amelie vs requiem for a dream
28 replies · 1,200 views
amelie vs requiem for a dream
birbirinin tam tersi hayata dair iki film. aklimda hep su soru var: nasil iki film hayata bakisi ile bu kadar zıt da olup ikisi de tamamen hayatin icinden olur.
ben kendi kendime su cevabı verdim:
hayat bir anlamda dusen bi borsa grafigine benziyor. bu grafik tabiki dumduz inmiyor. arada kucuk de olsa cikislar yasiyor. iste iki film arasindaki fark da burada gibi geldi bana. amelie, bu grafikteki kucuk cikislardan bir parcasini gosteriyor bize, sadece bir parcasini. requiem for a dream ise bu grafigi bir butun olarak tum gercekligiyle sunuyor gozlere. bilmem sacmaliyo muyum.
bu konuda baskalarinin da dusuncelerini merak ediyorum. her iki filmi de izleme sansina sahip olanlardan cevap bekliyorum.
amelie insanda büyük bir yaşam isteği uyandıran bir film, bardağın yarısından fazlası dolu diyor söylem olarak. ağrı kesici niyetine bir film. ancak raquem for a dream ise bunun tam tersine "bardak epey bir boş ve benim dolduracak pek takatım yok" diyor. söylem olarak birbirinden epey farklı da olsa ikisi de çok başarılı filmler. "amelie"ci ya da "raquem"ci olmak gerekmiyor bu noktada. iki farklı bakış açısından film lezzeti aslolan..
requim f.a dream ve amelie...........
Bence saçmalamıyorsun:)Ama bu iki film üzerinde hayatın sorgulanmasına geçmek stiyorsan,işte o zaman hepimizim bayağ zorlanacağı görüşündeyim.Requim for a dream,"i herşeyden önce perdeye yansımış bir yanılsama olarak algılamamak lazım galiba...O filmi seyrettikten sonra,içimi birşeyler epeyce rahatsız etti.Midem falan kasıldı yani..Bir iki filmde aynı hissi hissetmiş olan biri olarak-bana ileri derecede yalın ve sert geldi.(bana sert çarptı en azından).Üç bölümünü de izlerken,nereye doğru yol aldıklarını bile bile-yani filmin sonu pek şok etkisi yaratmamasına rağmen- filmin bitişiyle bebraber,bir kere daha zaman zaman ölmyecekmiş gibi yaşayan ben,bitişin hiç de uzak olmadığını,ve nerden,nasıl,hangi şartlardan geleceği konusunda bir kere daha korktum..Belki bende şu saniyelerde saçmalıyorum,ki bence sen bu iki filmi ortaya atarak saçmalamamışsın-......Amelie olayı ise çok daha karmaşık...Requim ile karşılaştırdığımda,masal izliyormuş hissine kapılıyorum...Requim"de hissettiğim karın ağrısı yok,ki ikisi de hayatın getirdikleri,bizim ne kadarını görebildiğimiz,ve çekip çıkarabildiğimiz üzerine ama(bazen de hayatın neleri çekip aldığı...),amelie"deki bir prenses ,ve yakışıklı prensini öpmeye hazır...fakat requim "de "kandırma kendini,çewrende öpülmeyi bekleyen prensler yok...Öpebilme şansın olursa da,sen ancan 50 yaşında olacaksın " var....En azından benim gözlerimin bana gördükdükleri bunlar dı.....Sence?
Yaw bırakın bunları. Zamanında ikinci bahar' iğrençliği ile pek bir uğraşmak zorunda kalmıştık. Amelie'den bu ekolden geliyor, onun için pek de ciddiye almıyorum. ney miş bu film ilaç niyetine imiş. aslında doğru. herşeyin hapından almaya alıştık. fasikül kalınlığında felsefe kitaplarından tutun da 'mutlu eden' terapilere kadar. hepsi safsata, amelie'de en önde gideni.
rocco wrote:
herşeyin hapından almaya alıştık.
Sevgili rocco, tuylerimi diken diken ettin. demek herseyin hapindan almaya alistik ha, al o zaman:
"Purple in the morning, blue in the afternoon, and orange in the evening. Just like that, one two three four!" Sara Goldfarb
aslına bakarsanız bu konuda rocco ya yakın düşünüyorum. evet Amelie'yi sevdim ama req.4 a dream acımasızca gerçeği yüzümüze çarpan (ki belki de bunun için rahatsız edici) bir yapıtken amelie bir masal kitabını andırıyor. bu açıdan da ikisini karşılaştırmayı saçma buluyorum. gerçekliği yansıtanla bir hayalden bahsedenin hayat üzerinden karşılaştırılması garip geliyor. örneği mazur görün ama küçük prens ile anne frank'ın günlüğünü karşılaştırmak gibi geliyor kulağa.
valla böyle bir tartIshma yaratmak çok gerekli olmasada sözümüzü söyleyelim..
ameile SIRADAN bir yaşaMI anlatan sevimli ve kesinlikle hayatIn ichinden olan ..güzel bir KIzIN hayatInın , renksiz giden yanlarINI ,olabileceği kadar renkli bir anlatIMla , hümanizmayI gözümüzün içine sokarak sevecenlilke adapte eden güzel bir film.. ama hayatın AYDINLIK tarfINI anlatıyor. aydINLIK taraFIN sorunlarIDA çok çetrefil olmaz;; hepimizin bildiği gibi sorunsuz bir hayat yoktur.
requiem for a dream ise KIYIdaki yaşamlarI anlatan sert bir üsluba sahip , yeni dünya düzeninin yeni bir sinemacISI tarafından yaPILMIsh uysturucunun seksin ve alternatifsizligin filmi .. ama buda haytIN içindenn
sonuCH.. iki filmde HAYATIN ichinden ama biri karaNLIK tarafatan , digeri ise aydINLIK taraftan kendi hayat sorunsalaRINI anlatan güzel filmler
entellektüel anlaTIM için özür dillerim
masal vs. gerçek mi?
amelie'nin üslubunun masal üslubu olduğu kesin. ancak masalların hayata dair olmadıklarını, hayatın gerçeklerini aydınlatmadıklarını (ya da gün yüzüne çıkarmadıklarını) kim söyleyebilir. requiem for a dream de gerçeğe dair. ancak iki film arasında üslup farkından öte bir zihniyet farkı var.
amelie bir post-modernist olan jean-pierre jeunet'nin yaşamdaki ayrıntıları bulma çabası. çok başarılı kendi perspektifinden bakıldığında. ben sinemada ayrıntıların bu derece iyi işlenebileceğini düşünmezdim. lakin ortaya çıkan şeyi bütünlüklü bir düşünce olarak ele aldığınızda yaşamı yanlış tanımladığı çıkıyor ortaya. yaşam güzel ayrıntılardan ibaret değildir. çoğu zaman sizden bağımsız gelişen ve hoşunuza gitmeyecek şeylerle doludur. çünkü insan verili koşulların içine doğar. oysa requiem for a dream tam da bu koşulların biçimlendirmekte olduğu ve kötüye doğru giden kişioğlunu gösteriyor. bir şekilde esir alınan insan insanların kurtulamamasını anlatıyor gibi. belki bu iki filmi bir arada düşünürken "requiem for amelie" biçimini alıyor.
herhangi iki "iyi" filmi beraber düşünmenin olanaklı olduğunu düşünüyorum. bu nedenle bu tartışma, pek çok itirazın aksine verimli sonuçlara doğru evrilebilecek gibi görünüyor.
amelie (...) yaşamı yanlış tanımladığı çıkıyor ortaya. (...) herhangi iki "iyi" filmi...
jeunet'in ve bu filminin hayatı tanımlamak gibi bir çabası/derdi yok; film sonuçta sadece ('şeker') bir anektod, mutlu bir mesel gibi.
requiem for a dream... o yönde bir tekel oluşmuş ama iyi bir film olarak görmüyorum. belli bir etki yaratılmaya çalışılmış ve ziyadesiyle başarılmış; başarı kriteri buysa başarılı. ama bu bir piyasa başarısıdır, film bağımsız (holy wood stüdyo yapımı olmaması anlamında) olmasına rağmen. ama bu açıdan veya yönetmenlik tekniği olarak başarısı değil benim tartıştığım. elindeki yüzeysel senaryosunu "beton" gibi bir anlatımla sunarak holy wood/sisteme geçiş basamağı olan filmi için en kolaycı yolu izlemiş aronofsky. film piyasaya yönelik (beğenen illa böyle bir seyircidir manasında değil) ve kültürel bir değeri olmayan/olmayacak bir iş. bu kadar yüzeysel bir içerik sahibi bir filmden fazlası da beklenemez. bunalımlı anne karakteri bile öyle basmakalıp ki...
modern avrupa sinemasının en özgün yaratıcısı olarak gördüğüm jeunet ise kolaycılıklara hiçbir zaman kaçmamış biri. sadece amelie benim izleyemeyeceğim kadar 'hoş' bişey, o ayrı konu.
Last edited: May 09, 2005, 04:22 PM (2)
sanmam bu kadar olsun. bence film fazla şematik/kaba saba olduğu için. artık görüldü ki aronofsky anlatacağı hiçbirşeyi olmayan bir teknisyen. "türk filmi" tabir edilen o anka kuşu melodramlardan, acıklı filmlerden çok fazlası yok filmde. kolu korkunç bir hal alan gencimize acımayan hapishane müdürü vs. gibi gülünç tiplerle; filmin, bu aralar bu filmdeki etki artırıcı müziği 'acıklı' haberlerinde bolca kullanan TVlerimizden üstünlüğü olarak teknik maharetten pek fazlası kalmıyor.
Last edited: May 09, 2005, 04:26 PM (1)
hayatı tanımlamak...
costanza wrote:
jeunet'in ve filminin "hayatı tanımlamak" gibi bir çabası ve derdi olmadığı açık olduğuna göre yanlış noktalara yönelmişsiniz bence. çünkü film sadece "şeker" bir anektod, mutlu (tamam fazla mutlu ama) bir mesel gibi.
aslında jeunet'nin ve filminin hayatı tanımlamak gibi bir çabaların olduğunu söylemeye çalışmamıştım. herkesin kafasında hayatla ilgili belirli çıkarımlar vardır. bunlar o kişinin hayata bakışını oluşturur (ben "hayatı tanımladım" diyen kimse b.k yiyordur zaten, afiyet olsundur). bu bakış öyle ya da böyle filmin içerisine de sızar/sızmalıdır (bütün bunları bir ideoloji tartışması içerisinde de ele alabiliriz). benim jeunet'de yanlış bulduğum buydu. yoksa yapmak istediğini yapış biçimi gerçekten büyüleyici (belki de bu kadar başarılı olması çekemediğim, bilemiyorum). ve requiem for a dream'i de benzer nedenlerle benim yaşama bakışıma daha yakın buulyorum. filhakika söylemek istediklerim bunlardı diyebilirim.
Amelie, izlerken keyif aldığım ama bana pek hitap etmeyen bir film oldu, zaten nedense bu yönetmenle yıldızım barışmıyor.
Requem for a Dream ise uzun süre aklımdan çıkmayan bir film oldu (ben zaten bu adamın kitaplarını alıp okumalıyım bir ara, zira Last Exit to Brooklyn'de uzun süre önce izlememe rağmen hala taze beynimde) ikisi birbirinden epey farklı filmler oysa ki. Costanza Aranofsky konusunda "teknik mahir" lafını kullanmış, haklıdır ama ondan sonra ki eleştirilerine katılmıyorum. Requem for a Dream belki çoğunluk için yapılmış ama bu filmin duygu kalitesinden eksiltmiyor ki. (ya da ben melodramaya bayıldığım için beni etkilemiş olabilir)
Tabi benim Aranofsky sevgim pek anlamadığım teknik konulardan ziyade kendisinin çok iyi bir aktör yönetmeni olmasından kaynaklanıyor. Requem kadrosunda bu açıdan hiç boş yok. Ya bir Jared Leto'ya bakın Fincher'in Panic Room'unda ne kadar vasat ama Requem'de çarpıcı, Marlon Wayans ona keza, ben Jeniffer Connely'yi her zaman sevmişimdir ve tabii ki Ellen Burstyn - ya o ne şiirsel performanstı. Fimin hafif trippy teknik çekimleriyle tamamıyle aynı dalga boyunda, ne fazla ne az, mükemmel.
Pumpkin'in karşılaştırması bana ters gelmedi. Her iki filmde 'harcanan hayatlar' var çünkü.
Bu arada ya Amelie filmi bir tek bana mı o kadar "şeker" gelmedi? Kızın annesinin ölümü, porno dükkanı, o acayip cüce vs. gibi noktalar da uğursuz bir şeyler sezmediniz mi? İlle bir masala benzeteceksek bence Rumpelstilskin tadında bir şey olur herhalde.
aslında jeunet'nin ve filminin hayatı tanımlamak gibi bir çabaların olduğunu söylemeye çalışmamıştım. herkesin kafasında hayatla ilgili belirli çıkarımlar vardır. bunlar o kişinin hayata bakışını oluşturur (ben "hayatı tanımladım" diyen kimse b.k yiyordur zaten, afiyet olsundur). bu bakış öyle ya da böyle filmin içerisine de sızar/sızmalıdır (bütün bunları bir ideoloji tartışması içerisinde de ele alabiliriz).
kesinlikle. her filmin yaratıcılarıyla ilgili psikanalitik, ideolojik/politik okumalar yapılabilir. ama bunlar filmin genel tonundan hareketle değil, detaylı okumalar sonucu yorumlanacak şeyler. yani amelie örneği özelinde jeunet ile ilgili bu tür çıkarımlara böyle genel bir bakışla ulaşamayız bence.
Last edited: May 09, 2005, 04:35 PM (1)
You need to log in to post a reply.