Skip to content

Eskisehirspor

36 replies · 524 views

AR
arsivmet
Joined: May 27, 2002
30 posts
Dec 11, 2003, 10:51 AM#7065

http://www.evrensel.net/03/12/11/kultur.html

‘Eseses Kikiki EskiEski Es’
Rahmi Emeç
Genç yazar Özgür Topyıldız’ın Eskişehirspor üzerine yaptığı çalışma İletişim Yayınları tarafından yayımlandı. Gazeteci İsmail Alkılıçgil’ın zengin fotoğraf arşiviyle destek verdiği kitapta, siyah- kırmızılı takımın öyküsü anlatılıyor.
Özgür Topyıldız, yoğun tempolu bir çalışma ile yazmış kitabını. Bir emek ürünü iş var ortada. Her Eskişehirlinin, her Eskişehirsporlunun değil, futbolla ilgili herkesin okuması gereken bir kitap. Özgür, eski kuşak için olduğu kadar, bilsinler diye kendi kuşağı için de yazmış kitabı. Kitapta, Eskişehirspor’dan önce Eskişehir’de futbol ve genel olarak spor da ele alınmış.
24 yaşındasın ve Eskişehir üzerine yazılmış iki kitabın var: “Eski-şehir’de Karikatür” ve “Eskişiir”. Yeni çıkan kitabın da öyle. Konu bu kez futbol. Kitabı çıkartma düşüncesi nasıl oluştu?
Önsözde biraz bahsediyorum; benim genel anlamda Eskişehir’le ilgili çalışmalarım 15 yaşımdayken 1994 yılında başladı. 1995’in Ocak ayında karikatür araştırmasına başladım, 1996’da basıldı. Üniversitede hazırlık okurken şiir kitabını hazırladım 1998’de basıldı ve o periyotları düşününce uzun bir aradan sonra bu kitapla yine ortalara çıktım...
Bu “Eses” kitabı da bu serinin, yani Eskişehir üzerine belki 10 yıl sonra belki 30 yıl sonra bir bütünlük teşkil edecek serinin bir parçası. Dolayısıyla bir Eses taraftarı olmamdan ya da futbola aman aman bir tutkumdan dolayı ortaya çıkmadı bu kitap. Benim asıl derdim Eskişehir ve haliyle ona dair ne varsa... İyisini de kötüsünü de bilmek isterim, yazmak isterim.
Kentin “futbol belleğine” tekrar can vermişsin. Kitapla ilgili ilk tepkiler nasıl oldu?
Kitap ters bir zamanda çıktı aslında... Ramazanın son günlerinde çıktı, araya bayram girdi, reklamı vs. yapılmadı buna rağmen sadece burada 400 civarı sattı. İletişim Yayınları tarafından tüm Türkiye’de dağıtımı yapıldığı için oralarda da bir o kadar sattı. Tahmin ediyorum bu ayın sonlarına doğru ikinci basımı yapacaktır. Bunlar satış olarak beliren tepkiler. Ayrıca elektronik posta yoluyla ulaşan pek çok Eskişehirliyle daha doğrusu kitapseverle de görüşüyorum. Örneğin İstanbul, Ankara gibi iller başta olmak üzere pek çok ilden, Eskişehirli de olmayan insanlardan kutlama mesajları alıyorum. 16 yaşından 76 yaşına kadar pek çok insanın kitabı gözleri yaşararak, yürekleri pırpırlanarak okuduğunu belirtmesi çok heyecan verici geldi bana. Bu güzel bir şey, bunun dışında “profesyoneller”den gelen tepkiler olumlu. Çoğu yazar-çizer önümüzdeki günlerde bu kitaptan ve dolayısıyla Eses’ten bahsedecekler göreceksiniz.
Kitabında Eskişehirspor’un kuruluşu ve sonraki yıllarda elde ettiği başarılara imza atmış birçok isim var. Bu isimleri atlamadan bulup çıkarmak kolay değil. Bu kadar araştırdıktan sonra Anadolu Yıldızı’nın “reçetesi” nedir sence?
Vücut gerekli ortamı bulunca nasıl kendi hastalığını kendi hallediyorsa bu kent de bu hastalığı yine tek vücut olmak suretiyle aşabilir. Güncel isimlere, olaylara girmeye gerek yok. Kent tek vücut olduktan sonra aynı amaç uğruna savaşımını verecek, bünyedeki zararlı maddeleri önce yok edecek. Sonra kentin beyniyle kentin kalbinin aynı ritmi tutturması sağlanacak.
Eskişehir’de kaç mahalle var, 80 diyelim. 80 muhtarın görevi ne; oradaki insanları tanımak ve “erk”le olan ilişkilerinde bir nevi menejerlik yapmak. Bu mantıkla Eskişehir’in her mahallesinde sizin bir futbol muhtarınız olsa, oradaki çocuklardan 100 tanesini size önerse, siz ukalalık yapsanız 20’ye düşürseniz, bir 10 kişi de teknik direktör elese sırf bir mahalleden 10 tane geleceğin topçusunu kazanmış olursunuz. Biraz dolambaçlı anlatıyorum ama çözüm her yönüyle Eskişehir sınırları içinde, başka yerde değil. Eses’in şampiyon kadrolarına bakın, takımın yüzde 80’i 90’ı Eskişehirlidir her zaman. Elin adamı niye senin derdine düşsün ki.. O profesyonellik adı altına topunu oynar gider, o kadar, ama şehirden bir çocuk bilir ki iyi oynarsa lig yükselecektir, lig yükselince otobüsler dolusu insanın akınına uğrayan lokantacı babası da ekmek kazanacaktır, otelci komşusu da. Bu bu böyle bir şey.
Gemi misali vardır ya, onun gibi sonuçta hepimiz bu sahanın içinde birer topçuyuz ve birer mevkiiyi almışız. Paslaşmazsak, yardımlaşmazsak, hep çalıma kaçıp tribünlere oynarsak bu maç bir şeye benzemez. İşte bu Eses kitabında 1960’lı yıllar Eskişehir’inde bu nevi futbol oynamayı başarmış insanların öyküsü olduğu için alınacak dersler olmasa bile altı çizilecek hayatlar var diye düşünüyorum!

AR
arsivmet
Joined: May 27, 2002
30 posts
Dec 11, 2003, 10:54 AM#7066

www.hurriyetim.com.tr kültür sanat ve kitap sayfalarında..10.12.2003

"Es es es- Ki ki ki, Eskieski- Es"
"Kırmızı Şimşekler"in hikayesi

"Anadolu'nun yıldızı, kalplerde siyah- kırmızı, şahlanır kırmızı şimşek,sahalarda deli fişek"... Bir zamanlar, 1960 ve 70'lerin Türkiye'sinde "futbol semalarında" sadece Beşiktaş,Galatasaray Fenerbahçe gibi İstanbul takımlarının rüzgarı esmiyordu. "Anadolu yıldızı" Eskişehirspor, hem oyuncularıyla, hem taraftarıyla, sahalarda İstanbul hakimiyetine karşı çıkan ilk büyük tehditti. Genç araştırmacı- yazar Özgür Topyıldız, "Anadolu Yıldızı Eskişehirspor" adlı kitabında kırmızı- siyahlıların hikayesini anlatıyor.
Topyıldız'ın kitabında, şu anda İkinci Futbol Ligi B Kategorisi A Grubu'nda mücadele etmesine rağmen bir zamanlar Türkiye liglerinde ''fırtına'' gibi esen Eskişehirspor'un yönetici, futbolcu ve taraftarlarıyla söyleşiler ile gazete arşivlerinden alıntılar ile fotoğraflar yer alıyor.

Fethi Heper, Ender Konca, İsmail Arca, Abdullah Gegiç, Aydın Begiter, Amigo Orhan gibi hepsi birer şehir efsanesi olarak Türk futbol tarihine geçen çok sayıda ünlü sporcu, Eskişehirspor'un hataları, kırgın futbolcular ve eşlerinin sitemleri ile takımın kavgalı maçları anlatılıyor.
Ayrıca, kitabın arkasındaki ekler kısmında, 1965 yılından itibaren Eskişehirspor'un yaptığı bütün maçlar, oynayan futbolcular ve görev alan yöneticilerin isimleri de bilgi notu olarak yer alıyor.

Özgür Topyıldız'ın "Anadolu Yıldızı Eskişehirspor" adlı kitabı İletişim Yayınları tarafından okura sunuluyor.
YAŞADIĞI KENTİN TARİHİNİ YAZIYOR
Eskişehir'de 1979 yılında doğan Özgür Topyıldız, Anadolu Üniversitesi İletişim Bilimleri Fakültesi'nden geçen yıl mezun oldu. Topyıldız'ın ilk kitabı "Eskişehir'de Karikatür" 1996'da "Eskişiir" ise 1998'de yayınlandı. Çocukluk yıllarından bu yana doğup büyüdüğü ve yaşadığı kent olan Eskişehir ile ilgili araştırma ve derleme çalışmalarını sürdürüyor. Topyıldız, "Arşivmet" takma adıyla çeşitli yerlerde yazılar yazıyor.
Genç yazarın Aydın Doğan Vakfı 14. Genç İletişimciler Yarışması'nda, A.Ü İletişim Bilimleri Fakültesi Basım ve Yayımcılık Bölümü uygulama gazetesi Genç Anadolu'da yayımlanan ''Eses İçin Öle Öle!'' yazısıyla ''En İyi Ropörtaj'' dalında üçüncülük ödülü de var.

KRALİÇE'YE ÇİÇEK GÖNDERDİLER
Eskişehirspor takımın oyuncularından Necdet Yıldırım, bağırsak kanserine yakalandı ve tedavi için Londra'ya gönderildi. Necdet, Londra'da bulunduğu sıralarda Eskişehirspor taraftarları da boş durmadı ve Türk futbol tarihinde eşi benzeri olmayan bir incelikle futbolcularına sahip çıktı.

Olayı "Patikçi" Kadir Göncü şöyle anlatıyor: "Necdet'imiz daha iyi tedavi olur düşüncesiyle İngitere'ye gönderilmişti. Kalbimiz onunlaydı ve hiçbirimizin aklından çıkmıyordu. Bir gün İstanbul'da maçımız var. Biz yine bütün işimizi gücümüzü bıraktık ve deplamsana koştuk. Maçtan önce her zamanki gibi Çiçek Pasajı'na oturup kafaları çekiyoruz. Ayı Yusuf dediğimiz merhum Yusuf Bayraktar birden bir fikir ortaya attı "Ulan" dedi. "Bizim Necdet orada tek başına, yaban ellerde. Onun için ne yapalım da yanında olduğumuzu hissetsin." Aramızdaki fikir teatisinin ardından Necdet'e güzel bir jest yapmaya karar verdik. Beyoğlu'nda o zamanlar Sabuncakis diye meşhur bir çiçekçi var. Diyelim ki dünyanın bir ucuna, kutuplara çiçek göndermek istiyorsun. Sabuncakis'e aresi bildirmen yeterli. Adam adrese teslim garantili iş yapıyor daha o yıllarda. Çiçek Pasajı'nda herkesten para topladık, Necdet'e çiçek göndereceğiz. Derken Ayı Yusuf yine inceliğini gösterdi "Yahu İngiltere Kraliçesi Elizabeth'e de bir çiçek gönderelim, yanına da bir not yazalım gitsin Necdet'i ziyaret etsin, çocuk sevinir" dedi. Nasıl olsa çiçeklerin kesin gideceğine eminiz.

Çiçek elbette yerine ulaştı ve Kraliçe Elizabeth'in teşekkür mektubu da Es Es taraftarlarına. Kraliçe'nin özel sekreteri Margaret Hay'in gönderdiği teşekkür mektubu şöyle: "İngiltere Kraliçesi göndermiş olduğunuz kırmızı güllere teşekkür için beni görevlendirdi. Kraliçe bu fevkalade çiçeklerin kendisini çok memnun ettiğini bildirdi.Siz Eskişehipsporlular'a Necdet Yıldırım'ın hastalığının iyiye doğru gittiğini memnuniyetle duyuruyoruz."
NASA'DAN TEŞEKKÜR MEKTUBU
Sayın Bay Amigo Orhan... Gönderen: NASA "Dünyanın en büyük orkestrasını yöneten Eskişehirspor Amigosu Orhan'a üç Amerikalı Ay Fatihi tarafından Teksas Uzay Merkezi'nden bir mektup gelmiştir.

Komutan Neil Armstorg, kumando modülü piloti Michael Collins ve Ay modülü pilotu Edward Aldrin'in imzalarını taşıyan mektupta şöyle denilmektedir: "Es Es'li amigolar ve Amigo Orhan. Milli gayemiz olan Ay'a muvaffakiyet dolu iniş ve dönüşümüze hissedar olmanızdan dolayı çok müteşekkiriz. İnanıyoruz ki cihanşümul keyfimiz beşeriyet için büyük faydalar sağlayacaktır. Bu başarımızda sizlerin iyi dilekleri ve cesaret verici destekleri ve duaları bizleri ayakta tutmuştur. Mütevazı teşekkürlerimizi sunarken bütün Es Es taraftarlarına başarılar dileriz. (Astronotların Tebrik Mektubu: Milliyet 1 Kasım 1969)

AR
arsivmet
Joined: May 27, 2002
30 posts
Jan 09, 2004, 02:46 PM#7629

Yeniden Özgürgündemde Kitapla ilgili bir yazı:

İngiltere'de Beatles, Türkiye'de Es Es

13 Aralık 2003 Cumartesi
Önder Kızılkaya

Çikletlerden artist, gofretlerden futbolcu resimleri çıkar. Diyarbakır'da Bağlar... Bağlar'da meydanlıklar... Bir çocuk doğduğu şehri özler sürekli. Bacak kadar bir çocuk doğduğu şehri neden özlesin? Doğduğu şehri, kartpostallardan ve atlaslardan biliyor yalnızca. Belki de Eskişehirspor yüzünden özlüyor Eskişehir'i bu kadar? Yıl 1968...
***
"Eskişehir bembeyaz... Altında lületaşı, üstünde kar. Şehir uyumuş, yalnız bir evde ışık var. Yıl 1968. Eskişehir'de kış, Prag'da 'son'bahar"...
3 Aralık 1992 tarihli Milliyet'te Ercan Güven, "Eskişehir Kan Ağlıyor" başlığıyla yazdığı yazıya bu sözlerle başlamış... "Eskişehir'de kış, Prag'da 'son'bahar" sözleri beni çok etkilediği için bu sözlere burada da yer vermek istedim galiba... Neden mi Eskişehirpor muhabbetine girdim? Yeni çıkan bir kitap yüzünden, efendim... İçimdeki Eskişehirspor aşkı, Özgür Topyıldız'ın İletişim Yayınları'ndan çıkan "Anadolu Yıldızı Eskişehirspor" adlı kitabıyla bir kez daha körüklendi. Kitabı okurken gözlerim yaşardı, içim burkuldu. Sonra internet sitelerine vurdum kendimi. "Ekşi Sözlük"te "Baybars" nick'iyle yazan arkadaştan bu konuda epeyce yararlandım. Özgür Topyıldız'ın kitabından aldığım haz ve Baybars nick'li arkadaşın internette yazdıklarından aldığım gazla böyle bir yazı kaleme alma ihtiyacı duydum.
***
Deniz Gezmişler asıldığında annem ve babam ağlamıştı; hatırlıyorum... Ben futbolcu resimleri biriktiriyor ve Eskişehirspor yenildiği zaman ağlıyordum. Maçları radyodan dinliyor ve resimlerine gazeteden bakıyordum. Gofretlerden "Es Es"li bir futbolcu resmi çıktığında bayram ediyor ve o resmi Diyarbakır'dan Eskişehir'e; "Fethi Abi, bugün gofretten senin resmin çıktı" notuyla Fethi Heper'e gönderiyordum. Fethi de cevap olarak bana imzalı bir fotoğrafını gönderiyordu. Vahap, yılbaşında kart atıyordu. Koskoca adamlar: Biri Türkiye liglerinin gol kralı, öteki ise en iyi orta saha oyuncusu... Üşenmez, Eskişehir'den Diyarbakır'a imzalı fotoğraf ve yılbaşı kartları gönderirlerdi. O imzalı fotoğrafları ve yılbaşı kartlarını hala saklıyorum. Eskişehir'i Liverpool'a, Eskişehirspor'u Beatles'a, Fethi Heper'i de Beatles'ın solisti John Lennon'a benzetiyorum. Onlar kurdukları grupla İngiltere'yi, bizimkiler ise kurdukları takımla Türkiye'yi sarstılar. John Lennon öldü maalesef... Fethi, çok şükür yaşıyor ve Anadolu Üniversitesi'nde maliye profesörü olarak görev yapıyor.
***
Bir de Amigo Orhan vardı. Amigo Orhan'la maç izlemeye başladığımda futbolcu resimleri biriktirmeyi bırakmış ve Deniz Gezmiş'lerin yoluna sapmıştım. Şimdi Eskişehirspor'un gidişatını puan cetvellerinden izliyor ve üzülüyorum. Teselli bulmak için Beşiktaş maçlarına gidiyorum ara sıra. Gittiğimde de Çarşı Grubu'nun bulunduğu tribünü tercih ediyorum. Fakat oradaki amigo arkadaşların çoğu, maçı sırtı dönük seyrediyor; her ne hikmetse! Amigo Orhan, sırtını sahaya değil seyirciye dönerdi. Pozisyon kaçırmaz ve dikkatle maçı izlerdi. Seyirciye "gereksiz gaz" vermeye çalışmaz; ahenkli bir tezahürata vesile olurdu sadece... Tezahüratın da zamanı vardı. Ekşi Sözlük'te gezerken Amigo Orhan'a da rastladım. Amigo Orhan'ı Halit Kıvanç şu sözlerle anlatıyordu: "Orhan 'beyefendi amigo' tipinin en büyük sembolüydü... Gerçek bir orkestra şefi gibiydi. Çıkardı sahanın ortasına: Bale yaparcasına zarif hareketlerle staddaki binlerce insanı coştururdu. Kucağında bebesiyle maça gelirdi Eskişehirli anneler. Ak saçlı nineler, ak sakallı dedeler görülürdü tribünlerde..." Bu tabloya "cuk" oturan tanım Tanıl Bora'dan geliyor: "Eskişehirspor, Eskişehir'in milli takımıydı"...
***
Ekşi Sözlük seyahatinde Etyen Mahçupyan'la karşılaşınca epey sevindim. Meğer o da benim ya da "bizim" gibi iflah olmaz Es Es'lilerden biriymiş! Şöyle diyor Mahçupyan 13 Nisan 2000 tarihli Radikal'de "Kötü Mektup" başlığıyla kaleme aldığı yazıda: "Eskişehirspor hariç, futbolu hiçbir zaman sevmedim. Zaman zaman heyecanlandığım oldu herkes gibi, TV'de bir-iki maç izledim. Çocukluğumda 'siyah-kırmızı / Anadolu yıldızı' sloganıyla, Es-Es'in maçlarına gittim, onların başarısı için dua ettim, uzun yıllar Eskişehirsporlu olmakla övündüm. Şimdi daha çok övünüyorum, çünkü Es-Es'ler 2. Lig'de bir grupta alt sıralarda. Galiba pek fazla şansları da yok yükselmek, 1. Lig'e geçmek için. Hem geçmesinler de, nasıl olsa yine düşecekler, düşerler! Yine de o benim çocuk kalbimle sevdiğim, hala izini sürdüğüm tek takım, Eskişehirspor".
Etyen Mahçupyan'ın sözlerini tamamlamak için yazmış sanki Haydar Ergülen Eskişehirspor şiirini... Buyrun okuyalım: "yine çarpıştırsak kelimeleri / aşk yenildi hayal kimle beraber / aşk gibi düşüyor kümeleri de / şu benim efsanem es ki eski eskişehirsporum / es be birader // ben ondan öğrendim / düşe kalka amatör kümede aşkla gezmeyi / eskişehir vefa maçlarını görseniz / vefalı olurdunuz eskişehir'e karşı / nerde vefa eskişehir düşüyor / ellerim dönüyor / alkış üşüyor"...
***
"Anadolu Yıldızı Eskişehirspor" kitabının yazarı Özgür Topyıldız, kitaba yazdığı önsözü "Artık önümüzdeki maçlara bakacağız ve EsEs'i layık olduğu yerlere tekrar getireceğiz" diye bitiriyor ve bir Es Es çekiyor. Özgür'ün yüreği ve emeği karşısında ben de ağız dolusu Es Es çekiyor ve Özgür'ü selamlıyorum: "Es Es Es Ki Ki Ki Es Ki Es Ki Es"...
Ekşi Sözlük'ün adresi: http://sozluk.sourtimes.org

NTV.nin sitesinde...
http://www.ntv.com.tr/news/247558.asp

AR
arsivmet
Joined: May 27, 2002
30 posts
Jan 10, 2004, 08:56 AM#7635

Ruhsökümü

Haydar Ergülen

31/12/2003 (428 defa okundu)

'Başarısız boktan bir kış geçirdik/kanımız bile doğru dürüst akmadı/bir sürü çocuğu öldürdüler' der Turgut Uyar, ben de ona özenirim ve kışın yerine yılı koyarım: Ruhdökümü, ruhsökümü olur, oldu.
Sis çarptı. Uçak kırıldı. Cansız olarak ele geçirilen 75 Türk ve Kürt Diyarbakır üstüne döküldü.
Bir zalimin elinden bir başka zalim kurtarabilir mi? Zalim, zalimin bahanesidir. Öyle oldu. Savaş çıktı. Zalim Bağdat'a çarptı. Yorgun Bağdat düştü. Biz de.
Toprak çarptı. Cümle çocuklar kırıldı. Gece çocukları hece çocukları
oldu Bingöl'de. Hem parasız hem yatılı olunca, gecesi de gamdan hecesi de
gamdan olur çocukluğun.
Nâzım Hikmet ölümünün 40. yılında.. hâlâ bekliyor. Beklesin bence de. Eğer mezarı getirilebilirse, Eskişehir'in Doğançayır beldesinde yeri, çınar ağaç, turnası, 'kanatları gümüş yavru bir kuş' yani hazır. Doğançayır'ı tanırım, aynı kabiledeniz, iyi bakarlar Nâzım'a, gidip her gün sohbet ederler başında.
(Parantez içinde: Birkaç küçük iyi şey de oldu. Genellikle hayvanseverlerin yaptıkları iyilikler elbette. İzmir'de temmuzda 'Haydi kedilere su verelim' kampanyası başlatıldı. Aşırı sıcaklardan ötürü, yurttaşlar sokak kedileri için su kapları bırakmaya çağrıldı. Yılın şiiriydi bu, şairi ise bilgisayar mühendisi Gizem Hazal.)
Ayrılık çarptı. Laden ile Lale Bijani: İran'dan Singapur'a birlikte geldiler. Ayrılamadan öldüler ve muhakkak cennete beraber gittiler. Cennet ikizleri.
Bana 23 yıl önce 'İkinciler birincidir' diyen Tomris Uyar'la açıldı bu yıl kötü temmuz. Sivas'tan beri temmuzdur ayların en zalimi, nisan yerine. Sonra Eskişehirspor en vefalı taraftarını, bense en baba abiyi kaybettim, çırağı bile olamayacağım bir ustaydı, babamdı. Üç gün sonra da 'Terazitutmazların Sonuncusu' gitti, reklam sektörünün duayenlerinden ve benim 'sevgili patron'um Muammer Öztat'ı yitirdim: ('Marketing Türkiye', sektörümüzün dergisi, adamı önemli, olayı da güncel bulmadığı için, ve reklamlarda yer kalmadığı için...) sonra da gülden ince Gülden'i yitirdik, "Tatlı (ve huysuz) Betül'ün de yarısı gitti, yarası arttı: İnsanın kardeşi ölünce, hayatın da, dünyanın da, geçmişin ve geleceğin de yarısı ölüyor, galiba kalanın yarısı ölüyor: Aslında üçünü de tanıyorum, azçok, iyi çocuklar onlar, biliyorum, şimdi bu dünyanın ve dertlerinin uzağında birlikte oynuyorlar... demek geliyor içimden ama biliyorum oradan da buraya bakıp birlikte içleniyorlardır: Mutlaka birbirlerini bulmuşlardır 'karşı'da. Bilirsiniz bu dünyada kavuşamayan kardeşler gibi, tanışamayan çocuklar da 'karşı'ya geçince mutlaka tanışırlar.
'Kaptan'ın unutamadığımız şiirlerinden birini çok hatırladık, nerdeyse hiç unutmadık bu yıl: "Boynuna o yeşil fuları sarma çocuk/ gece trenlerine benme/ kaybolursun/ sokaklarda mızıka çalma çocuk/ vurulursun": İzmirli 7 yaşındaki Y.O. ile okula gittik, derse giremedik, derse gittik sıra arkadaşlarımızı göndermedi büyükler. Sonra polis çarptı. Ağzına biber süremediği çocukların, gençlerin, öğrencilerin, memurların, işçilerin, solcuların gözüne biber gazı sıktı:
Solcu ya, hepsi çocuk bunların.
(Yılın en hakiki şiir kitabı ise Eskişehir'den geldi: Özgür Topyıldız'ın
'Anadolu Yıldızı: Eskişehirspor' kitabı. Kırmızı-Siyah'ın hikâyesi. Yıllandı, şarap gibi 'Bordo' oldu. Bordo nelerden yapılır? Aşk gibi eski bir kırmızıdan, tutku gibi karanlık bir siyahtan ve ikisinden şarap gibi bir şiir olur, bordo olur.)

AR
arsivmet
Joined: May 27, 2002
30 posts
Jan 11, 2004, 09:53 AM#7644

Eskişehirspor'un Sallantı Tarihi-Öteki İstanbul Gazetesi, 1-15 Ocak 2004, Sayı: 5

Bilirsiniz, kitapçılarda üç büyük kulüp üzerine yazılan bir yığın kitaba rastlamak mümkündür de bunun dışında spor tarihimize damgasını vurmuş diğer kulüplerle ilgili yayınlara rastlamak pek kolay değildir. Fakat birkaç hafta önce İletişim Yayınları'ndan çıkan, Özgür Topyıldız'ın kaleme aldığı ve editörlüğünü Tanıl Bora'nın yaptığı 'Anadolu Yıldızı Eskişehirspor' isimli kitap, biz futbol kitapları hastalarına tabiri caizse ilaç gibi geldi.
Kitap hem bir döneme damgasını vurmuş Eskişehirspor'u daha yakından tanımamızı sağlıyor, hem de içerisinde sıkça yer verdiği anılar ve çizdiği taraftar portreleriyle kelimenin tam anlamıyla içimizi ısıtıyor. İçimizi ısıtıyor çünkü sadece kulübün tarihini anlatmakla kalmıyor, aynı zamanda bir amaç etrafında birleşen Anadolu insanının yaşadıklarını, futbolun o bölge için ifade ettiği anlamın büyüklüğünü gözler önüne seriyor. Kitabı okurken kendimi kitapta anlatılan onca insanın arasındaymışım gibi hissettim. Eskişehirspor'un öyküsü, 70'lerin Türkiye'sinde var olan insan ilişkilerinin farklılığını bir kez daha görmemi, futbol adına bugün gelinen noktada kazançlarımızın yanında neleri kaybettiğimizi, neler kaçırdığımızı anlamamı sağladı. Kuşkusuz bir de Türk futbolunun önemli bir figürü olan Eskişehirspor'un ve taraftarının büyüklüğünü. Özgür'ün eline sağlık, darısı İstanbul ve Türkiye'nin dört bir yanında araştırılmayı bekleyen onlarca köklü kulübün ve onların masalsı hikayelerinin başına. Gökten üç top düştü... Biri gol oldu...

AR
arsivmet
Joined: May 27, 2002
30 posts
Feb 17, 2004, 11:06 PM#8561

Kırmızı Şimşekler-Galatasaray Dergisi, Ocak 2004, Sayı: 18

Özgür Topyıldız-Anadolu Yıldızı Eskişehirspor-İletişim Yayınları-Futbol Kitapları Dizisi-300 Sayfa

“... Bu sözler üzerine dışarı fırlayan Nafiz Bey, o gün Köprübaşı’nda bir kitabevinin vitrininde gördüğü Paris Match dergisini alıp getirir ve yönetim kurulundaki arkadaşlarına gösterir. Derginin 5 Haziran 1965 tarihli 843. sayısının kapağında, Fransa Kupası’nı Sedan’ı 3-1 yenerek kazanan (ilk maç 2-2) Rennes futbol takımının sevinç tablosu vardır. Herkes fotoğraftaki kıpkırmızı ve siyah renklere vurulur.”

“Sevilla maçı var. Herkes hazırlık yapıyor kendi çapında. Biz önce Bahçeli Şeref’te bir güzel içtik, zerzavatlarımızı bidona doldurduk, maça öyle geldik. O zamanlar plastik bardak yok. Cam bardakları ceketlerimizin ceplerine koyduk, maçta içmeye devam edeceğiz. Polis öyle büyük olaylar olmadığı için üst araması yapmazdı. İkinci yarı beraberlik golümüzü atınca, inşallah ikinciyi de atarız diyorduk; derken son dakikada mucizevi üçüncü golümüzü de attık. Zaferimizi hıçkıra hıçkıra ağlayarak kutladık. Rahmetli Polat Cansızoğlu’nun ağlamasını bugün bile hatırlarım. Allahım bir erkek bu kadar mı güzel ağlar?”

“... Takım tutuyor muyum? diye sordu. Büyük bir ciddiyetle Eskişehirsporlu olduğumu söyledim.
‘Eskiden iyi takımmış’ dedi dalgın dalgın, ‘Şimdi 3. Lig’de galiba.’
‘İki.’
‘Düştüler diye hatırlıyorum.’
‘Düştük, sonra tekrar çıktık...’”

Münir Özkul’un filmin son sahnesinde işçi tulumu ile patronun odasına girdiği ve acımasız patrona fırça attığı, işin garibi patronun işçisini işten atmak ya da lokavt kararı vermek yerine bu fırçadan sonra hatasını anlayıp özür dilediği, herkesin biraz daha naif, herkesin biraz daha güzel olduğu yıllardı.futbol ve taraftarlık da daha bir başkaydı. Türkiye futbol sahnesinde İstanbul, Ankara ve İzmir takımları dışında da bir başrol oyuncusu vardı; kırmızı şimşekler, Eskişehirspor. Günümüzün renklerinde sadece kırmızı olduğu için şimşekler sıfatının üstüne yatan takımları gibi de değil; üç kez şampiyonluğu kıl payı kaçırıp ligi 2. sırada bitirdiği için, Türkiye Kupası, Başbakanlık Kupası, Cumhurbaşkanlığı Kupası kazandığı için almıştı Eskişehirspor şimşekler payesini.
Özgür Topyıldız’ın büyük emek harcayarak hazırladığı İletişim Yayınları’nın Futbol Kitapları Dizisinden çıkan Anadolu Yıldızı Eskişehirspor kitabı o günleri ve efsane Eskişehirspor’u hatırlamak için tam bir maden. 1960 sonlarından 1970 ortalarına kadar ligin zirvesinde yer alan, birçok kupa kazanan EsEsler’in başarısının arka planı, önemli futbolcuları ve ilginç hikâyeleri ile 1970 sonlarında başlayan ve günümüze kadar süren düşüşün nedenlerini öğrenmek açısından da önemli bir çalışma Topyıldız’ın kitabı.

Devran döndü, 1960 ve 1970’ler gerilerde kaldı. Artık Münir Özkul, son sahnede o bitirici konuşmasını yapamıyor ve Eskişehirspor sessiz sedasız 2. Lig’de yoluna devam ediyor. Ama onu, kırmızı siyahı hala unutmayanlar, unutamayanlar var.

Siyah Kırmızı Bir Kitap-Söyleşi: Rahmi Emeç, İki Eylül Gazetesi, Cumartesi Söyleşileri, 6 Aralık 2003

Yıllar önce, henüz bir lise öğrencisiyken yerel gazetede hazırladığım Sanat Güncesi ekine yazılar yazar, yaşının üstünde bir birikimle üretirdi. Aradan zaman geçti, Eskişehirli karikatüristlerin kitabını çıkardı, ardından Eskişehirli şairlerin. Ve araştırma merakı tutkuya dönüştüğünde, ortaya kapsamı bir çalışması İletişim Yayınları’ndan çıktı: Eskişehirspor... Sevgili büyüğüm İsmail Alkılıçgil de o zengin arşiviyle destek vermiş.
Bu ‘siyah kırmızı kitabı’ hazırlarken bana da uğramıştı ve Eskişehirspor üzerine konuşmuştuk. Geçenlerde söyleşi için oturduğumuzda da anlatmıştım. Kumlubel Mahallesi’nde oturuyoruz. Henüz on-onbir yaşlarındayım. Boş bir arsada top oynuyoruz. Kaleleri taştan kuruyoruz. Beş kişi bir tarafta, beş kişi de öbür tarafta. Birimiz “Es-Es” oluyor, diğer takım “Eskişehirspor”... Biz ne Fenerbahçe’ye, neGalatasaray’a, ne de Beşiktaş’a sevdalıyız; varsa yoksa Eskişehir... Ve sonra, hafta sonları radyonun başına eğilip maç dinleyişimiz... Kardeşim Özgür Topyıldız, yoğun tempolu bir çalışma ile yazmış kitabını. Bir emek ürünü iş var ortada. Kitabı henüz okumadan soruyorum, ‘şunu yazdın mı, bunu yazdın mı?’ diye... Bildiğim her şey var ama bilmediğim yığınla olay ve konu kitabın bütünlüğünü oluşturuyor. Her Eskişehirli’nin, her Eskişehirsporlu’nun değil, futbolla ilgili herkesin okuması gereken bir kitap. Özgür, eski kuşak için olduğu kadar, bilsinler diye kendi kuşağı için de yazmış kitabı. Kitapta Eskişehirspor’dan önce Eskişehir’de futbol ve genel olarak spor da ele alınmış. Özgür Topyıldız’ı kutluyorum.
Kendisine sordum ve yanıtladı. Sorular ve aldığım yanıtlar aşağıda...

24 yaşındasın ve Eskişehir üzerine iki kitabın daha var: “Eskişehir’de Karikatür” ve “Eskişiir”. Yeni çıkan kitabın da öyle. Konu bu kez futbol. Kitabı çıkartmak düşüncesi nasıl oldu?
Eses kitabında da önsözde biraz bahsediyorum; benim genel anlamda Eskişehir’le ilgili çalışmalarım 15 yaşımdayken 1994 yılında başaldı. 1995’in Ocak ayında karikatür araştırmasına başladım, 1996’da basıldı. Üniversitede hazırlık okurken şiir kitabını hazırladım, 1998’de basıldı ve o periyotları düşününce uzun bir aradan sonra bu kitapla yine ortalara çıktım...
Bu Eses kitabı da bu serinin, yani Eskişehir üzerine belki 10 yıl sonra, belki 30 yıl sonra bir bütünlük teşkil edecek serinin bir parçası. Dolayısıyla bir Eses taraftarı olmamdan ya da futbola aman aman bir tutkumdan dolayı ortaya çıkmadı bu kitap. Benim asıl derdim Eskişehir ve haliyle ona dair ne varsa... İyisini de kötüsünü de bilmek isterim, yazmak isterim. Ben kitaplarım bittikten sonra yeni diyarlara göçerim. Karikatür Köyü’nde vazifem bitince Şairler Yöresi’nde bulunurum, oradaki “çilem” dolup “vuslat”a erince başka başka mekânlara yelken açarım. Son olarak Türk Futbolunun efsane takımı Eskişehirspor’un sahasında bulundum, maça çıktım. Artık bu da bitti, ben yine kütüphanelere gömüleceğim, ben yine ilginç ilginç araştırma kounları üzerinde aylarımı, yıllarımı feda edeceğim, bu süreçte -alıştım artık- yine insanların küçümsemesiyle, en masum ifadesiyle garipsemesiyle karşılaşacağım ve artık iyiden iyiye öğrendiğim “sabırlı olma”nın o kimyasını yine buram buram kuşanacağım...
Çok saçma şeyler de söylemiş olabilirim ama benim asıl derdim deli gibi aşık olduğum bu kentin her özelliğini öğrenmek, kitaplarımla gelecek nesillere aktarmak ve onun her yeni özelliğiyle ona yeniden aşık olmak. Mesela yeni çalışmamda Eskişehir’in delilerini bile bulabileceksiniz. Bir Abidin Tıstıs var ki evlere şenlik...

Bir bakıma kentin “futbol belleğine” tekrar can vermişsin. Kitapla ilgili ilk tepkiler nasıl oldu?
Kitap ters bir zamanda çıktı aslında... Ramazanın son günlerinde çıktı, araya bayram girdi, reklamı vs. yapılmadı, buna rağmen sadece burada 400 civarı sattı. İletişim Yayınları tarafından tüm Türkiye’de dağıtımı yapıldığı için oralarda da bir o kadar sattı. Tahmin ediyorum bu ayın sonlarına doğru ikinci basımı yapacaktır. Bunlar satış olarak beliren tepkiler. Ayrıca elektronik posta yoluyla ulaşan pek çok Eskişehirli’yle, daha doğrusu kitapseverle de görüşüyorum. Örneğin İstanbul, Ankara gibi iller başta olmak üzere pek çok ilden, Eskişehirli de olmayan insanlardan kutlama mesajları alıyorum. 16 yaşından 76 yaşına kadar pek çok insanın kitabı gözleri yaşararak, yürekleri pırpırlanarak okuduğunu belirtmesi çok heyecan verici geldi bana. Bu güzel bir şey, bunun dışında “profesyoneller”den gelen tepkiler olumlu. Çoğu yazar-çizer önümüzdeki günlerde bu kitaptan ve dolayısıyla Eses’ten bahsedecekler göreceksiniz. Bunu Özgür’ün tatmini olarak almayın lütfen, bu aslında bu kitabın ve diğer kitapların yazılış amacıdır. Önümüzdeki günlerde sağda solda Eskişehir’den bahsedilmesi, Eskişehirspor’un övgüyle anılması kentimiz için bir kazanımdır. Tabii o günler boyunca gözler bizim üzerimizde olduğu için bunu iyi değerlendirmeliyiz...
Kitapla ilgili eleştiriler de var elbette. Kimisi keşke fotoğraf ağırlıklı olsaydı diyor, kimisi de daha derin analizler, sosyolojik bakışlar olsaydı diyor. Bu iş böyle bir şey, siz bir iş yaparsınız, herkes kendi meşrebince eleştirir ve bu şirin bir şeydir kanımca.
Dışarıdan bir gözle tekrar okumaya çalıştığımda kitabı, evet dedim eksik gedikleri var ama Eses’e yakışan şık bir şey olmuş. İçime sindi yani bu kitap. Dolayısıyla, gelecek eleştiriler olumsuz da olsa bana yeni bakış açıları kazandıracaktır...

Kitabında Eskişehirspor’un kuruluşu ve sonraki yıllarda elde ettiği başarılara imza atmış birçok isim var: Bu isimleri atlamadan bulup çıkarmak kolay iş değil. Bu kadar araştırdıktan sonra Anadolu Yıldızı’nın “reçetesi” nedir sence?...
Sizin dediğiniz gibi düşününce bunca araştırmadan sonra evet ben bu işin ilmini yapmış bir doktor oluyorum ama bu hastalıklı konu için doktor görüşünden çok daha basit şeylere ihtiyaç var. Vücut gerekli ortamı bulunca nasıl kendi hastalığını kendi hallediyorsa bu kent de bu hastalığı yine tek vücut olmak suretiyle aşabilir. Güncel isimlere, olaylara girmeye gerek yok, madem siz benden reçete isteyerek ukalalık yapmamın yolunu açtınız ben devam edeyim. Kent tek vücut olduktan sonra aynı amaç uğruna savaşımını verecek, bünyedeki zararlı maddeleri önce yok edecek. Sonra kentin beyniyle kentin kalbinin aynı ritmi tutturması sağlanacak. Kalpler deli gibi bir şey için gümbür gümbür atıyorsa “beyin” de buna tepkisiz kalmayacak...
Eskişehir’de kaç mahalle var, 80 diyelim. 80 muhtarın görevi ne; oradaki insanları tanımak ve erk’le olan ilişkilerinde bir nevi menejerlik yapmak. Yabancı bir mahalleye girdiğinizde nedir ilk önce muhtarın kapısını çalarsınız. Bu mantıkla Eskişehir’in her mahallesinde sizin bir futbol muhtarınız olsa, oradaki çocuklardan 100 tanesini size önerse, siz ukalalık yapsanız 20’ye düşürseniz, bir 10 kişi de teknik direktör elese sırf bir mahalleden 10 tane geleceğin topçusunu kazanmış olursunuz. Biraz dolambaçlı anlatıyorum ama çözüm her yönüyle Eskişehir sınırları içinde, başka yerde değil. Eses’in şampiyon kadrolarına bakın, takımın yüzde 80’i, 90’ı Eskişehirli’dir her zaman. Elin adamı niye senin derdine düşsün ki... O profesyonellik adı altında topunu oynar gider, o kadar; ama şehirden bir çocuk bilir ki iyi oynarsa lig yükselecektir, lig yükselince otobüsler dolusu insanın akınına uğrayan lokantacı babası da ekmek kazanacaktır, otelci komşusu da. Bu böyle bir şey. Tabii topu Eskişehirli olmayan topçulara atıp kaçmak da çözüm değil. Yöneticiler mesela... Takım bir maç kaybettiğinde bile o gece uykusuzluk çekmiyorsa o takımına sahip çıkmıyor demektir. Ama aynı gece dükkânın cirosundaki üç-beş eksik için tadını bozuyorsa evet orda bir bozukluk vardır. Kitapta yazdım işte o dönemin futbolcuları, o dönemin yöneticileri ve onların kahramanlıklarını. 60’lı yıllardaki zenginin parası bugünkü zenginden daha mı değersizdi? Yoo, belki de tam tersiydi ama bakın rahmetli Yalçın Kılıçoğlu’yla ilgili bölümlere. O satırları okuyup şimdiki zenginlerin gözüne aynı saygıyla bakmak çok da kolay değil benim için. Rahmetli özetle şunu diyor: “Ben bu şehirden para kazandım ve şimdi o parayı bu şehrin sosyal yapısı için, sporu için, kültürü için harcayacağım” ve yapıyor... Kılıçoğlu Sineması’nı açıyor, Eskişehirspor’un gizli kasası oluyor. Ne yani o günden bugüne kadar Eskişehir ikinci bir zengin yetiştiremedi mi? Gemi misali vardır ya, onun gibi sonuçta hepimiz bu sahanın içinnde birer topçuyuz ve birer mevkii almışız. Paslaşmazsak, yardımlaşmazsak, hep çalıma kaçıp tribünlere oynarsak bu maç bir şeye benzemez. İşte bu Eses kitabında 1960’lı yıllar Eskişehir’inde bu nevi futbol oynamayı başarmış insanların öyküsü olduğu için alınacak dersler olmasa bile altı çizilecek hayatlar var diye düşünüyorum...

Kahramanlar ve Diğerleri, www.eskisehirspor.com Berber Vecihi Köşesi...

Hoş olmayan bir haftasonunu daha geride bıraktık. Sizlere pozitif cümleler kurmaya devam edeceğim. İçinizdeki sevgi tohumlarını sulayıp, geçirdiğimiz bu zor günlerde sizleri bir an olsun mutluluk psikolojisine sokabilirsem ne mutlu bana.

Ben burada yazmaya başlamadan önce söylemiştim. Sadece Eskişehirspor konuşmayacağız diye. Ama kıyısından köşesinden dokundurma yapacağız elbette. Şimdi size bir kaç isim sayacağım. Kudu, Yırtık, Kara, Mami, Kop, Kama, Fil, Demir, Zagor, Atom Karınca, Mağara, Lego, Speed . Bu isimlerin size çağrıştırdıkları neler? Belki Zagor’u biliyorsunuz , Atom Karınca çizgi filmini de zamanında izlemişsinizdir herhalde. Ama bunlar o bildiğiniz kahramanlar değil. Bugün sizlere öncelikle belki de hiç haberiniz olmayan bir şampiyonluktan bahsedeceğim. Çin’de yapılan Dünya Liselerarası Futbol Şampiyonasında ülkemizi temsil eden Trabzon Lisesi şampiyon oldu. Son 5 yılda 3 kez Türkiye şampiyonu olan Trabzon Lisesi, en son 1978 yılında yapılan şampiyonada Dünya ikincisi olmuştu. 1887 yılında kurulan lisenin bu başarılarının tesadüf olmadığı bir gerçek. Lisenin futbol takımında oynayan gençler bir gazeteye röportaj vermişler . Okusanız gözleriniz dolar vallahi. Her futbolcu topu topu 3-4 cümlelik cevaplar vermiş. Ama o kadar önemli cümleler ki... Çünkü hemen hepsi Trabzonsporlu olduğunu mutlaka söylemiş. Hepsinin de amacı aynı. Hepsi Trabzonspor’da oynamayı kendisine hedef edinmiş , gerçek kahramanlar. Onlar hiç ağızlarının suyu akarak ille de İstanbul demiyorlar, memleketlerinin takımında oynamak istiyorlar. Bu çocuklar başarılı olmayacak da, başka kim olacak? Böyle yüreklere sahip delikanlıların ulaşamayacakları hedef var mıdır acaba? Bu şampiyonluktan ders çıkarması gerekenler vardır. Bunların başında Eskişehir Hamamyolu Kuyumcular Çarşısı esnafı gelmektedir. Daha sonra da çocuklarını İstanbul takımları sempatizanı yapma uğraşındaki Anadolu halkı. Yüreğiniz varsa yaşadığınız şehrin takımının formasıyla toprağa girersiniz.

İkinci olarak bahsetmek istediğim konu aramızdaki bir cesur yürekle ilgili. Keşke onu tanıyabilseydim, keşke onunla birbirimize şöyle güzel bir çilingir sofrasında anılarımızı anlatabilseydik. Belki de bugüne kadar tanışabilmeyi en çok istediğim şahsiyet oldu, Özgür Topyıldız. Eskişehirspor kitabını alıp okuduğum zaman hissettiklerimi anlatmaya gücüm yetmiyor. Sanıyorum kendisi askere gidiyormuş. Buradan kendisine sevgi ve saygılarımı sunuyorum. Yaptığı bu çalışma ile bana uzun zamandır hissetmediğim güzellikte duygular yaşattı. Belki işin en kötü tarafı kitabın çabuk bitiyor olması. Her ne kadar 300 sayfa olsa da çabucak okunabilecek kadar yalın ve tarihsel bir akış var. Ancak çabucak okuduk diye kaldırıp bir köşeye koymak yerine, zaman zaman yeni baştan okuyarak, satır aralarında gizlenen ve ilk okuduğumuzda farkedemediğimiz mesajları yeni baştan anlayabiliriz.
Üçüncü olarak dükkandaki yeni bir akımdan söz edeceğim. Hatırlarsanız zamanında Yıldırım Akbulut başbakanlık koltuğuna oturduğu zaman, hemen her yerden deli gibi fıkra yağmaya başlamıştı. Şimdi de dükkana her gelen, malum birilerinin fıkralarını anlatmaya başladı. Yani sanırsınız ki; berber dükkanı değil, stand-up gösteri merkezi. Ben de karar verdim, her yazımın sonunda bana anlatılanlar arasından en beğendiğim fıkrayı sizlerle paylaşacağım. Geçenlerde bir ağabeyimiz mailinde sormuş bana, “iktidar değişimi kanlı mı olur yoksa kansız mı” diye. Ben de kendisine cevap yazamamıştım, aklıma geldi, bu vesileyle cevabını da vereyim. Yıllardır bu taraftara kan kusturanları, o görevden alacak olanlar Genel Kurul üyeleridir. Devrim yapacak kadar yürekli bir adam bulursak, birilerinin arkalarına bakmadan kaçacaklarını biliyorum. Ben kanla çözülebilmiş bir dava görmedim bugüne dek. Bizim işimiz spordur, Eskişehir’i temsildir. ESES taraftarı başka yanlış yollara girmez. Bu devrimi düzgün bir şekilde yapamazsak da hepimize yazıklar olsun.

Şimdi gelelim haftanın fıkrasına.
Mercedes’i olan bir adam , bir gün bir taraftarın yanına gelir.

  • Sevgili taraftar. Sana öldükten sonra ne olacağını söyliyeyim mi der.
    Taraftar merakla,
    -Söyle bakalım der.
    Mersedes’i olan adam başlar anlatmaya.
    -Sen öleceksin, biz seni gömeceğiz , tabutunu ESES bayrağına saracağız. Sonra etlerin çürüyecek ot olacak, oradan geçen bir inek gelip o otları yiyecek, sonra da sindirip bir kenara çıkaracak, ben gelip o çıkana bakıp “Ulen eskiden taraftar idin, bak şimdi ne oldun” diyeceğim. Hiç bozuntuya vermeyen ESES taraftarı konuşmaya başlar.
    -Sevgili Mercedes’i olan adam. Ben de sana öldükten sonra ne olacağını anlatayım mı der.
    Mercedes’i olan adam,
    -Anlat bakalım, der.
    ESES Taraftarı anlatmaya başlar,
    -Eyy Mercedes’i olan adam, sen öleceksin seni gömeceğiz, etlerin çürüyecek ot olacak, oradan geçen bir inek o otları yiyecek ve bir kenara çıkaracak, sonra ben o çıkana bakıp “ULEN MERCEDES’İ OLAN ADAM, HİÇ DEĞİŞMEMİŞSİN” diyeceğim.
    9.12.2003
    Berber Vecihi
    vecihi@eskisehirli.net
AR
arsivmet
Joined: May 27, 2002
30 posts
Feb 18, 2004, 10:55 AM#8568

Bir Efsanenin Ardından-İsmail Sadık-Belde Gazetesi, 16 Ocak 2004-02-18
Geçen aylardaki yazılarımdan birisinde değerli kardeşimiz Özgür Topyıldız’ın ülkemizin efsane takımı Eskişehirspor’la ilgili belgesel hazırladığını duyurmuştum size. ‘Anadolu Yıldızı Eskişehirspor’ ismiyle çıktı kitabı Topyıldız’ın... Gerçekten ‘zoru başarmış’ ve ‘dörtdörtlük’ bir futbol belgeseline imza atmış. Bunu şöyle de yorumlayabiliriz: Genç yaşından beklenmeyen bir büyük hizmet yapmış Topyıldız. Aynı zamanda ‘Spor Tarihimiz’in boş kalan sayfalarını da doldurmuş böylelikle. Kendisini en içten duygularla tebrik ediyorum.
Duygusallığın Belgeseli
Kendisiyle hiç karşı karşıya gelemedim. İsmen tanışıyoruz. Halen İstanbul’da ‘vatani görevini’ yapıyor. Birliğine hareket etmeden önce, beni Eskişehir’den arama duyarlılığını gösterdi. Kitabının baskıdan çıktığını söyledi. Bu kadar çabuk yayına hazırlanabileceğini doğrusu beklemiyordum.
Kitabın adresime gelmesini beklerken Hürriyet Gazetesi’nin Cuma ekinde İhsan Yılmaz’ın tanıtım yazısı çıktı. Bakınız ne diyordu Sayın Yılmaz, Eskişehirspor Belgeseli için:

“Son günlerde Gençlerbirliği ve Gaziantepspor’un UEFA Kupası’nda kazandıkları başarılardan sonra koca koca spor adamları ve yorumcuları futbolda bir Anadolu İhtilâli’nden söz etmeye başladılar. Ama çok daha önceleri Anadolu ihtilâlini başarmış bir -başka- takım vardı: Eskişehirspor.
Her kent için kendi futbol takımının ayrı bir önemi vardır. Duygusal bir bağ sözkonusudur. Özgür Topyıldız da kendi kentinin futbol takımını başta bu duygusal bağla yazmış ama Türkiye’nin futbol tarihi içindeki yerleri de böyle bir incelemeyi haketmiyor değil.
Dört büyükler dışında en fazla ikinci olarak kafa tutmuş bir takım Eskişehirspor. Devlere kafa tutmuş bir takım. Özgür Topyıldız takımın tarihini, başarılarını, oyuncularını ve en önemlisi efsane tribününü anlatıyor bize. Keşke o parlak günlerini yeniden yakalasalar da Eses sesleri kulaklarımızda tekrar çınlasa....”

Anadolu’da Spor Öncülüğü
Elimize geçmeden yanksı olan kitap birkaç gün sonra postadan çıktı. Eskişehirspor formasının renklerine uyarlı biçimde kırmızı-siyah bir zemin üzerine oyuncu ve taraftarlarının fotoğrafları bulunuyordu kapağında. İstanbul’da İletişim Yayınları’nca çıkarılmıştı ve 299 sayfaydı. Bu sayfa sayısı bile belgeselin büyük bir emek sonucu hazırlandığını ortaya koyması bakımından yeterliydi. Futbol Kitapları Dizisi’nden 10’uncusu olarak yayınlandığı Eskişehirspor’la İletişim Yayınevi, futbol hayatımıza bir büyük katkıda bulunuyor.
Eskişehir, Cumhuriyet döneminde Anadolumuzun sporda en öncü olan illerinden birisi. Güreşte, atletizmde olduğu gibi. Eskişehirspor da futbol alanındaki en büyük olgusuydu. Bir bakıma efsaneydi. Çok sayıda önemli kupaların da sahibi bir takımdı.
Sevgili Özgür Topyıldız, bu efsaneyi ayrıntılarıyla anlatmakta küçümsenemeyecek bir başarı göstermiş. Beni amatör bir anlayışla futbola bağlayan Eskişehirspor’un taraftarı olarak kitabın bazı sayfalarında gözyaşlarımı zor tuttuğumu itiraf etmek isterim. Bir roman zevkini yaşadım onu okurken.
Haftasonlarım hala onun yaptığı maçlarda galip geldiğinde esenlik, mağlup olduğunda ise hüzünle doluyor. Meslek hayatım İstanbul, Ankara ve İzmir’deki maçlarıyla daha renklendi. Eskişehir’de iken tüm dış saha karşılaşmalarına gittiğimi söyleyebilirim.
Hep arka sayfa haberleri olan maç izlenimlerini 1’inci sayfaya taşıyan Türkiye’mizde ilk gazete Sakarya olmuştur diyebiliriz. Özgür Topyıldız keşke yerel basının daha eski sayılarını da karıştırabilseydi.
Verdiğmiz Eskişehirspor haberlerini İstanbul ve Ankara gazeteleri koymazdı. Ne zaman ki Anadolu Ajansı Eskişehirspor’u sahiplendi, sonra Türkiye’nin gündemine bomba gibi düşüverdi Eskişehirspor.
O yalnız bir kulüp değil, 7’den 70’e bir kentti. Hem de her sınıfıyla. İşvereni ve işgöreniyle, zengini ve fakiriyle, örtmeli ve başı açık kadınıyla, hacısı ve hocasıyla, öğretmeni ve öğrencisiyle; özcesi dağdaki çobanın bile takımıydı Eskişehirspor.
Kitabın ‘sonsöz’ünde vurgulandığı gibi 1960’lar ve 1970’ler döneminde Futbolda Anadolu Devrimi’nin simgesiydi Eskişehirspor...
Gazeteci arkadaşımız Engin Bayrı’nın deyimiyle ‘adı konulmamış 3’üncü Lig’de şimdi tutunmaya çalışan bu dev takımın ilçe takımlarına bile şimdi mağlup olması karşısında insan kahrolmadan edemiyor; şu soruyu da:
“Nereden nereye?” Doğal ki, bunun peşi sıra şunu eklemek de gerekiyor: “Niçin böyle oldu?”...

You need to log in to post a reply.