Skip to content

david "the lich"

77 replies · 1,548 views

LY
lynch2046
Joined: Jun 01, 2002
109 posts
Mar 23, 2003, 04:43 PM#1869

Ben bir lynch fanatiği olarak size onun sinemasının şahane özelliklerini anlatsam da (ki daha önce bir şeyler yazmıştım.)sizin onu sevmiceğinizden eminim.Çünkü bu bir zevk meselesi.Bence lynch asla objektif bakılamicak bir yönetmen.Bu iş teşbihte hata olmazsa işkembe çorbası sevip sevmemekle aynı kapıya çıkıyor.Bence tüm sinema tarihinin en iyi yönetmenidir kendisi,sizce önemsiz ve değersizdir.Benim boynum kıldan incedir bu söylemden sonra.Çünkü sizinle hiçbir ortak noktamız yok ve olmicak.Yani sizi ikna etmek gibi birşey söz konusu değil.Siz işkembe çorbası sevmiyorsunuz,bense size zorla için diyorum.olacak iş mi?

AN
Anonymous
Joined: May 06, 2002
743 posts
Mar 23, 2003, 09:51 PM#1874

kendisine en az senin kadar hayranım. oyuncu yönetimini inanılmaz derece de başarılı bulurken kurgusu da bayıldığım bir başka nokta. bir yönetmeni anlaşılmaz olmakla itham edip kötü demek de bence biraz ters bir bakış açısı. zira bu bakış açısı fransız yeni dalgası gibi koskoca ve muhteşem bir akıma da aynı tepkiyi verebilir. ha keza louis bunuel, antonioni, godard, david cronenberg ve çeşitli dönemlerde beyaz perdeye damgasını vurmuş pek çok ismi çöpe göndermek gerekliliği doğurur. david lynch seyircisini yabanclaştırmayı sever. ona koltuğunda rahat vermemek, özdeşleşimini ortadan kaldırmak ve dolayısıyla ona sürekli bir izleyici olduğunu hatırlatmak kaygısı güder. bu "brecht'in epik kuramı"nın sinemada ki yansıması olarak da değerlendirilebilir isteğe göre. lynch özellikle kayıp otoban da zamanı döngüsel olarak kullanır ve sık sık izleyiciye görülenin doğru olmadığını anlatmaya çalışır. bunu video kamera görüntüleriyle ilgili repliklerde de görebiliriz. ona göre görsel gerçek değildir. falan filan. bu uzun bir yazı konusu olur bu kadar kısa bu oluyor. ancak merak edenler için slavoj zizek'ın kayıp otoban kitabını tavsiye edebilirim. ancak uyarmalıyım filmin sinemasal değil felsefi boyutuyla ilgili bir kitap. konuya dönecek olursam lynch de dahil olmak üzere pek çok yönetmen (en başta godard ve serseri aşıklar) seyircinin oyuncuyla kurduğu özdeşleşmenin onu bir yalana sürüklediğini savunup bunun yerine "yabancılaşma" yı, sürekli zaman yerine kırılmaları ve muhtelif diğer oyunları koyar. ( belmondo'nun serseri aşıklarda sinema tarihinde ilk kez kameraya bakarak konuşması bir devrim sayılır). böylece izleyici bir öyküye kapılıp gitmektense üzerine kafa yorması gereken sorularla muhattap olur. vs. vs. bu mesaj da böyle uzar gider fazla giderse de ipin ucunu kaçırır. o açıdan burada kesip sadede geleyim. ellbetteki herkesin bir şeye ilgi duyup duymama hakları vardır. bu çok öznel bir karardır. sıkıcı bulduğu için entel dantel filmlere gitmeyene saygı duyulur. ancak kötü nitelemesini yapmak için anladığı üzerinden niye kötü olduğunu savunmak gerekir diye düşünüyorum. ay ay yoruldum yahu.

AN
Anonymous
Joined: May 06, 2002
743 posts
Mar 23, 2003, 09:53 PM#1875

ha bu arada başta söyliycektim unuttum. bu mesele uzayıp gidecek gibi durduğundan ayrı bir başlığa taşındı. muhtelif konular dönüp dolaşıp lynch'e geliyor bari adamın adına bir topic olsun.

Martin Mystere
Martin Mystere
Joined: May 27, 2002
1,621 posts
Mar 24, 2003, 12:39 AM#1884

lynch gercekten hakkinda kisa kisa konusulabilcek birisi degil. zaten onun sanatsal tavri da buna benzer. haplar seklinde sunulmus bilgi ve duygularla ilgilenmez. onun filmlerini yeniden yaratmaniz gerekir.

lynch seyircisine guvenir, guvenmek ister. onu ozel bir mertebeye koymustur kafasinda. buyuk anlati gelenegini iyi bildigini, belli okumalari yaptigini pesinen dusunur. ornegin mulholland dr.'da oldugu gibi bir sahnenin ruya mi "gercek"mi oldugunu ayiran ayiraclar kullanmaz. gerek bile gormez. yokusa surmek degildir niyeti. kavramalariniza biraktirir.

kayip otoban'da polis memuru elamanin evinde eve gelen kaynagi belirsiz video goruntuleri hakkinda ona "birkac soru sorarken" video kamerasi olup olmadigini sorar. eleman "yok" der. polis manasizca "neden" der. eleman: "cunku anlari hatirlamak istedigim gibi hatirlamaktan hoslanirim."

bu cumle lynch sinemasinin bir yonudur bir anlamda. olaylar, akislar klasik anlatidaki gibi dogrusal gitmez(giris, gelisme, sonuc anlaminda degil sadece). biraz insanin dusunme sureci gibidir: daginik. ama bir biriyle dantel gibi iliskili. hikayeler temel soylemi icin bir figurden ibarettir. hikayeden cok mevzusu vardir hep. daha detayli aciklayabilmek isterdim ama gercekten zor bir mevzudur lynch. laf geldikce cevap yetistirmeye calisirim.

Martin Mystere
Martin Mystere
Joined: May 27, 2002
1,621 posts
Mar 24, 2003, 12:46 AM#1885

Jon Irenicus wrote:
ancak merak edenler için slavoj zizek'ın kayıp otoban kitabını tavsiye edebilirim.

o kitaptan:

"Adeta Lynch hayatınız aslında bundan ibarettir demektedir bize; gerçekliği sahte bir haleyle bürüyen fantazmatik perdeyi aşarsanız, seçim kötüyle daha kötü arasında, toplumsal gerçekliğin aseptik, iktidarsız yavanlığıyla kendini yok eden şiddetin fantazmatik Gerçek'i arasındadır."
(Arka Kapak)

"Belki güvenilmemesi gereken, pek çok eleştirmenin, Kayıp Otoban'ın gerçekliği deli sanrısından ayıran çizgi bulanık olduğu için ('olay örgüsü kimin umurunda - asıl önemli olan hayal gücü ve ses efektleri" tutumu) insanın boşuna tutarlı bir anlatı çizgisi aradığı aşırı karmaşık, çılgınca bir film olduğu iddiasıdır. İlk elden mutlaka (iktidarsız kocaya dair) gerçek bir hikayeyle uğraştığımızda ısrar etmek gerek, bir noktada (Renee'nin öldürüldüğü nokta) kahramanın kendisini güçlü kılan, Ödipal üçgenin parametrelerini yeniden kurduğu psikotik bir sanrıya dönüşür hikaye-psikotik sanrısının alanı içinde, tam ilişkinin olanaksızlığı kendini yeniden duyurduğunda, sarışın Patricia Arquette (Alice) genç sevgilisine 'Bana asla sahip olamayacaksın' dediğinde, anlamlı bir şekilde Pete Fred'e geri dönüşür, yani gerçekliğe geri döneriz."
(İç Kapak)

LY
lynch2046
Joined: Jun 01, 2002
109 posts
Mar 24, 2003, 10:23 PM#1915

Söylediklerinizin hepsine katılmakla birlikte eklicek bir kaç şeyim var.
Bence lynch izleyicisini en iyi anlayan,yönlendiren yönetmendir.
Kayıp Otoban da karakter değişim sürecine kadar lynch bizi bir kabus ortamında dolaştırır ve ardından değişim gerçekleştikten sonra karakterimizi çimenlerin üstünde Antonio Carlos Jobim in "insensatez"şarkısı eşliğinde şezlong sefası yaparken görürüz.
Mulholland Çıkmazı nda son 20 dakikada bizi şoka sokan lynch filmin kapanışıyla bizi sükunete davet eder ve rahatlatır.
Ve lynch insanın karanlığını bu kadar ortaya döken tek yönetmendir.Nesnel gerçeklikten uzak,tamamiyle öznelerin gerçekliğine yakın durur bu yüzden.Belki de bu o karakteri ya da tipi anlamanın en sağlam yoludur.
Bir de şu zizek in kitabı bana biraz ağır geldi.Çok fazla kavram karmaşası yaşadım.Bilmem siz ne düşünürsünüz?

Martin Mystere
Martin Mystere
Joined: May 27, 2002
1,621 posts
Mar 25, 2003, 12:10 AM#1920

kitabi henüz okumadim. ama en kisa surede alacam.

lynch2046'nin soylediklerinin ardindan kisaca eklemek istedim:

lynch abi o kadar da "disaridan" bagimsiz degildir insana bakis acisi anlaminda. mesela mulholland dr. filmi belki de filmin sonlarinda gordugumuz yemek sahnesinde kahramanimizin yasadigi haleti ruhiyenin anlamaya calisildigi bir film. butun hikaye o masada kadincagizin yasadiklarinin ve bilincaltina ittiklerinin filme alinmasidir da denebilir.

bir yerde "galiba" tarkovski demisti. emin degilim. sinemanin aslinda ne kadar zor ve bir o kadar da sinirsiz oldugunu anlatiyordu. kendi cumlelerimle yaziyorum: bir gun, diyelim sabah, evden ciktiniz ve yolda karsidan karsiya gecerken bir cift gozle karsilastiniz.bakislar uzerinizde garip bir ruh hali birakti. ister korku diyin ister ask ya da nefret... ama bu duyguyu anlatmak icin cildiriyorsunuz varsayalim. iste o ruh halini anlatmak icin saatlerce uzunlukta filmler yapiyorum. (belki de ben soyluyorum ilk kez, hic emin degilim simdi bu alti birali kafayla...)

bunu anlatmak icin kultur tarihimizin bildigi her seyden faydalanmaya calisir bu tip yaraticilar. bizim de en az onlar kadar bu mevzularla ilgilendigimizi dusunurler. boyle oldugunu varsayarlar. allah mahcup etmesin. ne diyim baska...

Pumpkin King
Pumpkin King
Joined: May 19, 2002
2,100 posts
Mar 25, 2003, 08:47 AM#1921

lynch filmleri sanırım benim kapasitemi asıyor. defalarca izlememe ragmen çözemiyorum filmleri bir türlü. lost highway'i kac kez izlediğimi bilmiyorum ama hala tam olarak anlayabilmiş değilim. mulholland dr. da aynen. ama farklı birşeyler daha var lynch filmlerinde ne olduğunu henüz bulamadığım. hiç bir bok anlamasam da defalarca ve defalarca zevkle izleyebiliyorum filmleri. o görüntüler, renkler, hareketler, müzik kullanımı. hiç bir şey anlamamama rağmen kesinlikle sıkılmıyorum, aksine büyük keyif alıyorum filmlerinden.

sermest
sermest
Private Joker
Joined: Jun 06, 2002
1,446 posts
Mar 25, 2003, 10:31 PM#1941

Bir yaz günü, Ören’deki evinden akşam üzeri Melih Cevdet Anday eşiyle sahildeki bir lokantaya iner, güneş batmak üzeredir, her şey iki kadeh içkiye o kadar uygundur ki!
Bir ufak şişe votka söylenir, biraz meyve, biraz meze, hava karardıktan bir süre sonra Melih Cevdet, keyfinin tadına varır, deyim yerindeyse, hafif çakırkeyiftir, votka şişesinin sonunu, kadehine koyup içtikten sonra kalkar, eve doğru yola çıkarlar.
Melih Cevdet, ertesi sabah bir kadının ve eşinin kapıdaki konuşmalarıyla uyanır, kadıncağız dün gece için özür dilemektedir...
Kimdir bu kadın?
Dün gece, vokta içtiği, lokantanın sahibesi...
Niçin özür dilemektedir?
"Kusura bakmayın, Melih Bey! Çocuklar şişeye votka diye su koyup size getirmişler, biz sizden votka parası aldık!"
Meğer, Melih Cevdet’i keyiflendiren votka değil, suymuş!

sevgili Lynch hayranları,siz votka içtiğinizi sanmaya devam edin:)

Martin Mystere
Martin Mystere
Joined: May 27, 2002
1,621 posts
Mar 26, 2003, 01:27 AM#1944

bence cok tehlikeli bir bakis acisi bu yukaridaki. benzetmeler insani derin bir yanilgiya surukleyebilir oncelikle. bu tehlikeden kacinmak lazim.

eserleri cok keskin bir bicimde katagorize ediyorsun sermest. hadi madem benzetmelerden gittin ben de benzeteyim: sanat denen sey, keyif verici bir madde degildir zaten. bu endustrinin dayatmasi. bir filmi "haz" cercevesinden degerlendireceksek yanariz mazallah. ornegin tarkovski bakis acisina gore degismekle beraber "sıkıcı"dır. ama meselesi hic bir zaman haz vermek olmamistir ki. tıpkı lynch gibi.

mevzumuz farkli. mevzu yaraticinin yaptigi ise bakis acisi. anlatim bicimleri. kaldiki lynch sinemasi "mutlak dogru" olan bir bicim degil. sait faik'i konusur gibi rahatca yaziyor diye cok severken proust'u "dili agir" diye cope atmaya benzer bu. bir baska deyisle ertem egilmez yalinligi sevilebilecegi gibi lynch abinin cetrefilli anlatimi da bir baska "uslup" olarak cok sevilip, begenilebilir.

votkaya su katmayalim diye soyluyorum yani...

AN
Anonymous
Joined: May 06, 2002
743 posts
Mar 26, 2003, 03:38 AM#1946

valla sermestin mesajında benimkileri çürüten bişey bulamadım. kişisel beğeni ile ilgili bişey yazmış. eh buna da diycek bişey yok. ama votka yorumunu oldukça başarısız bulduğumu belirtmeliyim. bu örneğe göre godard buz, truffaut da buhar oluyor.

VI
ving
Super Moderator
Joined: Sep 28, 2002
876 posts
Mar 26, 2003, 09:36 AM#1951

SERMEST ÇAPAN wrote:

sevgili Lynch hayranları,siz votka içtiğinizi sanmaya devam edin:)

Sevgili Sermest,
Şimdi olmadı. Kişisel fikrindir, kişisel fikirlerine saygılıyım ama kişisel fikirler beni kızdırmayacak diye bir şey yok, ben de kızdım.
Bi kere bi sinefil için bu benzetmeyi talihsiz buluyorum. Sen çıkıp şahsın için Votka-Su-Sarhoşluk-Lynch Sineması benzetmesini yapabilirsin. "Ben Lynch sinemasını votka sanarak su içilip sarhoş olunan gecelere benzetiyorum." desen tamam ama başa "Lynch hayranları" ibaresini koyarsan sona koyduğun gülücük işareti seni Lynch seven biri olarak benim gözümde sempatik kılmaz. Kılmadı da, dedim ya kızgınım.

Lynch meselesine gelince, ben onun için Amerika'nın Bunuel'i benzetmesini uygun buluyorum. Lynch'i ilgilendiren konuların başında bilinçaltı ve bilinçaltının insan ilşkilerinde ve karakter değişimindeki yeri vardır. Lynch "Her şey göründüğü gibi değildir" klişesini tam anlamıyla, kamerasıyla, sürekli değişkenlik gösteren atmosfer yaratma becerisiyle, kurgusuyla, oyuncu yönetimiyle, insanı ot ot izlemeye değilde filme dahil olma-sürekli düşünme eylemine iten senaryolarıyla perdeye yansıtır. Kısaca Lynch Melih Cevdet Anday hikayesinin sonucu değil, o hikayeyi yazan-yöneten kişinin tam kendisidir.

Ben votkanın dibine vurmaya devam edicem sevgili Sermest
Bi gün senin de o sarhoşluğu tatman dileğiyle...

FI
FistandantiLuS
Joined: Jun 02, 2002
67 posts
Mar 26, 2003, 04:00 PM#1965

ving wrote:

Sevgili Sermest,
Şimdi olmadı. Kişisel fikrindir, kişisel fikirlerine saygılıyım ama kişisel fikirler beni kızdırmayacak diye bir şey yok, ben de kızdım.
Bi kere bi sinefil için bu benzetmeyi talihsiz buluyorum. Sen çıkıp şahsın için Votka-Su-Sarhoşluk-Lynch Sineması benzetmesini yapabilirsin. "Ben Lynch sinemasını votka sanarak su içilip sarhoş olunan gecelere benzetiyorum." desen tamam ama başa "Lynch hayranları" ibaresini koyarsan sona koyduğun gülücük işareti seni Lynch seven biri olarak benim gözümde sempatik kılmaz. Kılmadı da, dedim ya kızgınım.

Lynch meselesine gelince, ben onun için Amerika'nın Bunuel'i benzetmesini uygun buluyorum. Lynch'i ilgilendiren konuların başında bilinçaltı ve bilinçaltının insan ilşkilerinde ve karakter değişimindeki yeri vardır. Lynch "Her şey göründüğü gibi değildir" klişesini tam anlamıyla, kamerasıyla, sürekli değişkenlik gösteren atmosfer yaratma becerisiyle, kurgusuyla, oyuncu yönetimiyle, insanı ot ot izlemeye değilde filme dahil olma-sürekli düşünme eylemine iten senaryolarıyla perdeye yansıtır. Kısaca Lynch Melih Cevdet Anday hikayesinin sonucu değil, o hikayeyi yazan-yöneten kişinin tam kendisidir.

Ben votkanın dibine vurmaya devam edicem sevgili Sermest
Bi gün senin de o sarhoşluğu tatman dileğiyle...

hep destek tam destek.

sermest
sermest
Private Joker
Joined: Jun 06, 2002
1,446 posts
Mar 26, 2003, 05:19 PM#1972

vallahi öyle büyük bir taarruz var ki önce bazı yanlış anlaşılmaları düzeltmekte yarar var sanırım.
benim örnek vermiş olduğum melih cevdet öyküsünü kimse anlamamış.bu da tamamiyle benim hatam çünkü sonunda tam anlaşılacak bir açıklama yapmamışım.sevgili ving,yazısının bir yerinde tam da benim anlatmak istediğimi yakalamış ama yeterli olmamış.ne yazmış ving önce ona bakalım:

"Kısaca Lynch Melih Cevdet Anday hikayesinin sonucu değil, o hikayeyi yazan-yöneten kişinin tam kendisidir."
Kelimesi kelimesine ben de bunu demek istemiştim zaten..
lynch filmleri temel öyküleme kurgusunun tamamiyle dışına çıkarak filmlerinde hayal ile gerçeğin birbirine dönüştüğü görünenin hayalden öte olmadığını(bkz:lost highway)ama her rüyanın arka planında bir gerçeklik yattığını ortaya koyar.aslında dünyanın en zor anlaşılacak felsefe tabanından biri olan lacanizm de bunu ifade etmektedir.david lynch bir söyleşisinde lacan teorisini felsefenin devrim köşelerinden biri olarak gördüğünü de zaten ifade etmektedir.okumamış olmakla beraber lynch sinemasını lacan teorisi ile benzeştiren bir kitap olduğu da hatırımda bulunmaktadır.
lacan teorisinde aynadaki bebek kuramı kullanılır.ana rahminden kopup gelen cenin,kişisel yansımasını ve gerçeklikle bağlantısını rahim zarındaki yansımadan esinler.ve tüm yaşamsal gelişimi boyunca dönüp dolaşacağı ve yolculuğunu noktalayacağı nokta da tam burasıdır zaten.
o sebeptendir ki lynch filmelrinde karakterler başlangıç noktalarına şu veya bu şekilde geri dönerler.filmin başı "sudur" sonuna kadar votka kokusu burnunuza kadar gelir ama en sonunda yine herşey bir içim "sudur"...

bu votka-su örneğini açıkladıktan sonra temel maddelerle karşıtlıklarımı sizinle paylaşmak istiyorum...
1-lynch sineması izleyenlerin yüzde doksanının anlayamayacağı bir üsluba sahiptir.(bu anlatım tarzı veya şekliyle ilgili değildir.spekülasyonun film sonrası haddini aşmasıdır.bugüne kadar içinde bulunduğum tüm lynch tartışmalarında sahne yorumlamalarında üstad belki de şunu yapmak istedi...hayır hayır herhalde asıl sebep şuydu..türünde örneklere haddinden fazla rastlamışımdır)yani kısacası bir lynch filminden çıktığınızda elinizde müthiş olduğuna inandığınız ilüzyonlar vardır.fakat ilüzyon sonuçta bir materyal oluşturmaz.
2-lynch filmlerinin neticesinde anlatılacak bir öykü bulunmamaktadır.(sinemanın şiddetle bir öykü anlatımı olduğuna inananlardanım.her türlü deneysel sinema örneğine açığım ama öykü öğesini içinde bulundurduğu takdirde.üç renk maviden çok beyazı sevmemin sebebi de budur zaten.fakat benim aksimde olan düşüncelere de saygım var.bence bizi ayıran en önemli nokta bu öykü meselesidir.)
3-lynch filmleri karakterlerini askıdaki bir elbise gibi kullanır.(derinlemesine karakter incelemeleri benim için son derece önemlidir.)

tekrar şu votka-su örneğine dönersek tam açıklanmamış olma hatasıyla beraber bu örneğin sadece basit bir ironi olduğunu üstüne basa basa belirtmek isterim.kesinlikle lynch hayranlarını küçümsemek gibi bir niyetim olmamıştır olmaz da.başta da belirttiğim gibi o örnek tüm lynch filmlerinin sevenlerinde yaşattığı duyguyu anlatmak için kullanılmıştır.herkese sevgiler...

Last edited: Mar 26, 2003, 06:37 PM (1)

AN
Anonymous
Joined: May 06, 2002
743 posts
Mar 26, 2003, 06:11 PM#1978

valla ben de tekrar en başa dönğcem. bu durumda sen şu meşhur ayrımdan klasik anlatıdan daha büyük haz alıyorsun. bense çağdaş anlatıdan. bunda bir problem yok doğrudan haz ile ilgili. ancak benim karşı çıktığım "kötü yönetmen" tanımlamasıydı. bu saydıkların çağdaş anlatının az çok temel özellikleri dolayısıyla bunu yadsımak veya "kötü" olarak tanımlamak pek çok ustayı da aynı tanımlamaya sokmak durumunu gerektirir. o yüzden sanıyorum "bana hitap etmeyen bir tarz" gibi öznelliğe ve alınan keyife dayalı bir betimleme daha makul olur. haksızmıyım.

You need to log in to post a reply.