DOGVİLLE
47 replies · 788 views
filmin cd'si elinde olan var mi? ben de izlemek istiyorum. sonra da tartsimaya girmek istiyorum.
shattimento ve rai'nin nereye takıldı tam olarak anlayamadım. yani bilinçli olarak ya da bilinçsiz olarak yapması iyi mi, kötü mü? hiç yapmamalı mı, yapılmamalı mı yoksa lars abi yapmamalı mı veya yapamaz mı açıklık getirelim ne düşünüyorsak tam anlamıyla yazıya dökelim derim ben.
ben filmi izlerken amerikada geçen bir hikaye olduğuna takılmadım. eğer bir derdini anlatmak istiyorsan en uygun örneği vermeye çalışırsın. iyilik, kötülük ya da kibir bunlar evrensel kavramlar olduğu için üzerine oturtulmuş bir hikayeyi herhangi bir yer seçerek te anlatabilirsin lars ta amerikayı seçmiş ki bence çok isabetli ve kolay bir karardır, önyargılarıyla, bildikleriyle, üzerine düşündükleriyle dünya üzerindeki herkes için evrensel bir örnek teşkil etmektedir. kaldı ki şu dönemde dünya üzerinde anti-amerikanist bir düşünce yaygındır hatta bu faşist bir boyut ta kazanmıştır, çağımızın sorunu amerika değil midir?
ifade edemedim
neyse bir cevap gelsin toparlarım.
benim aslında takıldığım bir nokta yok,sadece L.v.T'yi anlama çabası,neyi neden yaptığı,hangi yolu izlediği vs.Bunun dışında zaten genel olarak sinema olgusunda ben yönetmenin hakimiyetine inanırım,film onun dilediğini çeker, dilediği mesajı verir beğenmeyen oturur mesaja anti bir film ile cevap verir.
ŞimdiL.v.T konusunda neden Amerika örnek olarak seçilmiş???bunu masaya yatırmaya çalıştım.Bizim gibi L.v.T'de Amerika'ya karşı doldurularak yetişmiş olabilir.Senin de bahsettiğin ve benim de önceki mesajlarımda belirttiğim gibi anlatacağı hikayeyle örtüşen aklındaki ilk örneği de kullanmıştır.Burada da bir sorun yok.
Ama Dogville'in bir Amerikan kasabasını anlattığını yadsımamak gerekir,giyim &kuşam,genel atmosfer filmi gördüğümüzde orasının Amerika olduğunu işaret ediyor.
Yani ben hayır amerikayı anlatmıyor,dünyanın her yerinde geçebilecek evrensel bir hikaye değil de
Evet Amerika'yı anlatıyor,fakat bu dünyanın her yerinde geçebilecek evrensel bir hikaye tarafına daha yakın duruyorum
Tom Filmin başında bunu söylüyor zaten "Anlatacağım hikayedeki kasabanın adının Dogville olmasını istemiyorum. Çünkü evrensel bir hikaye anlatmak istiyorum"
Ama biz Dogville seyrediyoruz değil mi? Şöyle açalım,amerikayı anlatıyorum ama siz buna takılıp böyle düşünmeyin bu evrensel bir hikaye...
Aslında Rai Amerika üzerine politik bir giydirme olduğunu düşünüyor ama şöyle bir durum var. Ben filmden çıkıp "Amerikalılar böyle işte, ne kadar ahlaksız adamlar "diyen biriyle karşılaşmadım.
Ortak yargı,filmin insan doğası üzerine olduğu ve dünyanın her köşesinde geçebileceği.
Toparladım mı iyice dağıttım mı ,bilmiyorum .!!!!!
gerçekten de toparlayabildik sanıyorum.
hazır toplanmışken
:) selam arkadaşlar uzun süredir yazamadım ama suç unsuru gibi insanı sürükleyici değil süründürücü bir film yapan sevgili lars abimizin (ayrıca idiots'ı karşımıza sınav sorusu olarak çıkmıştı) filminden bahsedildiğini duyunca katılmadan edemedim. dendiği gibi ortalık bayağı toplanmış, insani bakış açısını da amerika üzerinden politik bakış açısını da ele almışsınız
benim ekleyeceğim bugün maille gelen bir haberdir, ilgilenenler için
" Lars von Trier bugüne kadar kendi uğraştığı engellerin hepsini, favori yönetmeni Jorgen Leth’in önüne sunuyor. İki usta yönetmen hayata ve sinemaya bakışlarını çetin bir sınavdan geçirmek üzereler. "
“Lars von Trier’den 5 Engel” 30 Ocak’ta Sinemalarda
Lars von Trier bu kez kendisi, en acımasız ve en uzlaşmaz yanıyla gerçek hayattan bir karakteri, Jorgen Leth’i zorluyor. Leth, motivasyonunu “şeytani” olarak tanımladığı Trier’i memnun etmek üzere Küba’dan Hindistan’a uzanan, sanatsal hayatının en zorlu deneyimini yaşamak üzere. “Lars von Trier’den 5 Engel” hem Trier, hem Leth, hem de sinema adına benzersiz meydan okuma.
lars abimizin iyi veya kötü yaptığını ya da haklı ya da haksız olduğunu iddia edecek değilim. sadece kolaya kaçmak konusunda bugün avrupa ve amerika entelektüel ortamını ciddi bir dikotomiye sürüklemekte olan "güç ve cennet" tezinde bu kadar açık bir tavır almasını kolaycılık ya da negatif popülizm (bu kavramı şimdi uydurdum) olarak görüyorum.
filmden çıkıp şu amerikalılar da ne yavşak adamlar demeyişimizin sebebi de zaten bunun de facto olarak kabul görüldüğünü gösteren bir veri olarak alınabilir diye düşünüyorum. bir takım amerikalı stereotiplerinin üzerine fazlaca basan bir bir senaryo olduğunu da ayrıca düşünüyorum.
filmin başında bunun evresel bir hikaye olarak anlatıldığının zart diye söylenmesi zaten beni kıllandıran şey. bunun evrensel bir hikaye olduğu cümlesi ayrıca lars abimizin cannes' da sarf ettiği "hiç amerikaya gitmedim ama kendimi zaten amerikalı gibi hissediyorum" sözüyle beraber tekrar okunduğunda bana başka anlamlar da ifade ediyor. lars abimiz insan doğası üzerine bu kadar gerçekçi duyguları vurguladığı ve dünyanın herhangi bir yerinde geçebilecek olan bu hikayeyi neden hiç gitmediği bir ülkenin kalbine oturtsun ki. bence burada lars abimizin hop diye atladığı bir vagon var ve kendisi aynı hikayeyi trende olmanın rahatlığına ihtiyaç duymadan da yapabilirdi. ama yapmadı da kötü mü oldu? hayır. dogville lars von trier' in en iyi filmlerinden biri olduğu gibi son zamanlarda izlediğim en iyi filmlerden biri ayrıca.
toparladık mı?
film amerika da geçmeyip te danimarka da geçseydi mesela kendi sorununu bu kadar evrensel boyuta taşıyamayabilirdi daha bölgesel yerel bizim anlayamayacağımızı düşündüğümüz nokları olan bir hikaye olabilirdi. ayrıca bu filmi çekebilmesi için amerika ya gitmesi gerekirmiydi? bence gerekmezdi çünkü kendininde dediği gibi hepimiz kendimizi amerikada yaşıyormuş gibi hissetmiyormuyuz. ben insanın bir yeri tanıması için oranın toprağına ayağını deydirmesi gerektiğine inanmıyorum. kitle iletişim araçları gibi dünyanın en büyük silahını tekelinde bulunduran kim.
hamlet' te danimarka' da geçiyodu ve gayet evrenseldi falan diicem gereksiz bi beyanat olacak. bi de "kitle iletişim araçlarının indirgeyici doğası" gibi bir kavram kullanmıştım ben galiba.
neyse mühim değil, benim yapmak istediğim shattimento(bu arada ne güzel bi nick yaa, kızılderili ismi gibi, düşen gölge, shattimento.)' nun da dediği gibi lars von trier' in izlediği yolu bulmaya çalışmak. kendisi de insan evladı sonuçta :)
heey apollo creed oldum!
bence seçilen ülke konusunda caggins ve ben Amerikanın seçilmesi konusunda olmuş,iyi de olmuş,bende seçsem bu ülkeyi örnek olarak seçebilirdim(çünkü akla gelen ilk örnek) diye düşünüyoruz(bu noktada aslında Rai'nin bahsettiği Amerikayı hiç görmedim ama kendimi Amerikalı gibi hissediyorum cümlesi de anlam kazanıyor(ve bu cümle aslında Amerika dışında yaşayan tüm kitleyi saran bir söylem ve şimdiye kadar verilen imajların uzun vadede nasıl oturduğunu gösteriyor.) Ben L.v.T'nin Amerikayı örnek olarak kullanması konusunda kötü niyetli olmadığını düşünüyorum.
Rai ise sanırım filmin çözümlenmesi konusunda değil de Amerikanın seçilmesinde kötü niyet seziyor.kendince nedenleri var,doğrudur kötü niyetli de olabilir,ama bu nokta gerçekten sırat köprüsü boyutunda bir konu.yani tamamen algı ile alakalı,ben öyle düşünmek istemiyorum,beni irrite edecek bu niyete dair mesajlar da almadım filmden bu yüzden de kötü niyetli olmadığını düşünüyorum.
Ama tabiki Rai farklı görüşlerle beslenmiştir,filmde görüşünü destekleyen imajları yakalamıştır,sonuçta her seyirci filmi kendi deneyimleriyle tamamlar ve Rai filmin toplamını iyi ,fakat Amerikanın seçimini kötü niyetli olarak tanımlıyor.
Bence şurada tartışılan konu ortak bir görüşe varılamayacak,kişisel bir alan. Bu yüzden birbirinizi bence ikna etmeye çalışmayın.
Rai bu arada nick'imi beğendiğine sevindim,çünkü ben de çok seviyoruuuumm.
doğu literatürü ve modern sinema
Mevlânâ'nın Mesnevi'sinde şöyle bir hisse vardır: Padişahın çok değer verdiği bir doğan kuşu varmış,bu doğan günün birinde kaçar sarayından, gider doğaya,baykuşların olduğu bir yere düşer,oradaki hayvanlara uyum sağlayabilmek,kendini onlara kabul ettirebilmek için onların yemeklerine talim eder,onların uyuduğu gibi uyur,velhasılı kelam asil yaşam tarzını bırakıp onların hayatlarını sürdürüş şekillerine gönül indirir.Doğan böyle tevazu gösterdikçe baykuşlar ona sokulmaya,güzel tüylerini yolmaya, "seni kibirli..kibirli şey ne olcak..." diye gagalamaya, incitmeye başlarlar. Halbuki hayvan sadece öylece durmakta,varolmaktadır.Bu arada padişah da tüm emrindekilerle sevgili doğanını aramaktadır...Ve bulur sonunda, doğanını kanlar pislikler içinde görünce beyninden vurulmuşa döner,"benim güzel doğanıma kim yaptı bunları.." diyerekten oradaki tüm hayvanatı öldürtüp doğanını alır,sarayına,ait olduğu yere geri götürür.
You need to log in to post a reply.