okan nereye kosuyor?
59 replies · 2,996 views
pumkin bir de adamin neler yaptigini ve soyledigini anlatsan. sinefil televizyon forumda benim gibi televizyon izlemeyenler de var.
neler yaptigini yazmak isterim ama hepsini hatirlayamayacagim gibi hatirladigim kadari da ne kadar zamanimi alacak bilmiyorum. neyse soyle bir baslayalim.
medya arkasinda, para karsiligi arena'ya cikacak genclerin gizli kamera kayitlari, biz evleniyoruz evinden ayrilmak isteyen ama program tarafindan birakilmayan kizin salya sumuk feryadi. bayhan yuzunden programin gecikmesine kizginligi, buna iliskin yaptigi zaga pazar jenerigi. (program artik cumartesi gecesi degil, pazar sabaha karsi oluyor cunku. okan bayulgen insanlarin uyku saatinde izlendigi icin turkiye'nin kendisini bir ruya zannettigini soyleyip ben gercegim diye bagiriyor.) dedigim gibi hepsini hatirlayamiyorum. ama en baba kismi sanirim hulya avsar'la kurulan tel baglantisiydi. bilmedigimiz bir amacla hulya avsar bunu eve davet etmis, evde simarik kizi zehra okani birazcik asagilamis. okan da biraz bundan bahsetti, hulya'nin ing. ogrenmek icin kizina ingiliz dadi bulmasindan falan bahsederken rejiye kendisini zayiflatmasini soyledi. bunu hemen gerceklestiremeyen rejiye bagirdi biraz. sonra reji okani zayiflatti. hulya sacmalamaya basladi. "ama okan gecenki konusmamizda boyle birsey yapmadigimi soylemistim ve sen de inanmistin, simdi niye boyle yapiyosun" falan demeye basladi. sonra okan rejiye kendisini gercek haline getirmesini soyledi. goruntu ekranda incecik bir serit halini alana dek kisaldi. oldukca ilginc bir goruntuydu. sonra hulya telefonu kapandi. bir iki dakika sonra hulya avsar tekrar arayarak "okan gule gule de, telefonu gule gule demeden kapattin" dedi. okan iyice delirdi. arka arkaya bir iki laf daha soktuktan sonra tum seyircilerle beraber tasak gecerek hulya'ya gule gule dedi ve yine suratina kapatti. estetik ameliyat yaptiran starlara verdi veristirdi. bu yuzumdeki kirisiklar benim hayatimin izleridir. televizyon beni cok yoruyor ve yuzumde bunlar olusuyor. bunlar benim bir yerlere gelebilmek icin gosterdigim cabanin karsiligi. bunlar benim anilarim. bir insan bu anilardan neden kurtulmak ister gibilerinden biseyler soyledi. artik tv programi yapmak istemedigini soyledi. sozlerinde biraz veda havasi vardi. daha sonra ebru gundes sarki soylemeye basladi. okan ve diger konuklar arkada sapitti. sacma sapan bir sekilde tepinmeye basladilar. ebru gundes sasirmis bir vaziyette bunlari izleyerek sarki soylemeye calisirken okan yanina geldi. kes diye bagirdi ve playback kesildi. "bakin" dedi "tum orkestra, ebru gundes, su bu benim kes dememle beraber aninda sustu. boyle bir sey olabilir mi?" gibilerinden biseyler soyleyerek ebru gundesi bok etti. en sonunda da sahneyi ebru gundes'e birakip veda bile etmeden cekti gitti.
bunlar sadece hatirlayabildiklerim, daha bir cok sey olmustu. her neyse, durum budur. benim anladigim kadariyla okan gercekten bir krizin esigine gelmis ve artik bu yalanin bir parcasi olmak istemiyor. cunku playback'i kesmesi, arena'daki cocuklari gostermesim hulya avsar'in zayif goruntusu falan hep tv'nin koca bir yalan gosteriyordu. kararindan oturu kendisine hayranligim artti.
hatirlatmak isterim ki televizyon cocugundan sonra televizyona artik veda ettigini ve programciliktan cok sikildigini soylemisti. guzelce de bir konusma yapmisti. tam olarak hatirlamiyorum ama insanlarin televizyon yildizi olma heveslerini anlamadigini, sakin ve siradan bir hayar surmek istediginden bahsetti.. yani bu konuda pek tutarli degildir kendileri..
muhabbetin ortasinda reji'nin "bant geliyooor" diye bagirmasi ve okan'in siper almasiyla bir vtr girmesi de bu ilginc programin bir parcasiydi.
Okan bayülgeni ve programını bir popüler kültür ürünü olarak değerlendirirsek. Soruyu şöyle formüle edebilir miyiz? Popüler kültür içinde muhalefet olur mu? Genellikle yapılan değerlendirmeler hep metin eleştirisi yönünde. Peki izleyici açısından değerlendiremez miyiz? İzleyici farklı algılayamaz mı? Yani bir tür şifre gibi, sistemin başındaki gözün anlayamayacağı bir şifre. Aramızda yani... Bunun gibi... Kimi insan yüzüklerin efendisinde bir fantastik popüler kültür ürünü görüyor sıkıcı buluyor, kimi insan bir başka dünyanın mümkün olabileceği inancını pekiştirip bunun için gerekli inancı ve motivasyonu kazanıyor, yüzük taşıyıcılığından Platon'un devlet diyaloguna varıyor. Kimisi de varamıyor.
Okan Bayülgeni izleyip popüler kültür ürünü olarak şüphe ile yaklaşmak anlaşılabilir bir yaklaşım çünkü az kazık yemedi insanlar böyle. Fakat bir de John Lennon var değil mi ya, Nixon'u korkutmadı mı?
Hegemonik ideoloji açısından baktığımızda belirli sistematik bir yaklaşım görürüz. Tehlikeli bir düşünce ya da akımı tehlikeli sınıfına sokan şey onun kitlelerle buluşmasıdır. Bunun önlenmesi amacıyla bu düşünce marjinalleştirilir, mümkün olduğunca ortanın uzağına itilir. Fakat okuduğum bir başka yazıda ise artık marjinalin popüler olmaya başladığı yazmaktaydı. (eminem örneği gibi)Kafaların karışmaması mümkün değil.
Bence suçlu şey terapatik retorik diyeceğim şeydir. Bu tarz bir değerlendirmede, kişilerin, toplumsal yapı ve sorunlar yüzünden yaşadıkları sorunlar bireysel çıkarlara indirgenir ve çözüm önerileri de bireysel davranış değişikliği düzeyindedir. Daha çok estetik boyutta kalan bu eleştirellik davranış boyutunda ise sansasyonellik ve popüler olmak, yaşanan gelişmeler sonucunda daha çok marjinal olarak daha da ortaya yaklaşmak çabası olarak değerlendirilebilir. O zaman böylesi eleştirellik bir anda dışarıda olmak değil içeride kalmak çabası olarak değerlendirilebilir.
Okan bayülgen'in programını böyle değerlendirmiyorum. ama izleyicileri böyle değerlendirebilirim. Her insan medyayı eleştiriyor. Doğru mudur? Doğrudur. Şimdi Amerika'da ve avrupa'da eğitimin ilk basamaklarından itibaren Media Literacy dersleri konuyormuş. Buyrun bakalım. Biz de hala nane nane.
ya mediazazen. biliyorum "sinema işte" ama... affınıza mahçuben bir şey sormak istiyorum...
şimdi izleyici diyoruz ya... içerden sert sesler duymak isteyen ve popüler kültüre eleştirel yaklaşım getirebilen bir kitlenin mevcudiyeti yadsınamaz. sakın bu "acaba tayfası", sözünü ettiğim kitleye bir ince işçilik yapıyor olmasın.
en az "gel geri gel" kadar paranoyak oldu ama paranoyak ettiler kardeşim...
tartışmanın gitmesini arzu ettiğim yön tam da mediazazen' in bizi getirdiği yer. evet metin böyle iken, izleyiciye neler oluyor acep. andy warhol' dan okan' a bir çizgi çekip bugün popüler olanın içeriği acaba nedir diye sorarken; peki ya içerik neyin "iç"inine gider ve o "iç"te ne muamelesi görür sorusunu da hemen peşine yapıştırmak gerekir. bir de üstüne güzelce bi tane yapıştırmak hatta...
microsoft' a bok atmaktan sıkılmayan son kullanıcının oturup da bu linux neymiş yahu diyeceği gün bence okan' ın koştuğu yer de toplumsal sonuçları itibariyle tehlikeli bir hal alacaktır. nixon' ı korkutan lennon dinleyicilerinin sırrı buydu. peki o günler hiç gelmezse ve çoğunluğun şu anda yapmakta olduğu gibi okan hülya avşar şov üzerine cila misali izlenen bir şey olmaya devam ederse? dostlarımızın yarısı reklamcı olmuş ya da olacakken bunun böyle olmamasını sağlayacak bir sırrımız olabilir mi bizim.
yani aslında izleyici nereye koşuyor? ya da koşuyor mu? günde binlerce hit aldığı söylenen bir sitede, kimseye "dur ulan bu tam da benim yaramın acıttığı şeylerden biri, ben de dökeyim eteğimdeki taşları" dedirtemiyorsak aynı soru bizim de sorunumuzdur artık. okan' ın şovunu "kürt çalsın çingene oynasın" paradigmasının dışında izleyen kaç kişi var memlekette. bu azınlık eğer sistemi çözdüğüne inanıyorsa otomatik olarak sistemin gözünden kaçan bir sırra sahip olmalıdır. sistemin bilmediği bir sırrı olanınız var mı?
bir de geçen gün bir grup geleceğin sanatçısıyla bu konuları tartışmak istedim. maksat hani benzer iletilere maruz kaldığım kitleyi bulmuşum, yani halkıma karışmışım, alkolün de etkisiyle bir ince işçilik yapayım. lakin kimseyi ortada bir tartışma olduğu noktasına bile getiremedim, üstüne üstlük komik duruma düştüm. insanların gayet rahatlıkla herhangi bir özgürlük sorunu yaşamadıklarını zart diye söyledikleri bir "iç" içerisinde içerik tartışması lüks kaçmıyor mu?
şimdi şöyle başlayalım. Popüler olan gündelik olanın kültürü. Tamaam, devrimi, ütopyayı bir ilerisini, daha iyisini gündelik olandan öte ve yüce birşey olarak görenler için bu konu ciddi bir mesele tabii. Fakat devrim sonrası içilecek biraların, eğlencelerin gayri ciddi hali de gözlerimin önünde doğrusu. Ayrıca benim için bir başka dünya gayet gündelik birşey olmalı konuşma konusu olarak bile, diğer türlü marjinalleştirip ütopik hale getirerek kendi kendimizden uzaklaştırıyoruz gibi geliyor. Hegemonik ideoloji bir anlamda. Aklıma underground filmi geliyor. Öyle devrim mi olurmuş yahuu. Şimdi bu gündelik embesiller devrim yapacak peh. İyi de onlardan başka yapacak kimse yok zaten. Aklıma bir de fight clup daki bir sahne geliyor. Aile filmlerinin arasına sokulan birkaç kare porno ... Şimdi tartıştığımız bu noktaya geliyor. Eee iyi de kimse anlamıyor, bilinçlerine çıkmıyor ki orada iki kare porno olduğu... Fakat algılıyorlar bunu... Bunu unutmamak gerekir. Şimdi cola firmaları böyle gizli reklam yapınca bunun davranışsal sonucunu onaylıyoruz daaa. Tersi bir yaklaşım aynı yöntemi kullanınca neden davranışsal sonucuna şüpheyle yaklaşıyoruz? Olur mu olur.
mediazazen wrote:
şimdi şöyle başlayalım. Popüler olan gündelik olanın kültürü. Tamaam, devrimi, ütopyayı bir ilerisini, daha iyisini gündelik olandan öte ve yüce birşey olarak görenler için bu konu ciddi bir mesele tabii. Fakat devrim sonrası içilecek biraların, eğlencelerin gayri ciddi hali de gözlerimin önünde doğrusu. Ayrıca benim için bir başka dünya gayet gündelik birşey olmalı konuşma konusu olarak bile, diğer türlü marjinalleştirip ütopik hale getirerek kendi kendimizden uzaklaştırıyoruz gibi geliyor. Hegemonik ideoloji bir anlamda. Aklıma underground filmi geliyor. Öyle devrim mi olurmuş yahuu. Şimdi bu gündelik embesiller devrim yapacak peh. İyi de onlardan başka yapacak kimse yok zaten. Aklıma bir de fight clup daki bir sahne geliyor. Aile filmlerinin arasına sokulan birkaç kare porno ... Şimdi tartıştığımız bu noktaya geliyor. Eee iyi de kimse anlamıyor, bilinçlerine çıkmıyor ki orada iki kare porno olduğu... Fakat algılıyorlar bunu... Bunu unutmamak gerekir. Şimdi cola firmaları böyle gizli reklam yapınca bunun davranışsal sonucunu onaylıyoruz daaa. Tersi bir yaklaşım aynı yöntemi kullanınca neden davranışsal sonucuna şüpheyle yaklaşıyoruz? Olur mu olur.
yani demek istiyorsun ki coca cola böyle bir şey yaptığında bunun bir şekilde insanları harekete geçirecek bir gücü olduğuna inanıyoruz ama okan o aynı insanlara böyle bir şey yaptığında bunun işe yarayan bir şey olacağı konusunda emin değiliz.
öncelikle 25. kare olayının işe yararlığı konusunda ciddiye alınabilecek bir bilimsel bir araştırma yok. bu konuyu ortaya atan bilimadamının (adını unuttum) yöntem konusunda çok ciddi yanlışlar yaptığını ve bu araştırmanın akademik olarak pek kaale alınmayan içi boş bir çalışma olduğunu söyleyebilirim. (tabi benim bunu öğrendiğim kaynaklar da akademik alemlerede ne kadar kaale alınmaktalar bilemem)
hepsini yazamadım ama devamını getirelim şunun...
Konuya dönersek zaga izlenmeyecek bir hal aldı yani hepsini izlemedim ama daha doğrusu izleyemedim diyim Bir seda ne bilim bir Hülya programı falan gibi birşey oldu izlediğim kadarıyla... Bir de birkaç haftada bir Ayşe Hatun Önalı falan çıkartıp şarkı söylettirip klibini izletiyo ne yapacağımı şaşırdım daha ne diyim yeeeeeeeeetttttteeeeeeeeeerrrrr!!! diye bağırasım geliyor artık hakkaten yeter bu sondu bir daha zagayı zor izlerim herhalde bu ne yaaaaaa!!!
Şimdi benim söylediğim bir mecazdır. Bunu açıklamak zorunda kalmak da ayrıca geriyor beni. Neyse, mesele sistemin kurguladığı 24 karelik hayatın içine 2 kare sokabilmek... Bu yapılabilir. Neden çünkü filmi biz oynatıyoruz. Şimdi buradan kurgulanmış hayatın bilince yansımasını ideoloji olarak değerlendirirsem. Althusser'e dayanıyoruz. Bizler ideolojinin nesnesiyiz diye ağlanamayız. Bizler hem ideolojinin nesnesi hem de öznesiyiz. Bu açıdan işte şu ideolojinin (ister istemez)öznesi olma durumundan da yararlanılabilir mi diye sormak isterim.
Popüler olan günlük olanın kültürüdür. Şimdi neden sağ bu denli yükseliyor. Çünkü günlük hayatta var. Hani eleştirenlerin önerdiği yaşam. Dinci bakkal, sağcı minibüscü, nurcu öğrenci yurdu var. Hani anarşist bakkal, komünist otobüscü??
Popüler olana ben günlük olanın kültürü olduğu için ve ideolojinin öznelerinin ellerindeki gücü(kendileri yeniden üretiyorlar sonuçta) fark edebilmeleri açısından yaklaştım.
Günlük olanın bilinci bu denli belirlenmiş midir? Ne yani tarihin sonu mu?
You need to log in to post a reply.