Zorlayıcı filmler
53 replies · 2,831 views
belki diğer cevaplardan biraz ayrı bir yerde duracak ama,Godard'ın Helas Pour Moi filmi beni deli etmişti.
pink flamingos
salo
kesinlikle izlemeniz mecbur olmayan filmler:) yani 2 sini de sonuna kadar izleme gafletinde bulunmus olmam eminim bir cok psikolojik zarar vermistir bana...
ote yandan luis bunuel ve salvador dalinin 1930larda cektigi 16 dakikalik `endulus kopegi` tamamen bir surrealist film (yani bi halt anlamayacaksiniz ne kadar ugrassanizda) olmasinin yaninda bir kadinin gozunun usturayla kesilme sahnesi...
caligula, salon kitty cesitli ucuk hardcore sahneleri (beni degil elbette ama bazilarinizi olabilir) zorlaya bilir..
bunlarin yaninda,
gaspar noe nin filmleri, requiem for a dream, david lynch filmleri (ozellilkle lost highway, eraserhead ve mullholand), dancer in the dark, otomatik portakal, vs falan da zorlayicidir ama tamamen olumlu anlamda:)
aslinda bu mesajtaki film sayisi 100 u bulurdu, aklima geldikce yazarim
Yılmaz Güney'in Duvar'ı sanırım beni en çok zorlayan filmdi... Gerçekten sinir krizinin eşiğine gelmiştim...
Gördüğüm En Zor izlenen 5 film:
-
Salo or 120 Days OF Sodom - Pier Paolo Pasolini:
Sade'ın eserinin içe hafiften kendi ideolojisini de karıştırsa eserin hakkını veriyor. -
Irreversible - Gaspar Noe:
Kafa ezme ve tecavüz sahneleri kesinlikle çok ekstrem. Ancak bence yönetmenin ilk uzun metrajlı filmi "I Stand Alone" (Seul Contre Tous) daha da ekstrem: Kadın döverek karnındaki bebeği zorla düşürmek sahnesi yeterli zaten. -
I Spit On Your Grave - Meir Zarchi:
Tecavüz sahneleri toplam yarım saat sürüyor ve dayanmak çok güç. Unrated versiyonunu bulup izleyin derim. -
Nekromantik - Jörg Buttgereit:
Manyak Alman yönetmenin ilk uzun metrajlı, Super 8'de çektiği ölü sevicilik filmi. İnanılmaz iğrenç, bir çok gore nesne "gerçek", yani özel efekt çok az var. Dayanmak çok güç. Yönetmenin diğer filmleri daha "sanatsal" olsa da bilhassa Nekro 2 ve Schramm yine çok zor izlenir filmler. Ha bi de Der Todesking'in sonundaki kafayı duvara vura vura intihar etme kısmı var o da sarsıcı. -
Cannibal Holocaust - Ruggero Deodato:
Ladies And Gentleman: Yapılmış en hasta film. O kadar hasta ki İtalya'da yönetmen hakkında filmdeki görüntülerin gerçek olmasından şüphe edilerek soruşturma açılmış (ki hayvanlara işkence sahneleri basbaya gerçek). Hala bazı sahnelerde gerçek cesetler kullanıldığı rivayet ediliyor. En manyak İtalyan gore filmi. Midesi ve kalbi zayıf olanlar uzak dursun.
Bunların yanında The Last House On The Dead End Street'e de selam ederim...
travisbickle wrote:
- I Spit On Your Grave - Meir Zarchi:
Tecavüz sahneleri toplam yarım saat sürüyor ve dayanmak çok güç. Unrated versiyonunu bulup izleyin derim.
quote]gelmiş geçmiş en iyi tecavüz filmlerinde biridir. katılıyorum bir de orjinal dvd kapağı süperdir. spirütüel bile diyebiliriz. tecqavüze uğryan kadının kendini toparlayıp geri gelmesi ve tecavüzcüleri en acımasız yollardan işlevsiz hale getirmesi hoştur.
yalnız bu filmin eksiği kadı başrol oyuncusunun memeleri ne büyük ne de diktir. bazı yakınçekimler de kimin kimin bafillediği anlaşılmaz. sadcec tecavüz edilenin alt olması gerektiğini tahmin ederiz...
dopey wrote:
yalnız bu filmin eksiği kadı başrol oyuncusunun memeleri ne büyük ne de diktir. bazı yakınçekimler de kimin kimin bafillediği anlaşılmaz. sadcec tecavüz edilenin alt olması gerektiğini tahmin ederiz...
dopeyce bir yaklaşım olmuş derim, tarzını seviyorum...
Ayrıca beni kan tuttuğu için buradaki listem çok kalabalık olabilir tabii ama özellikle iki filmi yazayım dedim, biri dönüş yok ki kendisi hayatım boyunca terk etmek zorunda kaldığım 2 filmden biridir, hala adamın suratının dağıtıldığı sahne beni yarar geçer...
Hanibal ise sinemada neredeyse filmin yarısını seyredemediğim fakat o zamanlar terk etmemek gibi bir prensibim vardı sonra beyinli sahne yüzünden 3 gün yataktan kalkamadım...
Bir de terk ettiğim ilk filmi yazmak istedim mumya firarda abi olmaz böyle bir felaket...
hannibal yüzünden yemek yiyemediydim halada midem kalkar aklıma geldikçe :|
bana kalırsa tüm "tarkovsky" filmleri zorlayıcıdır bi "tarkovsky"filmini özellikle gece yarısı izlemek yürek ister...özellikle "solaris" .... çoğu kişi "noe"nin "dönüş yok"filmini koymuş ben kendi adıma filmi 2 defa sinemada seyrettim bence abartılcak kadar zorlayıcı değil zorlayıcılıktan ziyade insanı yoğun bir hüzne sevkeden bir film....
salo o le centoventi giornate di sodoma hakkında bikaç bilgi:
yönetmen pier paolo passolini eşcinsel,komünist ve ateist olduğunu açıklayarak zamanında italyan halkının en çok nefret ettiği üç özelliği bünyesinde toplamayı başarmıştır.(sevenleride az değildir tabi örneğin bertolucci çok sevdiği 68 ruhunun pasolini'nin 75'deki ölümüyle sona erdiğini belirtmiştir)
filmin gerçek halinin şimdikinden 21 dakika daha uzun olduğu söyleniyo ne yazıkki bu bölümler hala kayıp.
ilginç olan bişey şu ki amerikada ve ingilterede bu filmi izlemek için yanıp tutuşan insanlar varken bu kişiler temiz bi kopya bulmakta çok zorlanıyolar(amerikadaki dvd fiyatının 512$ olduğunu duymuştum)(benim 3 milyon liraya temiz bi vcd edindiğimi duyan bazıları amerikaya vcd pazarlamam gerektiğini söylemişlerdi)
son olarak passolini'nin 1975'de 20 yaşındaki erkek arkadaşı tarafından vahşice bıçaklanarak öldürüldüğünü eklemek isterim(burda yorum yapmıyorum yalnızca duymayan kaldıysa onu bilgilendiriyorum)
cannibal holocaust'u hala izleyemedim onun dışında beni şaşırtan-heyecanlandıran-çocuk oyuncular konusunda sinirlenmeme neden olan film budur.
bu arada bu mesajla tommy gunn oldum(çok duygulandım gerçekten bunu unutmıyciim)
hafta sonumun bok gibi geçmesine neden olan requiem for a dream hatırladıkça tüylerim diken diken oluyor web siteside müzikleride film kadar ürpertici yada bana öyle geliyor filmi hatırlattıkları için işin garibi filmi tekrar izleme isteği duymam sanırım çok etkilendim
Ben Miike'nin şimdiye kadar izlediğim hiç bir filminde zorlanmadım. (Vistor Q'da dahil ki bence en uçmuş Miike filmdir o-gördüklerim arasında)
Ichi bana komik gelmişti. Aslında izlerken salonda çeşitli yaş grubundan yaklaşık 30-35 kişi vardı ve herkese gülmekten bir hal olmuştu.
Requem hakikaten zor bir film ancak aynı adamın (Hubet Selby Jr.) yazdığı romandan uyarlanan Uli Edel'in yönettiği Last Exit to Brooklyn benim şimdiye kadar izlerken en çokzorlandığım filmlerden birisi.
War Zone'da epey ağır bir film, tokat gibi çarpıyor insanın suratına yani ve aman Allah'a şükür dedirtiyor.
Ben Passolini'nin fimini MGM kanalında gece gösterilmesine rağmen bir türlü yakalayıp izleyemedim ancak kitabı maalesef yarım (aslında 3'te birinde) bırakmak zorunda kaldım. Belki bir gün devam etmeyi midem kaldırır ama hala aklıma geldikçe bulantı basıyor.
Dönüş Yok'u hüzünlü bulan kişiye katılıyorum. İkinci yarı bende ağlama isteği uyandırdı. Ama itiraf edeyim ki yangın söndürücü sahnesinde başımı çevirdim (ve adamın yanlış kişiyi öldürdüğünü kaçırmış oldum).
Son zamanlarda beni zorlayan bir Hong Kong filmi "Running on Karma" oldu. Karmakarışık bir film ve bütün gece kabus gördüm onun yüzünden (ama kesinlikle tavsiye ederim)
Yeni izlediğim iki adet zorlayıcı film;
In My Skin - Bu İstanbul Film Festivalinde sanırım oynadı, ben VHS kasetten izledim. Sakat bi film, başrol oyuncusu kendini kesip duruyo. Ki gerçek hayatta da bu drece olmasa da kesme işlemine giriyomuş.
The Men Behind The Sun - Bu Hong Kong yapımı bir Japon Savaş Kampı filmi. Japonların Çinlilere yaptığı "deneyleri" anlatıyor. Çok çok çok şiddetli. Ancak asıl olayı filmde gerçek bir otopisi sahnesi olması. 3 yaşlarında bir çocuğun otopsisi gerekiyormuş ve özel efekt bütçesi yetmeyince yönetmen TF Mous abi polisten ricayla bi otopsi kaydetmiş, çocuğun ailseinden de izin almış falan filan. Çok sakat bi film.
You need to log in to post a reply.