adamı sinefil yapan filmler
21 replies · 340 views
adamı sinefil yapan filmler
benzer bir başlık daha önce var mıydı bilmiyorum ama ne zamandır açmak istiyordum. dün sideways'i izleyince yine aklıma geldi. hatırlarsanız orada şarap üzerine benzer bir konuşma vardı.
soru şu: sinemaya ilk ne zaman aşık oldunuz? sizin için bir milat niteliğinde bir film var mı? örneğin bunuel, fritz lang'dan der müde tod'u izledikten sonra sinemayla uğraşmaya karar vermiş. bütün bir film olmak zorunda da değil tek bir kare bile olabilir. iyi bir film olmak zorunda da değil ayrıca, belki de çocukluğunuzda izlediğiniz kötü bir karate filminde bir şey çekmiştir sizi sinemaya.
ben kendi adıma düşündüm ama böyle milat niteliğinde tek bir film bulamadığım için şimdilik pas geçiyorum. ama adamı sinefil yapan, "işte bu" dediğim birçok an sayabilirim daha sonra. o muhabbetin sonu olmayacağından milat sayılacak filmlerle başlayalım dedim önce.
seven dersem doğru olur sanıyorum. net değilim...
Ben biraz kafayı zorladım ama maalesef kasttetiğin gibi bir 'milat' film aklıma gelmiyor. Arkadaşlarınkileri okudukça hafızalar canlanır belki :)
kendi halinde iyi bir sinefil babanın oğlu olarak sinefillik başlangıcım kütüphanenin en üstünde buluna betamax kasetleri videoya koyup play tuşuna basmayı öğrendiğimde başladı...
o zamanlardan en belirgin anım türkçe altyazısı olmayan star wars kasetleri, babamın savaş filmleri koleksiyonundan orjinali ingilizce olmasına rağmen almanca kopyasından dolayı en azından 10 kere almanca izlediğim wild geese filmi ama tabi ki en önemlisi sanırım altı yaşında izlediğim back to the future filmi...
yani sinefilliğim sinema salonlarından değil betamax kasetlerden gelir...
bu vesileyle sinemayla ilişkim üzerinde üç beş kelime etmek isterim :)
efenim bendeniz, evde kendisi yokken televizyon seyretmeyi yasaklamış bir babanın kızıyım öncelikle, bir de bazı çizgi filmlerin yasaklanması hadisesi vardır bana ki bunları ilk kez ve son kez sizinle paylaşıyorum -ah ne exclusive değil mi, eh eh- neyse işte, o dönemler tül perdenin arkasından karşı evlerdeki he-man'i seyretmeye çalışıyordum.
neyse gel zaman git zaman lisedeyken bir arkadaşımın kışkırtmasıyla sinemaya gitmeye başladım ben ilk gittiğimiz film eşkıyaydı, sonra romeo ve juliete filan gittik bi şeyler yaptık işte amma velakin bende hala sinema aşkı falan uyanmış değildi ki üniversiteye radyoculuk öğrenmek üzere gittim Allahtan eğitim sistemimizin bazı dangalaklıkları işe yarıyor da radyoyu, televizyonu ve sinemayı aynı bölüme dayamışlar ben de nasiplenmiş oldum böylece
seçil bükerden dersler almaya yani sinemayı tanımaya başlamadan önce bir gün, bir hocanın üst sınıflara güzel bir film göstereceğini duydum. sinema salonuna gittim, vhs'den bir film seyrediyorlardı, başını kaçırdığım bu film, kurosawa'nın dreams'i idi. o zaman bi tuhaf oldum işte. bir şeyler yapılacaksa böyle yapılmalı duygusu uyandı bende.
sonra arkası çorap söküğü gibi geldi, dur hele şu işin başına gidelim dedikçe, yeni dalgalar çıktı, dışavurumlar çıktı, fritz langlar gördük, bunueller gördük, antonioniler gördük (BLOW UP) hitchcock'lar gördük (Arka Pencere) Das Cabinette Des Dr. Caligari hala hastası olduğum filmdir mesela....
benim çocukluğum da yazlık sinemalar vardı.Köprübaşının migros tarafından girildiği kısımdaydılar.işte o sinemalarda bilindik türk filmleriyle başlar maceram.ama o filmler hakkında kafamda ne kaldı?..
İlk olarak kapalı bir alana film seyretmek için girişimi ise eskişehir yeni sineması diye hatırlıyorum şimdi şimdi.Bruce lee'nin dayanılmaz karate filmleri oynardı,araya bi de erotik yapımlar atılırdı.İnanırmısınız sinema tıklım tıklımdı ve ortalama yaş düzeyi de 12'yi biraz geçkindi.ilk kadın ve erkek organını beyaz perdede görmem de o yıllara rastlar.Okulu kırıp kendini salonda bulan şimdiki çoluk çocuk sahibi guruhtanım ben de.Sonra yeni sinemamız dügün salonu oldu gel zaman git zaman.hatırlıyorum da en az 6 normal,4 tane de sex sineması vardı ben çocukken eskişehir de.
Kılıçoğlu sinemasının o büyülü lobisine ilk indiğim gün daha dün gibi aklımdadır.Birer tane gazoz alıp babamla oturmuştuk koltuğa.onunla ne zaman dışarı çıksak ya beyin yedirirdi bana,ya da sinemaya götürürdü..Panik diye bi film kalmış aklımda.Dev gibi örümcekler ortalığı istila ediyor,arkasından beyzbol stadına girerek insanların ..mına koyuyorlardı,tabi benimde yıllarca içimden çıkmayacak korkularıyla,keşke hiç seyretmeseydim o filmi.arkasından ikinci film olarak konvoy oynuyoru.Bir sürü tır,amerikanın yollarında havalarıyla toz atıyorlardı.işte o zaman da benim bigün MAC'im olacak mı acaba diye içime kurt düşmüştü.yıllarca kurdeşen döktüm,onlar yüzünden.aradan belki bir kaç yıl geçmişti ve ilk Star Wars gösterime girmişti yine bu mabette.benim filmi nasıl bir ruh haliyle izlediğimi hayal edemezsiniz bile.Çocukluğumun en tırsıtıcı kahramanıyla tanışmıştım kılıçoğlunda.DARTH VADER.işte sanırım bu kahramanla yollarımız 1979'tan 2005 yılına kadar olan zaman da bazen efendi köle ,bazen dost düşman,bazen de bilinç ve bilinç altı olarak çeşitli hallere büründü.ve gelecek ay da yollarımız ayrılacak.ben 26 yıllık ilk sinema kahramanımdan ayrılacağım.beni etkileyen,ama derinden vuran bu kahramanla..
video döneminin sonlarına yetişmiş biri olarak( şehrin bir çok yerinde şimdi ki gibi vcd ciler yerine vhs ciler vardır,yani aslında pek bir fark yoktur)hatırladığım şudur ki:gri beta çalarda izlediğim filmlerin bir çoğu adi adi amerikan savaş,ninja yada korku filmiydi.özellikle bir ara ninja filmleri patlaması vardı,mancika,ninja yıldızı vb terimler bir çok akranımın da ağzındaydı.ki sıdıka dizisindeki samim gibi bu yola baş koyup kendi mancıkasını yapıp mahallede artistik taslayanlar bile vardı neyse ayrı bir konu şimdi bu mahalle olayları.izmir de balcova da yayla sineması vardı,hatta bir akşamda 2 film gibi süper bir uygulama yıllarca devam etti:))neyse nostaljiden bende nasibimi almak istiyorum,efendim minderler vardı,şişede özellikle gazoz ve cola vardı,dibine kadar saatlerce çekirdek vardı,hatta filmden sonra dilin ortası yara olurdu,yılan gibi 2 ye bölünürdü herkesin dili çekirdek yemekten,4 saat oturmana rağmen adi tahta sandalyeler vardı.yayla sinemasına yakın şu an otopark olan bir de açık göztepe sineması vardı.efendim bu sinemanın dibindeki bina çok harika bir eski binadır.küçükkene filmlerden çok hemen sinemanın dibinde solundaki bu binaya ve içerdeki insanlara bakardım.eski olduğu için çok etkileyiciydi pencereleri falan.şimdi yine böyle açık hava sineması ortamında cat people filmini izlemiştim,yada adı böyle bi şey işte ünlü bir film sonradan öğrendim,benim dibim düşünce ve korkmaktan zevk alınca zaten sinemayı küçük yaştan takibe başladım.sonra o takip bu takip derken aaa bi bakmışım büyümüşüm.bu da ayrı mevzu tabe.cat people dan önce de boz ayı hakkında bir film vardı.ormandaki koca bir ayıyı vuran avcılar mı neydi çok az hatırlıorum.açık hava sinemalarının güzel yanı filmden sıkılınca yıldızlara bakabilmenizdir.evet bu da böyle.ok bitti.
finito.
Benim izlediğimi adam gibi hatırladığım filmler TRT'de verilen siyah beyaz Türk filmleridir - ama hangisi konusu ne hiç bir fikrim yok, yalnız annemin bir Cumartesi öğleden sonrası televizyon izlerken dönüp bana baktığını ve flmdeki Filiz Akın'ın hisli sahnelerinden birine sicim gibi yaşlarla ağladığım için epey saşırdığını, içlendiğini ve onunda ağlamaya başladığını anımsıyorum (tabi ben daha o zamanlardan kitap, film şarkı herşeye ağlardım)
Neyse bizede evde saat 20:00 itibariyle uyumak zorunda olduğumuzdan bütün güzel TV olaylarını, filmleri filan kaçırırdık. Ancak birgün çok çok ufakken Hitchcock'un "Kuşlar" filminin televizyonda gösterileceği ve kesinlikle çocuklara izletilmemesi gerektiğini öğrendim. Tabi gece uyumadan bekledim ve film başlama jingle'ını duyar duymaz salon kapısını açıp babamın koltuğunun arkasına gidip - annem ve babam filme dalmışken- bende izlemeye başladım, ama tabi uyuyakalmışım orada.
Sinemada gördüğüm ilk film ise başrolünü Jean Paul Belmondo'nun oynadığı Profesyonel filmiydi - yurtta kalan ablalarla gitmiştik çok ufaktık o zaman ama hala aklımdadır.
Ama hala bir milat filmi aklıma gelmiyor :(
benim hikayem de herkesin hikayesiyle ortak gigi. aynen ving ve kafakoparan gibi beta video ile başladı. benim çocukluk milatlarım sphagetti vesrenler ve fantastik amerikan filmleri oluşturuyordu. ne süperman'İ eksik kaldı ne süperboy ne de süpergirl/ hatta ilkokul müsameremi ekiyordum bu yüzden, annem sürükleyerek götürdü beni. sonra ilkokul 2 mi 3 mü bilemeyeceğim. ve aynene sermest gibi Back to the future 2yi izledim. sinema da çok iyi geldi. ilk sinemaya gidişimdi ve tek gitmiştim. şu an açık olmayan erenköy atlantik sinemasında idi film şimdi yerinde koca bir max factor binası var. ve artık her hafta sonu sinemaya gidiyordum. genellikle sabah seansı/ ondan sonra lise son da dershaneyi kırıp A clockwork orange filmde hafif filmlerden ağır filmlere geçiş. sonrada istanbu film festivali herhalde bir 9 senedir kaçırmadım. gitmeye devam ediyorum. 16. festival ile girdik festivalin büyüsüne. hala da o büyünün içerisindeyiz.
kafakoparan wrote:
.cat people dan önce de boz ayı hakkında bir film vardı.ormandaki koca bir ayıyı vuran avcılar mı neydi çok az hatırlıorum.
sanırım o film bu film http://www.imdb.com/title/tt0095800/
izleme adına manyaklık tabi ki trt ile başladı(kendim için konuşuyorum). cumartesi çocuk programları ve akabinde gelen diziler. akşam izlenen filmler ve pazar sabahı walt disney filmleri, öğleden sonra kovboy filmleri. akşam da savaş filmleri. arada süper diziler.
sinema dyecek olursak benim maceram yapı kredi'nin izmirdeki çocuk sinemasıdır. her pazar sabah 9:30 seansına gitmece yani. bence bir çocuk için dünyanın en büyük eğlencesidir. bin çocuğu birarada bir şey izlerken görmek muhteşem. hala düşününce heyecanlanıyorum. annem bizi ilkokula giden ablalara emanet ederdi. o kadar küçüktük yani. bir fruko gazoz bir de patlamış mısır parası verirdi ki dünyadaki en büyük lezzet haline gelmişti o yaşta. dev perdede bir şeyler izlemek beni ilk o an yakaladı. sihir olduğunu düşünürdüm hep. daha sonra yine anne ile gidilen ET var. kardeşimin 2-3 benim de 5-6'lı yaşlarda olduğumuzu hatırlıyorum. ama büyük vurgun back to the future ve indiana jones galiba. onlar başka bir kapı açtılar. diğer bir kapıyı da delicatessen açtı. işte böyle sinefil oldu zerdüşt:)
valla çocukken alınan bazı zevkler o kadar büyük oluyor ki o zevkleri bi daha yaşamak imkansız sanırım
annem bizi ilkokula giden ablalara emanet ederdi. o kadar küçüktük yani. bir fruko gazoz bir de patlamış mısır parası verirdi ki dünyadaki en büyük lezzet haline gelmişti o yaşta.
demiş p. android
erken bi yaşta bi gece izlediğim "mavi kadife"den sonra artık hiçbirşey eskisi gibi olmayacaktı
demiş costanza
gibi gibi gibi
Last edited: Apr 09, 2005, 08:41 PM (2)
dopey wrote:
valla çocukken alınan bazı zevkler o kadar büyük oluyor ki o zevkleri bi daha yaşamak imkansız sanırım
erken bi yaşta bi gece izlediğim "mavi kadife"den sonra artık hiçbirşey eskisi gibi olmayacaktı. demiş costanza
tabii toyduk daha fekat küçük çocukken izlemedim onu. izlediğimi hatırladığım ilk şey ablam ve kuzenlerimle gece trtde (galiba cuma geceleri korku kuşağı gibi bişeyler oluyodu) izlediğimiz birşeydi. tek hatırladığım şey sarışın bir kadın duş alırken, duştan üzerine kan akmaya başlaması ama gözleri kapalı olduğu için bir süre farkedemeyip kanla yıkanmasıydı. tabii ki klişe, ama boyunuz bacak kadarsa klişe diye birşey yoktur. tüm seyir tarihimde beynime çıkmayacak şekilde kazınan tek sahne budur. korku filmleri ihtisasımı esasen bu sahne yüzünden yapıyor olsam gerek.
You need to log in to post a reply.