david "the lich"
77 replies · 1,548 views
costanza,gerçeküstücülük konusunda çok fazla bir bilgiye sahip değilim .onun için yanılma payım yüksek...fakat endülüs köpeği-eraserhead dışında ben bunuel ile lynch sineması arasında bir benzerlik göremiyorum... ben ısrarla lynch'in sürrealizm ile fazla içlidışlı olduğunu düşünmüyorum...bunu sana nasıl anlatmalı bilmiyorum şayet karşılıklı oturup konuşsak bu konuda daha iyi uzlaşırız ama;neyse şöyle anlatmayı deneyim.
Hani bir film vardı yakın tarihli mutlaka hatırlarsın ismi "bunuel ve hz süleyman'ın masası" idi o filmin afişini hatırlarsan küçük bir çocuk denizi tıpkı bir çarşaf gibi kaldırıp altına bakıyordu.varmak istediğim nokta şu işte bu resim bana tipik bir gerçeküstücülük duygusu veriyor.lynch in anlayışı bundan biraz farklı bana kalırsa ,ama yinede tam emin değilim sende haklı olabilrsin...
kayıp otoban,bence çok mükemmel bir lynch çalışmasıydı sevin okyay'ın bu film için söylediği bence çok doğru bir ifade var..
"Nereye gittiğimizi, yolun ne zaman sona ereceğini bilmiyoruz. Farlarımız da karanlığın pek az bir kısmını aydınlatıyor. Gary Johnson'ın dediği gibi, Lynch bizi büyük bir boşluğun kıyısında bırakıp gitmiş, elimize de harita vermemiş."
filmin biraz bu doğrultuda algılanırsa ,daha anlamlı olur bence...
Şu an ne dinliyorum:This Mortal Coil-Song to the Siren (kayıp otoban sound track)
costanza wrote:
blue velvet, twin peaks gibi filmlerde, özellikle amerikayla alakalı alaycılıkla karışık eleştirel denebilecek açılımlar görüyorum ama darxoul'un sadece günlük hayatın ve aileyle falan ilgili bazı endişelerin farklı bir ifadesi gibi gördüğüm eraserhead'de sistemle ilgili ne gibi bir eleştirel damar bulduğunu merak ediyorum.
aslında eraserhead üzerine ortak bir okuma yapabileceğimizi düşünerek bir başlık açmıştım, ancak forum pek rağbet görmedi bu deneme (eraserhead). kendi görüşlerimi özetlemeye çalışayım (spoiler içeriyor olabilir):
henry yabancılaşmış, iletişimsizleşmiş, hiçbir şey yapamayan, elinden hiçbir şey gelemeyen, üzerindeki baskılardan bunalmış, ancak bunları kaldırıp atamayan bir adam. film boyunca sıkça duyduğumuz fabrika gürültüleri, henry'nin bu ruh halini açıklıyor biraz da. bir de bunun üzerine mary'nin ailesinin aşkam yemeği davetiyle karşılaşıyor. burada bay x'in anlattıkları da fimin sistemle ilgili olduğu düşüncemi geliştirmeme neden oluyor. otuz yıl boyunca tesisatçılık yaptığını söyleyen bay x'in anlatacak hiçbir şeyi kalmadığını, etrafa salak sırıtışlar fırlattığını görüyoruz. ruhu alınmış gibi davranıyor bay x sürekli. ama "fabrika" lafını duymasıyla celallenmesi bir olur. küfürler eder, bağırıp çağırır.
henry sürekli kıstırılmış gibidir. mary ile olan beraberliği de bu kıstırılmışlığa tuz birber eker. kendi evinde de kıstırılmıştır artık. dolayısıyla, evlilik, aile, günlük hayat gibi konularda .ok şey söyleyen filmde, bence lynch bu söylediklerini bir şekilde "fabrika"ya da bağlıyor.
eraserhead'in baştan aşağı bir sistem eleştirisi olduğunu iddia etmiyorum zaten. yalnızca sisteme başlanan noktalar görüyorum. yukarıda saydıklarım da filmde benim düşüncelerimi desteklediğini düşündüğüm öğeler. dilerseniz bu film üzerine okuma denemesini ilgili başlıkta da sürdürebiliriz.
...ben ısrarla lynch'in sürrealizm ile fazla içlidışlı olduğunu düşünmüyorum.
lynch sürrealizmle ziyadesiyle içli dışlıdır. bunuel'den sonra jodorowsky, cocteau, greenaway, svankmajer (tabii godardın da bu tarza yakın filmlerini unutmamalı) gibi isimlerle birlikte sinemanın en önde gelen sürrealistlerinden biri. yani kayıp otoban çok iyi mi değil mi diye tartışılır ama bu tartışması yapılabilecek birşey değil.
breton ilk bildirgede gerçeküstücülüğü "saf psişik otomatizm" olarak tanımlamıştı. bunuelin o burjuva eleştirisi, akımın usçuluk ve yerleşik değerleri reddetme amacıyla uyuşur ama o daha çok bunuel'e has bir tema sadece. görülenlerin bir düşün parçaları olduğunun ima edilmemesi de bir yaklaşım tarzıdır ama düş gerçeküstü bir öge. lynch'in sineması gerçeküstücülüğün başlıca unsurları içindeki düş, absürdite, otomatik yazım, içruhsallık gibi yöntemleri kullanmakta.
belli bir bakış açısıyla bunuel'in tam olarak sürrealist filmlerinin endülüs köpeği ve altın çağ olduğu, sonraki işlerinin yoğun gerçeküstücü öğeleri olan filmler olduğu söylenebilir. aynı şekilde lynch için de eraserhead dışında tam anlamıyla sürreel filmi olmadığı ama ikiz tepeler, kayıp otoban, mulholland dr. gibi filmlerinde açık gerçeküstücü öğeler olduğu söylenebilir.
zor değil bu temel ayrımları öğrenmek, breton hatmetmeye gerek yok. mesela bkz: http://www.allmovie.com/cg/avg.dll?p=avg&sql=24:D|||969
You need to log in to post a reply.