Nuri Bilge Ceylan
84 replies · 1,416 views
mayıs sıkıntısı'nın senaryosu norgunk yayınları arasında çıktı. senaryoyu filmi ziledikten sonra okumak pek çok ayrıntıyı fark etmemi sağladı. sizlere de öneririm. hem filmi iyice anımsatıyor, hem de yönetmenin senaryo ile film arasında neler değiştirdiğini gözlemleme şansı veriyor.
uzak filmi BBC Four world cinema award 2005 için 6 adaydan biri. oylama internet'ten yapılıyor. konuyla ilgili daha fazla bilgi için:
http://www.bbc.co.uk/bbcfour/cinema/film_award/shortlist/index.shtml
uzak'ın da senaryosu norgunk yayınları arasından çıktı. kitapta senaryonun yanı sıra filmle ilgili yerli ve yabanca basından değerlendirmeler yer alıyor.
benim en ilgimi çeken değerlendirme radikal'den haluk şahin'e aitti. kısaca şöyle demiş: "ben bu filmi hiç sevmedim, niye cannes'da böyle bir ödül verdiler anlamadım. türk sineması'nın böyle filmlere ihtiyacı yok artık, biz çok gördük bunun gibi film". ben uzun süre bu ifadelere neremle güleceğimi şaşırdım. kitap biraz fiyatlıca (22YTL idi galiba), demedi demeyin.
şimdi haluk şahin in o lafı söylemesinde şaşıracak bir şey yok ama asıl şaşırtıcı olan şey o yazdıklarını okuyan gazete okurlarının bir bölümünün sadece ve sadece yazılan o satırlardan yola çıkarak uzak filmi hakkında böyle bir düşünce yapısına sahip olmasıdır...
köşe yazarlarının sinema konusunda biraz haddini bilir seviyede durması lazım...
benim de sinirimi bozan bir konudur bu. köşe yazarları sırf gündemde diye filmler hakkında yorum yapmak zorunda hissediyorlar kendilerini. hatta bir uç örnek bekir coşkun'un "matrix'i nasıl izlemedim" konulu yazısıydı. keyifli yazılar yazıyor, kalemi güçlü, ben de severek okurum her zaman.. ama ortada üç film var, 8 animasyon var ve bunların içinden tek bir kareyi bile izlemeden filmi yerin dibine geçiren ve "izlemeyin" diyen bir yazı yazmak iyi cesaret doğrusu.. ve büyük de bir ciddiyetsizlik. gel de şimdi bu adamların örneğin güncel politika veya benim anlamadığım başka konular hakkında yazdıklarını ciddiye al.
tamam herkesin bir fikri, zevki var.. beğenip beğenmemekte ve fikirlerini paylaşmakta özgür.. ama bunu bir milyon tirajlı gazetenin merkezi bir köşesinde yaptığınızda okuyanlar sizi artık bir otorite olarak görüyorlar. fikirlerinize değer veriyor, hatta kitaplarına bile koyuyorlar örnekte olduğu gibi.
bir sürü internet sitesi var, gir yaz film hakkındaki yorumunu. işkembeden salla istiyorsan yine.. sen de yazsan, ben de yazsam, atilla dorsay da yazsa seyirci diye okur okuyan, otorite diye değil. ha sen seyirciden fazlası olmadığın, hatta iyi bir seyirci bile olamadığın halde "en iyi ben bilirim" edasıyla en usta eleştirmenlere hatta cannes jürisine kafa tutmaya kadar vardırırsan işi.. evet insanlar seni okur ama onları da yanlış yönlendirmiş olursun.. ve bu işten biraz olsun anlayanların da maskarası olursun işte böyle. üstelik türk sinemasının yalnızca ve yalnızca böyle filmlere ihtiyacı olduğu, diğer filmlerin ancak hedefe giden yoldaki araçlar olarak değerli sayıldıkları gerçeğinden bihaber.
biz türkiye'de yetmiş milyon kişide adam gibi bir sinema kültürü oluşsun istiyoruz, türkiye'de ne yazık ki sadece en eğitimli birkaç milyon kişinin takip ettiği gazeteler bile aleyhimize çalışıyor. eldekini bile ya kaçırıyor, ya da saçmasapan filmlere yönlendiriyor.
koza: anlaması çok kolay olmayan, dikkat isteyen bir öncül. siyah-beyaz 17 dk. fazlaca tarkovskivari olduğu hep yazılır ama tarkovskiye hakim değilim :) uzak filminin dvdsiyle beraber seyredilebilir.
kasaba: nuri bilge'nin ilk uzun metrajı. farklı ve karalı sinema tarzını ortaya koyduğu çok belli olan, ancak senaryosunun bir uzun metraja yettiğine emin olamadığım çalışma. seyrettiğimde özellikle 2.yarısında sıkıldığımı hatırlıyorum.
mayıs sıkıntısı: başyapıt. mehmet açar'a göre türk sinemasının en iyi bikaç filminden bi tanesi. ilk seyrettiğim bu nuri bilge filmi, beni sinema konusunda düşündürmeye sevketmişti. (minimalizm konusunda bilgim yoktu.) oyuncu yönetimi, senaryosu, görüntüsüyle, dramatik yapısıyla gerçekten tadı insanın damağında kalıyor.
uzak: hepinizin malumu, yüzakımız. nuri bilgenin "aydın" sorununa da bi bakış atarak 3lemeyi bitirdiği çalışma.
ama bence nuri bilge için asıl zorlu dönem bütün bu cannes'daki ödüllerden, ve az çok tanınmasından sonra başladı. kendisininde dediği gibi:"göz önünde olmak, benden beklentilerin olması hoşlandığım birşey değil." nbc, kendi hikayesine devam edecek ama biten 3lemenin ardından yepyeni gelen "iklimler" in bize ne getirceğini merakla bekliyorum. üstelik bu sefer nbc kamera önüne geçerek, oyunculuğunu da bizlerle paylaşacak.
lessismore wrote:
uzak: hepinizin malumu, yüzakımız. nuri bilgenin "aydın" sorununa da bi bakış atarak 3lemeyi bitirdiği çalışma.
yazmayayım diyorum ama dayanamıyorum.uzak kadar son yıllarda iğdiş edilen bir film daha görmedim.bugün de gazetede okudum.bir alman gazetesinde uzak filmi hakkında şuna benzer bir cümle kullanılmış:
"uzak,doğu ile batı arasındaki çatışmayı ve farklılıkları gösteren güzel bir film"
uzak filmi aydın sorununa el atmadı.doğu ile batı arasında bir çatışmayı anlatmayı da düşünmedi.nuri bilge ceylan bu filminde hiç bir sorunun çatışmanın üstüne de gitmedi.uzak;gücünü dinginliğinden,fotoğrafik görüntülerinden ama en önemlisi karmaşadan uzak duran basitliğinden alır.uzak filmini değerli hale getirmek için anlamlar yüklememiz gerekmiyor...
sana kesinlikle katılıyorum sermest...nuri bilge ceylan gücünü o bahsettiğin basitlikten alıuyor bence...insanın beğendiği herşeye bir anlam yükleme zorunluluğunu ben ezelden beri anlamam zaten....uzak benim hayatımda izlediğim en iyi Türk filmiydi ama bu film hakkında yazacağım bir yorum müthiş görüntülerini ve harika atmosferini övmekten öteye geçmez....gerisi benim içimde yaşadığım tarif edilemez duygulardır....
Sermest'e ve fiction'a katılmıyorum. bir konuyu sade, basit ve sıradan öyküleri kullanarak anlatmak, konuyu sade ve basit kılmaz.
bence uzakta ciddi bir kentli-taşralı çatışması, kentliliğin nasıl bir kentlilik, taşralılığın nasıl bir taşralılık olduğu konusunda sert bir sorgulama var.
eleman köyünden gelip mafyanın tetikçisi olmadıysa, kötü yola düşen taşralı bir kızımızın "çarpıcı" öyküsü işlenmiyorsa, olayı nahif bir bütünlük olarak görmek bence sığ kalır.
Yusuf'un İstanbul'a imrenişleriyle, Mahmut'un arkadaşlarıyla rakı sofrasındaki konuştukları arasında bence çok güzel bir köprü var. işte fotoğrafçılık ve sinema dili bu köprüdür, filmi başarıdan başarıya koşturan şeydir ama Nuri Bilge'ye sinemacı kimliğini kazandıran o fotoğraflar değil bence, fotoğrafları sinemalaştıracak olan, öyküleyici, betimleyici ve kıyaslayıcı tavrı.
nuri bilge sinemasi sade ve basit. insan dogasini ariyor. sakin... peki ama tum unsurlariyla bize ne anlatmaya calisiyor olabilir?
iste yapilan yorumlar da bu sorunun cevabini vermek uzerine ortaya konuyor. yonetmen de izleyici kadar cozumluyordur belki ama bir seyler anlatmak istedigi kesin. ayrica size katilmiyorum filmde sadece sadelik ve basitlik gormeye gitmeyiz. bu incelikler bir sey soylemeyecekse fotograf albumunu karistirmaktan oteye gitmez.
printerson da cok guzel ifade etmis herseyi. bir cirpida bir iki catisma unsurundan bahsedebiliyoruz filmde:
koylu-kentli
yetiskin bakisi-genc bakisi
maceraperest-yerlesik
vidan-akil
aile-bile
tamamda köylü-kentli çatışması ezelden beri olan bir şey...bir çok filmde bu konu, ahlaki bir söyleme dönüşüp kendince toplumsal mesajlar veren bir yapıya dönüşürken ...nuri bilge bunu şehirde tek başına yaşayan bir karektere yığma ihtiyacı hissetmiş...sadece köyden gelen değil dünyanın en medeni yerinden de gelse sonuçta siz kendi evinizde rahatsız olursunuz.... "mahmut" un tek derdi evinde rahatça porno film seyredip salonunda sigara içilmemesi...ben onun herhangi bir ahlaki tavır içinde olduğunu düşünmüyorum...nuri bilge sadece hayatın rutin ve sıradanlığını fotoğraf estetiğinde sinemaya taşımış...kısacası hayat nasılsa nuri bilge filmleride öyle...
Ceylan'la ilgli nerede bir tartışma yapılsa konu gelip "fotoğraf estetiği"ne dayanıyor. Temelde bu sinema için olumsuz bir eleştiri gibi düşünülüyor. Ama kimse oturup da sinema estetiğiyle fotoğraf estetiği arasında ayrım yapma gereksinimi duymuyor.
Ceylan'ın yaptığı eğer fotoğraf estetiğini sinemaya eklemlemekse - ki böyle olduğunu düşünmüyorum-, ellerine sağlık gayet başarılı bir iş yapıyor.
şimdi dünyanın en içi boş filmini bile didiklerseniz mutlak karşıtlıklar bulursunuz.ben nuri bilge filmlerinde bu tür çatışmalar vardır yoktur demiyorum.benim asıl anlatmak istediğim husus bazı filmler değer gördükçe birileri tarafından illa bir misyonun bir bakış açısının içine çekilmeye çalışılıyor.
nbc,filmlerini bazı sorunlara parmak basmak için çekmiyor ki...
morrison wrote:
Ceylan'ın yaptığı eğer fotoğraf estetiğini sinemaya eklemlemekse - ki böyle olduğunu düşünmüyorum-, ellerine sağlık gayet başarılı bir iş yapıyor.
bir söyleşisinde "fotoğraf estetiğini sinemaya taşımak istiyorum" demiştir...kaynak :altyazı dergisi şubat 2003 sayısıdır...
You need to log in to post a reply.