Michael Moore
30 replies · 441 views
michael moore hakkında sanırım bi yerlerde daha tartışmıştık. ben orada yazdıklarımdan hatırladıklarımı biraz güncelleştirip buraya da yaziim.
martin' in dediği gibi adam sivil itaatsizliğin pek çok inceliğini kullanan ve amerikan sisteminin çarklarını çok iyi bilen birisi, bu anlamda takdire şayan. diğer yandan filistinlilere de oturduğu yerden sivil itaatsizliği tavsiye edecek kadar dangalak da olabiliyor. yojimbo' nun hissettiği ama örneklemekte zorlandığı samimiyetsizlik bence o bölümde had safhaya ulaşmıştı. moore' da kodlarında bulunan "öğreten beyaz adamlığı" kimi zaman böyle zart diye açığa dökebiliyo.
bu noktada hayranı olduğum adbusters' la karşılaştırılmasını abartılı bulurken, (yöntem aynı işlev farklı) yeni çağ devriminin moore gibilerin omuzlarında yükseleceği iddiasının da, moore' a gelebilecek "katarsisden başka bi boka yaradığı yok" şeklindeki eleştirileri haklı çıkaracak, oldukça sığ ve boş bir iddia olduğunu düşünmekteyim.
yeni çağ devrimini (eğer varsa böyle bir şey) öncekilerden farklı kılacak şey onun bir yıldızlar-önderler geçidi olmayacak oluşudur. bu süreçte sistemin yapacağı en önemli aşı alternatif kimlikler üreterek hinterlandını ortalama moore izleyicilerinin sahip olduğu değerler bütününe kadar genişletmektir. bu da "sosyal duyum eşiğini" sansasyonlar düzeyine çekmek (aşağı ya da yukarı)anlamına geliyor bence.
"savaş ay' ın başarılısı" tamlaması ise bana medyanın görsel olarak açılıp saçıldıkça dil açısından daha ahlakçı, hatta muhalif bir retorik oluşturduğu gerçeğini hatırlatıyo. mesela bulvar gazetesi sanırım bu memlekette en çok "ahlaksızlar" başlığının atıldığı gazetedir. zira NBC' de amerikanın WASP kesiminin tam ortasına oynayan bir kanaldır. aranızda hermeneutik bilenler varsa eminim magazin basınında çıkan yazıları yazan kişinin kendisini nerede gördüğünü farkettiğinde oldukça şaşırmıştır. değişkeni görsel açık saçıklık yerine "muhalif sansasyonalizm" ya da "love to hate" olarak alırsak savaş ay' ın da bi yerlerinde olduğu piramitin tepesine moore' un çok yakışacağı fikri bana da ikna edici geliyor.
michael moore'un turkiye karsiligi savas ay'dan cok metin uca diyorum ben. ona da isinamadim bir turlu, ayni samimiyetsizligi onda da hissediyorum.
Yapmayın arkadaşlar, bu kadar acımasız olmayın. tamam fazla show yapıyomuş gibi görünebilir -yapıyor da- ama dediğim gibi,anlayacakları dilden konuşuyor adamların. herşeyi şova dönüştürmese ciddi ciddi protesto etse kimse adamı dikkate almaz ve aksiyona geçmez. amerikada adamların tepkilerini belirtmeleri için bile o işin moda olması gerekiyor.
metin uca ,ya da savaş ay naapmış ki ...
çok sevdiğimi söyleyemem ama başarılı bir taktiği var. işe yarıyor.
adbustersla da ben de sadece yöntem açısından kıyaslama yapmıştım zatennnnnnnnnn.
savaş ay bir kere yobaz bir insandır. bu tartışmada adının geçmesini hak ettiğini düşünmüyorum. michael moor da belki biraz şov yapıyor olabilir ama şovanist olarak nitelendiremeyiz. eminim ki herbirimiz onun kadar şov yapmışızdır şu forumda.
"herşeyi şova dönüştürmese ciddi ciddi protesto etse kimse adamı dikkate almaz ve aksiyona geçmez. "
yani böyle bir sonuca nereden geldin ki? bence adam sov yapmasa da ayni etkiyi yaratabilir. sonuçta burada hepimiz basarinin adamin uyguladigi teknikten kaynaklandigini kabul ediyoruz. bu teknik sov içeriyor mu? hayir. baska bir ekibi ele alalim. truth adli kanal mesela. bu insanlar da moore'la ayni yontemi kullanarak reklamlar yaparlar. ama isin içinde saçma sapan sovlar yoktur. ve tutar bu isler. insanlarin ilgisini çekmeyi basarir. bowling for columbine'in neresinde sov vardir? ben adami bu belgeseli izlemeden once tanimazdim ve izledikten sonra da bu kadar sovmen bi tip oldugunu düsünmemistim. taa ki the awful truth'u izledigim güne kadar. sorunun nerede oldugunu anlatabildim mi?
bowling for columbine'de show yok mu??? Bir daha izle istersen.Hani bu güne kadar izlediğimiz belgesellerle bir karşılaştır.Adamın tarzı bu,bu yolla başarılı olmuş ve ona göre başka bir yolu denemesine de gerek yok.?
"bence adam sov yapmasa da ayni etkiyi yaratabilir. sonuçta burada hepimiz basarinin adamin uyguladigi teknikten kaynaklandigini kabul ediyoruz. bu teknik sov içeriyor mu? hayir. " diyorsun .
Ki bence bu teknik sov içeriyor.onaylıyor muyuz...?Pek önemli değil. Gemi karaya yanaşıyor mu yanaşıyor.Bazı konularda yöntemden çok sonuç önemlidir diye düşünüyorum. Biz burada adamın yöntemini etiğini tartışırken ,o yol alıyor sonuçta.
sov yapmasa da aynı etkiyi yaratabilir diyorsun...
olabilir ama o bu yöntemi tercih etmiyor.herkes truth ekibi gibi yapsa, hepsi aynı anda ilgi çekebilir miydi???
Yaptığın işi bir şekilde farklılaştırmak zorundasın.
Biliyorum burada Moore'u çok seviyormuş gibi bir savunma yapıyorum ama, aslında çok da tutmuyorum.
fakat onu yine de savunuyorum,çünkü savunduğum şey onun farklı işler yapması, sonuca ulaşması,çok azınlık bir insan grubu bir şekilde dünyada olan bitenin farkında ve görüşlerini dile getirebiliyor,tepki duyacaksa duyuyorlar.
fakat unutmayalım Moore'un ulaştığı kitle vakitlerinin % 80 'ini televizyon karşısında abuk sabuk programlar seyrederek tüketen bir kitle ve bu programı da izledikleri sov programlarına ait birtakım ögeler barındırdığı için tercih ediyorlar.
hedef kitle ve izlenecek yöntem arasındaki güçlü bağı ıskalıyorsun bence..
bowling for columbine'da sov yoktur derken ne kastettigimi söyle bir soruyla anlatabilirim. eger bowling for columbine'daki sovsa, the awful truth'daki ne? tabii ki adam televizyonu kullanarak birseyler yapiyor, sov olmak zorunda. benim bahsettigim su katilmamis sovla digeri arasindaki. evet, bowling for columbine'da sov yoktur diyebilirim. çünkü bu belgeselde adam yapacagini yapar ve sonra kenara çekilip bize olanlari gösterir. televizyon programindaysa bir seyirci kitlesi önünde saklabanliklar yapar. savas ay gibi. aradaki fark derken bahsettigim bu. yoksa bir belgeselin nasil olmasi gerektigine dair bir sorunumuz yok. zaten bildigimiz genel kavramlari burada tekrar elden geçirmenin bir anlami da yok zaten.
truth'la michael moore arasindaki farka gelince. zaten konunun basindan beri rahatsizlik duydugum konu da bu. ornegi de ayni nedenden ötürü verdim. demek istedigim suydu. "herşeyi şova dönüştürmese ciddi ciddi protesto etse kimse adamı dikkate almaz ve aksiyona geçmez." demissin ama bu dogru degil. normal yollardan protesto da mukemmel bir sekilde çalisir. ha adamin tarzi bu, onu da boyle sevelim baska bir tartismanin konusu. bu adamin seçimi, onunla ilgili bisey diyemem. sadece "iyi, o zaman ben de onu sevmem" diyebilirim. ama benim sorunum zaten adamin yaptigi isi yapmanin baska bir alternatifi olmadiginin savunulmasiyla.
Bir yanlış anlaşılma var.
Adamın yaptığının başka bir yöntemi olmadığını savunmuyorum. onun yönteminin bu olduğunu ve bir şekilde işe yaradığını savunuyorum.
evet takıldığın cümleyi daha önce yazdıklarımdan dekupe ederek yorumlarsak böyle bir anlam çıkabilir o cümleden(maksadını aşmış biraz) ama genel olarak bu konunun başından beri savunduğum adamın tarzının bu olduğu ... başka yöntemler vardır ,olabilir,işleyebilir,ama herkes aynı yöntemi izlemek zorunda değil,izlememeli de...
kastettiğin seyirci kitlesi önünde sov olayını ilk gördüğümde ben de çok yadırgadım,ama işliyor işte,insanları ateşlendiriyor,harekete geçiriyor,duygu yoğunluğu sağlıyor,görüş birliği oluşuyor,burada inanın işe yaramasa çoookkkkk konuşulacak şey vardı ama bu durumda ....
bence hata tam outsiderın metninde yer alıyor. adamı bayram merale benzeterek bence outsider olayı yanlış yere çekti. adam sendikacı değil, protestocu hiç değil. ve evet. şovmen... mortradamus diyor ki adam değirmenci kılığına girip vidaları gevşetiyor. doğrudur. bu nedenle de moorea uyuz olunması, klasik eleştirel tavır içinde normaldir. amma velakin adam bir takım kapıları açmış ve kendini eleştirel bir safa yerleştirerek başkalarının başını kapıdan içeri sokmaya olanak vermiştir.
benim sürekli belirtmeye çalıştığım bir sinefil hastalığı var. ya "muhteşşem" ya da "berrbat" çığlıkları atmaya bayılıyoruz. Moore'un tavrı ise bize bu iki çığlıktan birini atma izni vermiyor. İkisini de söylerken bir şeyler eksik kalıyor. Demek ki eleştirellik adına bir şeyler söylerken, sloganların yerine daha düşünülmüş cümlelere gereksinim duyuyoruz.
moore' u tartışırken onun henry thoreu geleneğinden geldiğine ve bu tip eylemlerin zaten türkiye' de 1969 "TÖS"(türkiye öğretmenler sendikası) eyleminden beri uygulanan bir eylem biçimi olduğuna, yani türkiye' de yükselen devrimci dalgaların da bu tip eylemleri zaten yapmış bulunurken niye moore' a bu kadar ulvi bir misyon yüklendiğine de hayret etmemek elde değil diyorum. sanırım eşyanın tabiatı gereği "ekrandaki şov" "yanıbaşımızdaki gerçek"leri unutturan ve bizleri hayretler içerisinde bırakan ama inatla bir sonraki bölüm için koltuğumuzda oturtan bir fenomen.
bence bize ilginç gelen şey özal klonu bir "liboş" değil de gerçek bir "liberal"in değerleriyle türkler olarak ilk defa bu kadar çıplak bir şekilde karşılaşmış olmamız. ama sonuçta liberaller de muhafazkarlar da, sorunun içerik değil şovun kendisi olduğu tezini asla ciddiye almayacaklar.
printerson' un saptamasına gelince; benim de yapmaya çalıştığım şey bu kutuplaştırmadan uzak kalmaktı. çünkü, bir şeyi kutuplaştırarak, yani "çok iyi" veya "çok kötü" gibi bir paradigma içerisinde algılamak ve yorumlamak aptal bir insanın yapacağı iştir, der ünlü türk düşünürü "ufuk eriş" :) gerçekten de özellikle michael moore ya da onun gibi varolan sistemin motorunu kullanarak olumlu ya da olumsuz birşeyler yapan kişiler veya işler üzerine konuşurken çok iyi ve çok kötü arasında boylu boyunca uzanan girift yapı üzerinden konuşmak gerektiğini düşünüyorum. dahası pek çok konuda bu yöntemi olabildiğince kollamak "forum" kelimesinin içeriğini doldurmak anlamında hepimizin umarım arzu ettiği bir süreci doğuracaktır. başlıktan koptuk belki ama printerson' un getirdiği eleştirinin önemini ben de vurgulamak istedim. kimi zaman benim de içine düştüğüm bu tartışma biçimini azaltırsak daha rafine bir tartışma üslubu geliştirebiliriz gibime geliyor.
bugün bir sinema yazısını elinize aldığınızda yapının genellikle konu edilen filmin ya da yönetmenin tür içerisinde belirli ortalamaları tutturup tutturmadığı ya da o ortalamaların ne kadar yukarısına çıktığı üzerine kurulu olduğunu görürüz. sinefil' i farklı yapacaksak sanırım bu gelenekten ayrılarak yapacağız. elbette ki kıyaslamalar, örneklemeler yapmak gerekiyor, ya da gayet öznel bir takım yorumlar ancak bir şekilde yukarıda belirttiğim "çok iyi" ile "çok kötü" arasında uzanan sonsuz karmaşanın aslında bizim gerçek yaşam alanımız ve biçimimiz olduğunu her noktayı koyuşumuzda hatırlamak gerekiyor. (neyse yaa belki de saçmalıyorum)
yahu arkadaş iki kelime de ben yazayım dedim önceki yazılanları okuduğumda beynim döndü kafam karıştı önceden ne yazacağımı da unuttum...
neyse,ben de zırvalayayım bari...
moore hapşuruk gibidir.Üstüne sıçrar...sildin mi geçti zannedersin...halbuki bronşlarına çoktan işlemiştir...
Şu sıralar "Aptal Beyaz Adamlar" adlı bir MOORE kitabı okuyorum. Çok ilginç araştırmlar ve tespitler var. Yalnız Mıchael Moore'd Bush'u acımasızca eleştirirken, Clinton'ıda gereksizce övmüştü. Dikkatinizi çekerim. İşin hayli ciddi bir siyasi tarafıda var. Kimin ne olacağını bilemeyiz ama Amerika'da birçok kişi Moore'u ikiyüzlü olarak görüyormuş !
biraz metin uca, biraz zaga, biraz infotainment ve bolca Michael Moore.
information(yani danisma bilgisi, yani knowledge degil), sansasyon, eylem, elestirellik ve tekrar sansasyon. Operasyonel bilgi, operasyonel eylem, operasyonel sonuç. Genel gerçekte bir degisim yok... Evet degirmenci kiliginda... Ama sonuc yalnizca içine girilen degirmende... Ya diger degirmenler... Hayir orayla ilgili herhangi bir eylem yok, neden, danisma bilgisi. Moore'un sahip oldugu knowledge ne? Knowledge sistemin bilgisi... Ancak degisim degeri içine sokulan operasyonel, elestirel eylem...
Benim metnimin sonucu ne? INFOTAINMENT...
Biri devrim mi dedi mortradamus?... Bence demesin... Pinokyo neredesin?
bize konusacak yine guzel bir konu. ve lakin su sinefil de meseleyi siyah-beyaz algilamaktan uzak yapacagimiz bir tartisma sonrasinda adak olarak tavuk kesmeyi dusunuyorum. moore tam boyle olacak derken yine kamplasiyoruz. siyah-beyazin yaninda sari-lacivert gibi renkler de var arkadaslar. tadalim. :-)
velhasil kelam moore iyi ve hos bir adam. yaptiklarinda devrimci bir sey yok. belki cok dogru bir benzetme olmayabilir ama moore degirmenci olmaktan cok don kisot olmaya calisan bir adam. ancak bizim bildigimiz don kisot kadar naif degil aslinda. yaptigi isi gosteris icerisinde sunmayi seviyor. printin behsettigi danismabilgisi (information) toplumunun gerceklerini taniyor. Ben information kavrami yerine "malumat" sozcugunu kullanmayi tercih ederim. malumat delisi, "bilgi" zannettigi malumatlari kucuk haplar seklinde almaktan hoslanan bir toplumda birilerinin gidiklanmasi ve reaksiyona gecirilmesi gerkiyor.. duzeni degistirmek gibi bir niyeti yok. duzeni derleyip toplamak istiyor. bunun icin de duzen hakkinda her konuda "malumattar" oldugunu gosterecek seyler yapiyor. amerika'nin yarattigi dunyayi yerden yere vururken kanada'yi disarida tutabiliyor mesela. yani bazi seylerimizi degisitirirsek cok guzel olacak diyor. butunsel bir bakis ile elestiri yapmak yerine ornege kilitleniyor.
moore'u bilgi kuramlari cercevesinde konusamak yerine sistem icin muhalefet, sistemi onaran muhalafet ve hatta sivil itaatsizlik kavramlari cercevesinde konusmakta fayda var gibi.
You need to log in to post a reply.