Eurovision
57 replies · 630 views
sevgili majere,
burada bunlari tartisiyor olmamiz hayatin her anini bir tartisma haleti ruhiyesi icinde oldugumuz anlamina gelmez. sen gonlunu ferah tut. bir forum ortaminda olabildigince koyu muhabbetlere dalmak en guzeli.
SERMEST ÇAPAN wrote:
Printerson,sana şu şekilde açıklayayım...
Bu topic açıldığından beri söylediğim ve üstünde inatla durduğum birşey var..
Eurovision meselesinden açılım yaparak forumdaki bazı arkadaşların inadına toplumsal sorunları irdeleme çabalarına karşıyım...
Orada yazan söylemler bir sonuca gitmeye çalışırken en başından hata yapıyorlar."Basit bir müzik olayı" tümcesinden bile ideolojik anlamlar çıkaran,şu kadar milyar dolarlık bir pazardır pop müzik sektörü diyerek yüksek ticari kaygıların döndüğü bir pazarın içinde oluşan meblağ ile önemsenme oranının orantılı olması gerektiğini düşünen dostlara karşı ne yazılabilir?
Eğer meselemiz popüler kültür,tüketen toplum,öz değerler gibi bir eksene kayacaksa bunun yeri burası değildir.
Çünkü Eurovision popüler olmayı bile başaramamış basit bir müzik yarışmasıdır...
İnatla konu üzerine bir şey söylememeyi ve tartışmaların KARŞILIKLI bir şekilde sağlam argümanlara oturmasını bekliyordum ama olmadı. Ben de yazmaya başlıyorum o vakit.
1- Eurovision yarışmasının Türkiye tarafından kazanılmasıyla, taksim meydanında kutlamaya gelen insanlar uzaylı mıydı, bir bitki topluluğu muydu? Nasıl olur da Eurovision Türkiye'de bir toplumsal olay olarak kabul edilemez. Yıllarca bu insanlar televizyon başında saatlerce Türkiye'nin alacağı 2 puanın hesabını yapması, "basit bir mutluluğu" yakalama isteği miydi?
2- Hadi biz çok önemsiyoruz, kimse bir yerine takmıyor olayı. Sertab da zaten fasonun önde gideni, ticari bir etkinlik olarak da Eurovision dandik bir organizasyon. Abicim dünyayı kasıp kavuran TATU'nun orada ne işi var? Boş zaman eğlencesi olarak mı katılmışlar yarışmaya?
3- Popüler kültür, kültürün pazarlama metası haline gelmesi gibi konular, sanat teorisinin konusu değilse, sanat üzerine düşünen sinefillerin konusu değilse bu meseleleri gidip Ateş Hattı'nda mı tartışalım?
Son not olarak; Sertab'ın orada birinci olması, eleştirel kuram okumaktan ve bu içselleştirmekten büyük heyecan duyanı biri olarak benim bile gururumu okşadı. Bu tartışmanın da bir çok yerinde benzeri mesajlar geçti. Düşünün, bu iletilere savunmasız bir şekilde maruz kalan kitleleri... Taksim Meydanı'nda birinci olmuş şarkıyı söyleyemeyen insanların halet-i ruhiyesinin ne olacağını düşünün.
Ve ondan sonra "bırakın bunlar boş iş" demenin ne kadar doğru olabileceği konusunda vicdanınızı rahat bırakın...
student wrote:
Ben şahsen Sertab Erener'i hiç sevmem, o yüzden de bu yılki eurovisiona kıl oldum. Ben de aynı Printerson gibi Tatu'yu desteklemiştim.
Bu nedir ya? Eğer iş bu noktaya geliyosa yazık!!!
öncelikle konuyu "basit bir olay" diye niteleyip bu konuda "derin" tartışılmamasının söylenmesi, hele bir de bunu için otoriter iyelik ekleri kullanılması biraz sinir bozucu. insanlara "tartışmayın bunu" demenin nasıl bir nezaketsizlik örneği olduğunu da ayrıca belirtmeme gerek yok sanırım.
"bu basit bir olay" -- "abartıyorsunuz" -- "tartışmayın bunu" -- "kesin sesinizi, illa bir yorum yapılacaksa onu da ben veya benim gibi düşünenler yapar" (bilerek abarttım , anlam da pek kaymadı hani. zaten ben severim abartmayı) cümlelerinin peşpeşe sıraladığımızda karşımıza çıkan tablo bana sartre' ın "özgür olmak-antisemitin portresi" kitabında çizdiği portreyi hatırlatmadı değil. neyse hemen kapatayım bu bahsi.
masa başında oturup nolcak bu memlekin hali diye kara kara düşünen suratsız bir adam olmadığımı bilenler bilir. tribünlerde kendinden geçmekse, göbek atıp kıvırtmaksa dahası küçük şeylerle mutlu olmaksa bu konuda kendimi hiç eksik hissetmem şuracıkta oynayıveririm. ancak yaşadığımız dünyayı anlamak için "haz kültürü" nün tanımlamalarından daha fazlasının gerekli olduğuna inanırım. bunun içinde icabında abartmaktan da çekinmemeli insan. aksi halde kütüphanelerde teknik bilgi içerenler dışındaki bütün kitapların yakılması bizim için hiç bir sorun oluşturmaz değil mi?
Tarih:12 Haziran 2003 16:55
rai:eğer bunu bana ikna edici bir şekilde anlatan biri olursa ben de abarttığımı kabul edeceğim.
Tarih:13 Haziran 2003 12:31
rai:bilerek abarttım , anlam da pek kaymadı hani. zaten ben severim abartmayı..
işin şakası bir yana şu an önemli bir işim var...sonra devam edeceğim..
kavramların nerelerde tırnak içinde nerelerde doğrudan kullunıldığnı farkedebileceğini umardım. işin bitince sakinleşip bir daha okursan sevinirim.
bu arada klavye başınday hasıl olan sinirlilikten karşılıklı kurtulursap hoş olur diye bir teklif getiriyorum. ve tekrar soruyorum: sanatın ve estetiğin metateorisini konuşmayacaksak neyini konuşacağız?
rai,eğer son mesajımı okuyacak olursan "şaka bir yana" ibaresinin dikkatini çekeceğini umarım.o mesajı sadece bir latife olsun diye yazdım..
meseleye gelirsek...
sanatı ve estetiğin metateorisi...
biraz sözlüksever bir insanımdır.kullandığın sözcüğü araştırdım ama bulamadım...
arapça meta ile fransızca teorinin bir bileşiminden yola çıkarak(dikkat edersen ıkınıyorum)kelime anlamını irdelersem şöyle bir sonuç ortaya çıkar...
bir nazari'nin veyahut kuramın tatbik edilmiş hali yani somutlaştırılışı...
şimdi bu açıdan bakarsak yine en başından dediğim yere gelmiş oluruz...
eurovision olayını estetizm veya sanatsal bir kuram çatısında incelemek ne kadar mantıklı bir durumdur?
cahilliğimi mazur gör dostum,fakat senin ortaya attığın kelimeyi bu şekilde algılayarak birşeyler yazdım...
kelimeyi daha net ifade edersen tartışma daha da güzelleşir...
sözcüğün gerçek anlamından emin olmadığım için birçok düşüncemi senin cevabına kadar erteliyorum...
Metateori teorilerüstü demek... Yani bir olguyu sadece teorinin iç tutarlılığındaki yeriyle değil, tüm teoriler haritası içinde aldığı yere göre değerlendirmekten söz ediyor rai...
printerson wrote:
Metateori teorilerüstü demek... Yani bir olguyu sadece teorinin iç tutarlılığındaki yeriyle değil, tüm teoriler haritası içinde aldığı yere göre değerlendirmekten söz ediyor rai...
çoğulukla katılıyorum. örneklemek gerekirse mesela riefenstahl filmlerini izlediğinde bu filmlerin dünyadaki teoriler haritası içerisinde nerede durduğunu gözönünde bulundurmadan filmler hakkında konuşulursa komik olmaz mı? keza eisenstein da öyle. aynı biçimde popüler kültür nesneleri de bu bahsedilen teoriler haritası içerisinde bir yerlere aittirler. ve bu aidiyetleri daha doğrusu temsilleri açığa çıkartılmadan sanat ve estetik ya da icra hakkında yorum yapmak malumatfuruştan daha öte birşey değil (bence). burada yorum kelimesini hermeneutik anlamda kullandığımı belirtmeliyim. bir film, bir şarkı hakkında konuşmak, onu sohbete konu etmekle yorumsamak arasında fark olduğunu ve ikisinin de ayrı ayrı lezzetlere sahip olduğunu inkar edecek değilim. site içinde örnek verecek olursak mehmet iren' in yazılarındaki lezzetli üslup ile onur yazıcıoğlunun son zamanlardaki yazılarında yavaş yavaş geliştirip oturtmaya başladığı aynı derecedeki lezzetli yorum biçimi arasındaki farklar aklıma geldi.
metateorik yorumsamaya daha belirgin örnek eleştiri yazıları okumak iştersen Adorno' nun müzik eleştirilerini tavsiye edebilirim. daha yakın bir örnek için karamecmua adlı derginin 10. sayısında Fight Club filmi ile ilgili muhteşem bir yazı var.
değineceğim bir diğer konu da sanat ve estetik kavramlarını fazla tepelerde bir yerlere yerleştirme durumudur. tamamen kişisel görüşüm bu durumun sanatın ve estetiğin yararına olmaktan çok zararına işleyen bir tavır olduğu yönündedir. sanatı ve estetiği günlük yaşamda karşılaştığımız icralardan ayırmak, onu müzelere ve salonlara hapsetmek ona yapabileceğimiz en büyük kötülüklerden birisi bence. gerçi bu topraklarda büyüyen insanların şanssızlığı gündelik hayatımızda estetik anlamda kitchden gayrı bir şeyle pek karşılaşmıyor oluşumuzdur. ama yine de bunu değiştirmenin yolunun da ancak bu şekilde yüksek beklentiler ve kriterleri gündeme getirmek oluğunu sanıyorum. bu bağlamda sertab erener' in şarkısını değerlendirirken başka, morphine' i değerlendirirken daha başka kriterler kullanmanın, ortalığı fazlaca boş bırakan ve statükoyu yeniden üreten bir durum olduğunu düşünüyorum. yine abartıyorum belki :) ama tartışmanın gerçekten bir yerlere geldiği kanaatıne vardım şu anda; sanırım tartışmamızın özünde de bu konudaki fikir ayrılığımız yatıyor.
dahası bakın işte sertab' dan çıktık nerelere geldik kötü mü oldu? buralara gelmek için kallavi sanatsal değeri olan şeylerden yola çıkmak yerine bunun gibi gündelik yaşama etkileri daha somut olan örnekleri kullanmak bence çok daha ayakları yere basan bir yaklaşım.
O.Henry'nin çok sevdiğim bir öyküsü vardır...
iki genç kız küçük bir kasabada iki katlı bir eve taşınırlar.Alt katlarında da yaşlı bir emekli oturmaktadır.zaman geçtikçe kızlar ve kasaba birbirine uyum sağlar..
fakat birgün genç kızlardan biri amansız vereme yenik düşer...gün geçtikçe durumu kötüye gitmektedir.arkadaşı ise hergün ona güç ve moral vermek için yanıbaşında durur...
alt kattaki ihtiyar ise resime merak vermiştir.evinde duran boş bir tualle hayatının resmini yapmak için uğraşmaktadır..
yaşlı adam genç kızın durumuna çok üzülmekte ama elinden birşey gelmemektedir...
birgün hasta yatağındaki genç kız,ev arkadaşına pencereden gözükmekte olan bir ağacı göstermektedir...
sonbahar gün geçtikçe etkisini göstermekte ve ağaçtaki yapraklar bir bir düşmektedir...
"bu ağaçtaki son yaprak yere düşünce ben de öleceğim" der genç kız...ve vakit geçer geçer ağaçta son bir yaprak kalır..
son yaprağın kaldığı gece müthiş bir fırtına ve yağmur vardır dışarıda...
genç kız hasta arkadaşının odasına sabahın ilk ışıklarıyla beraber korkuyla girer...
fakat hasta kız inanılmaz şekilde mutlu ve sıhhatli olarak başlar o güne.camdan dışarıya baktıklarında son yaprağın halen ağaçta asılı olduğunu farkederler...
genç kız yaşlı komşuya haber vermek için aşağıya indiğinde kötü bir manzara ile karşılaşır..
iki ıslak ve çamurlu çizme,üstü başı kirlenmiş yağmurluğun asılı olduğu yatağın kenarında ihtiyar son nefesini vermiştir...
hayatının resmini yani idealini son yaprağı çizerek hayata gözlerini yummuştur...
Şimdi bu öykünün bizim konumuzla ne alakası var diyebilirsiniz...Milli başarı kisvesi altında harcadığımız yılların öyküsü vardır o son yaprakta...
Nasıl o genç kız,bütün hayat mücadelesini o yaprağa bağladıysa biz de yıllarca milli gururumuzu iki dudağın ardından çıkacak melodilere bağladık...
metateorik analize gelirsek...
sanırım rai ile yollarımız şu noktada birbirinden ayrılacak..
sanat ve estetizm günlük yaşantıda bulunan öğelerle bağdaştırılamaz..çünkü elindeki materyal,popüler kültürle ilişkili olacağı için sana geçici sonuçları verecektir...
değerli birikimlerin müzelik duruma geçmesi ise sanat ve estetizmin dağarcığının daraltılmasından kaynaklanmıyor kanımca.tam tersine,her önüne gelenin sanatçı unvanını aldığı,manken-oyuncu çiftleşmesi sonucu oluşan garip bir mutasyonun sonucu ünlüler güruhumuz,değerli birikimlerin üzerine çökerek bu erozyonu yaratmaktadır...
basitlik,özgünlüğü gün geçtikçe eziyor...
bu sebeptendir ki eğer var olan toplumsal bir kültürü veya alt kültürünü inceleme yoluna gideceksek "geçici" hevesleri bu değerlendirmenin içine almanın son derece yanlış olacağı düşüncesindeyim...
Sevgili Sermest;
Yazdığın şeyleri bir başkası yazmış olsaydı ve sen onları okuyor olsaydın ne düşüneceğini düşünmeni istiyorum (herhangi bir şekilde laf sokmak için yazmadım bunu, ilk anlamıyla yazdım).
Öykü benzetmeni baya yerli yerinde buluyorum. Ve bu Eurovision konusunda bu ülke insanının (kendimi asla dışarıda bırakmaksızın) sevinci üzerine yazacaklarımı da yazmak istemiyorum. Keşke bunları umursamayacak, "ulan ne örovizyonu" diyebilecek durumda olsaydık deyip EUROVISIONLA ilgili kısmı bitiriyorum. Tartışmanın kaydığı noktayşa ilgili yeni bir topic açıyorum.
You need to log in to post a reply.