Matrix Revolutions
63 replies · 827 views
bir film bir seyler soyluyor, ne soyledigini biliyor, bu soyledikleri izleyicinin "farklı okumalar" yapmasina izin veriyor, okundukca okunabiliyor, hatta okumayi sevmeyenler kapagina bayiliyor, tasarimini seviyor... ben bu filme (projeye) matrix diyorum. sinemanin boyle bir anlatima ziyadesiyle ac oldugunu, tam da zamani oldugunu, soylemek istediklerini cok onemli araclarla anlattigini ve hatta soylediklerinin cok onemli oldugunu soyluyorum.
siz diyorsunuz ki ben filmin soylediklerine katilmiyorum. olur, hic bir sakincasi yok. fakat bu film bir sosyoloji kitabi degil. bu kitaplardan okudugunu anlayan bir sinemacinin ogrendiklerini cumle icinde kullanmasi benzetmesi daha dogru olur.
once filmi bu ozellikleriyle bir yere koyduktan sonra sizin yasama bakis acinizla filmin yasama bakis acisini karsilastirmakta fayda var. o zaman sinemaya ne gerek vardi. oturur birtakim kitaplar okur, kimin hakli olup olmadigini tartisirdik. tum bunlarin "bir film icabi" oldugunu hatirlatir, projenin kendi tutarliligina duydugum hayranligi dile getiririm, getirdim hep.. ama siz bu projeyi bastan cope attiniz. sorun burda dugumleniyor.
uzaylilar aslinda yoktur "diyelimki realistesi"nden yola cikarak filmlerde uzayli figurunun kullanilmasini elestiremezsiniz. matrix projesi bir evren yaratmistir ve bu evrenin kendi gercekleri son derece tutarli bir bicimde ele alinmistir. bu evrenin izim yasadigimiz hayatla olan iliskisi ise suni degildir.
faght club karsilastirmasinin ise usluplar arasinda olabilecek luzumsuz bir sidik yarisi olarak gorurum. figt club direnise inaniyor elbette. ancak matrix diyor ki direnis de sistemin belirledigi bir sey. bilmenin agir sorumlulugu altinda ezildikten yani "aydiktan sonra" ancak mucadelene baslarsin, baslayacaksan. kahramanlar, peygamberler, liderler sistem icin calisan kisilerdir. bu konuda lutfen bkz. gunduz vassaf cehenneme övgü)
öncelikle matrix' in taş gibi bir proje olduğuna ve iyi ki böyle bir film yapıldığına inandığımı "tekrar" etmek istiyorum. sinemanın böyle bir anlatıma ihtiyacı olduğu konusunda ise kesinlikle haklısın. sinema zaten iyi veya kötü her türlü üretime ihtiyaç duymaz mı, hele de postmodernist paradigma içerisinden bakıldığında. bu anlamda filmi çöpe atan falan yok, kimse sevgilinize bir manken edasıyla süzüldüğü için geber demiyo. sorun sizin sürekli klasik bir savunma ihtiyacına, yöntemine ve söylemine sahip olmanızda. halbuki de facto olarak matrix' in harika bir anlatıma ve mesaja sahip olduğunu kabul etmek ve konuyu bunun üzerine kurmaya çalışmak bence filmi çöpe atmaktan beter etmektir.
sf sineması açısından da cyberpunk sonrasında önemli bir mihenk taşı olduğunun ve yeni bir dönemin başlama vuruşu olduğunun farkında olmayan da yok. ancak bütünlüklü bir sf geleneği içerisinden baktığımızda "popülist ve kolaya kaçılmış" bir takım öğeler barındırdığını bu anlamda da özgürleşim sorunsalına bakışının örnek teşkil edeceğinin ifade edilmesi neden kabartıyor sizi anlamıyorum.
tutarlılık konusuna gelince, gerçek dünyanın tutarlılık parametrelerini kullanan ben değil aksine matriksin kendisi. anlamları daha spesifik konular ve ortamlara has bir mantık düzeni içerisinde vermek farklı bir evren ve onun içerisinde bir değerler ve tutarlılıklar bütünü yaratmak anlamına gelmez. farklı bir evren yaratırken tutarlılık parametrelerinin farklı kurulması gerektiğini kimse inkar edemez zaten. sorun matriksin bir değerler ve tutarlılıklar haritası kurgularken, görsellik konusunda gösterdiği yeni, meydan okuyucu tavrından ve yaratıcılıktan uzak olması. (bu da matriksin yeni ve yaratıcı olmayan bir proje olduğu anlamına gelmez)
bu anlamda filmlerdeki uzaylılar gerçek olmadıkları için değil; neden iki kollu, iki bacaklı, kafası, gözü olan varlıklar oldukları için eleştirilebilir. ya da matrix onca iddialı bir projeyken neden mesajı bir cyber mesihe ya da hikaye neden diyalektiğin 2500 yıllık klasik yapısına indirgeniyor, halbuki bilim kurgu bundan daha fazlasını yapalı çok oldu. olmadı mı? bilgisayar oyunlarında bile bundan fazlasının yapıldığına şahit olmadık mı? buradan da çıkaracağınız anlam "rai filmin söylediklerine katılmıyomuş. o yüzden de bok atmak için çırpınıp duruyo" ise pes yani...
Farklı şekilde ifade etmeye çalışayım.
Filmin "konusunu beğenmedim" diye filme sallamıyorum bir kere... Bu filme karşı çıkışım, filmin samimiyetsiz bir film oluşu.
İddiaya bak filmdeki yaw. Ana akımın tam göbeğine oturmuş, bir prodüksüyon harikası, olduğu yere bakmaksızın muhalefet tanımı yapıyor. Utanmadan sıkılmadan bir de "senin işin olma, takıl kafana göre" diyor. Üzerine mükemmel efektler koyuyor, çizgi romanla, bilgisayar oyunu karşımı bir gösteri ürünü koyuyor. Böylelikle, toplumun "kıyılara bıraktığı" gamerlarla, çizgi romancıları da "zaten umutsuzduk, bak Matrix de öyle söylüyo" haline getiriyor. Ben de film üzerine bak nasıl tartışmalar çıktı diye filmi alkış ve övgüye boğacam. Oldu.
Matrix, global muhalefetin yataylaştırılıp, bastırılması adına özenle hazırlanmış, samimiyetsiz, içten pazarlıklı bir filmdir. Üzerine çokça tartışılması normaldir. Ama lütfen birileri matrixi savunacaksa "bak daha önce bunları bu kadar güzel anlatan bir şey yapılmamıştı" gibi bir argümanla gelmesin. Üçlemede o kadar çok detay var ki; anlamın çok derinlerde olduğunu düşündürtüyor. Oysa o kadar yüzeyde kalmış bir proje. Ben buna kızıyorum işte. Seni filmin derinliklerini sokuyor ve bunu Rai'nin de belirttiği gibi gizem yaratarak yapıyor. O ne demek istedi, yok bunu görmeden şunu anlayamazsın. Ne bu ya? Kutsal kitap mı bu film? Ha bunu kuru kuru bir cehaletle de söylemiyorum. Argümanlarım yukarıda.
Pumkin'in verdiği cevapla ilgili olarak da. Sen dünyaya kapılarını kapatırsan, çıkış yok gibi görünür. Ama başka bir dünya her zaman mümkündür. En azından kendin için bunu yaratma isteği, insanı yaşama tutunduran şeydir. Yıldırım Türker'in cümlesini yaklaşık olarak aktarmak istiyorum. "Tavır sahibi insanlar, mutlu olmak için yaşarlar. Asla mutlu olamayacaklarını bile bile... Ancak onları mutlu eden, o yolda yürümektir." Matrix bana "sen hiç boşuna kasma" derken, adamlar doğru söylüyo deyip, filme "sevgili muamelesi" yapmanın saçma olduğunu söyleyeyim. Ya da eğer sevgili muamelesi yapmaktan mutluyum diyorsanız, sevdiğiniz türden bir şey söyleyeyim. Matrix'i yapanlar sizi asla sevmeyecek...
prinerson ve digerleri. su siralar acaip yogun oldugumdan (sinav donemi ve ofiste bahar temizligi) uzunca yazamiyorum. genel cevap veremiyecegim ancak satir aralarinda ilk etapda dikkatimi cekenlere cevap verecegim. matrix icin eskisehir bomantide bir seans duzenleniyor pumking organizasyonu olarak ilk yetmislik bittikten sonra kayit cihazina basip verip veristiricez. sonra da sinefile gondericez.
bastan beri surekli tekrar ettigim bir sey var: matrix sistemin icerisinde varolan bir film, butun uretim, pazarlama, dagitim bicimleriyle endustrinin icerisinde varolan bir film bunu kendisi de inkar etmiyor ve hatta gizlemek icin bir caba da harcamiyor. bu noktada sorarim size fight club'tan farki nedir? bu karsilastirmayi yapmaktan ozellikle kacindim. zira o film de cok sevdigim bir filmdir ama beni mecbur ettin. fight club da populer kultur icerisinde konumlandirilmis bir film olarak karsimiza dikilmedi mi?
bir filmi tartismak icin oncelikle tartismayi film tartismalari ekseninde baslatip oyle ilerlemekte fayda var. cunku bir filmin hakkini teslim etmenin ilk yolu bu olacaktir. ondan sonra ideolojik cozumlemelere gecebiliriz. matrix projesi bu anlatim bicimiyle, bu yollarla fasizme ovgu de tasiyabilirdi ve ben ayni durumda hakkini yine verirdim. cunku sinema icin cok ozel bir yerdedir matrix.
matrix muhalefeti sindirmek gibi misyon siringa ediyor degil. mucadeleyi hafife de almiyor. bilakis icinde bulundugumuz kusatilmislik karsisinda aydinlanmanin onemine isaret ediyor ve bize kahramanlarin pesinden kosmanin beyhude bir caba oldugunu soyluyor.
yine niel postmandan referans alalim. postman televizyon:olduren eglence'de orwell ve huxley karsilastirmasi yapar. orwell bir gun totalitarizmin cehennemindeki gelecek kabusu ile uygarligimizin baskici yonetimlerle yonetilecegini vs. soyler. huxley ise cesur yeni dunya'da kulturun kendisinin bir hapisaneye donuseceginden, insanlarin zevk aldiklari seylerin kucaginda kendi sonlarini hazirlayacagindan bahseder. kitaplar yine raflardadir, ask yasak degildir ama bunlara ihtiyac duyan bir insanlik tarih olmustur o romanda. bu anlamda matrix huxleyci bir durusa sahip diyebiliriz. dikkat ederseniz filmde matrix gulluk gulistanlik cok keyifli bir yerdir. bilmemenin mutlulugunu yasayan insanlarla doludur. hatta ilk filmdeki Cypher'in smithle yaptigi konusmayi hatirlayiniz. hic bir seyi bilmemenin mutlulugunu tercih etmisti kendisi.
eger orwell hakliysa isimiz cok kolay olurdu gercekten dusmanimiz belli olurdu, ne gerekiyorsa yapardik. gerikirse elimize silahi alir daga cikardik. ancak huxley'in isaret ettigi noktadayiz. dusman hazlarimiz, kulturun kendisi. bu noktada matrix durumu harika bir bicimde ortaya koyuyor. peygamberlere, kahramanlara karsi bir soylem gelistirmis.
printerson wrote:
Pumkin'in verdiği cevapla ilgili olarak da. Sen dünyaya kapılarını kapatırsan, çıkış yok gibi görünür. Ama başka bir dünya her zaman mümkündür. En azından kendin için bunu yaratma isteği, insanı yaşama tutunduran şeydir. Yıldırım Türker'in cümlesini yaklaşık olarak aktarmak istiyorum. "Tavır sahibi insanlar, mutlu olmak için yaşarlar. Asla mutlu olamayacaklarını bile bile... Ancak onları mutlu eden, o yolda yürümektir." Matrix bana "sen hiç boşuna kasma" derken, adamlar doğru söylüyo deyip, filme "sevgili muamelesi" yapmanın saçma olduğunu söyleyeyim. Ya da eğer sevgili muamelesi yapmaktan mutluyum diyorsanız, sevdiğiniz türden bir şey söyleyeyim. Matrix'i yapanlar sizi asla sevmeyecek...
beni yasama tutunduran, en buyuk cikis cabalarimdan birini sanirim zaten biliyorsun. matrix benim bu cabama hic bir sekilde engel olmuyor, tam tersine beni hirslandiriyor. evet biraz bosuna cabaladigimi soyler gibi ama onemli olan bunun bendeki etkisinin ne oldugu. bende senin soylediklerine tamamen ters bir etki yaratiyor. ben bu filmi bu yuzden seviyorum. animatrix'ler icinde world record'u en cok sevdigim gibi. ne demek istedigimi cogunuzun anladigindan emin degilim ama martin anliyordur. onunla bu konuda cok guzel bir sohbetimiz omustu cunku. umarim bir gun bu sohbeti bir gun sizlerle de yapariz.
"Sistemin rasyonelliğinin kendi urlarına karşı koyacağına güvenmek yararsızdır. Uç olguları ortadan kaldırma yanılsaması bütüncül bir yanılsamadır. Tam tersine, sistemlerimiz ne kadar karmaşık olursa, bu olgular da o kadar uç noktalarda olacaktır. İyi ki de öyle, çünkü onlar sonuçta sistemin en tepe noktasındaki terapiyi, homeopatik terapiyi sağlayan olgulardır. İyi'nin Kötü'ye karşı stratejisi yoktur artık. Şeffaf, homeo-statik ya da homeo-akışkan sistemlerde, yalnızca Kötü'nün Kötü'ye karşı stratejisi vardır: O da en kötünün stratejisidir. Olası tek strateji ölümcül bir stratejidir ve burada bir seçim yapmak bile söz konusu değildir, biz bu stratejinin gözümüzün önünden akışını görürüz. Sonuçta, AIDS'in, borsa çöküşlerinin, bilgisayar virüslerinin homeopatik bir bulaşıcılık gücü vardır. Borsa çöküşleri, terörizm, bilişim virüsleri, borç vb. felaketin su yüzüne çıkmış kısımlarıdır ve bunların onda dokuzu sanallığın içine gömülüdür."
Jean Baudrillard
printerson wrote:
"Sistemin rasyonelliğinin kendi urlarına karşı koyacağına güvenmek yararsızdır. Uç olguları ortadan kaldırma yanılsaması bütüncül bir yanılsamadır. Tam tersine, sistemlerimiz ne kadar karmaşık olursa, bu olgular da o kadar uç noktalarda olacaktır. İyi ki de öyle, çünkü onlar sonuçta sistemin en tepe noktasındaki terapiyi, homeopatik terapiyi sağlayan olgulardır. İyi'nin Kötü'ye karşı stratejisi yoktur artık. Şeffaf, homeo-statik ya da homeo-akışkan sistemlerde, yalnızca Kötü'nün Kötü'ye karşı stratejisi vardır: O da en kötünün stratejisidir. Olası tek strateji ölümcül bir stratejidir ve burada bir seçim yapmak bile söz konusu değildir, biz bu stratejinin gözümüzün önünden akışını görürüz. Sonuçta, AIDS'in, borsa çöküşlerinin, bilgisayar virüslerinin homeopatik bir bulaşıcılık gücü vardır. Borsa çöküşleri, terörizm, bilişim virüsleri, borç vb. felaketin su yüzüne çıkmış kısımlarıdır ve bunların onda dokuzu sanallığın içine gömülüdür."Jean Baudrillard
baudrillard'in kotulugun sefvafligi'ndan olsa gerek bu alinti degil mi printersonum, cunku okuduguma eminim. ve galiba bu alintiyi fikrini degistirip matrix hakkinda benim dusundugum gibi dusunmeye basladigini anlatmak icin koymus olmalisin. bu eksende fight club ve matrix'i bir daha oku bakalim ne cikacak ortaya (bu arada aman diyim matrix ile fight club'i birbirlerinin yerine kullaniyor falan degilim.. yanlis anlama olmasin.)
Kötülüğün Şeffaflığı değil tam ekran. Sinefildeki Matrix yazılarından aldım paragrafı.
Ancak sanırım yorumlarken dışına çıkmadan yorumlamışsın. Nitekim yorumu Neo için değil, filmin ta kendisi için yapıyorum ben. İlk üç cümleye bak. Uçlardakilere merkeze nasıl çekeriz hesaaaabı...
"vaşovzki" biraderler erken boşalan onsekizlik abazalar gibi...
önce mükemmel bir akşam yemeği:Matrix
Otel Odasında iç gıcıklatıcı,meraklandırıcı bir önsevişme:Matrix Reloaded
Dakka bir gol bir!(Bir gece ansızın gelebilirim...):**Matrix Revolutions **
Bu cuma aksami eskisehir bomanti meyhanesinde sinefil tayfasi raki icip matrix konusacak.. muhtemelen ilk yetmisligin devirilmesine muteakip ses kayit cihazinin duymesine basilacak ve matrix sohbeti baslayacak.. aramizdan cikacak bir babayit de bu ses kayitlarinin desifresini yapip bilgisayarda yazip sinefile yayimlanmak uzere gonderecek. sinefil eskisehir tayfasi davetlidir.tarafimdan bilinen muhtemel katilimcilar sunlardan ibaret:
martin mystere
pumkin king
rai
printerson
dopey
arsivmet
yatti bu is, kimse yok.
tüm israr ve baskilarima ragmen "motive olamadim", "havamda degilim" ve benzeri bahaneler üreten matrixciler er meydanindan kaçtilar. Netice itibariyle istanbula dönüyorum ve pumpkin-martin ikilisinin hazir olacagi bir baska bahari bekliyorum. sanirim kurban bayramina hazir olurlar...
:)
İnternet bağlantımın kopukluğu nedeniyle forumlar alemine pek dalamıyordum ve doğrusu son matrix filmi için yazılanları merak ediyordum. Açılan başlıkların hepsini okuduktan sonra memnuniyetle gördüm ki bu güne kadar Matrix hakkında görüşlerimin uyuşmadığı arkadaşlarla (pumpkin & martin (rakı sofrası bmnt)) görüşlerim birebir uyuyor. Özellikle pumpkin'in yaptığı matrix-bilgisayar oyunu eşlemesi, benim de bir süredir üzerinde düşündüğüm ve filmden çıktıktan sonra emin olduğum bir eşleme. Öykünün en ince detaylarından en kalın ayrıntılarına kadar, geniş bir skalada film, bu güne kadar yapılmış birçok bilgisayar oyunuyla örtüşüyor. Pumpkin'in verdiği çok doğru örneklere ben de Broderbund yapımı Myst (başyapıt olarak değerlendirilir) ve Riven'ı da ekleyebilirim. Ayrıca her ortama bilgisayar oyuncusu, Matrix Revolutions ve Mech Warrior arasındaki benzerlikleri rahatlıkla görebilir.
Sorgulanması gereken şey, sanırım Matrix'in ne kadar sinema olduğu. Matrix'in müthiş bir proje olduğu, başından beri üç bölüm çekileceği belli olan, arada Animatrix gibi heyecan verici (özellikle DVD'deki bonus bölümü) bir dizi izlettiği tartışılmaz. Ama ne kadar sinema sorusu aklımda hep. Ya da sinema nereye gidiyor...
Son zamanlarda hayatımızdaki basit şeyleri daha mistik hale getirip karmaşıklaştırdığımız ve bundan zevk aldığımız bir gerçek. Popüler kültür ve felsefe arasında köprüler kurmaya bayılıyoruz. Aynı şey sosyoloji, tarih, psikoloji gibi bilim dalları için de geçerli. Tüketime ait çıktıların, bu bilimlerle yoğurulup tekrar çıktı haline getirilmesi düşündürücü. Belki de dünya 80'lerde ve doksanların bir bölümünde yaşadığı entellektüel boşluğun açlığını kapatmaya çalışıyor. Gen-X'in son temsilcileri, kendi referans çerçeveleri dahilinde sanatı ve bilimi okuyorlar-tüketiyorlar. Daha fazla derinleşmemeli...
Son olarak karete filmlerinden çok tekno-robo dövüş filmlerinden hoşlandığımı farkettim..:)
ving wrote:
http://www.bancruelfarms.org/meatrix/
sonunda şoke oldum desem yanlış olmaz...
You need to log in to post a reply.