okan nereye kosuyor?
59 replies · 2,996 views
okan bayülgen üstüne giyebilceği şahane şövalye kıyafeti yerine domdom kurşunu desenli potbori halk tayyörünü tercih etmiştir...
yazık günah...oraya çağırdığın o beş para etmez adamların promosyonuna kul köle olmak sana ne kazandırır?zaga bir senedir uzatmaları oynuyor.şu ülkede adamın biri paraya yenik düşmesin yeter artık.
o don kisot degildi maalesef arkadaslar. cok buyutuyoruz. son programda olan biten her sey buram buram senaryo ve promosyon kokuyordu. okan da bunu yaparken gunah cikarmak icin onu elestiren birisinin telefonunu suratina kapamayarak guya hak verdi. ab grubuna "hem ust perdeden konusan hem de avama cok yakin duran" sovmen imajiyla hitap eden okan bayulgen de bir tasarim harikasidir. hepsi bu.
........... yerde keçiye abdurrahman çelebi derlermiş olayının taaaaaaaa
kendisidir.
o.bayülgen türkiye'de potansiyeli olan az isimden biri. eski programları, program formatı, zeka parıltılı ufak şovlarıyla ciddi bir kitleye hitap ediyordu. hala da ediyor. ister istemez üniversite kitlesinin izleyebileceği çok az yerli yapımdan biri zaten.
yeni türeme sanatçıların, yerli sinema filmlerinin, oyunların tanıtım platformu olmasının da temelinde yatan bu.
beni sakatlayan konu şu.
neden??
yani kafan çalışıyor, yaptığın iş türkiye'de zaten az bulunan bir şey. nerde istesen para edersin. bi sürü abuğu programa konuk etmeyi kabul etmek neden?
üstelik o.bayülgen'in bulunduğu yerde olmasının başlangıç noktası gerçekten sivri bir tarzının olmasıdır (hatırlayalım: gece kuşu).
benim gibi pek çok adam o.bayülgen'in eski programlarını keyifle izlerken, şimdiki formatın hedef kitlesi değişti. bildiğimiz altının ayarını düşürüp daha çok satmak güdüsü bu sanırım.
seveni izler tabi, ben eskisi gibi programı başlicak diye hazırlık yapıp tv'nin karşısına geçmiyorum artık. geçenlere iyi seyirler.
benim de kızdığım şey o paranoidandroid...
yani sen yap yap o kadar şey, gecenin bir saati kendi istediğin gibi program yapıp rating alabilecek konuma gel ve zırvala...
adama mecburen sabah şekerleri yaptırmıyorlar ki; sen gece 1'den sonra rating yapıyorsun ne yaparsan yap diyolar... isterse medyayı yerden yere vuruyor, seni beni tvnin karşısına geçiriyor, zeki olduğu konusunda "ikna" ediyor bizleri, eleştiriyor, kızıyor. ondan sonra Türk Sineması'nın yüz karası "Sözde Hababam Sınıfı"nın "Sözde Soundtrack"inin tam anlamıyla promosyonunu yapıyor. Ya bırak o işi gündüz Seda Sayan yapıyor, senin bir farkın olsun...
diğer yandan şöyle bir komplo teorim de yok değil. bu da okan bayülgen'ci savunmacı yaklaşım olarak isimlendirilebilir.
şöyle ki: o.b. program için yıllık anlaşma imzalamıştır. yani x sayı program sunmak zorundadır. tam işler tıkırında giderken, yaptığı bir iki sivri çıkışla büyük abileri kızdırır. büyük abiler de hem programın rating'inden yararlanmak hem de sabote etmek adına şöyle bir zorunluluk koşarlar. derler ki bu platformu bir çeşit vitrin gibi kullanalım. hem bol bol reklam yapar hem de okan'ı delirtiriz.
böyle de olabilir yani... tabi tamamen komplo teorisi. hiçbir kaynağa dayanmayan sallama bir varsayım. ne diyim.
şimdi şahan var zaten. dikkat edin, bir yerden çıkabilir:=)
severek izliyoruz...
Last edited: Apr 06, 2005, 07:00 AM (1)
ozellikle zaga nin son programlarinda da okan in yuzundeki 'aci cekiyorum, bitsin artik bi sekilde su bolumde kurtulayim' ifadesini goruyorum... tadi kalmadi, okan in zoraki surat mimikleri- tripleri ...vs... olmuyo ya kendisi de farkinda artik yapamiyo, zati gereksiz-niteliksiz-bos ve ayni konuklar ile nereye kadar ? . . . . . . .
gene de izleniyorum demesi de uzucu, zira o saatte uyumayan insanlarin fazla bi ikamesi yok, arz kotu olsa bile talep var, ama yeni programlar-yetenekler kendini gosterdikce reyting ine de guvenemicek,, o zaman zaga yi o bitirmezse aydin dogan bitiririr diye dusunuyorum.
Okan .. Yoluna Koşuyor
Bir insan bu kadar kendini bilmez, bu kadar megaloman ve bu kadar küstah olabilir mi ? Röportajlarında herşeyin farkında bir insan profili çizse de hareketlerinden ne kadar hazımsız biri olduğunu rahatlıkla gözlemleyebiliyoruz.
Umarım bu durmayan ego şişmesi sonunda egonun patlamasına dönüşür.
Kendisinden üçüncü şahıs gibi bahseden insanlardan uzak durmak lazımdır diye bir laf vardır.Bu adam kendi ismini 3. şahıs gibi söylemeye başladı.
Ancak herşeyini kaybettiği gün ADAM gibi bir adama dönüşebileceğine inanıyorum.İşte belki o zaman tam kıvamında bir erkek olacak.
Okan Bayülgen dikkat dağınıklığı sorunu olan, bazen o çok savunduğu gerçekçilikten epeyce uzaklaşan, bazı ayrıntıları kör gözüm parmağına misali ıskalayabilen ve o çok eleştirdiği namı değer magazin medyasından bile kendini koruyamayacak kadar bir iradeye sahip ünlü adam. Beri yandan kendisinin de dediği gibi yaşlanıyor, -ki zaten Okan Bayülgen 30lu yaşlarında ekranlarda belirmeye başlamıştır-; yaşlandığının farkında olan ve artık bunu kendisine öykünmeden itiraf edebilen çoğu insandaki gibi onda da var olan sorgulamasının ve kendi hikayesinde gerektiğinde savaşlara girmenin yerini daha kavgalardan uzak, gelene ağam gidene paşam tarzı bir anlayış almaya başlamıştır. Üstelik şimdilerde görüyorum ki bir tek kendisiyle yetinmemiş bu küçük adam, bonus olarak başka bir Okan Bayülgeni de piyasaya sürmüş ve ortada pek gerekliymiş gibi aynı adamdan iki tane dolaşıyor şu günlerde. Bu iki benzer karakterin dış görünüşleri, ses tonları, iticilikleri ve bazı tavırları copy-paste ürünü olsa da zihniyetleri, kültürleri ve tarzları farklı, hatta an be an zıtlaşabiliyorlar bile.
Bu tuhaf bölünmeyi Zekeriya Beyaz'ın Zaga'ya konuk olması bahanesi ile idrak ettiğimi söyleyebilirim. Program konuklarının duyurulmasından itibaren neredeyse herkes Okan Bayülgenin, bu karikatürün ete kemiğe bürünüp can bulmuş ve üstelik hoca olabilmiş halini eşeğin bilmemneresine sokacağını, olayların tam Ramazan zamanına denk gelmesi itibariyle de oruç ve İslam üzerine ciddi eleştirel söylemlerde bulunulacağını falan söylüyordu ki tüm bunlar zamanla kendisi hakkında yeni bir soru işareti yaratacaktı kafamda...
Bu adamı keşfettiğim günden bu yana, o günden bugüne, belli bir birikime sahip insanlar + ortada piyes yokken rol çalan insanlar harici hiç kimseyi eşşeğin bilmem neresine soktuğunu görmedim.Üstelik ortada bir din adamının bir talk showa -üstelik de kendini "azgın bir program" olarak tanımlayan bir talk showa- katılması gibi özel televizyon tarihimizde ilk defa olan nadir kimi örneklerde iki kakara kikiri için kendi ismini geyikler hanesine yazdırmayacağı, yaptığının bir eğlence işi olduğunu unutmadan kimseye göstermediği alttan alma ve kendini alçaltma ayrıcalığını ortaya koyacağı aşikarlığını bilerek ve öyle de oldu...
Sonra ne zaman Zaga'ya güzel ve dış görünüşünün üzerine oynayan bir kadın gelse kitlede baş gösteren bir "Ahanda şindi ayarı verecek!!" hali. Buna çok şaşırmaya başladım artık gerçekten.Hani eskiden de şaşıyordum da dozu gittikçe artmaya başladı. Zira samimiyetsizliğin ve eblehliğin sınırlarını zorlayıp Zaga'yı bir canlı reklam arenası olarak algılaması süresinde kendisinin dışlanması gibi ekstrem durumlar hariç, en fazla konuğuna takılır Okan Bayülgen.En azından benim bildiğim Okan Bayülgen budur. Gereksiz şekilde bir insana yüklenmeyi terbiyeyle bağdaştırmayan, bu hareketi dışlayan, sivri tarzını gerekmedikçe bireylere yönlendirmeyen, sadece ve sadece entelektüel olmasıyla gurur duyan insanlarla yolu bir türlü denk düşmeyen ve köylülerden nefret eden bir adam. (Bu 1.Okan Bayülgen oluyor.)
Bu başlıktaki ilk yazım bir yazarın yazdığı laf olsun köşem dolsun anlayışı ürünü bir Okan Bayülgen eleştirisi üzerineydi.Yani bir nevi sen nasıl benim öyle ya da böyle kafamı yormuş bir insan hakkında bu kadar tepeden inme tespitlerde bulunabilirsin aforizmalarıydı. Bu seferki de az önce okuduğum bir *Yıldırım Türker *yazısı üzerine oluyor. Bu hafta kanımca bir handikap içerisinde kendisi de böyle bir yazı kaleme almış.Yazdıklarından anladığım kadarıyla Yıldırım Türker ancak 2.Okan Bayülgen'i bilecek kadar tanıyor ve takip ediyor Zaga'yı ve Okan Bayülgen'i. Ve yazarlarımızdaki buram buram kokan ayar verme ve yazılarda kişiselleşme haline o da iyice gömülmüş bu yazısında. Bilemiyorum, bunda son zamanlarda ciddi bir zıtlaşma yaşadığı Hakkı Devrim'in de bir parmağı var mı? Zira rahatsızlığının çıkış noktası olarak İstanbul Film Festivali'nde Okan Bayülgen'in gerzek sunumunu göstermiş.Sadece bu festivalle sınırlandırmayıp genel anlamda bu şahsın sunuşlarındaki yersizlikler çevresinden bir yere varsa bu yazı baş köşeye konacaktı tarafımdan ama, o da belli ki popüler olan bir ünlünün bahaneden bir olayını ortaya sürüp ünlüye ayar verme zafiyetine kapılmış.
Diyeceğim, Zaga'nın son zamanlarda baymaya başlaması, baş aktöründe zaman zaman baş gösteren saçmalama krizleri bir yana, yine aynı bilinçle Okan Bayülgene ve televizyonda yaptıklarına baktığımda ve o çok inandığım düzenli olarak yapılan takibin daha doğru sonuçlara götürme ihtimalinin yüksekliğine inanarak, ben zaman zaman çok eğlenceli olan bir Zaga ile "NTV bunlara mı kaldı!!" diye burun kıvıranlara rağmen daha iyisini hiçbir tv kanalında izleyemediğim, Okan Bayülgen'in tüm gevezeliğine rağmen zevk veren bir konuşma ve yuvarlak masa lakırdı programı gözlemliyorum.Televizyonculuk anlayışını takdir ettiğim zamanlar oluyor. Bazense aynı medya eleştirilerini yaptığımızı görüyorum, halbuki daha önce bunları hiç söylememişti.
Bir de anladım ki bu adam yolunu devam ettirebilmek adına malum düşüklüğünü yapmak zorundaymış (galiba).Zira gak dese bir yerden dava açılıyor, guk dese devlet büyüklerine kötü söz söylemekten eleştiriliyor, kendi kanalındaki bir programı didiklemeye kalksa Kanal D artık Medya Arkasını yayınlamamasını talep edebiliyor, her zamanki yaptığı gibi zırvalamaya başlasa bir gazete yazarından galaksiden dünyamıza yeni inmiş bir alien muamelesi görebiliyor, sayıları kendi dışındakileri bir hayli ezen "Bak Okan ne komik! Ne güzel eline verdi şu gerzek kızın!" diyen kitlenin de tatmin edilmesi gerekiyormuş. Birde şimdilerde Okan Bayülgen kendinden yeni bir Okan Bayülgen yaratmaya çalışıyor sanki.Bu bir tasarlamadan ve imajdan çok bir arayışa ve değişim sürecine benziyor. İzliyorum, bazen şaşırıyorum. Tüm bu görüşlerimde ve Okan Bayülgen ısrarımda şu iki şeyin etkisi vardır mutlaka:
-
Okan Bayülgen'in yaptığı düşüklüklerin kritiğini yapma konusunda adeta gönüllü eleştirmen kesilen, kelimelerle oynama yeteneği yüksek hiçbir yazarın onunkilerle kıyaslandığında göz ardı edilmesi mümkün bile olmayan düşüklükleri yapan diğer şovmenlerle ilgili hiçbir eleştiride bulunmamaları. (ki bu da bana onların durumlarının kişisel bir beğenmek-beğenmemek seçiminden kaynaklandığını ama elimiz her şeye uzanacak, dimağımız hiçbir konuda fikir beyan etmeden rahat bırakılmayacak ya, yazalım ve ayna tutalım o zaman bu iflah olmaz şebeğin düşüklüklerine o zaman hali)
-
Magazin basınında halen gözlemlenen Okan Bayülgen nefreti.
Bugüne kadar tiyatrocusu mu dersin halk ozanı mı dersin yönetmeni mi dersin magazin kameralarının önüne kendini neşeyle atanlardan ve bir o kadar fırsatını bulsa atacak olanlardansa bu zevzekliği yapması kendisinden çok daha beklenen ve hayatını kendi arzularına göre yaşamak isteyen bir adamın onlara kıyasla bu tavırdan geri durması bile bu tutumunu devam ettirdiği sürece kafamda bir soru işareti uyandırmaya devam edecektir. -
Bayülgen ve Zaga ile ilgili bulduğu her forum ortamına aynı mesajları gönderen bir kesimin var olması. İnternet kullanımının artışına paralel olarak Okan Bayülgen'in Zaga'da bazı sitelerden yüksek oranda bahsedişinin de bunda etkisi mi var bilemiyorum, magazinci oldukları sonradan belli olan bazı insanların forumlardaki coşuşlarına da denk geldim bir dönem. Öyle bir coşma ki bu, internette benim en fazla 3 ila 5 sene öncesinde örneğini görebildiğim bir noktadan Okan Bayülgen kritiği yapmak, hala oralarda olmak, bunu cidden başarabilmek. Halbuki köprünün altından çok sular aktı, Okan Bayülgen çok değişti, Zaga değişti, hatta bitti bitiyor, ama orada sıfıra sıfır elde var sıfır. Halbuki bir okusaydın senden katlarca ağırını yazmış zaten yukarda adam.Alıp ordan geliştirseydin, bizi bir yerlere götürseydin? Hoş sadece onlarda değil bazı yazarlarımızdaki benzer eğilimleri görmeye devam ettikçe, bunu fark ettiğimden beri, tüm okumayı yazmaya tercih etmeme ve eleştiri takıntıma rağmen denge arayışı içindeki bana Okan Bayülgen'i sevmekten başka bir çıkış yolu bırakmıyorlar maalesef.
iyi yazmışsın armegedonda çok uzun yahu-- biraz daha kısa ve öz bir okan bayügen kritiği hem bu foruma (pek fazla mesajın atılmadığı entel bir sinema forumu) hem okan bayülgen'e(adamın boyu malum) daha çok yakışırdı. okan bayülgenin öyle uzun uzadıya incelenecek biri olduğunu düşünmüyorum.
Özgüven tecavüzü
**Cehaletle şişirilmiş özgüven, münasebetsiz bir yırtıklığı da kaçınılmaz kılar elbet. Ama ne gam. Özgüveninizle tecavüz ettiğiniz, hipnotize ettiğiniz, en derin, en ince yerinden vurduğunuz tüketiciniz, sergilediğiniz kendinden emin, sarsılmaz tavır karşısında her şeyinizi yalayıp yutacaktır
2005-04-24 Radikal 2
YILDIRIM TÜRKER
Popüler kültürün aynasında özgüven ile yan yana durup kendimize baksak neler görürüz. Bu toplumun çocuklarının önemli sorunlarından birinin özgüven olduğunu biliyoruz, değil mi? Öyleyse bu derdimizin popüler gösteri dünyasındaki yansımalarını tartmak bir şeyler gösterebilir.
İçtenlik, açık sözlülük gibi özgüven de performans alanının canı olan yanılsama makinesinin önemli dişlilerinden. Ama özgüven, içtenlik-açık sözlülükten farklı olarak her şeyin başlangıcı olan, artık dile bile getirilmeyendir. Bu alanda varoluş mücadelesi verenlerin samimiyet puanı ikide bir dile getirilirken, sadece kendilerini ortaya atmış olmaları bile artık özgüvenlerini tartmayı gereksiz kılıyor.
Özgüven, bir star adayında elbette olmazsa olmaz bir özellik. Kendinde olanı kimileyin binle çarparak taşımak gerek. Kendinin güzel, zeki, yetenekli olduğuna inanmazsan, kitleleri inandırmanın imkanı yoktur. Starlık doğası icabı sıkı bir özgüven gerektirirse de bizim kültürümüzde bir star adayının denetimsiz özgüveni tüketici kitlesinde çok daha hipnotik bir alan yaratır. Nedense, zengini de yoksulu da; okumuşu da okumamışı da, kadını da erkeği de; özgüven konusunda yaralı bir millet olduğumuzu söylesek başımız ağrımaz. Sivrilmek, ortaya çıkmak, görünür olmak, farklı olmak, bu topraklarda köklü birer küfürdür. Bu küfrün altında ezilenler, çoğunluktur. Dolayısıyla, sivrilmek için mücadele etmeyi, farklılığı uğruna savaşmayı, kendi olmakta ayak diremeyi için için yakışıksız bulup aşağılayan bir halklar bütünü olarak özgüvenin nasıl hipnotik bir gücü olduğunu tartabiliriz. Köyünde Memedali beye benzeyenleri 'yavşak', 'zevzek', 'zenne gılıklı' diye kovalarken televizyonda onun programlarına kilitlenenleri anlamak, kendimizi anlama yolunda bir adım elbet. Bütün yakınlarını farklı olmasınlar, ortalara dökülmesinler diye baskı altında yaşatan, kendisi de onların aynı yollu baskılarıyla yoğrulmuş insanlar, temaşa yoluna düşmüşleri ancak iktidarlarıyla bağışlar. Bağışlamakla da kalmaz, bağrına basar. En önemlisi, orada sivrilen farklılık da tehditkâr, cemaati sarsacak bir öneri değil, farklılık simülasyonudur. Bütün pazarlıklara ve uzlaşmalara açık bir çıkıntılık hali.
Orada, o cilalı zirvede, kendi olamadıklarının bir başkası tarafından başarılmışlığını izlerken tüketicinin ruhunda aşk - nefret fırtınaları esmesinden söz etmeyeceğim. Daha ötesine bakalım isterim. Tüketicisi, starının karşısında ezilmediği takdirde onun pırıltısını algılayamaz. Bir dizide en ufak role çıkmanın insanların hayatındaki bütün dengeleri rahatlıkla altüst edebildiğini unutmayalım.
Tüketicinin en büyük hayranlığı, o 'içinden geldiği gibi' konuşabilen insanadır. Söz konusu yırtmışın ne gibi bir sanatla iştigal ettiğini bile umursamaz çoğunluk. Seren Serengil, hayır şarkıcı olarak değil, saatlerce izlenmekle kalmaz; verdiği dersler ve sergilediği 'tavır'dan da yararlanılır. Ciddiye alınır. Rahat konuşmaktadır. Dobra bir kıza benzemektedir.
Mark Twain'in veciz sözü, gerçekten de abartılı değildir: "Bu hayatta cehalet ve özgüvene sahipseniz yeter; başarı kesindir."
Cehaletle şişirilmiş özgüven, münasebetsiz bir yırtıklığı da kaçınılmaz kılar elbet. Ama ne gam. Özgüveninizle tecavüz ettiğiniz, hipnotize ettiğiniz, en derin, en ince yerinden vurduğunuz tüketiciniz, sergilediğiniz kendinden emin, sarsılmaz tavır karşısında her şeyinizi yalayıp yutacaktır.
...................................
Geçen gün, İstanbul Film Festivali'nin kapanış gecesindeki ödül törenini canlı yayından izliyordum. Geçen yılki, en nazik tabiriyle münasebetsizlikleriyle festival düzenleyicilerini hiç incitmemiş olsa gerek, bu yıl da sunuculuk görevi Okan Bayülgen'e verilmişti. Bayülgen, bu memleketin zeki ve hazırcevap bir vatandaşı. Kelimenin tam anlamıyla bir 'celebrity'. İlk çıktığı dönemde farklılığı, popüler dünyaya eğreti duruşuyla nice gönüller fethetmiş olan bu delikanlı zamanla kolay avlarını önümüzde aşağılamak; bu gün manken, yarın fotomodel bir saftoronu orta yerde şamar oğlanına çevirmekle kendisine sarsılmaz bir kariyer yaptı. Had bilmez, hudut tanımaz özgüveniyle karşısına çıkan akıllı uslu insanları bile serseme çevirebilen, gürültüsüyle yıldıran bir showman. En tahammülsüz, en burnundan kıl aldırmaz, en kimseye borcu yok taklidini onun kadar ustalıkla yapabilenini tanımadık. Magazincilerle kapışıyormuş gibi yapıp en büyük magazin payını koparan, o. Anarşist ruhlu, pire için yorgan yakacak tıynette görünüp hep önümüzde tekmeleyerek bize şikayet ettiklerinin yanından ayrılmıyor. Kütüklere tokgözlülük, zeka, entelekti temsil edermiş gibi yazılıp, kendisine iyi kötü bir 'fikir' programı yönettirilmesinin yanı sıra ne dedikodu programlarında karmaşık gibi görünen sıkıcı aşk yumaklarını önümüzde açmaktan vazgeçiyor, ne çeşit çeşit reklamın ardından sırıtmaktan. Mahcup zevki magazin olan; ama izlemeye bayıldığı insanlardan farklı olduğunu hissetme ihtiyacındaki şehirli beyaz kesimin popüler alandaki casusu sanki. Sanki o alanın dışında kalmış. Televoleleri kaçırmayan mazbut, okumuş şehirliler kadar. Bayülgen'in hayranları kimliklerini, ayakta tuttukları, şehvetle tükettikleri magazin ile belirlemek istemedikleri için onlara bu hayat içinde gülünesi noktaları işaret eden, sanki dışarıdaymış gibi yapıp iktidarını en merkeze kuranıyla, Bayülgen'le özdeşleşiyor kaçınılmaz olarak. Onu, kendilerinden buluyorlar. O da engin cehaletiyle her şeyi bilen, her konuda yırtıcı bir doğru sözün altına imza atabilecek batılı göz olarak sivrildikçe sivriliyor. İstanbul Film Festivali de bu müstesna saygısızdan vazgeçemiyor işte. Sahneye çağırdığı onur konuklarından ünlü yönetmenin adını bile doğru söyleyememesi, özür dileyip altta kalacak değil ya, bir de dönüp kadını hırpalaması ne hoş. Yahu bu çocuk ne müthiş idare ediyor, değil mi? Tam bizim gibi. cehaletle. Ve özgüvenle.
You need to log in to post a reply.