işleyiş tarzı benim için önemli ve dikkate değer. bu filmin anlatmaya çalıştığı hikaye daha önce böyle bir ağızdan hiç anlatılmamış. işte ben bu yüzden clint'in bu hikayeyi nasıl anlattığı ile çok ama çok ilgilenmekteyim.
"rai wrote:
film bizi clint'in yaptığının "çok iyi" bir şey olduğunu sorgusuz sualsiz kabul etmemizi sağlayacak bir noktaya sürekli "çok kötü"yü (çok kötü hayat, çok kötü rakip, çok kötü aile, çok kötü sakatlık, olası bir çok kötü gelecek, vs...) vurgulayarak getiriyor. bu bence de rahatsız edici. yani "politically correct" olmak için kasmış da kasmış senaryo
Sonunda yapılan işin "çok iyi" olduğunu savunduğunu düşünmüyorum filmin, ancak sen böyle yazınca evet, karşısında duranların çok kötü olduğunu farkettim şimdi, ama öte yandan bakarsan onu çok seven ve kendisine inan, yanında olup destek olan iki insan vardı, emeklerinin karşılığını görüyordu, bunlar hayatını çok kötü olmaktan çıkarmıştı öyle değil mi?
Bu arada ben hep karakterlerin "çok iyi" veya "çok kötü" olduğunu düşündüğünüz şeklinde algıladım sanki miskinadamın mesajından, mille pardon.
You need to log in to post a reply.