Ulusal Sinema
36 replies · 796 views
almanyadaki dışavurumculuk olsun,fransadaki yeni dalga olsun çıkışlarının gerçekleştiği dönemdeki ülkenin siyasi,ekonomik,toplumsal...vs... durumları son derece etkin bir rol oynamıştır.bu bağlamdan yola çıkarak ulusal sinema karakteristiğinin oluşumunda bu akımları o ülkelerin özlüğünden ayırıp bağımsız düşünmek gaflet olur diye düşünüyorum.
(printerson uçan kafa atacak bana biliyorum)
printerson wrote:
ulusal sinema dediğinizde ben bundan içinde ulusal öğeleri barındıran, bu ulusun karakteristik tiplemelerini yansıtan, ona uygun oyuncu seçen, o ulusa özgü hikayeleri seçen sinemayı anlarım. yoksa akımları uluslara mal etmek bana biraz olmaz geliyor.
buna da faşist sinema mı diycez?
not: gelecek olan şeyi biliyosun be güzel kardeşim, hala niye yapıosun?
:)
elbette demeyeceğiz de ben yazdığım şeyin cevabını alamadım.yeni dalgadaki amerikan sinemasına yönelik tepkisel bakış açısını fransa dışında nerde görebilirdik?
yani filmlerinde illa amerikan bayrağı yakıp "kahrolsun domuz amerikalılar" demleri gerekmiyor.adamlar örneğin giriş-gelişme-sonuç düzlemini yıkarak da amerikan sinemasına güzel bir ince ayar çektiler.
yaratılmış akımın tüm dünyada benimseyenlerinin çıkması o akımın doğmuş olduğu topraklarla olan halvetini kesmez daha da artırır.yoksa müstesna bir örnek olan;
fransada doğdu
beşiktaşlı oldu
helal olsun sana
pascal nouma
söylemlerin yolundan ilerlemek son derece yanlış olur kanaatindeyim.
(evet yan hakem bayrağını kaldırıyor ve golü saymıyor.)
yeni dalgadaki amerikan sinemasına yönelik tepkisel bakış açısını fransa dışında nerde görebilirdik?
hollywood'un tarihsel geçmişini ele alırken, onu bugünkü tektipleşmiş hollywood gibi düşünmemek gerek. çok iyi işlerin de çıktığı bir endüstriydi hollywood ilk dönemlerinde. belki yeni dalga ortaya çıktığında tektipleşme konusunda önemli yol kat etmişti, ancak ortaya koyduğu ürünler hâlâ dünya sanat çevrelerinde takip ediliyordu. ayrıca yeni dalga'nın hollywood'u reddinin yanısıra onun tür sinemasını sahibplenişini de görmezden gelemeyiz. evet kodları yıkmıştır, ancak onun verili kalıplarını (convention) kullanmaya da devam etmiştir işine yaradığı ölçüde. çekilen ayarın "ince" olduğuna katılıyorum.
evet, yeni dalga yalnızca fransa'dan yeni gerçekçilik de yalnızca italya'dan çıkabilirdi. öyle de oldu. öte yandan rusya'da bolşevik devrimi olmasaydı, rusya sineması hakkında bugün neler biliyor olurduk bu da tartışmalıdır. ancak bu akımların ortaya koyduğu teorik öncüller ve yaklaşımlar, onların sinema pratiği, başka ülkelerden sinemacılar tarafından da kabul ediliyorsa, o zaman ulusallıktan kopuyor bence. çıkış yerinin fransa/italya olması bir süre sonra görünmez oluyor. o akımların sinemaya armağan ettikleriyse bugün hâlâ tüm dünyada anımsanıp kullanılıyor. bugün ne yeni dalga'dan ne de italyan yeni gerçekçiliği'nden hareketle film yapanlar var. ancak bu akımlar olmasaydı özellikle avrupa ve hatta hollywood sineması hiç de böyle olmayacaktı.
ar yu çekındırılist?
şimdi senin dediğin şekilde gerçekleşmiş olsaydı yani yeni dalga aradan yıllar geçmesine rağmen "fransız yeni dalgası" olarak değil de sadece "yeni dalga" akımı olarak söylenegelseydi haklı olabilirdin.ama halen o akımın sinemaya katmış oldukları başındaki "fransız" sözcüğünden ayrı telafuz edilmiyor...
sermest bak bir hataya düşüyoruz. senin soruna kasten yanıt vermedim çünkü ben bir şey söylesem de söylemesem de senin söylediğin klişeye yenik düşecekti. düz mantık kuruyosun.
şimdi fransız sineması dediğimiz bir şey var, fransız sineması dediğin zaman aklına gelen bir takım kalıplar var. o kalıplar kullanılarak bir akım yaratılıyor, o öncül sıfat (yani fransız yeni dalgası) oradan geliyor. o zaman ben sana şunu sorarım; fransız yeni dalgasını fransız yapan şey ne? ayrıca madem o kadar ulusal bir şey, başka coğrafyalarda kendini nasıl var edebiliyor? istersen biraz filmler üzerinden konuşalım... buyur sermest top sende...
godard ın serseri aşıklarına hangi pencereden bakıyoruz?
yeni dalga akımını temsil eden ana film olmasının yanında bir kaç mesaj önce bahsini ettiğim o ince ayarı gerçekleştirmesi yönüyle(hollywood bozması karakterler,öykü kurulumu ama öykünün ele alınışında gelenekselliğe karşı gerçekleştirilen başkaldırış) bir çığır açmış olması ve ileri dönemlerde diğer sinemacılar tarafından dikkate alınıp kullanılmış olması serseri aşıklar filmini fransız sineması literatüründen alıp uluslararası bağlamda değerlemeye almaya yetmez.
yurttaş kane de çığır açmıştır.kullandığı sinema diliyle haleflerine örnek oluşturmuştur.yine de tipik değerlendirmelerde ve kıstaslarda orson welles sineması o adını koymak için çırpındığımız amerikan sinemasının şu an dönüp baktığımızda en dikakt çekici örneğidir.
kısacası,fransız yeni dalgasını fransız yapan yani ulusal sinemaya dahil eden doğduğu topraktır.üstüne basarak söylüyorum tüm akımlar etkileşime yol açar,sonrakilere esin kaynağı olur.ama bu etkileşim sonucu o bahsi geçen filmler ve dahil oldukları akımlar doğdukları ülkenin karakteristiğinin temelini oluştururlar.
ama o zaten sanatın geleneğiyle ilgili bir şey... ama bu noktada işi ulusallaştıran ögeyi merak ediyorum... yani o ulusa ait olan, tümden bir ulusu kucaklayıp, onun temsili haline getiren şeyi soruyorum...
hani demişsin ya beslendiği toplumsal, siyasal vb. kaynaklar var diye... onlar bütünleştirip bir fotoğraf çekmeni istedim... ben yapamıyorum o açıdan...
"ulusal sinema" tartismasini bir suredir uzunca okuyacak bir vakit ariyordum. nihayet okudum. ilginctir neredeyse üc bes degisik fikir obegi olmasina ragmen tam olarak yanasabilecegim bir dusunce olusmadi. herkes cok dogru seyler soylemis.
sanirim ulusal sinema tartismasi tam olarak neyin konusulacagi belli olmayan bu nedenle neyin onemli neyin onemsiz oldugunda da tam uzlasilamayan bir kavram. evrensellik temelinde olan bir sanatin yerel sorunlarini konusmak ve yerelligi de mahalle mahalle anlayabilmek cok zor.
fransiz yeni dalgasi ne kadar fransizdir tartismasinda sunu soylemek isterim:
fransiz yeni dalgasi "fransa'da", fransiz sinemasina yeni ve evrensel olabilecek bir soluk getirme cabasiyla olusmus bir film uretim bicimidir (bu anlamda film izlemek de bir uretim surecidir). dolayisi ile dogus sebeplerini hem sinema tarihinin bir birini tetikleyen sebeplerinden aldigi gibi hem de fransiz ve fransa referans cercevelerinin olanaklarindan da alir. bu nedenle de fransiz sinema kulturunu derinden etkilemistir. fransiz "ulusal sinemasi"nin evrensel degerlerle donanmasini saglamistir.
sinema sanatiyla ugrasan ve hatta bu isle gecinen insanlarin sinema ve kendi dilleri ile ilgili sorunlari oldukca ve yeni seyler urettikce (konu secimi, karakter secimi gibi ozllikler de olabilir) bu yenilikler oncelikle kendi yakinindakileri degistirecektir. boylece birileri bu bir birlerini tetiklemis yonetmenlerin filmlerinden birbirlerini cagristiracak motifler gordukce o ulkenin sinemasindan bahsedilir olacak.
ben de şöyle demek istiyorum;
sinemayla teorik veya pratik ilgilenen insanlar, böyle meseleler üzerine kafa yorup tartıştıkça değişik fikirler ve -inşallah- bu fikirlerin sonucunda değişik üretimler ortaya çıkacak.
bunu niye söyleme ihtiyacı hissettin ki derseniz; bir an ya ne olacak bu tartışmanın sonu, uzlaşamıyor muyuz diye düşünürken, neden ille bir hüküm etrafında birleşelim ki diye bir şey geldi aklıma. Ama n'oluyor, beyin fırtınası yapıyoruz bi nev'i, birbirimizi tanıyoruz. Bu da kârdır yani :)
bugün türk sineması dışa kapalıysa.. yalnızca türk izleyicisiyle etkileşim halinde kendine yön veriyorsa ve bu izleyicinin istekleri de belliyse.. biletlerin %40'ı sayısı onu geçmeyen türk filmine kesiliyorsa.. ışıkçısı, görüntü yönetmeni, senaristi, laboratuvarları, yapımcı ve dağıtımcı firmaları sayılı ve birbirini tanıyan dar denebilecek bir çevreden oluşuyorsa.. dolayısıyla filmler hem teknik açıdan, hem üslup açısından, hem de konu açısından birbirine benzeme eğilimindeyse.. al sana ulusal sinema.
türk sinemasını başka hangi kategoriye sokabiliriz ki. türk sineması dünyadaki diğer sinemalardan bağımsız.. türkiye'nin kendi ihtiyaçlarına ve şartlarına göre film üretir. bu kimi zaman melodramdır, kimi zaman siyasi filmdir, kimi zaman seks filmidir, kimi zaman da komedidir. dünyanın başka yerinde ne olursa olsun, türk sinemasının ne tür filmler üreteceği ve nasıl üreteceği tamamen türkiye içinde belirlenir. zamanla niteliği değişse de ortada tipik bir "türk filmi" örneği ve kimliği vardır her zaman. ve sırf tüm dünyaya satılmıyor diye evrensel olmadığı da idda edilemez.
bu "türk filmi" çatısı altında kolayca topladığımız, ortak kimlik ve üsluba sahip ve genelde aynı şeyleri anlatan filmleri birbirinden ayırıp, tüm dünyadaki en benzerleriyle eşleştirmek çok daha yapay ve yararsız sonuçlar doğuracaktır. tabi buradaki "türk filmi"nin sanat ve sinema tarihinde çok önemli bir yeri yoktur, önemsiz bir kategoridir ama bu filmleri incelemek için en doğru kategori de budur. ayrıca örneğin bir hint sineması vardır ki artık bir kategori de değil başlıbaşına bir tür olma yolunda özellikler içermektedir. iran sineması dediğimizde de aklımıza iran kültürünün izlerini belirgin olarak taşıyan ve oldukça özgün bir sinema gelir. yani bu tanım işlevseldir.
türkiye'deki yerel kültürü referans alan veya anlatan sinema türk sinemasından başkası olmayacaktır. yerellikle ulusallık arasındaki bağ budur. ama yerelliğe saygı duyarken ulusallık kavramını nerdeyse faşizimle bir tutmaya kadar götürüp inatla reddetmek, kelimeye tepki duymak da pek doğru gelmiyor bana. sanki önce ulusallığı reddedip, sonra öyleyse ulusal sinema diye bir şey de olmamalı diye bir mantık yürütüyoruz gibi geldi bana nedense.
oysa böyle bir kavram kullanılıyorsa bu ihtiyaç olduğu içindir. ulusal sinemaların etkilerini kaybettikleri veya birbirlerine karışma eğiliminin giderek arttığı idda edilebilir belki, ama hiç olmadıklarını ve olmamaları gerektiğini söylemek o kadar kolay değil.
ek olarak her ülkenin sinemaları belli merkezlerde toplanmıştır. hollywood amerikan, yeşilçam türk sinemasını temsil eder ve ulusaldırlar. aynı şekilde merkezin paris veya roma olmasının da ulusallıkla çelişir bir yanı yoktur.
turk sinemasinin neden kapali devre yayin yapiyor olmasiyla ilgili bir tartisma mi yurutuyoruz yoksa "turk sinemasi" diyebilecegimiz bir oolgunun olup olmadigini mi konusacagiz. bence bunlar ciddi farklar.
endustriyel sinemanin oyun kurallari ile sinema sanatinin kendi yapisal iliskileri birbirini doguran seyler olmasina ragmen oyunun kurali cok farkli. bir kere sinema endustrisi film isini bir is olarak ele alir ve bu is kolunun gerekleriyle hareket etmek ister, buna mecburdur. bundan dogal hic bir sey olamaz. yaptiginiz isler "burada" dusundugunuz, hesapladiginiz paralari getirebiliyorsa cok sorun yok demektir. ama film ihracati yapmaya niyetlendiyseniz "malinizi" satmak istediginiz kisilerin beklentilerini karsilamak zorundasiniz.
fakat bir sanatcinin anlatacak tek seyi aslinda yine kendisidir. kendisinin gorup, duyup, anlayip bildigi, bilemedigi, sinirlendigi, mutlu ettigi vs. vs. seyleri anlatmaya calisir. bir meramini dile getirmek icindir onun film cekme eylemi (kaldi ki bu niyetle bile film yapsaniz en iyimser ihtimalle dagitim asamasinda endustrinin kurallariyla oynamak zorundasiniz)... bunu gerceklestirirken kendisi ve hayati disinda bir diger onemli malzemesi de kullandigi sanatin kendi malzemeleridir. bunlari tam olarak kavradiginda ve iyi kullanabildiginde de zaten o is evrensel bir ise donusecektir. "cunku her insan insanligin bir ozetidir"
isledigi konulara bakis acisi, dile getirme bicimi, edindigi estetik problemler, kendisini nasil ifade ettigi gibi konulari ele alarak dusunecek olursak turkiyede cekilen filmlerin pek cogu vasatin altinda isler. ne mutlu ki daima iyi film yapan birileri hep bunun makus bir kader olmadigini bize gosteriyor.
yesilcami konusmadan bir ulusal sinemayi konusmak cok zor. anonim isler yapmaktansa film yapmamayi tercih etmek bir sinemaci icin en onemli hak olmalidir.
bu sıralar yanıt yazmaya pek zaman bulamıyorum. quantino'nun söyledikleriyle başlayayım.
her şeyden önce quantino'nun "ulusal sinema" tanımıyla ilgili kafasının karışık olduğunu düşünüyorum.
bugün türk sineması dışa kapalıysa.. yalnızca türk izleyicisiyle etkileşim halinde kendine yön veriyorsa ve bu izleyicinin istekleri de belliyse.. biletlerin %40'ı sayısı onu geçmeyen türk filmine kesiliyorsa.. ışıkçısı, görüntü yönetmeni, senaristi, laboratuvarları, yapımcı ve dağıtımcı firmaları sayılı ve birbirini tanıyan dar denebilecek bir çevreden oluşuyorsa.. dolayısıyla filmler hem teknik açıdan, hem üslup açısından, hem de konu açısından birbirine benzeme eğilimindeyse.. al sana ulusal sinema.
bu ulusal sinemadan çok bir sinema endüstrisinin dar kalıplarına gönderme yapan bir tanım gibi göründü. ayrıca bu tanım sinema için de bir şey ifade etmiyor bence.
türk sinemasını başka hangi kategoriye sokabiliriz ki. türk sineması dünyadaki diğer sinemalardan bağımsız.. türkiye'nin kendi ihtiyaçlarına ve şartlarına göre film üretir. bu kimi zaman melodramdır, kimi zaman siyasi filmdir, kimi zaman seks filmidir, kimi zaman da komedidir. dünyanın başka yerinde ne olursa olsun, türk sinemasının ne tür filmler üreteceği ve nasıl üreteceği tamamen türkiye içinde belirlenir. zamanla niteliği değişse de ortada tipik bir "türk filmi" örneği ve kimliği vardır her zaman. ve sırf tüm dünyaya satılmıyor diye evrensel olmadığı da idda edilemez.
sonra da "türk sineması"nı bir kategoriye sokma ihtiyacı duyuyor. oysa sözünü ettiği filmler arasında sinema için bir şeyler ifade eden ne kadar az film olduğunu görmüyor bunu yaparken. 35mm filme çekilmiş her şeye sinema demek bana doğru görünmüyor. birileri belirli bir dönemde, aynı bugün televizyonların yaptığı gibi, yoğun bir film üretme etkinliği içerisinde bulunmuş diye bunu sinemaya mâl etmeye kalkmanın ne gibi bir anlamı olabilir?
ayrıca bir filmin evrensel olup olmadığı tüm dünyada satıp satmadığıyla değil doğrudan sinema için ne ifade ettiğiyle ilgilidir. her şeye pazarlama bakış açısından bakmak "türk sineması" gibi bir kategorinin üretilmesi için iyi bir neden olabilir, ama bunun sinemayla doğrudan bir ilgisi yoktur (anamur muzu da bir kategori olabilir belki, hem yerel, hem de tüm dünyada pazarlanabilir bir ürün).
dolayısıyla quantino'nun da söylediği gibi bu filmlere benzer filmler bulmaya çalışıp onları o biçimde sınıflandırmanın bir anlamı yok.
bu "türk filmi" çatısı altında kolayca topladığımız, ortak kimlik ve üsluba sahip ve genelde aynı şeyleri anlatan filmleri birbirinden ayırıp, tüm dünyadaki en benzerleriyle eşleştirmek çok daha yapay ve yararsız sonuçlar doğuracaktır.
quantino'nun sözlerinde benim en çok ilgimi çeken kısım yerellik ve ulusallığı bağlama çabasında oldu yine. alıntılıyorum:
türkiye'deki yerel kültürü referans alan veya anlatan sinema türk sinemasından başkası olmayacaktır. yerellikle ulusallık arasındaki bağ budur. ama yerelliğe saygı duyarken ulusallık kavramını nerdeyse faşizimle bir tutmaya kadar götürüp inatla reddetmek, kelimeye tepki duymak da pek doğru gelmiyor bana. sanki önce ulusallığı reddedip, sonra öyleyse ulusal sinema diye bir şey de olmamalı diye bir mantık yürütüyoruz gibi geldi bana nedense.
her şeyden önce türkiye'de yerel bir kültür yoktur, yerel kültürler vardır. hem de öyle bir elin parmakları kadar değildir bunlar. bu nedenle yerellikle ulusallık arasında bu türden bir bağ kurmak pek olanaklı değildir. türkiye'nin doğusundaki insanlarla, söz gelimi, azerbaycan'ın batısındaki insanlar arasındaki kültürel benzerlikler, balıkesir'de yaşayana göre çok daha fazladır. daha burada ulusal sınırların yerellikle kesişmediğini görebiliyoruz. öte yandan ulusallığı faşizmle bir tutmak gibi bir çabam olmadı. bunu tartışma açısından yararsız görüyorum. her şey için bir ulusal bakış açısı geliştirmeye çalışmayı gerici bulduğumu söyledim sadece. bunu faşizm olarak anlamıyorum. ulusallık/milliyetçilik kendi başına incelenmesi gereken oldukça karmaşık bir konudur ve faşizmi içerdiği gibi pek çok başka eylemsel/düşünsel kategoriyi de içinde barındırır. ulusallıkla ilgili her şeyin peşinen gerici olduğunu söylüyor bile değilim hatta. bunun neden böyle anlaşıldığını anlamadım. ayrıca "ulusal sinema" bir kavramdır, bir tanımdır, böyle bir şeyin varlığını reddediyor değilim. bu komik olurdu. ben yalnızca böyle bir tanım yapmanın yararsız olduğunu söylüyorum. sinema ve sanat tarihi açısından bu kavramı gereksiz buluyorum ve yaptığım tartışmalarda bu kavramı kullanmayı, sinemayı bu biçimde kategorize etmeyi yararsız buluyorum. evet, "iran sinemasını sevmiyorum" gibi bir cümle anlamlıdır, ancak iranlı yönetmenler üzerinde düşünürken, bunların kendi aralarındaki benzerliklerin ötesinde başka benzerlikle olabileceğini de gözden kaçırmamak gerekir. bize yabancı kültürleri bnir toplam biçiminde değerlendirme eğiliminde olduğumuzdan kendi aralarındaki incelikleri göremeyebiliriz. o zaman çin sinemasından söz etmeye başlarız. oysa ortada bir çin sineması yoktur, yalnızca çin'de yapılmış filmlerin bize eşit derecede yabancı gelmesi durumu vardır. iran sineması için de durum budur.
şimdilik daha fazla uzatamıyorum. yanıt vermek istediğim başka yazılar da vardı oysa. neyse, zamanla olur.
Bir süredir nete adam akıllı vakit ayıramıyorum. O yüzden konuyla ilgli görüşleri ancak bugün ve hızlı hızlı okuyabildim.
İlginçtir tartışma daha çok ulusallık-yerellik arasında dönüp durmuş. Oysa soru daha çok ulusallıkla evrensellik arasındaki ayrımdaydı. Ulusallığın dağılması (1789'daki ulusallık kavramının kapitalizmin emperyalizm aşamasını işaret eden 20. yüzyılla birlikte içerik değiştirmesi ve iktidar ilişkileri bağlamında bu söylemin başka bir çehreye dönüştüğü bir durumda) aynı yılların üretimi olan sinemanın bu söylem içindeki konumu araştırılmak istenmişti. Kaldı ki; "Ulusal sinema var mıdır?" sorusu, genel olarak sanat felsefesi olarak anılabilecek bir alan içerisinde (kategorilendirmeye yönelik bir sınıflandırmanın ötesinde - bu tartışmada birkaç başlıkta da örneğini gördüğümüz şekilde) ayrımların ortaya konmasının anlamsızlığı fikrini önsel olarak içinde taşıyordu. Özellikle de avangard denebilecek yapıtlara gönderme yapmasının nedeni buydu (Avangardizmin her türlü sınır fikrini iktidarla eş tutarak sanat yaşam ilişkisini doğrudanlaşma hedefi göz önüne alınarak...).
Bu iki bağlam üzerinde aslında ticari sinemayla (entertainment) sanat olan (gerçek) sinema arasındaki ilişkiye odaklanmamız gerektiğini düşünüyorum. Nitekim Kantçı anlamda estetik fikri bu ikisini bugün birbirine çok yaklaştırmış durumda. Hollywood'un kitch üretimi, egemenliğini ilan ettiği estetik alanı fantastik ve bilimkurgu filmlerle felsefi alanın bütününe yayılacak şekilde genişletmek peşinde.
Öte yandan sinema bölümlerinden yetişen öğrenciler "sinema" diye sözünü ettiğimiz şeyi hiç mi hiç tanımıyorlar. Bırakın böyle tartışmalar yapmayı GORA'yı ayakta alkışlamak peşinde efektler, aksiyon, görsel yönetim çerçevesinin içinde Hollywood sinemasının peşi sıra hızla yozlaşıyorlar. Ulusallığın böyle bir ortama ilaç olacağını düşünmek fikri bana kelin ilacı gibi geliyor. Bu noktada, Yeni Dalga'yı belirleyenin Fransa olup olmadığı değil, Fransa'da sinema yapan bir takım adamların neye karşı ve ne için sinema yaptıklarını bilip bilmediklerini sormak gerekiyor. Kanımca da burada ağırlık ulusta değil sinemada, hatta sanatta yoğunlaşıyor. Octavio Paz'ın kulaklarımda çınlayan "Aslında tek bir şiir kendini dünyanın bütün şairlerine yazdırmaya çalışır." sözünün de bunu imlediğini düşünüyorum. Bu bağlamda Shakespeare'in Kral Lear'ının Akira Kurosava'nın elinde nasıl ve neden "Ran"a dönüştüğünü göz önünde tutmamız gerekiyor. Arada onca ulusal fark, kültürel engel, bir dolu yerellik sorunsalı varken...
ya ortaokulda bize "milli tarih" diye ders verildiğinde, "ulan tarihin millisi mi olur" diyoruz da, "ulusal sinema" deyince neden bir takım anlamlar yüklüyoruz ben onu anlamıyorum.
sanatın milleti mi olur? zaten ulusla millet arasındaki fark da öztürkçeyle arapçalı türkçe arasındaki fark kadar.
şu başlık milli sinema diye açılmış olsaydı, eminim ki daha negatif şeyler yazılırdı. ulusal deyince bir havalı oluyor galiba kavram.
durumu gerçek kılan "ulusal" olan değil "sinema" olan bence...
You need to log in to post a reply.