vizontele tuuba
34 replies · 526 views
o değil bu değil ne?
abicim eyvallah yılmaz amcayı ben de pek severim zekidir, yeteneklidir misal bana bir şeyhler oluyor oyunu son olarak acaip başarılı bir işti fekat amcam vizontele tuubada 2,80 yere çakılmış vaziyette
dün gece galadaydım. benim anlayayaladığım yılmaz erdoğan gibi öyküleme, kurgu, dramatik anlatım konusunda birikimli ve becerikli olan (ya da benim olduğunu sandığım mı demeliydim) bir adam nasıl bu kadar basit ve kalitesiz bir şey yapar anlamadım. ve üzüldüm açıkçası. yani sadece bok atıp kendini rahatlatlmaya çalışanlarla karıştırılmak istemem ben iyi beklentilerle gitmiştim kesinlikle.
temel problem şu, vizontele tuuba'nın derdi ne? aşağı yukarı her filmin bir derdi olur değil mi? bakıyoruz dert, güner öğretmenin ve ailesinin yaşadıkları mı, 10 dakika için evet ama sonra hayır, peki dert kütüphane müdürü atanan kasabanın kütüphanesinin olmayışı mı, 10 dakikadan sonra o da değil. tek tek her şeyi saymayım sonra konuşuruz ama, neticede bütün problemler 10 dakikalık. hiçbir şey filmin ana eksenine oturmuyor. Sürekli bir 'eee ne zaman gircekler esas konuya' beklentisi içinde film bitmiş ve herkesi alkışlarken görüyorsunuz. Kısacası vizontele tuuba 10'ar dakikalık skeçlerden oluşuyor.
tabi burda hakkı yenemez bir yılmaz erdoğan mizahı unsuru var. Bir cümleye, bazen tek kelimeye bile sığdırabiliyor eleştirisini ve gerek devlete, gerek sola yönelik dokundurmaları film boyunca duyuyorsunuz.
bir de kurguyla ilgili bir problem var ki sanırım ilerde tartışmamız gerek şimdilik sadece geçiş yöntemlerinin problemli olduğunu söylemekle yetineyim
daha once yazmis miydim hatirlamiyorum. ben birinci filmi de pek begenmemistim zaten. film gittikce hizlaniyordu, sanki sure yetmeyecekmis gibi film ilerledikce olaylar hizli hizli gecmeye baslarinda uzun uzun verilen detaylar atlanmaya basliyordu.
hatta ben bunu ortaokulda kara tahtaya yazdigimiz yazilara benzetiyorum. hani kocaman harflerle baslariz yazmaya bakariz satir sigmayacak, harfler kuculmeye baslar gittikce, en sonunda bit kadar bir yazi kalir arka siralardan okunamayan.
Filmi daha izlemedim fakat bence yılmaz erdoğan sinemasının temel sıkıntısı şudur:
Oyuncuların çoğu ve hatta yönetmen Tiyatro kökenli olduğundan filmi tiyatral bakış açısıyla çekiyorlar.Sinema ve tiyatro oyunculuğu arasındaki farkı sürekli ıskalıyorlar.Rollerini daha abartılı(tiyatroda olduğu gibi),sertleştirilmiş mimikler,beden hareketleri vs. oynadıklarından ve yönetmen de bu bakış açısıyla görüntülediğinden biz sinemada tiyatro izliyormuş gibi bir duyguya kapılıyoruz.İlk film böyleydi,fragmanlarından izlediğim kadarı ile şüphem yok ikincisi de böyle olacaktır.
Henüz bir Yılmaz Erdoğan Sineması'ndan söz etmenin mümkün olmadığını düşünüyorum. Olaya temkinli ve de tedbirli yaklaşmak gerekiyor.
"Henüz bir Yılmaz Erdoğan Sineması'ndan söz etmenin mümkün olmadığını düşünüyorum."
Bir de şöyle bir açıklama yapmıştı Erdoğan, hani Vizontele Ömer Faruk'la berabermiş yönetmenlikte, bu defa Yılmaz Erdoğan sineması olmuş tam istediği gibi. Yılmaz Erdoğan sineması buyse yandı gülüm keten helva. Gerçi Ömer Faruk'un da otta bokta mezopan yapması salakça gelmişti ama gelen gideni aratıyor neticede.
Doğrudur, erken davranmış olabilirim, ama ne demek istediğim anlaşıldı sanıyorum.
Bahsettiğim sorunun yakın zamanda çözüleceğini de sanmıyorum.
pazar filmi izliyip yorumu sonra yapcam galiba daha doğru olur
Benim canımı sıkan şey filmin adındaki tuuba dır. Bu durumu hiç hoş karşılamıyorum.
Ayrıca bana yöneltilen eleştirilere bir cevap niteliğinde.. Ben Yılmaz Erdoğanı yakınen tanımıyorum önyargıdan başka ne geliştirebilirim ki bu kişiye karşı ya da nasıl düşünsel temele dayandırabilirim. O sadece benim için televizyonda ara ara gördüğüm ve gösterildiği kadar tanıdığım bir insan...
bu konu da tartışılır mı bilmem ama gala konusundaki rezalate değinmemiştim ekşisözlükte muhtelif bilgi var bu konuda altına imzamı atıyorum ben de basın kartımı gösterdiğimde girişteki adam şöyle dedi bana: içerde yeterince basın mensubu var. herhalde oradaki tüm gazetecilerin benim hayrıma çalıştığını falan sanıyordu arkadaş, ney aklıma geldi de eklenti yapayım dedim
Ataraksiyant'ın filmle ilgili eleştirilerine katılıyorum bence de filmin temel problemi tam anlamıyla bir noktaya odaklanamaması. Yılmaz Erdoğan geçen hafta içi yaptığı bir söyleşide kendisinin bir yazar olarak dramatik kurguda sorun yaşamayacağını çünkü asıl işinin bu olduğunu, filme gelecek eleştirilerin daha çok görsel açıdan gelebileceğini ifade ediyor fakat bence tam bu noktada deyim yerindeyse maalesef ki kapattığı köşeden golü yiyor çünkü film boyunca asıl sorunlu bölüm olarak senaryo karşımıza çıkıyor. Sebebini anlamadığım şekilde çok fazla insan ele alınarak sanki bunlar birer amatör komedyenmiş de Sayın Erdoğan da bir klüp sahibi olarak amatörler günü düzenlemiş gibi bunlara belli zamanlar veriyor oysa bu kadar dağılmasındansa daha az karakterle anlatılmak istenen daha iyi anlatılabilirmiş gibi geldi bana. Ayrıca filmde kullanılan üst ses de bazı yerlerde fazla geliyor zaten görüntünün anlattığı bir de Sayın Erdoğan tarafından kafamıza çakılıyor.
Filmin kurgusu ile benim sorun olarak gördüğüm şey ise daha çok sahne geçişleri ile ilgili. Sahneler arası geçişler tiyatro da olduğu gibi kararmalarla yapılmış bu da sanki tiyatro izliyormışusuz hissi yaratmış oysa çok daha dinamik bir kurgu ile filme biraz daha hareketlilik kazandırılabilirdi.
Şimdilik aklıma gelenler bunlar devamı gelir...
vizyontele
Aceba türkiyede kaç kişi vizontele diyor merak ediyorum az önce afm ye filmlerin seansını öğrenmek için telefon ettim... Vizyontele 11:45 şeklinde bi tepkiyle karşılaşınca telefonu kapatma kararı aldım.. zaten gişede bir iki dakika bekleyin ''vizyonteleye 2 bilet'' ?
izledim. henüz bir yilmaz erdogan sinemasindan söz etmek mümkün degil. ama hala kredisini tüketmis degil. yürüdügü yol, yol gibi görünmekle beraber, yeni bir vizontele öyküsü daha çikarsa kendisi çikmaza girer diye düsünüyorum. daha derin sularda yüzebilecekken bunu yapmadigini düsünüyorum. yapar insallah...
printerson wrote:
izledim. henüz bir yilmaz erdogan sinemasindan söz etmek mümkün degil. ama hala kredisini tüketmis degil. yürüdügü yol, yol gibi görünmekle beraber, yeni bir vizontele öyküsü daha çikarsa kendisi çikmaza girer diye düsünüyorum. daha derin sularda yüzebilecekken bunu yapmadigini düsünüyorum. yapar insallah...
print kurban kesmeyi düşünüyorum...
önce rai şimdi de senle ortak bir fikirde buluşuyoruz...
haydi hayırlısı...
You need to log in to post a reply.