amelie vs requiem for a dream
28 replies · 1,200 views
costanza wrote:
yani benim demek istediğim de esasen, amelie bir bütünü yansıtmadığı, sadece küçük bir parçayı gösterdiği için, filmin hayatı tanımlayışı dediğiniz şeye böyle kabaca ulaşamayacağımız. kısacası, yaratıcıların dünya görüşleri, benimsedikleri ideolojilerin filmlerine mutlaka yansayacağı iddianıza tamamen katılıyorum ama amelie örneği özelinde iddia ettiğiniz çıkarımlara (böyle, çok genel bir bakışla) ulaşamayacağımızı söylüyorum.
burada benim de altına imzamı atacağım düşünce, amelie'nin sadece küçük bir parçayı gösterdiği. tıpkı filmin içinde de sürekli küçük ayrıntılar olduğu gibi. filmin içerisindeki çok sayıda ayrıntıyla amelie filminin kendisi arasında bir paralellik var bu anlamda. filmde yaşam da küçük bir parça, bir ayrıntı. yönetmen bütünlüklü bir öykü anlatmak yerine böyle bir parça anlatmayı seçmiş. amelie'yi jean-pierre jeunet "bütün"ünün bir parçası olarak düşünmeme karşı çıkmazsınız sanırım. zira kanımca jeunet'nin tutumunu güzel biçimde gösteriyor film. özellikle "bütün"den söz etmeye çalışmamın nedeni jeunet'nin buna itiraz edeceğinden emin olmam. o bütünü kabul etmez. benim takıldığım nokta da burada. amelie de bütünü kabul etmeme tutumunun güzel bir örneği. bu nedenle jeunet'ye o sevmeyeceğinden emin olduğum bütünlüklü bakış açısıyla yöneliyorum. burada amelie'nin "şeker" bir ayrıntı ya da "acılı" bir ayrıntı olması değil yani hoşuma gitmeyen, ne olursa olsun "ayrıntı" olmakta ısrar etmesi ve daha ileriye gitmeyi reddetmesi.
bir de "derinlikli okumalr"dan kast edilen şeyin tam olarak neye karşılık geldiğini konuşmak gerek. belki ayrı bir tartışmanın konusu, ama herkesin fikir birliği ettiği bir derinlikli okuma biçimi olduğunu sanmıyorum (varsa benim haberim yok). kast edilen freudyen ya da lacancı analizlerse, bunun her durumda doğru sonuçlara varacağı biraz kuşkuludur kanımca.
amelie ile ilgili son yorumlarınıza takacak bir kulp bulamadım bu sefer:) jeunet'nin ayrıntı takıntısına hoş bir yaklaşım.
bir de "derinlikli okumalr"dan kast edilen şeyin tam olarak neye karşılık geldiğini konuşmak gerek. belki ayrı bir tartışmanın konusu,
çok uzun bir tartışmanın konusu, daha derin mevzuular peşisıra geliceği için. en azından önce semiyotik üzerine iyice düşünülüp okunduktan sonra girilicek bir tartışma. o yüzden böyle kaba tabirlerle geçiştirmek zorunda kalıyosunuz.
ama herkesin fikir birliği ettiği bir derinlikli okuma biçimi olduğunu sanmıyorum (varsa benim haberim yok). kast edilen freudyen ya da lacancı analizlerse, bunun her durumda doğru sonuçlara varacağı biraz kuşkuludur kanımca.
her ne kadar freud'un tespitleri psikanalitik okumalar içeren makalelerde çok kullanılsalar da (en azından benim okuduklarımda), tabii ki böyle bir doğruluk kabulü olmadığını söylemeye gerek yok. bahsettiğim asla ulaşılıcak kesin bir doğruluk değil. sonuçta göstergebilim, psikanaliz üzerine belli kalıplar öğreniliyor ve sırf bunlarla denemeler, zihin egzersizleri çıkabiliyor ortaya ancak. hele bazı boyu aşan analizlere girmemek için göstergebilimle beraber psikoloji, felsefe, ideolojiler vs. ile ilgili en azından temel birikim olmalı. tamam metaforik/metonimik göstergeler vs. ama neyi, mesela hangi politik görüşü, bilinçaltı durumunu, ideolojiyi açığa vuran...
bir fikir birliğini kastetmedim, metodlardan bahsetmiştim. yani önemli olan, bir "şey"i, filmde, olduğu şey olarak göstermenin mümkünsüzlüğünü, bunun "film"e aykırı olduğunu, bu yüzden de burda bilimsel bir yaklaşım olduğunu/olması gerektiğini anlamak, ki aynı şeyleri söylüyoruz zaten.
Last edited: Jan 06, 2005, 08:02 PM (1)
(...)haklıdır ama ondan sonra ki eleştirilerine katılmıyorum. Requem for a Dream belki çoğunluk için yapılmış ama bu filmin duygu kalitesinden eksiltmiyor ki. (ya da ben melodramaya bayıldığım için beni etkilemiş olabilir)
eksiltiyor bence hatta bu durumda sonrakilere de katılmalısınız demeliyim çünkü "duygu" diyerek kritik bir noktaya dokundunuz. bu bana göre tam da sanatçıları zanaatçılardan ayıran şey; kubrick, lynch gibi sinemasal araçlarla görsel felsefe yaparken sahici duygular iletmeye çalışanları, spielberg, aronofsky (bilhassa requiem... örneğinde) gibi "işini bilen" güdümleyicilerden ayıran şey. requiem...'de "gerçek" bir duygu olabiliceğini tasavvur edemeyişim (verisimilitude?), o duyguların tamamen güdümleme olması. iyi sanat biçimin yanında iletişim de kurar, zanaatse güdümleyerek birşeyler iletmeye uğraşır ki buna iletişim demek zor. ki bu zorlayıcı, kapalı, kaçışa mahal vermeyen tavır da bir söylemin, ideolojinin uzantısıdır, mı demek istiyorum sanki.
Sen çok haklısın ve söylediklerine tamamen katılıyorum, ama benim demek istediğim gerçek sanatçının eseri çoğunluk için yapıldığında değerinden birşey kaybetmez - nasıl ki Sistine Chapel tavanı, veya Van Gogh'un akıl hastanesinin lobby'si için yaptığı resimler sanat değerini kaybetmezse (yani örnekler çoğaltılabilir bu konuda hele sinema filminde)
Ben Requem'in film olarak o çizgide durduğunu düşünüyorum (yani evet çoğunluk için yapılmış ama sanatsal varlığını barındıran)
ya yazdıklarını güzel güzel okurken orada Lynch'in ismini gördüm, kalakaldım. Ne bileyim bir Cronenberg, bir Agoyan deseydin verdiğin örnek cuk otururdu - ama Lynch! Mullholland Drive'ın nesi Requem'den daha fazla sanat -çoğunluğa hitap konusunda- Allah'ını seversen? :)
Neyse ben yine yazma özürlü olmamın zararlarını görüyorum zira senin yazdıkların çok net ve anlaşılır ama ben kendimi ifade edemiyorum bir türlü - hayır kendim de görüyorum ne şekilde yanlış anlaşıldığımı kendi yazdıklarımı bir gün sonra okuyunca, ama artık geç oluyor tabi- neyse işleyen demir ışıldarmış, denemeye devam.
iki filmide çok seven hatta bu iki filmin azılı bir hayranı olarak bir şeyler söz etme ihtiyacı hissettim ...öncelikle requiem'e gerceğin acı tokatı amelie 'ye ise (polyana) masalı nitelemesini doğru bulmuyorum...unutulmamalıdır ki amelie ne kadar fantastikse (kimileri masalsı diye niteliyor bu yönünü ben fantastik olduğunu düşünüyorum) requiem' inde bir o kadar gerçek dışı fantastik bir yönü var...amelie genç yaşlardaki bir kızın hayatın acı tatlı anlarına karşı varoluş mücadelesini anlatıyordu mutluluğu hemen yanı başımızda aramamız gerektiğini dile getiriyordu ...gerçekten mutluluğu isteyen bir insan kakoulu bir puding'in üstündeki kaymağı bozarak bile mutlu olabilir diyordu ,yeterki çabalayın...
requiem'e gelecek olursak o da amelie'yi andıran bir sinema tekniği ile anlatmak istediğini anlatıyor...ama bu seferki konu umutsuzluk...hayata karşı iyice uyuşmuş artık çareyi materyalist maddelerde (TV-UYUŞTURUCU) arayan karekretleri anlatıyordu.. bunu yaparken yer yer karekterlerin bilinç altındaki absürd düşünceleri bize görsel olarak gösteriyordu (amelie'dede buna benzer bir çok sahne var) ...teknik ve sinemasal yönden birbirine çok benzeyen iki film aslında...sadece vermek istedikleri mesaj zıt birbirine ...aslında bu iki filmi kıyaslayarak bir nevi hayat hakkındaki görüşümüzüde ortaya koymuş olabiriz...olya sinema yönünden baktığımızda iki filminde oyunculukları,yönetimi,senaryosu ve anlatımı harika ..hangisini tercih edersin diye sorduklarında...ben hayatta her zaman umut'u umutsuzluğa tercih ettiğimden dolayı amelie derim... buda ayrı bşir bakış açısı tabii...
son olarak dile getrimek istediğim bir husus daha var...aranofsky ve jeunet'de çok yetenikli sinemacılar ..ancak lynch kadar olabilmeleri için en az amelie ve requiem kalitesinde 6-7 film daha çekmeleri lazım...şimdilk lynch 'in sol bacağı ancak olurlar...(yanlış anladıysam seni özür "eliza" ben anladığımı yorumladım)
iki filmide çok seven hatta bu iki filmin azılı bir hayranı olarak bir şeyler söz etme ihtiyacı hissettim ...öncelikle requiem'e gerceğin acı tokatı amelie 'ye ise (polyana) masalı nitelemesini doğru bulmuyorum...unutulmamalıdır ki amelie ne kadar fantastikse (kimileri masalsı diye niteliyor bu yönünü ben fantastik olduğunu düşünüyorum) requiem' inde bir o kadar gerçek dışı fantastik bir yönü var...amelie genç yaşlardaki bir kızın hayatın acı tatlı anlarına karşı varoluş mücadelesini anlatıyordu mutluluğu hemen yanı başımızda aramamız gerektiğini dile getiriyordu ...gerçekten mutluluğu isteyen bir insan kakoulu bir puding'in üstündeki kaymağı bozarak bile mutlu olabilir diyordu ,yeterki çabalayın...
requiem'e gelecek olursak o da amelie'yi andıran bir sinema tekniği ile anlatmak istediğini anlatıyor...ama bu seferki konu umutsuzluk...hayata karşı iyice uyuşmuş artık çareyi materyalist maddelerde (TV-UYUŞTURUCU) arayan karekretleri anlatıyordu.. bunu yaparken yer yer karekterlerin bilinç altındaki absürd düşünceleri bize görsel olarak gösteriyordu (amelie'dede buna benzer bir çok sahne var) ...teknik ve sinemasal yönden birbirine çok benzeyen iki film aslında...sadece vermek istedikleri mesaj zıt birbirine ...aslında bu iki filmi kıyaslayarak bir nevi hayat hakkındaki görüşümüzüde ortaya koymuş olabiriz...olya sinema yönünden baktığımızda iki filminde oyunculukları,yönetimi,senaryosu ve anlatımı harika ..hangisini tercih edersin diye sorduklarında...ben hayatta her zaman umut'u umutsuzluğa tercih ettiğimden dolayı amelie derim... buda ayrı bşir bakış açısı tabii...
son olarak dile getrimek istediğim bir husus daha var...aranofsky ve jeunet'de çok yetenikli sinemacılar ..ancak lynch kadar olabilmeleri için en az amelie ve requiem kalitesinde 6-7 film daha çekmeleri lazım...şimdilk lynch 'in sol bacağı ancak olurlar...(yanlış anladıysam seni özür "eliza" ben anladığımı yorumladım)
iki filmide çok seven hatta bu iki filmin azılı bir hayranı olarak bir şeyler söz etme ihtiyacı hissettim ...öncelikle requiem'e gerceğin acı tokatı amelie 'ye ise (polyana) masalı nitelemesini doğru bulmuyorum...unutulmamalıdır ki amelie ne kadar fantastikse (kimileri masalsı diye niteliyor bu yönünü ben fantastik olduğunu düşünüyorum) requiem' inde bir o kadar gerçek dışı fantastik bir yönü var...amelie genç yaşlardaki bir kızın hayatın acı tatlı anlarına karşı varoluş mücadelesini anlatıyordu mutluluğu hemen yanı başımızda aramamız gerektiğini dile getiriyordu ...gerçekten mutluluğu isteyen bir insan kakoulu bir puding'in üstündeki kaymağı bozarak bile mutlu olabilir diyordu ,yeterki çabalayın...
requiem'e gelecek olursak o da amelie'yi andıran bir sinema tekniği ile anlatmak istediğini anlatıyor...ama bu seferki konu umutsuzluk...hayata karşı iyice uyuşmuş artık çareyi materyalist maddelerde (TV-UYUŞTURUCU) arayan karekretleri anlatıyordu.. bunu yaparken yer yer karekterlerin bilinç altındaki absürd düşünceleri bize görsel olarak gösteriyordu (amelie'dede buna benzer bir çok sahne var) ...teknik ve sinemasal yönden birbirine çok benzeyen iki film aslında...sadece vermek istedikleri mesaj zıt birbirine ...aslında bu iki filmi kıyaslayarak bir nevi hayat hakkındaki görüşümüzüde ortaya koymuş olabiriz...olya sinema yönünden baktığımızda iki filminde oyunculukları,yönetimi,senaryosu ve anlatımı harika ..hangisini tercih edersin diye sorduklarında...ben hayatta her zaman umut'u umutsuzluğa tercih ettiğimden dolayı amelie derim... buda ayrı bşir bakış açısı tabii...
son olarak dile getrimek istediğim bir husus daha var...aranofsky ve jeunet'de çok yetenikli sinemacılar ..ancak lynch kadar olabilmeleri için en az amelie ve requiem kalitesinde 6-7 film daha çekmeleri lazım...şimdilk lynch 'in sol bacağı ancak olurlar...(yanlış anladıysam seni özür "eliza" ben anladığımı yorumladım)
requiem for a dream'in umutsuz bir film olduğu konusunda fiction'a katılmıyorum. filmin sonunda bütün karakterler cenin pozisyonu alırlar. bu yeni bir doğuş/başlangıç için klişe sayılabilecek kadar bildik, ama filmin sonuna da bir o kadar iyi oturan bir bitiriştir. her şey yeniden başlayacaktır. bu iki filmi umutlu/umutsuz diye ayırmak gerekseydi ben amelie'yi umutsuz bulurdum.
fiction wrote:
..hangisini tercih edersin diye sorduklarında...ben hayatta her zaman umut'u umutsuzluğa tercih ettiğimden dolayı amelie derim... buda ayrı bşir bakış açısı tabii...
ben requiem for a dream'in umutsuz bir film olduğunu düşünmüyorum. zira filmin sonunda bütün karakterler cenin pozisyonunda yatıyorlar. bu da yeniden doğuşu, yeni bir başlangıcı anlatan bir klişedir ve bu klişe filmin sonuna çok yakışmış. ikisi arasında umut açısından bir yapılacak karşılaştırmada amelie'nin requiem for a dream'e göre daha umutsuz olduğunu düşünürüm. tam da "...gerçekten mutluluğu isteyen bir insan kakoulu bir puding'in üstündeki kaymağı bozarak bile mutlu olabilir diyordu ,yeterki çabalayın... " iletisi yüzünden. çünkü gerçek mutluluğu bunlarda aramak bana pek umutlu görünmüyor.
eliza bennet wrote:
Sen çok haklısın ve söylediklerine tamamen katılıyorum, ama benim demek istediğim gerçek sanatçının eseri çoğunluk için yapıldığında değerinden birşey kaybetmez - nasıl ki Sistine Chapel tavanı, veya Van Gogh'un akıl hastanesinin lobby'si için yaptığı resimler sanat değerini kaybetmezse (yani örnekler çoğaltılabilir bu konuda hele sinema filminde)Ben Requem'in film olarak o çizgide durduğunu düşünüyorum (yani evet çoğunluk için yapılmış ama sanatsal varlığını barındıran)
ya yazdıklarını güzel güzel okurken orada Lynch'in ismini gördüm, kalakaldım. Ne bileyim bir Cronenberg, bir Agoyan deseydin verdiğin örnek cuk otururdu - ama Lynch! Mullholland Drive'ın nesi Requem'den daha fazla sanat -çoğunluğa hitap konusunda- Allah'ını seversen? :)
Neyse ben yine yazma özürlü olmamın zararlarını görüyorum zira senin yazdıkların çok net ve anlaşılır ama ben kendimi ifade edemiyorum bir türlü - hayır kendim de görüyorum ne şekilde yanlış anlaşıldığımı kendi yazdıklarımı bir gün sonra okuyunca, ama artık geç oluyor tabi- neyse işleyen demir ışıldarmış, denemeye devam.
yok elizanım gayet net sizinki de, yanlış anlaşılmadınız endişe etmeyin^_^. ben iyi ifade edememişim; eksiltmiş dediğimde requiem özelinde, onun öykü, karakter yapılandırması ve anlatım tarzı sinema değerinin azlığının müsebbibi manasında demek istemiştim.
lynch günümüzün tartışmasız en önemli sinemacılarından, hatta belki en önemlisi. görsel felsefe yapmak ve duygu aktarma çabası açısından da kesinlikle en başlarda anılmayı hakediyor. mulholland en iyi filmi olmamasına rağmen son birkaç yılda en sevdiğim film. önceki bazı filmlerine göre daha 'accessible' olması açısından dediğinizi bir yere kadar anlayabilirim, onun dışında katılmam mümkün değil. bu durumda lynch üzerine daha fazla eğilin demekten başka yapabiliceğim şey yok galiba.
jeunet'nin eserleri ile benim yıldızım pek barışmaz ilk post'tada söylediğim gibi.
Ama ben Costanza'nın benim -yanlış anlaşılan- sözüme verdiği Kubrick ve Lynch örneğine karşın, ben de ona Lynch yerine bir Cronenberg veya Agoyan deseydi daha iyi olurdu (zira benim sözlediğime karşılık örnek vermişti)
Henüz iki film çekmiş bir yönetemeni Lynch gibi çok filmi olan bir yönetmenle zaten kıyaslamam. (Ayrıca ben Lynch'in bazı filmlerini pek severim neyse)
Benim söylemek istediğim Mullhollan Drive gibi bir filmle, Requem for a Dream gibi bir filmi karşılaştırmaktı. Yani Costanza'nın söylediği ve benim haklı bulduğum ama verdiği örneği uygun bulmadığım (ve Aranofsky'yi dahil etmediğim) idi.
Yani fiction ben yine kendimi anlatamamışım, ama olsun bu kusurumu en kısa zamanda düzelteceğim arkadaşlar:)
You need to log in to post a reply.