Eurovision
57 replies · 630 views
SERMEST ÇAPAN wrote:
kökeninde basit popüler müziği bulunduran,bizim ülkemiz dışında yıllar boyunca evrensel bazda pek de bir anlam taşımayan,ülkelerin komşularına kıyak çektiği,ama en azından birinci olanın albüm satış stratejisini geliştirebildiği bir yarışmadan böylesine geniş ve sosyolojik olguları en sonuna kadar zorlayarak açıklamalar ve analizler çıkarmanızı hayretle karşılıyorum...
"sokaktan geçip giden her şey aslında bir ideolojinin içinden geçmektedirler"
"sokaktan geçip giden her şey aslında bir ideolojinin içinden geçmektedirler"
eurovizyondan girip, böyle yüksek bir felsefi seviyeye ulaşan herkesi kutluyorum. alıntı yapamadığım, sermest e rai ye printerson a, ömürboyu polemik bazlı başarılar diliyorum ve hepsine, bu hafta penguen mizah dergisinin orta sayfasında çıkan- everyway that i can ( her yola gelirim) isimli metin üstündağ yazısını okulmalarını öneriyorum.
her bir yola gelirsiniz inşallah.
şimdi tartışmayı başka bir eksene çekmekten de kaygı duyarak bu satırları yazıyorum ama bence, milliyetçiliği olur olmadık yerlerde öne atıp tabu haline getirmenin anlamı yok diye düşünüyorum. Eurovision, bir popüler müzik yarışması, ingilizce sözlü bir şarkıyla katılmanın nasıl sakıncalı bir yanı var bilmiyorum. Popüler ve uluslararası bir yarışma söz konusu ise, mümkün olduğunca fazla insanın zevk alabileceği bir parça ile katılınmalı. Ayrıca bu bir dans şarkısı, insanlar en azından şarkının nakaratlarını diskolarda barlarda dans edip eğlenirken söyleyebilmek isterler. Bu bir tercih meselesidir. Şu sıralar diskolarda çalan hintçe şarkılarla da eğlenmiyorlar mı, evet eğleniyorlar, tamamen tercih meselesi.
Tartışmayı Sinefil'e getirmek de biraz yersiz olmuş ama, bir gün Sinefil çok büyür de Avrupa'nın önemli bir sinema sitesi haline gelme kararı alırsa -neden olmasın- elbette ingilizce yayın yapacak. Dil, önemli bir kültürel biçimlendirici. Kuracağımız iletişimi biçimlendiriyor. Ama ortak dilin olmadığı bir yerde -özellikle internet gibi bir mecrada- iletişim söz konusu olmuyor. Ben, uluslararası iletişim ortamlarında İngilizce'nin ortak dil olarak kullanılmasına o kadar da mesafeli bakmıyorum, bu bir kenarda kalsın...
ya katıldığım ve katılmadığım pek çok fikir gördüm ve yojimbo'nun yapamadığını yapıp her bişeyi okudum. ancak dönem itibari ile yatağın müspet ilimler tarafından kalkamadığım için yeni bir söylem ortaya atacak gücü kendimde bulamıyorum. ancak her fikir sahibinin ısrarla fazla önemsenmemesi gerektiğini söylediği eğlencelik bir yarışmayı kend tuzağına düşüp çok önemsediğini görüyorum. elbette herşeyin içinde idoloji bulunabilir ama kasıp kılı kırk yarmakta ideologluktan ziyade entellektüel-kötü niyet tabir edebileceğim bir şeye giriyor gibi. dışarıdan hamam ve harem olarak görünmek elbette mıhteşem değil ancak bunlar da bizim pazarlama stratejimizin bir parçası. bize stand-up nasıl satıldıysa bizim de hamamı ittirmemiz o kadar da korkunç gelmiyor bana. (elbette büyük bir ideolojik yanılgı içindeyimdir belki kim bilir) bu arada harem-hamam görünüşümüzün dışında pek de hoş görünmeyen huylarımız olduğunu "pina baush" da gördüm ki haklı olduğu belli noktalar beni bir durdurdu düşündürdü.
Cocuklar bu bir yarisma bir muzik yarismasi. Sarki ingilzice yazilmis cunku boyle bir secim yapilmis. Olmus da bir anlamda. Guzel olmus yani. Oyle ki yarismanin en guzel sarkisi secilmis cok iyi bir ses cok iyi bir performans yerinde bir sahne sovu.
Eger ingilizce kelimelere puan verselerdi opera birinci olurdu.
Hamam meselesine gelincei evet turkiye homoseksuel bir nem odasi mi hayir ama bu da var. 1999 ucuncu oldugumuz sarki da guzeldi gobek attiriciydi. Ya galiba turk muzisyenleri bir anlamda en iyi bunu yapiyorlar.......
Ya niye yaziyoruz biz yaa...
Hayatta hersey polemik mi?
Bir link attirip kendimi desteklemek isterdim ama olmadi.
Bir tek sevindim kazaninca kazanmasak da uzulmezdim.
Ama kazanmasak sevinecek olanlar bence bazı entellektuel dertlerle saf mutlulugu unutuyor.
Keske diger sanatlarda bu olmasaydi.
tekrarlıyorum.
1-şarkının ingilizce olmasıyla ilgili bir sorunum yok. ben zaten genelde ecnebi müziği dinlerim.
2-göbek attırıcı bir şarkı olması da derdim değil. icabında göbek de atarım, atmışımdır da. hamam olayını da pek severim. istanbul' daki camilerin de her ne kadar ayasofya karşızında ezik hisseden ümmetin kıskançlığının ürünleri olsa da yani yine bir eziklik hikayesi olsa da bu topraklada estetik değeri olup da bizden öncekilerden kalmayan nadir eserler olarak değerli olduklarını düşünürüm.
3-sorun bunun bir temsil, bir pazarlama yöntemi olarak seçilip milliyetçi hislerle üzerinde çalışılıp sunulan bişey olması. sorun viyanadan beri devam eden ezikliğimizin ırksal bilinçdışımızda yarattığı tahribat. sorun popüler müzik piyasasının kaç milyar dolarlık bir bir piyasa olduğunu bilmiyormuşçasına "bu basit bir olay" diye geçiştirmek. sorun benim söylediklerimin abartılı yorumlar olarak nitelendirilmesi. halbu ki 100 gram ideoloji okuyan birisi, egemen ideolojinin öznelerini işte böyle yarattığını, yani ideolojinin kendisine gelen her eleştiriyi abartılı, mantıksız. akıldışı göstererek kendisini yeniden ürettiğini bilir.
örovizyonu kim kazanmış kim kaybetmiş bana ne? ben valla geçen seneki örovizyonu letonyalılar kazandı diye letonyalıları daha bir seviyor ve takdir ediyor değilim. dahası genelde müziklerini dinlediğim ingilizlere pek bi gıcık olurum. kendimizi kandırıyoruz. türkiyede bir kaç kıyıda köşede kalmış adamın dışında müzik yaptığını iddia edenin alnını karışlarım. dünyada 10 tane bulunan mikserlerle 4 kanallı kayıttan fazla bişey yapmasını bilmeyen denyoların diyarı burası. müzikal estetik ve armoni konusunda "tabula rasa" gelmiş "tabula rasa" gidecek olanların diyarı burası. bir memlekette üniversitelerde yapılan eğlencelerle, pavyonlarda, müzikhollerde yapılan eğlenceler arasında nitelik olarak fark yoksa o ülkenin kültürel anlamda göte geldiğinin resmidir bu. ve bu göte gelmişlik öyle basit bir olay olmadığı gibi aslında "bu basit bir olay" mantığının bir ürünüdür. hangimizin hayatında çok ciddi olaylar oluyor ki bi de kalkmış bu olayların bir kısmını basit olay diye ayırıyorsunuz. bırakın allah aşkına... ben abartıyor muyum?
hayır...
ya sermest adama karşı olduğunu söölüyosun ama gerekçelendirmiyosun... sırf bu yüzden rainin abartmadığını, bu kadar basit olmadığını düşünüyorum... neresinde abartıyo ki?
Printerson,sana şu şekilde açıklayayım...
Bu topic açıldığından beri söylediğim ve üstünde inatla durduğum birşey var..
Eurovision meselesinden açılım yaparak forumdaki bazı arkadaşların inadına toplumsal sorunları irdeleme çabalarına karşıyım...
Orada yazan söylemler bir sonuca gitmeye çalışırken en başından hata yapıyorlar."Basit bir müzik olayı" tümcesinden bile ideolojik anlamlar çıkaran,şu kadar milyar dolarlık bir pazardır pop müzik sektörü diyerek yüksek ticari kaygıların döndüğü bir pazarın içinde oluşan meblağ ile önemsenme oranının orantılı olması gerektiğini düşünen dostlara karşı ne yazılabilir?
Eğer meselemiz popüler kültür,tüketen toplum,öz değerler gibi bir eksene kayacaksa bunun yeri burası değildir.
Çünkü Eurovision popüler olmayı bile başaramamış basit bir müzik yarışmasıdır...
basit bir soru...
sanatın ve estetiğin metateorisini konuşmayacaksak neyini konuşacağız?
aman ne güzel olmuş ya da pek kötü olmuş demenin süslü yolları dışında başka ne kalıyor geriye ben pek bilmiyorum. eğer bunu bana ikna edici bir şekilde anlatan biri olursa ben de abarttığımı kabul edeceğim.
sermestin soyledikleri iki yil once eskisehirde yapilan iletisim kongresinde konusulanlari hatirlatti bana..
katildigim bir oturumda petra holtzer "ozgur cock ve ozgur kiz" reklamlarini kultrel kimlik ve ideolojiler ekseninde harika bir bicimde cozumlemisti. aysun yuksel kitap olarak da cikan doktora tezi "tarkan: yildiz olgusu" calismasiyla mest etmisti. adini hatirlamadim bir kisi de yesilcamin avantur filmlerindeki milliyetci yaklasimlari desiflre etmisti.. oguz adanir da oturum baskani olmasina ragmen acaip bir cikis yaparak tum bu calismalarin bilimin konusu olamayacagini soyleyerek ben de buyuk bir dus kirikligi yaratmisti.
oysaki tum bu konular cozumlenmesi gereken, egemen ideolojik soylemin neleri nasil bilincdisilarimiza yerlesitirdigini desifre etmek acisindan cok onemli konulardir. eurovision da kendi basina "basit" olabilecek bir etkinlik olmasina ragmen ortaya cikan sonuclar "basit" bir bicimde gecistirilecek konular degildir. televizyon dizileri, pembe diziler, cizgi romanlar, haber bultenleri, spor programlarinin soyledigi cok sey var aslinda.
kultur endustrisinin tum ogeleri uzerinde tek tek ilgilenmeye deger konular olarak tartisilmayi bekliyor. maalesef olaylari hala "begendim, begenmedim, sıkıcı, heyecanli, cok bilmem ne" turu sozcuklere aciklama aliskanliginin yeterli bulunmasini saglayan "haz kulturu" bu tur tartismalarin "okuz altinda buzagi aramak" olarak algilanmasina yol aciyor.
Martin Mystere wrote:
sermestin soyledikleri iki yil once eskisehirde yapilan iletisim kongresinde konusulanlari hatirlatti bana..katildigim bir oturumda petra holtzer "ozgur cock ve ozgur kiz" reklamlarini kultrel kimlik ve ideolojiler ekseninde harika bir bicimde cozumlemisti. aysun yuksel kitap olarak da cikan doktora tezi "tarkan: yildiz olgusu" calismasiyla mest etmisti. adini hatirlamadim bir kisi de yesilcamin avantur filmlerindeki milliyetci yaklasimlari desiflre etmisti.. oguz adanir da oturum baskani olmasina ragmen acaip bir cikis yaparak tum bu calismalarin bilimin konusu olamayacagini soyleyerek ben de buyuk bir dus kirikligi yaratmisti.
oysaki tum bu konular cozumlenmesi gereken, egemen ideolojik soylemin neleri nasil bilincdisilarimiza yerlesitirdigini desifre etmek acisindan cok onemli konulardir. eurovision da kendi basina "basit" olabilecek bir etkinlik olmasina ragmen ortaya cikan sonuclar "basit" bir bicimde gecistirilecek konular degildir. televizyon dizileri, pembe diziler, cizgi romanlar, haber bultenleri, spor programlarinin soyledigi cok sey var aslinda.
kultur endustrisinin tum ogeleri uzerinde tek tek ilgilenmeye deger konular olarak tartisilmayi bekliyor. maalesef olaylari hala "begendim, begenmedim, sıkıcı, heyecanli, cok bilmem ne" turu sozcuklere aciklama aliskanliginin yeterli bulunmasini saglayan "haz kulturu" bu tur tartismalarin "okuz altinda buzagi aramak" olarak algilanmasina yol aciyor.
Canım kimse soru sormayalım kabullenelim demiyo ki muhim olan insan oldugunun da hatırlanması. Gerektiginde basit zevklerin de seni alıp goturmesini bilmen.
Bir seye akademik, toplumsal, sosyal anlamda ne ifade edip etmedigini desmeden sevmek, ya da en azından mutlu olmak.
Muzik grubu hayranlıgı, takım taraftarlıgı, film ve ya kitap hastalıgı hatta milletce mutlu olmak butun bunları cok derinlere inmeden keyfini surebilmek.
Erovision erovisiondur demek 15 dakia mutlu olmak onemli olan. Akılcı Reform mantıgını, septik gozlukleri, anlık da olsa indirmek muhim olan. Kola icerken amerikayı dusunmemek. Aksiyon filmi izlerken avrupalı filmcilerden bahsetmemek. Ali sen'i dusunmeden fenerbahceyi sevmek muhim olan.
Ama dediklerinizde haklısınız rai martin ve digerleri tek demeye calıstıgım kcuk mutlulukları da unutmamak.
You need to log in to post a reply.