Skip to content

Ulusal Sinema

36 replies · 796 views

MO
morrison
Joined: Feb 08, 2005
50 posts
Feb 10, 2005, 12:34 PM#17842

Ulusal Sinema

Arkadaşlar, başka bir forumda Darxoul'un da katıldığı bir tartışma yürümüştü bir ara. Hollywood Sineması üzerinden başlayan bu tartışmada ulusal sinema konu edilmişti. Sinefil'in bu konuyu tartışmak için doğru yer olduğunu düşündüğümden ilgili metinleri aşağıda aktarıyorum.

"Ulusal sinema" diye bir kavramın olup olamayacağına çok emin değilim ya da böyle bir kavramlaştırmanın çok yerinde olup olmadığına...

Şöyle ki; ilk olarak, ulusal sinema sanki milli coğrafya gibi geliyor kulağa (Y.Erdoğan'a göndererek), yani ulusal resim, ulusal müzik falan gibi... Bunula ilgili en güzel naktodlardan biri Özdemir Erdoğan'a aittir. Bir albümünde yazar "Türk Sanat Müziği" olamaz diye. Çünkü sanat zaten ulusal sınır falan bilmeyen, tanımayan bir şeydir. Bununla birlikte o yine de Türk müziğini tanımlar. Böyle bir ayrımın, eğer ki sınıflamaya öynelik, kataloglama gibi bir amacı olursa, mantıklı olabileceği kanısındayım. Aksi bana hep ırk teorileriyle aşık atıyormuş gibi gelir. Kaldı ki sanatta ulusallık aramak sanat tarihinin bile çok zamandır yanına uğramadığı bir şey. Wölfflin'den beri üslup tarihlerinin yanında, ikinci sıraya düşmüştür bu eğilim.

İkinci olaraksa, sinemanın, 20. yüzyılın sanatı olarak bu mantığa epeyce ters düştüğünü düşünüyorum. Ulusal yapının parçalandığı, küreselleşme anlamında değil ama, ulus devlet kavramının, gelişen iletişim teknolojileri sayesinde yokolmaya yüz tuttuğu bir çağın sanatıdır sinema. Bu anlamda, ulusların kültürel birikimlerinden gelen çok sesliliğe, renkliliğe, aydınlatılması ve hatta yaşatılması gereken değerlere sırtımı dönmüyorum. Ama sinemanın tam da tekelci kapitalizmin en yüksek aşamasının ürünü olmasından kaynaklanan bir uluslarüstü statüsü bulunduğunu düşünüyorum. Elbette her ülkenin sinema anlayışında farklı bir takım noktalar öne çıkabilir, çıkmıştır da. Ama bunlar ortak olan yönlere göre öyle azdır ki.

Yani demem o ki; Bergman'la Godard'ın dili arasındaki iletişim, Haneke'yle Greenaway'in konularına yaklaşımları arasındaki benzerlik, Tarkovski-Nuri Bilge Ceylan arasında, Kurosava-Western filmleri arasında... (örnekler çok fazla arttırılabilir ve çeşitlendirilebilir) kurulabilecek bağlantılar ayrılıklardan çok daha fazla olacaktır.

Bu anlamda "ulusal sinema" ifadesinin, içinde taşıdığı anti-Hollywood bildiriye karşın, tutucu olabileceğini, böyle bir söyleme gebe olabileceğini düşünüyorum.

"Avrupa sineması" terimini de yine işlevselliği yüzünden ve tabii bir de Amerikan sinemasına alternatifliği üzerinde taşıdığı için kullanıyorum. Yoksa, biraz deştiğimizde, Chaplin'in de Amerikan sineması içerisinde değerlendirildiğini görürüz. Ya Jim Jarmush'a ne diyeceğiz? Büyük yönetmenlerin pek çoğunun Amerika'yla bağlantıları olanlar ya da hepten göbekten oraya bağlı olanlar olduğu ortaya çıkında susup kalmamıza neden olmaz mı böyle bir tanımlama, hepten silahsız kalmaz mıyız Hollywood sineması fanları(!) karşısında? (Bugün sinema-tv öğrencilerinden kime sorsanız ilk karşılaşacağınız cümle, büyük bir olasılıkla, sinemanın eğlence sektörünün işi olduğu yoludan olacaktır. Bunun karşısında korunaklı olmaktan söz ediyorum.).

Velhasılı, sinema sanat oluşuyla evrensel bir değer taşımaktadır. Dilinin taşıdığı ulusal tadlar bunu değiştirmez, değiştirmemelidir.

MO
morrison
Joined: Feb 08, 2005
50 posts
Feb 10, 2005, 12:37 PM#17843

Hellboytr'nin yanıtı:

'hollywood sineması' tabirine karşı tercih edilen 'avrupa sineması' tabiri, bağrında taşıdığı 'coğrafi' göstergeleri dikkate alırsak yeterince kapsayıcı görünmemişti bana, bunu güney amerika sinemasından bahsederek örneklemeye çalışmışım, hala da aynı fikirdeyim.

buna karşılık kullandığım 'ulusal sinema' kavramı, kabul etmem gerekir ki, bir önceki kavramın coğrafi darlığının da ötesinde; sınırlı bir toprak parçasında yaşayan insanlara bir aidiyet duygusu vermeye yarayan, faklılıkların belli bir ideoloji altında uyumlulaştırılması ya da ötekileştirilerek dışlanması, farklı kültürlere üstünlünlüğün vurgulanması esasına dayalı, ulus devletlerin kuruluş süreçlerinde başat konumda olan 'ulusal kimlik' tabanlı söylemlerle temelde akraba olduğundan, kendi kazdığı kuyuya düşüyor; aynı darlıkla malul...

madem konu açıldı, tartışmanın bundan sonraki olası akışına katkı sağlayabileceğini düşünerek 'ulusal sinema' tartışmasının ülkemiz tarihinde en hararetli yapıldığı 1960'lara kısaca göz atmak istiyorum. Yalnız şunu belirtmeden geçmeyeyim, 'ulusal sinema'; tamlamayı oluşturan parçalardan da anlaşılacağı gibi hem 'ulus'u hem de onun 'kültürel temsil'ini sorunlaştırdığından ister istemez yalnızca estetiğin değil, siyasetin de alanına girmek zorundadır, buna ilaveten Amerikan film endüstrisinin ülke sinema salonları üzerindeki hegemonyasının her dönem 'ulusal sinema'nın korunması temelli ideolojik tartışmalara yol vermiş olduğu hatırlanırsa ister istemez söylenenlerin siyasi bir yönü bulunacaktır.

1960'larda adını duyuran Türk Sinematek Derneği, Hisar Kısa Film Yarışması ve Genç Sinema hareketinin öncülük ettiği Yeşilçam eleştirisinin; Memduh Ün, Atıf Yılmaz, Halit Refiğ gibi tanınmış yönetmenlerin ağzından Asya Tipi Üretim Tarzı'nın yüzeysel bir yorumu eşliğinde sert biçimde cevaplanması 'Ulusal Sinema'nın bu topraklarda ilk kapsamlı formülasyonu sayılabilir.

Ulusal Sinemacılar, "yaşadıkları toplumu, onun kendi diliyle anlattıklarını" söylerken; Yeni Sinemacılar burada ayrıntısına girmeyeceğim argümanlarla o zamana kadarki Türk sinema geleneğini eleştiriyor ve Fransa'da sinema verite, yeni dalga, İtalyan savaş sonrası yeni gerçekçiliği, Almanya'da Obernhausen Manifestosunu takip eden genç alman sineması gibi avangard akımlar ve Latin Amerika'dan Hindistan'a kadar tüm 'üçüncü dünya'ya yayılan, sömürge karşıtı - bağımsızlıkçı hareketlerin söyleminden etkilenen yeni sinema, üçüncü sinema gibi akımlarla entellektüel ve teknik anlamda dirsek temasına girilmesini savunan bir anlayışı güdüyorlardı.

"Devrimci Sinema Dergisi" altbaşlığıyla yayınlanan Ekim 1968 tarihli "genç sinema" dergisinin ilk sayısında yer alan "genç sinemacılar bildirisi"nden yeni sinemacıların ulusallık anlayışını aydınlatacağını düşünürek bir maddeyi aktarmak istiyorum :

Madde 4: Genç Sinema yeryüzündeki bütün Yeşilçamlara kesinlikle karşıdır. (...)Evrensellik, ulusallık düşüncesiyle eleledir. Genç Sinema, sağlam, yerine oturmuş ve gerçek sanat değerleri taşıyan bir ulusal yapıtın kendiliğinden evrensel boyutlar kazanacağına inanır.

Bu kısa tarihsel değiniden sonra, Hollywood Sineması'na 'benzemeyen' filmleri anlatacak kavramın ne olabileceğine gelirsem, aklımda somut bir öneri yok. (Bu arada, Hollywood'un ne olduğu her düzeyde ülkemizde yeterince tartışıldığı ve güncel sinema dergilerinde bile rahatlıkla konuya ilişkin birçok makale - inceleme bulunabileceği için, uzayan yazımı daha da sıkıcı hale getirmemek adına bu konuyu geçiyorum : Yine de, not olarak Holywood'un ne zaman ve hangi dinamiklerle 'ulusal' sinemadan, giderek ulusaşırı sinemaya, hatta "SİNEMA"ya dönüştüğü üzerine konuşmanın tartışmayı zenginleştireceğini düşündüğümü ekleyeyim.)

Bu noktada 'ulusal sinema'ya da bilinen tanımının ötesinde anlamlar yükleyen yazarlardan, Avustralya ulusal sineması üzerine birçok yazısı ve kitapları bulunan Tom O'REGAN'a kulak verelim :

Ulusal sinemalar eş zamanlı olarak estetik ve üretim hareketleri, eleştirel bir teknoloji, yurttaşlık projesi, endüstriyel bir strateji ve hakim uluslararası sinemaya(...) cevaben şekillenen uluslararası bir projedir.(Vurgu benim.)

Son alıntı Antrakt sayı 74'teki Ayla KANBUR imzalı 'Global Melezleşme Çağında Ulusal Kültür ve Sineması' başlıklı yazıdan :

Artık bir ulusal sinemaya bakarken hem aklımızın bir köşesinde duran Holywood hem de onun dışında duran ülkelerin - hatta kıtaların - ortak yapımları, uluslararası oyuncular, bir yönetmenin başka bir ülke de film çekmesi gibi içiçe geçen ilşkilerin içinden konuşuyoruz.

şimdilik bu kadar... Yine Antrakt 74'ten Tül Akbal SÜALP ve Ömer PEKMEZ'in yazılarından yararlandım...

MO
morrison
Joined: Feb 08, 2005
50 posts
Feb 10, 2005, 12:39 PM#17844

Ereninan'ın yanıtı:

Morrison, ulusal sinema diye bir kavramın olamayacağını (ya da hadi "olamayabileceğini" diyelim) "ulusal yapının parçalanmışlığı"na dayanarak savunuyor. bunun "küreselleşme anlamında değil, ama gelişen iletişim teknolojileri sayesinde" böyle olduğunu söylüyor. oysa mevcut siyasal/ekonomik ortam hiç de ulusal devletlerin çözülmesi, ortadan kalkması gibi bir duruma gebe değildir. ulusal devletler tüm donanımlarıyla gözler önündedirler ve daha uzun süre gözler önünde durmaya devam edeceklerdir. Çünkü kapitalizmin bu aşaması hiç de ulusal devletlerin çözülmesine izin verebilecek durumda değildir kanaatimce. kapitalizmin tekelci aşamasının ulusal devletleri ortadan kaldırması gibi bir durum söz konusu değildir. bilakis, emperyalist aşamada tekellerle devletler öylesine iç içe girmişlerdir ki, devletler, devlet olarak birlikte hareket ettikleri tekellerin çıkarlarını devlet olanaklarıyla savunmaya koyulurlar. bu böyle olunca, sinema da ulusal devletlerin yok olmaya yüz tuttuğu bir çağın sanatı olmuyor. siyasal/ekonomik anlamda "ulusallık" hala dimdik ayaktadır. bu, öyle olması gerektiğini düşündüğüm için değil, öyle olduğu için öyledir.

sanata gelecek olursak: bu alanda tanımlanabilecek bir ulusallığın siyasal ve ekonomik anlamda tanımlanabilecek bir ulusallıkla aynı açılımları kullanmasını ("ulusal" sözcüğünün aynı olması bile bu ikisini birbirine yaklaştırıyor aslında) sanat adına yararsız buluyorum. yani "ulusal" sanatın belirli bir kültürel/coğrafi bölgede yaşayan (örnekler çoğaltılabilir) insanların gerçekleştirdiği/izlediği/hoşlandığı (ve saire) sanat olarak herhangi bir anlamı olduğunu düşünmüyorum. bu noktayı hellboytr de kabul ediyor zaten ("buna karşılık kullandığım 'ulusal sinema' kavramı, kabul etmem gerekir ki, bir önceki kavramın coğrafi darlığının da ötesinde; sınırlı bir toprak parçasında yaşayan insanlara bir aidiyet duygusu vermeye yarayan, faklılıkların belli bir ideoloji altında uyumlulaştırılması ya da ötekileştirilerek dışlanması, farklı kültürlere üstünlünlüğün vurgulanması esasına dayalı, ulus devletlerin kuruluş süreçlerinde başat konumda olan 'ulusal kimlik' tabanlı söylemlerle temelde akraba olduğundan, kendi kazdığı kuyuya düşüyor; aynı darlıkla malul...") bu anlamda belki de "yerel" kavramı hem "belirli" bir kültürü göstermeye devam ettiği, buna karşın "ulusal"ın içerdiği milliyetçi (helloboytr'nin deyimiyle aktaracak olursak "faklılıkların belli bir ideoloji altında uyumlulaştırılması"na dayalı) göndermeleri gerisinde bıraktığı için daha uygun düşüyor, Genç Sinema'nın "evrensellik, ulusallık düşüncesiyle eleledir" yaklaşımını anlamak daha kolay oluyor (murat belge "yerel olmayan evrensel de olamaz" diyerek (bkz. Edebiyat Üstüne Yazılar) buradakine koşut bir yaklaşım geliştiriyor).

bu iki değerlendirmeyi üstüste koyarsak: siyasal/ekonomik anlamda ulusallığın kaybolmasından söz etmek olanaklı değil. ancak bu anlamda tanımlanan "ulusallık"ın sanat açısından bir anlamı yok. o nedenle "ulusal sinema", "ulusal sanat" kavramlarının geçmişte ne biçimlerde kullanıldıklarını bilmek yararlı olmakla birlikte bu kavramın kullanıldığı dönemin siyasal/ekonomik koşullarını da değerlendirmeye almak gerekir (o dönemde Genç Sinema'nın da içerisinde yer aldığı "sol", ulusal kalkınmacı iktisadi yaklaşımı belirlemiş, sosyalist, sosyal demokrat, kemalist vb. pek çok grubu bünyesinde barındıran, kısa süre öncesinin ulusal kurtuluş savaşlarından, vietman'dan etkilenen heterojen bir yapı arz ediyordu, bu anlamda "ulusal"ın ö dönemde kazandığı anlamın hellboytr'nin akttardığı bağlama oturmasını anlamak zor değil).

hollywood hellboytr'nin de belirttiği gibi zamanla bir "ulusal sinema" olmaktan çıkıp "SİNEMA" olmuştur. bunu Amerika'nın ekonomik üstünlüğüne borçlu olduğu muhakkak (hele ki Marshall yardımının hollywood'a karşı var olan ulusal sinema kotalarını kaldırmak gibi masumane koşulları olduğu dşünülünce). ancak hollywood artık yalnızca belirli bir siyasal görüşü yansıtmıyor. aynı zamanda belirli bir estetik yaklaşıma karşılık geliyor (bu kuşkusuz bir ideoloji tartışması ekseninde ele alınabilecek bir şey, ancak bu forumdaki tartışma dolayısıyla ayrıntılandırılabileceğini düşünüyorum). bu anlamda hollywood yalnızca los angeles'ta değil, dünyanın her yerinde üretiliyor (yeşilçam, bollywood, sinan çetin, mustafa altıoklar, hatta indiewood). oysa avrupa sineması'nın varsaydığı zihinsel yapı hollywood'dan daha farklıdır. bu da farklı bir estetik anlayışla sinemanın araçlarını kullanmaya itmiştir avrupa/iran vs. sienamsını. hollywood gerçeklikten uzaklaştıkça bu iki farklı yaklaşımın arasındaki açı da açılmıştır. kuşkusuz avrupa'da da kötü filmler yapılmktadır. ama bunlardan en kötüleri hollywood'un yapay gerçekliğine en çok yaklaşanlardır (yönetmenlerin/senaristlerin kendi buhranlarını saçmalıklarını anlatıp durdukları filmler sanatın her alanında ortaya çıkan genel bir yozlaşmanın bir parçası olarak daha çok şey anlatıyor bence. bu da önemlidir ama ne avrupa sinemasına ne de sinemaya özgüdür bu durum).

yazdıklarımın ne kadar uzun ve sıkıcı olduğunu görüp yazmayı bırakıyorum. yeni şeyler yazılırsa ben de devam edebilirim uzatmaya.

(son olarak: hollywood'a karşı (hollywood'un dışında) olan sinemayı tanımlamak için bugüne dek kullanılagelen "Avrupa Sineması" sözünün coğrafi göndermesi aslında tartışmanın başladığı nokta olmuştu. bu kavramın coğrafi göndermesinden arındırıldığı ölçüde söylemek istediğini söyleyebildiğini düşünüyorum. bugüne dek kullanıldığı anlamıyla aranan kavramı belirli ölçüde karşılıyor.

AT
ataraksiyant
Joined: Jul 05, 2003
224 posts
Feb 10, 2005, 05:22 PM#17855

hollywood'u göçmenlerin kurduğunu biliyoruz. ancak çoğunlukla da amerika'da dünyaya 'gözlerini açmış' insanlardı bunlar ve eski kıtaya karşı yeni ülkelerini müthiş bir şekilde benimsiyorlardı. Bu anlamda kendi dertlerinden/ sevinçlerinden/ sıkıntılarından/ törenlerinden/ kültür?lerinden beslenen konularla filmler yaptılar. Bu filmlerle bütün dünya seyircisinin özdeşleşmesi ise seçtikleri konunun evrenselliğinden değil, zaten bütün dünyanın 'amerikalaşma'sından. hollywood bu süreçte hem sebep, hem sonuç.

buradan bile 'ulusal sinema' fikrinin/ pratiğinin olabileceği düşüncesine bir yol var. avrupa sineması dediğimiz de, tek tek ulusal sinemaların, 'ulusal sinema' olmaları paydasında, hollywood'a karşı, altına girdikleri şemsiye.

peki, var olduğunu iddia ettiğimiz ulusal sinema ne (bence)? Ulusal sinema, bulunduğu coğrafyanın yüzyıllardır beslediği/beslendiği kültürün geçmiş ve mevcut unsurlarından, bunların insana ve topluma etkisinden hareketle insanı anlamaya/anlatmaya çalışan sinemadır. bence gayet kuvvetli bir yapıdır, yani türkiye'de - anadolu'da yaşananlar (şimdi ve yüzyıllardır) uzakdoğudan ya da amerikada olan bitenden farklı. bu farkın sinemaya yansıtılması gerek. elbette her zaman evrensel noktalar vardır ama unutmamalı ki her zaman yerel olan da vardır. bunu, en yabancı gibi görünen (veya nitelenen demeli) zeki demirkubuz'dan bile örnekleyebiliriz. bir keresinde şöyle demişti: "Bizde olan şeyleri kullanmayı seviyorum. Yani küçük bir çocuğun, evde dedesini görünce elini öpmesi gibi." Bunun gibi belki, nedir işte, kına yakmadan tutun da beşik kertmesine kadar pek çok kültürel kod. Ya bizzatihi filmin konusu olabilir ya da filmdeki öğelerden biri olarak yerini alır. Mesela son bir örnek meleğin düşüşünden; bir ip sarma hadisesi var (adak) filmin başından sonuna dek. bunun yanı sıra eminönü sahnelerinde hakikaten eminönünden yansıyan sesleri (ki bunlar orada satılan esma'ül hüsna kasetlerinin sesleri), çaresiz bir kızın duaya sığınması, dudaklarından sürekli fatiha duyulması gibi unsurlar. (bunlar bir filmi ulusal sinema kategorisine sokar mı, sokmaz mı ayrı bir şey, ben sadece küçük örnekler vermek istedim)

MO
morrison
Joined: Feb 08, 2005
50 posts
Feb 11, 2005, 10:15 AM#17872

Bu anlamda, ulusların kültürel birikimlerinden gelen çok sesliliğe, renkliliğe, aydınlatılması ve hatta yaşatılması gereken değerlere sırtımı dönmüyorum. Ama sinemanın tam da tekelci kapitalizmin en yüksek aşamasının ürünü olmasından kaynaklanan bir uluslarüstü statüsü bulunduğunu düşünüyorum. Elbette her ülkenin sinema anlayışında farklı bir takım noktalar öne çıkabilir, çıkmıştır da. Ama bunlar ortak olan yönlere göre öyle azdır ki.

Yani demem o ki; Bergman'la Godard'ın dili arasındaki iletişim, Haneke'yle Greenaway'in konularına yaklaşımları arasındaki benzerlik, Tarkovski-Nuri Bilge Ceylan arasında, Kurosava-Western filmleri arasında... (örnekler çok fazla arttırılabilir ve çeşitlendirilebilir) kurulabilecek bağlantılar ayrılıklardan çok daha fazla olacaktır.

Ataraksiyant'ın verdiği örnekler yukarıdaki satırlarda söylediklerimle çelişmiyor. Aksine konunun en önemli noktasından bir teğet çizdiğini düşünüyorum.

Ulusal sinema anlamında, Demirkubuz sinemasıyla sözgelimi Yavuz Tuğrul filmleri arasındaki ayrılık beni Demirkubuz'u yurtdışındaki benzer örnekleriyle kıyaslamaya itmiştir hep. Nuri Bilge Ceylan için de sık sık Tarkovski benzetmelerinin yapılması tesadüf olmasa gerek.

Bu daha çok sinemanın entertainment olmamaklığıyla ilgili bir şey.

AT
ataraksiyant
Joined: Jul 05, 2003
224 posts
Feb 11, 2005, 06:08 PM#17884

bu biraz insanın kaynaklarının adresiyle alakalı gibi geliyor bana. yani zeki demurkubuz mesela dostoyevski başta olmak üzere varoluşçulardan besleniyor. nuri bilge ceylan, sinematografik olarak evet Tarkovski'den ilham alıyor.

bu bir suçlama da değil yüceltme de değil. Çok net bir tesbit; varoluşçuluğa dayanırsan çok da bu ülkenin derdini resmetmezsin çünkü bu topraklarda (son zamanlara kadar) varoluşçuluk filan diye bir problemi yoktur insan evladının. (tabii artık hepimizin nurtopu gibi batı medeniyeti menşeli ve modern yahut postmodern kaygılarımız var, dolayısıyla bu filmlerin artık bizi anlattığını ve bizi ilgilendirdiğini rahat rahat söyleyebiliriz)

halit refiğin kitabında okumuştum. diyor ki, bu topraklarda hiçbir zaman burjuva sınıf olmadı ki karşısına işçi diye bir sınıf dikilmedi ki sen hangi sınıf çatışmasının filmini yapıyorsun?

buna karşın yavuz turgul'dan bahsedilirse kendisi bir defasında "antenlerim beni topluma yöneltiyor" demişti. sanırım bu önemli bir cümle, yani antenlerinle bir şeyi bilemezsin, olsa olsa sezersin. Toplumu okumak dediğimiz şey, belki dipnotlu kaynakçalı falan bir okuma değil de böyle okumadır. Hani "ilim ilim bilmektir/ ilim kendin bilmektir/ sen kendini bilmezsin/ ya nice okumaktır" :)

DA
darxoul
Joined: Dec 31, 2004
265 posts
Feb 12, 2005, 09:18 AM#17887

ataraksiyant'ın söylediklerinin yukarıdaki tartışmayla ilişkisini doğrudan kuramadım. önceki yanıtında ulusal sinemayla sinemada yerelliği aynı şey olarak kullanmış. oysa bu ikisi bence aynı şeyler değiller. aradaki farkı da morrison'n alıntıladığı üçüncü pasajda söylüyorum. sanatın her alanı için yerelden beslenmek olanaklıdır. ancak, bu onun "ulusal" olduğu anlamına gelmez. buna engel olan ilk şey de bence ulusal tanımlamasının nasıl yapılacağı sorunuyla ilgilidir. fatih akın'ı (ya da ferzan özpetek'i) türkiye'nin "ulusal" sinemacısı olarak gösteremezsiniz. o zaman bu hangi milliyete mensup olduğundan bağımsızdır. filmin çekildiği coğrafyayla da ilgili olamayacağını gösterecek pek çok örnek var sinema tarihinde. "ulusal"ın tanımlanması sıkıntılıdır, yararsızdır. dahası, içindeki milliyetçi vurgu nedeniyle gericidir. bir sanatsal eserin yerelden yararlanması doğaldır, bu nedenle yerelliği anlatan özel bir tanımlamaya ayrıca ihtiyaç yoktur kanımca.

bu açıdan bakıldığında halit refiğ'in kitabındaki "sınıf çatışmasının filminin yapılamayacağı" ile ilgili ima konuyla yakından uzaktan ilgili değildir (ayrıca bu önerme kendi içinde de sorunlu, yanlıştır, ilk kabileleri saymazsak, tarihte sınıf çatışmlarının olmadığı bir dönem gösterilemez; sınıf tanımlamaları yanlış/tutarsız olabilir, bu ayrı bir şeydir). yunus'un "ilim kendin bilmektir" dizeleriyse konuya teğet bile geçmiyor. "kendi"den kasıt "ulusal" ya da yerel olan değildir yunus'ta.

tartışmanın başladığı yere, yani hollywood dışı sinemayı nasıl tanımlamak gerektiğine gelince...

bu anlamda helloboytr'nin alıntıladığı genç sinemacılar bildirisi'ndeki dördüncü madde anlmlıdır. bütün yeşilçam'lara karşı olmak gerekir. bu da coğrafi bir sınırlılıkla değil, sinema diline ve estetiğine yönelik yaklaşımla, ticari amaçlarla yapılıp yapılmadığına bağlıdır kanımca. hollywood bir sektör. insanlar hollywood'a sinema sevgilerinden değil, para kazanmak için yatırım yapıyolar. bu çok açık. böyle bir yaklaşım dünyanın hiçbir yerinde kimseye yarar sağlamaz. reddedilmesi gereken budur.

AT
ataraksiyant
Joined: Jul 05, 2003
224 posts
Feb 15, 2005, 05:57 PM#17986

valla konu hakkında bir bilene danıştım dün, rekin teksoyla konuşuyorduk elbette herkesin metodolojisi,yorumu, algısı farklı olabilir ama Rekin hoca da tam da benim kullandığım argümanlarla (yok valla ben söylemedim, manipüle etmedim :) ) ulusal sinema kavramının mutlak olduğunu ve bunun milliyetçilikle ilgisi olmadığını söyledi. uzun uzun konuştuğumuz için şu an tam toparlayıp cümleleri birebir yazamıyorum ama soran olursa söylerim daha sonra

QU
quantino
Joined: Nov 09, 2004
102 posts
Feb 15, 2005, 08:20 PM#17987

ulusal lafını peşinen milliyetçi bir söylem olarak görmek, milliyetçiliği de gericilikle bir tutup ulusallığı toptan reddetmek de bana ters geldi.
sanatın ö.erdoğanın da bahsettiği evrenselliği yapıtın tüm insanlığa hitap etmesi, tüm insanlara ulaşabilmesi anlamındadır. türkler türk müziği dinler ve üretmelidir gibi ülkemizdeki çok yaygın bir düşünceye tepki olarak söylemiş gibi geldi bana.

ülkeler arasındaki sınırlar başta siyasal ama aynı zamanda da kültüreldir. her toplumu diğer toplumlardan ayıracak bazen de çok derin dünya görüşleri, adetleri ve zevkleri vardır. tüm insanlığıun sanat yoluyla bu zenginliklere ortak edilmesi yapılmasa gereken, yeterince yapılmayan, fakat 21. yüzyılla birlikte bolca yapılacağını tahmin ettiğimiz bir şeydir. dolayısıyla sanatın kaynağının yerel, sonucunun evrensel oluşu çok arzu edilir bir durumdur. kaynak evrensel de olabilir, bireysel de olabilir tabi.. ama yerel olması burada hem zenginliği hem de işlenmemiş oluşu ile öne çıkar.
tabi yerellik çok geniş bir kavram: yunus emre de girer, nazım da, metin erksan da, kemal sunal da hatta aydemir akbaş da.. evrensel shakespeare'den bir uyarlama yerine güzin ablaya gelen bir mektubu filme uyarlamak kesinlikle daha özgün ve yerinde olacaktır ki sanatta özgünlük evrensellikten bile önemlidir belki. tabi bunlar türkiye'den örnekler, yoksa dünyada yerel kültürel zenginlik çok, iyisiyle ve hatta kötüsüyle. artık 21. yüzyılda recm cezasını savunan iyi bir film, yahudi soykırımını anlatan bir filmden daha değerli bulunabilecek belki.

yerellik dedim ama ulusallık demedim henüz dikkat ettiyseniz. ulus birbirini en yakın yerel kültürlerin bir araya geldiği, özellikle dil (veya diller) gibi önemli bir kültürel taşıyıcısı da içinde barındıran, ve buna siyasal ve ekonomik bir düzen de ekleyen yapıya deniyor. kısaca yerelliğe giden yol ulusallıktan geçiyor. şimdi asıl meseleye gelelim.

bir ülkede üretilen filmler o ülkenin sinemasını oluşturuyor öncelikle. fakat yerelliğin etkisi o kada güçlü ki üretilen bu değişik filmlerde ortak bir kimlik de oluşuyor. nuri bilge veya demirkubuz güzel örnekler.. farklı isimleri örnek alıyorlar belki kendilerine. ikisinin de çıkış noktaları kişisel.. fakat filmlerinde belli benzerlikler var. ortak bir kimlik ve dünyanın başka yerinde üretilen filmlerde bulunmayacak ortak tatlar var. dahası (ki bu ulusal sinemanın neden önemli olduğunu da gösteriyor) bu adamlar iyi arkadaş. aynı şehirde yaşıyor, aynı dili konuşuyorlar. birbirlerini etkiliyorlar belki, birbirlerine yardım ediyorlar. böylece bu ortak kimlik gelişiyor.. genç sinemacılar da bu ortak kimliği örnek alıyorlar kendilerine ve belki de bu adamlardan kişisel olarak da faydalanabiliyorlar, destek görebiliyorlar. türk sineması diyebileceğimiz şey genişliyor.
fatih akın veya ferzan özpetek de bu ortak ulusal kimlikle kesiştikleri ölçüde, evet türk sinemasının bir parçası oluyorlar. hiç bir filme yüzde yüz türk filmi demek zorunda da değiliz zaten.

bunların yanında sinema bir ekip işi. ister istemez bulunduğunuz coğrafyadaki adamların sinema anlayışına bağlısınız. kameraman nasıl alıştıysa öyle yapacaktır işini. bu da ortak kimliği artırıcı bir şey.

yani ulusal sinema biraz şartlar öyle gerektirdiğinden, biraz da doğal yollarla ve kaçınılmaz olarak oluşur ve yerel kimlik de taşıyor. kişiler veya devlet eliyle planlı ve belki de milliyetçi bir şekilde bu kimlikle oynanması ayrı şey. bu ulusal sinemanın tüm dünyada tanınması, kendini dünya sinemasının bir alt kolu olarak kabul ettirmesi de ayrı konu. ve birbirinden farklı anlayışlarla çekilen filmlerin aynı ulusal sinema sepetine atılması da yanlış bir şey değil.

kısaca ulusal sinema vardır, ve daha çok olmalıdır ki aynı filmleri, aynı konuları tekrar tekrar izlemek yerine şu dünyamızın ve insanlığın bilinmeyen kültürel mirasının tadını çıkaralım doya doya.

(anlatamadığımın farkındayım ama konunun çok fazla boyutu var ve soyut bir tartışma için çok geniş. ve tek bir cevabı da yok.)

DA
darxoul
Joined: Dec 31, 2004
265 posts
Feb 16, 2005, 07:45 AM#17990

ataraksiyant wrote:
Rekin hoca da tam da benim kullandığım argümanlarla (yok valla ben söylemedim, manipüle etmedim :) ) ulusal sinema kavramının mutlak olduğunu ve bunun milliyetçilikle ilgisi olmadığını söyledi. uzun uzun konuştuğumuz için şu an tam toparlayıp cümleleri birebir yazamıyorum ama soran olursa söylerim daha sonra

ataraksiyant konuşulanları ayrıntılı biçimde anlatmadığı sürece, rekin teksoy'un söylediklerinin bir anlamı yok sanırım. "rekin teksoy öyle dediyse öyledir" demiyorum, diyemeyiz. böyle bir tartışmada bir "otorite" olabileceğine inanmıyorum. belki bu nedenle, ataraksiyant, sorulmasını beklemeden, rekin teksoy'un ve kendisinin düşüncelerine forumda yer verirse iyi olur.

quantino'nun söylediklerine gelince: "bence de sanatın kaynağının yerel, sonucunun evrenbsel oluşu çok arzu edilir bir durumdur". bunda hemfikiriz. benim yerellikten anladığım budur. ancak yerelliğe giden yolun neden ulusallıktan geçtiğini anlamadım. belki tersini savunmak daha akla yatkın benim açımdan. ulusallığa giden yol yerelden geçmek zorundadır.

quantino, ulusal sinema tanımını yerelliğin güçlü etkisine dayanarak yapıyor. ama bunun için eçtiği örnekler pek doğru görünmüyor. nuri bilge ceylan ile zeki demirkubuz arakadaş olabilirler, ama bu ikisini birbirine bağlamadan önce insanların aklına bu yönetmenleri bağlayabilecekleri başka akımlar, yönetmenler, sanat anlayışları geliyor (tarkovski, minimalizm, varoluşçuluk vs.). fatih akın'la ferzan özpetek'i de ulusal kimlikle kesiştikleri ölçüde ulusal sinemaya dahil ediyor quantino. ancak burada temel bir soruya geliyoruz:

evet, ulusal kimlik diye bir şey tanımlayıp, insanlar bu kavramla kesiştiklerinde onları ulusal sanat alanına dahil etmek pekâlâ olanaklıdır. ancak bir bildiğim kadarıyla sosyal bilimlerin hiçbir alanında bir kavram durduk yere tanımlanmaz. bir kavramın tanımlanması için iyi nedenle gereklidir. yoksa ortalık kavramdan geçilmezdi.

bu durumda bir "ulusal kimlik" tanımlamanın ne gibi bir gerekliliği olduğunu da açığa kavuşturmakta yarar var. bu belki belirli bir ülkenin sinema endüstrisinin sorunlarını incelerken yararlı olabilir, o durumda da zaten ulusal sinemadan değil belirli bir coğrafyanın teknolojik altyapısından söz edilmesi gerekir. o teknolojik olanakları kullanarak film yapanların söz konusu ülke sinemasına dahil edilmesi düşünülebilir. bunun dışında bu kavramın ne anlamda yararlı/gerekli/zorunlu vs. olduğu açıklığa kavuşturulmaldır. yoksa havanda su dövmeye başlarız.

bu bağlamda, ulusal sinema diye bir şey olmadığını değil, "ulusal sinema" diye bir kavram tanımlamasının gerekli/yararlı olmadığını savunuyorum. dünya kültürel mirasının sinemaya konu edilmesi ise bütünüyle başka bir mesele gibi görünüyor bana.

printerson
printerson
Joined: May 06, 2002
1,034 posts
Feb 16, 2005, 07:51 AM#17991

olaya sanat ekseninden bakmak gerekiyor. sanatçı dediğimiz insanın, estetik bir özgünlüğü olması lazım (illa ki 5 duyuya hoş gelecek anlamında söylemiyorum, estetiğe yönelik bir bakışın olması lazım).

bir de derdinin olması lazım... sinema sanatçısı, bu iki durumu, sinema sanatı içinde beceren insandır. bu anlamda sanatçının "ulusal dertleri" de olabilir. burada sanıyorum zihinleri kurcalayan şey, bu tip sosyal dertlerin, estetik anlamdaki özgünlüğü ezebiliyor olması çoğu zaman. e ama bu noktada sanatın kolay bir şey olmadığını hatırlamak gerekiyor. işleri kör gözün parmağına yaparsanız propagandaya girer. önemli olan derdini, o sanatın gereklerini yapmaktan başka türlü ifade edemiyor olmak. gereklerini yapmak bile demiyorum çünkü sanatçı bir takım şeyleri içgüdüsel ya da refleks yapabiliyor.

bu anlamda ulusal, global, bireysel, psikolojik, polisiye, gregoryan, protestan ................ sinema olur ama sinemayı ezmeden olur.

AT
ataraksiyant
Joined: Jul 05, 2003
224 posts
Feb 16, 2005, 10:10 AM#17993

ya bi dakka, biz kelimeler yüzünden mi anlaşamıyoruz başından beri? benim yerellikten anladığım budur dediğin şeye ben de tümüyle benim ulusallıktan anladığım budur diye imzamı basıyorum. seni rahatsız eden ulusal kelimesi mi, bunun faşizan bir şeyler çağrıştırdığını mı düşünüyorsun? eğer öyleyse bu amaçla kullanmadığımızı, tam da senin yerellik derkenki derdinnle ilgili olarak kullandığımı söylemem lazım.

Rekin hocanın dediklerine gelince. başta, sinemanın siyasetle en alakadar sanat dalı olduğunu söyledi. bir ülkede yapılan sinema, o ülkenin siyasi yapısından, geçirdiği siyasal değişimlerden, hatta dünyadaki genel siyasetten etkilenir gibi bir cümle kurdu. bundan sonra da örneğin çeşitli sinema akımlarının belli ülkelerde çıkmasının (dışavurumculuk/ almanya, yeni gerçekçilik/italya, yeni dalga/ fransa gibi) da bir tesadüf olmadığından bahisle, örneğin uzakdoğu sineması samurayı anlatır, türk sineması başlık parasını anlatır bu ulusal sinemadan başka nedir? diye konuştu.

inşallah bu daha açıklayıcı ve anlaşılır olmuştur :)

DA
darxoul
Joined: Dec 31, 2004
265 posts
Feb 16, 2005, 12:01 PM#17998

ataraksiyant şöyle söylüyor:

ya bi dakka, biz kelimeler yüzünden mi anlaşamıyoruz başından beri? benim yerellikten anladığım budur dediğin şeye ben de tümüyle benim ulusallıktan anladığım budur diye imzamı basıyorum. seni rahatsız eden ulusal kelimesi mi, bunun faşizan bir şeyler çağrıştırdığını mı düşünüyorsun? eğer öyleyse bu amaçla kullanmadığımızı, tam da senin yerellik derkenki derdinnle ilgili olarak kullandığımı söylemem lazım.

bu durumda aramızda pek fazla bir görüş ayrılığı yok. ancak, genel anlamda "ulusal sinema" kavramının bu biçimde kullanılmadığını biliyoruz. söz gelimi rekin teksoy bu anlamda kullanmıyor. bu kavramın tarihsel kullanımı da başka bir şeye gönderme yapıyor. tdk'nın sözlüğüne göre millet şöyle tanımlanıyor (millet):

millet (ulus): Çoğunlukla aynı topraklar üzerinde yaşayan; aralarında dil, tarih, duygu, ülkü, gelenek ve görenek birliği olan insan topluluğu.

benim "yerel" tanımımla buradaki ulus tanımı arasında çok az benzerlik var. bu ulus tanımı ve "ulusal sinema" kavramındaki "ulus" çok daha homojen bir toplumsal birimi işaret eder. oysa ben yerel diyerek sınırları iyi çizilmemiş, hatta heterojen bir topluluktan söz ediyorum. herhangi bir sanat eserinin yerel olmadan evrensel olamayacağını iddia ediyorum. oysa aynı şey "ulusal sinema" kavramının tanımlanmasında düşünülemez.

rekin teksoy'un örneklerine gelince... yeni gerçekçilik italya'nın değil roma'nın, yeni dalga da fransa'nın değil paris'in sinema çevrelerinden çıkmıştır. bu akımlar yalnızca bu ülkelerde varlık göstermiş gibi anılmalarına karşın, etkileri dünya çapında hissedilmiş ve kendisini açıkça bu akımlara dahil etmeseler bile başka ülkelerden yönetmenler de benzer anlayışla filmler çekmişlerdir. bu nedenle başta morrison'ın da söylediği gibi, bir sinema tarihi çalışmasında da ulusları değil, akımları, sanatsal bakıştaki benzerlikleri gözetmek daha fazla veri sunacaktır.

printerson
printerson
Joined: May 06, 2002
1,034 posts
Feb 16, 2005, 01:41 PM#18006

almanyada olmasa dışavurumculuk, italyada olmasa yeni gerçeklik, fransada olmasa yeni dalga olmazdı, tüm bu akım buram buram o ulusları kokmaktadır demek bence yanlış.

tamam mesela orhan veli, türk şiirinde yeni bir akım yaratmıştır ama bu ulusun temsili değildir. ulusal sinema dediğinizde ben bundan içinde ulusal öğeleri barındıran, bu ulusun karakteristik tiplemelerini yansıtan, ona uygun oyuncu seçen, o ulusa özgü hikayeleri seçen sinemayı anlarım. yoksa akımları uluslara mal etmek bana biraz olmaz geliyor.

DA
darxoul
Joined: Dec 31, 2004
265 posts
Feb 16, 2005, 02:08 PM#18008

printerson wrote:
almanyada olmasa dışavurumculuk, italyada olmasa yeni gerçeklik, fransada olmasa yeni dalga olmazdı, tüm bu akım buram buram o ulusları kokmaktadır demek bence yanlış.

tamam mesela orhan veli, türk şiirinde yeni bir akım yaratmıştır ama bu ulusun temsili değildir. ulusal sinema dediğinizde ben bundan içinde ulusal öğeleri barındıran, bu ulusun karakteristik tiplemelerini yansıtan, ona uygun oyuncu seçen, o ulusa özgü hikayeleri seçen sinemayı anlarım. yoksa akımları uluslara mal etmek bana biraz olmaz geliyor.

kesinlikle katılıyorum. söylemek istedikleirmde eksik bir noktayı tamamlıyor printerson'ın söyledikleri...

You need to log in to post a reply.