Skip to content

Nuri Bilge Ceylan

84 replies · 1,416 views

QU
quantino
Joined: Nov 09, 2004
102 posts
Feb 28, 2005, 03:23 PM#18488

benim nacizane görüşüm ise son yıllarda izlediğim en iyi filmlerden biri oluşu. ayrıca herkes görüntü, fotoğraf diyor ama unutuyorsunuz ses de bu filmde önemi bir yer tutuyor. bu film en yalın haliyle sinemadır, sinemanın özüdür. amatör oyuncuların oynadığı iki karakter yalın bir sinema dilinin yardımıyla çok derin çizilir. görüntünün plastik değerinin çok önemi olduğunu sanmam. fakat sinema dilinin bir öğesi olarak filmin başrol oyuncusu olmuştur. müziğin kullanılmadığı filmde doğal sesler ise yardımcı oyuncu olarak filme katkıda bulunmuştur. örneğin yusufla kadının apartmanın girişinde beklediği sahne güzel bir örnektir. ne zaman güzel bir bayanla yalnız asansöre binsem yaşadığım duyguların aynısını verir bu sahne bana. burada iki karakter apatmanın girişinden sızan doğal beyaz ışığa bakarlar ve uzun bir süre beklerler. fonda ise kapıcının merdivenlerdeki ayak sesini kalp atışı ritmiyle duyarız. bu kadar basit ve güzel. bu sahnede oyuncular bresson filmlerindeki gibi model konumundadır. seyirciyi avlayacak dramatik bir unsur da yoktur. doğrudan anlatmaya çalıştığı bir şey, bir mesajı da yoktur. tek kelime söz de yoktur. yalnızca seyirciyi büyüleyen sinema vardır burada. nuri bilgenin diğer filmleri de aynen böyledir ve beni hayran bırakırlar.

bazı sinema yazılarında gördüğüm şu tip şeyler de beni rahatsız ediyor. özellikle nuri bilge ve demirkubuz filmlerinde çok yapılıyor. filmin tek bir şey anlatma çabasında olduğu düşünülüyor. film bu gözle okunup bir sonuç, bir mesaj bulunuyor bir şekilde. filmdeki her şey buna bağlanıp filmle ilgili olsun olmasın uzun uzun irdeleniyor. film yerine bu çıkarılan yapay sonuç değerlendiriliyor ve saygı görüyor. özellikle bu tip tarkovski ekolü filmlerde bu çok yapılıyor ve daha yanlış sonuçlar doğuruyor. iyi bir sinema filmi iyi bir şey anlatmak zorunda değil, hatta hiçbir şey anlatmak zorunda değil, en azından bizim anladığımız anlamda. tabi ki kaçınılmaz olarak çeşitli anlamlar barındıracaktır, ararsak metinde birçok anlam bulabiliriz ama bunlar seyirciye özel olmalı, film bu sonuçlarla değerlendirilmemeli her zaman.
örneğin uzak filminin anlattığı şey "uzak" ve buna bağlı bir kaç kavramdır daha çok. fakat bunlar çoğunlukla genel, soyut ve bulanık şeylerdir ve sinema diliyle anlatılmıştır. tabi ki biz bunları netleştirebiliriz, analiz edebilir, sözel olarak ifade edebilir bir sonuca bağlayabiliriz. fakat bunu yaparken bazı filmlerde filmin özünden uzaklaşırız. film analizi bu değildir bence. filmin özü sinema dilindedir ve gerçek hayattaki görsel-işitsel deneyimlerle, görsel ve işitsel kültür ve sanatlarla ilişkilidir. bu çerçevenin dışına çıkıp, yalnızca sözel olan bir içeriği bu çerçeveden koparıp kendi içinde değerlendirmek artık o filmle ilgisizleşmiş bir eylemdir. böyle olunca uzak ya "içi boş bir film" olur ya da çok derin konular anlattığı iddia edilir. aynı şekilde yol filmi "sırf siyasi bir film olduğu için ödül aldı" sanılır.

hani hep "ne anlatıldığı", "nasıl anlatıldığı" falan diyoruz ya. ikisi de değil. sinema ikisinin arasında kalan yerdedir ve "ne" kısmı da söze dökülemediği ölçüde değerlidir bence. nuri bilge de benim bu anlayışımla en sevdiğim yönetmenlerden biridir.

DA
darxoul
Joined: Dec 31, 2004
265 posts
Feb 28, 2005, 07:18 PM#18496

quantino wrote:
bazı sinema yazılarında gördüğüm şu tip şeyler de beni rahatsız ediyor. özellikle nuri bilge ve demirkubuz filmlerinde çok yapılıyor. filmin tek bir şey anlatma çabasında olduğu düşünülüyor. film bu gözle okunup bir sonuç, bir mesaj bulunuyor bir şekilde. filmdeki her şey buna bağlanıp filmle ilgili olsun olmasın uzun uzun irdeleniyor. film yerine bu çıkarılan yapay sonuç değerlendiriliyor ve saygı görüyor. özellikle bu tip tarkovski ekolü filmlerde bu çok yapılıyor ve daha yanlış sonuçlar doğuruyor. iyi bir sinema filmi iyi bir şey anlatmak zorunda değil, hatta hiçbir şey anlatmak zorunda değil, en azından bizim anladığımız anlamda. tabi ki kaçınılmaz olarak çeşitli anlamlar barındıracaktır, ararsak metinde birçok anlam bulabiliriz ama bunlar seyirciye özel olmalı, film bu sonuçlarla değerlendirilmemeli her zaman.

bu düşünceye iki itirazım var:

  1. sinema yazarlarının/eleştirmenlerinin quantino'nun söylediği biçimde "bu film şunu anlatmaktadır" diyerek başlayıp filmden sahnelerle kendilerini doğrulamaya çalışarak ukalalık yaptıkları yazıların çokluğu kuşkusuz dikkat çekici. bu, olgunlaşmamış bir bakış açısının da göstergesi aynı zamanda. ancak öte yandan, bir filmden hareket ederek düşünce üretmeye de karşı çıkmamak gerekiyor (quantino'nun böyle yaptığını söylemiyorum, yeri gelmişken değinmek istedim. bu itiraz quantino'ya değil, bu durumda). herhangi bir filmdeki bazı sahnelerden ya da filmin genel atmosferinden hareket ederek bazı düşüncelere, başka bazı filmlere ya da sanat yapıtlarına, felsefi yaklaşımlara ulaşılması filmin ifade alanının araştırılması açısından yararlı sonuçlar doğurmaya gebedir kanımca. söz gelimi tarantino sinemasından hareket ederek sinemada şiddet kullanımı üzerine düşünmek tarantino'nun yalnızca şiddet kullandığını söylemez, yalnızca onun filmlerindeki bu yönün düşünsel boyutlarını araştırmaya meyleder.

  2. quantino iyi filmin bir şey anlatmak zorunda olmadığını söylüyor. buna itiraz etmeden önce quantino'nun bir şey anlatmaktan neyi kast ettiğini açıklaması gerekiyor aslında. çünkü burada söylediklerim onun söylediklerine karşı bir açı oluşturmayabilir bu durumda. ben yine de düşüncelerimi açıklamaya çalışayım: öncelikle sinema filmlerinin tamamının bir seçimler seçmesi olduğunu düşünüyorum. yönetmen belirli bir sahneyi çekmek ister, onu belirli bir açıdan çekmek ister, çekimi belirli bir süre yapmak ister, ona belirli bir müzik eklemek ister. bütün bunlar seçimlerdir. sonra da bu seçimlerini belirli biçimde kurgulayarak bu seçimleri derlemiş olur. ayrıca, yine bence, seçimin olduğu her yerde anlam vardır. seçimler yaparak anlamdan kurtulmak zor bir iştir. belki dadacılar'ın yaptığı torbadan sözcük çekme oyunu buna ters görünür, ancak orada da geniş bir imgesel tabana oturan deneysel bir çaba vardır. anlamdan kurtulma çabası değil. imdi, bu kadar anlamın olduğu yerde bir şey anlatmamak pek olanaklı değildir. mutlaka bir şey anlatılmaktadır. quantino bu anlatılan şeyin açık seçik bir politik mesaj, ya da bir özlü söz biçiminde ifade edilmesine karşı çıkıyorsa, bu ayrı bir şeydir ve çoğu zaman destekçi bulamayan bir görüştür bu.

ben uzak için, bir kentlinin yaşamdan kopmasını, yabancılaşmasını, iletişim kuramamasını ve bunun farkında olmaktan acı duyuşunu anlatan bir film deyip bunun üzerine konuşursam, bir süre sonra filmi bırakıp konuyu başka örneklerle derinleştirirsem çok da yanlış bir şey yapmış olmam. yalnızca filmden hareketle konuşmak istediğim konuarl üzerine konuşmuş olurum. ne filmin bundan ibaret olduğunu söylemiş olurum, ne de benim söylediklerimle filmin birebir örtüştüğünü iddia etmiş olurum. başka birisi de kalkıp uzak'ı, kişilerin kendi içlerinde tanımladıkları uzaklara ulaşma çabası olarak değerlendirip ona göre bir şeyler söyleyebilir. bunların hiçbiri uzak'ın dışında şeyler değillerdir çünkü. uzak'ta bunların hepsine dair sahneler bulabiliriz. ama bir filmi oturup kelimelerle, şurada şunu anlatıyor, burada bunu anlatıyor diye açıklamaya çalışmak yararsız bir çaba olur, çünkü sinema ile yazılı dilin ifade olanakları farklıdır ve biriyle ifade edilenin diğeriyle ifade edilememesi kuvvetle muhtemeldir. okuduğum eleştiriler arasında uzak'tan bütünüyle ayrılıp başka şeyler söyleyen, saçmalayanına rastlamadım (bu başlığı değil gazeteleri, dergileri kast ediyorum). belki filmi bir doğu-batı çatışması olarak algılayanlar filmle en az ilgili eleştirileri yapanlardı. yine de morrison'un söylediklerinden hareketle film artık yönetmenden çıkmıştır, seyircinin karşısında anlatmak istedikleriyle durmaktadır. istanbullu da parisli de filmi benzer biçimlerde algılayıp değerlendiriyorsa ortada bir başarı var demektir (sinemanın ifade olanaklarının kullanılması anlamıda bir başarı). bu başarı ne anlamdan ne de derinlikten yoksundur (yoksa gerzek hollywood filmleri de hem türkiye'de hem new york'da aynı biçimde anlaşılıyor, ama ortada bir şey oladığını da biliyoruz, fimin içerik derinliği ve karmaşıklığı burada devreye giriyor).

QU
quantino
Joined: Nov 09, 2004
102 posts
Mar 01, 2005, 02:56 AM#18499

dediğime çok ters bir şey söylemiyorsun aslında. yine de:

ben uzak için, bir kentlinin yaşamdan kopmasını, yabancılaşmasını, iletişim kuramamasını ve bunun farkında olmaktan acı duyuşunu anlatan bir film deyip bunun üzerine konuşursam, bir süre sonra filmi bırakıp konuyu başka örneklerle derinleştirirsem çok da yanlış bir şey yapmış olmam.

tembellikten ve bu tip şeylerden hoşlanmamamdan dolayı kurmadığım cümleyi sen kurmuşsun, teşekkürler. filmine göre değişir ama bana göre bazen iyi etmezsin böyle bir cümle kurmakla. filmi kendi düşüncelerine alet etmeye kalkarsan kötü edersin tabi o ayrı. bu cümleyle başlayan ve konuyu bu doğrultuda geliştiren bir yazı bana göre kötü bir yazıdır. hatta altyazı dergisinin arkasındaki eleştiriler de çoğunlukla böyledir ve okumam bile onları. benim karşı çıktığım asıl şey böyle bir cümlenin filmi özetlediğini, hatta filmdeki ayrıntıların da bu cümleyi desteklediğini düşünmek. filmi anlamanın bu cümleyi anlamak ve filmde görebilmekle eş olduğunu düşünmek. ve en önemlisi bu anlayışın genel kabul görmesi.
bu biraz şeye benziyor: örneğin soyut bir resim karşısında insanların çoğu afallar, bir sembolizm arayışına girerler. ressam yanlarına gelip "sarı renk hüznü, mavi çizgiler umudu, siyah lekeler insanı soldaki beyaz şeyler de baharı müjdeleyen kelebekleri simgelemektedir, bu haliyle resmimde hıristiyanlığın falanca inanışına ironik bir atıfta bulunuyorum" gibi bir cümle kurmadan rahat edemezler asla. fakat müzikte farklıdır, kimse bir müzisyene "falanca ses dizisinin tekrarının anlamı nedir"(evet müzikten anlamıyorum, nereden bildiniz) diye sormaz asla, saçma olur. müziğin kendisi soyuttur zaten ve içinde sadece müziğe ait güzellikleri barındırır. müziğin yaptığını diğer sanatlar ve tabi sinemada yapabilir ve yapar ama insanlar bunu müziktekinin aksine doğal bir şekilde algılamazlar (hatta popüler müziğin sözlü oluşu da ayrı bir soru işaretidir ya neyse). sinemanın bir dil oluşu sözel dilin ve düşüncelerin kriptolanmış hali olmasını da gerektirmez ama böyle algılanır. tarih boyu gelen alışkanlıklar nedeniyle insanlar filmlerin (ve başka sanat eserlerinin) bir sonuca varmasını beklerler. açık bir anlam varsa ona hemen atlarlar, yoksa da sembollerle yaratırlar. bunu yaparken de filmi anladıklarını sanıp rahat ederler ama bazen filmin özünü kaçırmış olurlar. ya da ilgisiz sonuçlara varırlar. en güzel örneği matrix işte. insanlar bir şey anlamadıklarından dolayı ne kadar rahatsız oldular hatırlamıyor musunuz? film biraz bu gizemden, biraz da aksiyon ve efektlerin başarısından gişeyi toparladı ama insanların daha da az anladıkları son iki filmden memnun olduklarını kim söyleyebilir? insanlar aynı bakışla dünyanın belki de en büyük yönetmenlerine kayıtsız kalmazlar mı? tarkovski olsun, bresson olsun, angelopoulos olsun, nuri bilge olsun. "ne anlatıyor kardeşim bu film" saplantısından kurtulamamanın zararları.

daha iyi anlaşılsın diye de şöyle bir başyapıttan örnek vereyim. ne anlatıyor bu muhteşem şey (herkes kendince sayfalarca yazar da neye yarar) ve sinemadan neden uzak olsun (ilk defa görüyorsanız uzun uzun bakın bence, çok güzel): http://www.masters-of-photography.com/W/weston/weston_pepper_number30_full.html

DA
darxoul
Joined: Dec 31, 2004
265 posts
Mar 01, 2005, 08:26 AM#18506

quantino wrote:
"ne anlatıyor kardeşim bu film"

gibi sorular soran insanlar hâlâ var mı etrafta? bir filmin, fotoğrafın, müzik parçasının karşısına geçip de "ne anlatıyor?" gibi "düz" bir soru soran kimseyle tartışmaya girmek zorunda kalmadım. kalmak da istemem. genel olarak sanatı görmezden gelmeye çalışan ve kendi sanatçıları ve tv dizileriyle meşgul kitleyi görmezden geliyorum (yok sayıyorum). ben bir filmin bir şey anlatması değil filmdeki anlam üzerine yoğunlaşmıştım. karşındaki şeyin sana bir şeyler çağrıştırması, duygularını, düşüncelerini harekete geçirmesi. bu kompleks bir süreçtir ve her bireyde aynı biçimde harekete geçmez/geçmeyebilir. gönderdiğin biber resmi de herkeste aynı duyguları uyandırmıyor belki ama, belki burada herkes fotoğrafla ilgili düşündüklerini söylerse, hepimizde benzer şeyler çağrıştırıp çağrıştırmadığını görmüş, küçük çaplı bir deney yapmış oluruz.

benim biber'le ilgili düşüncelerim (okumadan önce biberi görüdğünüzden emin olun, spoiler içeriyor olabilir :)):

ben bu fotoğrafı oldukça hüzünlü buldum. kendisine yoğunlaşan bir içine kapanma hali var biberin. ışığın, biberin üstüne düşüş biçimi de bu duygularımı güçlendiriyor. ayrıca biberin bibere göre sol tarafının bereli olması, bu içine kapanıklık halinin bütünüyle nedensiz olmadığına işaret ediyor bence. biberin o yarayla harekete geçen içe kapanma hali bir süre sonra yarası kapanmaya yüz tutsa da varlığını sürdürüp derinleşmiş gibi.

işte buyurun. quantino ne anlatıyor diye soruyordu biber için (sonra da sayfalarca yazmanın bir işe yaramayacağını söylüyor, neden?). bana bunları anlatıyor. hem de daha ilk görüşte. uzun uzun bakmadan. bunlar biberin anlatmaya çalıştıkları değil kuşkusuz. karşımdaki fotoğrafın bana düşündürdükleri/hissettirdikleri. sanata böyle bakılabileceğini düşünüyorum. hatta bu biberden hareketle kendi depresyonlarıma doğru ilerleyip bunlar üzerine bir deneme de yazabilirim. bunların hepsi olanak. iyi yapılırsa iyi olacak, kötü yapılırsa kötü olacak şeyler.

FI
fiction
Joined: Mar 16, 2004
365 posts
Mar 01, 2005, 12:45 PM#18529

bu tartışmayı ayrı bir başlıkta sürdürmek daha doğru bence...quantino biraz da benim dertlerime tercüman olmuşsun..yazdıklarının her kısmına katılıyorum...

şimdi darxoul iyi niyetli çabalarla kendince bir şeyler uydurup bunu anlamlandırabiliyorsun...görüntüyle düşünme diye bir şey olduğunu iddia ediyorsun (anlaşılan godard seni çok etkilemiş) ama bunun ne kadar doğru bir şey olduğunu kavramaya çalışacağına ...her şeyi bu doğrultuda analiz etmeye çalışıyorsun...o zaman bende yazılarla düşünme diye bir metod geliştiriyim senin bu yazdıklarınla ,daha sosyalizm ile sanat arasındaki ayrımı bile kavrayamayan uyuz bir entel olduğun yargısını çıkarsam ne kadar doğru davranmış olurum ? senin sadece bu yazında değil diğer yazılarındada gösterdiğin bu tavır açıkçası beni çok rahatsız etmekte (buda bir yanılsama mı bilmiyorum)...açıkçası senin bu düşünce potansiyelin ile çok iyi bir sinema yazarı olacağını düşünüyorum (gönül yarası filminde timuçin esen'in çocuğunu kaçırıp trene bindiği sahnenin şehrin kırsallaşmasına dair bir işaret olduğu anlamını çıkarabilrisin mesela)

ama yine aynı düşünce doğrultusunda sen şayet ilerde film yapmayı düşünüyorsan işinin ciddi anlamda zor olduğunu ifade etmeliyim...

DA
darxoul
Joined: Dec 31, 2004
265 posts
Mar 01, 2005, 02:05 PM#18558

fiction'ın tarzını rahatsız edici buluyorum.

Martin Mystere
Martin Mystere
Joined: May 27, 2002
1,621 posts
Mar 01, 2005, 02:48 PM#18560

arkadaslar

artik verecek cevabimizin kalmadigi, sozumuzu tamamladigimizi dusundugumuz ya da fikirlerimizin yetmedigi yerlerde saldirgan davranarak lutfen mizikcilik yapmayalim. hele bu forumu bir suredir takip eden ve aramizda olmasindan cok memnun oldugumuz bir arakadastan gelmesi daha da uzucu oluyor. bu platformun tek despot yanin "asgari uygarlik seviyesi"nin altina inilmesine izin verilmemesi oldugunu da hatirlatmak isterim.

Martin Mystere
Martin Mystere
Joined: May 27, 2002
1,621 posts
Mar 01, 2005, 02:53 PM#18561

fiction,
degil bir filmin bir karesine bakararak, taksim meydanindan caddeye dogru bakarak bile sana bir suru anlamlar cikarabilirim. cikarilabilir cunku. bir filmi manzarasina bakarak degil gormeye calisarak izlemeni tavsiye ederim.

printerson
printerson
Joined: May 06, 2002
1,034 posts
Mar 01, 2005, 03:25 PM#18568

düşünmenin kökeninde dil vardır. evet yazarak da düşünülür, konuşarak da düşünülür, göstererek de düşünülür.

sinemanın da görsel-işitsel bir dili vardır ve evet bu ögeler kullanılarak düşünülmüş filmler vardır. biz bunlara sinema da deriz. gariplik yok...

FI
fiction
Joined: Mar 16, 2004
365 posts
Mar 02, 2005, 10:34 AM#18600

Martin Mystere wrote:
fiction,
degil bir filmin bir karesine bakararak, taksim meydanindan caddeye dogru bakarak bile sana bir suru anlamlar cikarabilirim. cikarilabilir cunku. bir filmi manzarasina bakarak degil gormeye calisarak izlemeni tavsiye ederim.

iyi.birde benim için bak olurmu...sevgili dostum ben buna karşı değilim hatta senden daha fazla savunurum bunu ...ama boku çıkartılmasın...

darxoul,geçenlerde arkadaşım bana bir fıkra anlattı...oldukça güldüm ilk duyduğumda ...forumdaki son mesajım olması dolaysıyla güzel bitirş amacıyla izin verirsen anlatayım...

"adamın biri internetle çok haşır-neşir miş..sabah akşam internete girermiş,doğal bir ihtiyaç olmuş bu onun için , adam kafayı yemek üzereymiş ve bir gün durup sormuş ;'ben ne yapıyorum' o anda bu illetten kurtulma amacıyla psikolağa gitmiş derdini uzun uzun anlatmış.ardından psikolag çekmecesinden bir "penis" resmi çıkarmış ve adamımıza göstermiş ve demişki.'bu sana neyi çağrıştırıyor'.adamımız uzun uzun "penis"e bakmış ve şöyle demiş.'hmm tipik bir freud imgesi'....."

ana fikir:sinemayı çok iyi bilmek ile onu çok sevmek arasında ciddi anlamda fark vardır...

MO
morrison
Joined: Feb 08, 2005
50 posts
Mar 02, 2005, 10:52 AM#18601

Ficton'ın saldırgan tavırlarına karşı yönetimden herhangi uyarı gelmezse forum üyeliğinden ayrılmaya karar verdim.

Çalışmalarınızda başarılar dilerim.

sermest
sermest
Private Joker
Joined: Jun 06, 2002
1,446 posts
Mar 02, 2005, 12:21 PM#18608

sakin olmakta yarar var...moderasyon grubu gerekenleri yapacaktır...

RA
rai
Joined: May 30, 2002
645 posts
Mar 02, 2005, 02:38 PM#18615

To love is to know we are immersed not in darkness, but in light...

Mother Teresa

Martin Mystere
Martin Mystere
Joined: May 27, 2002
1,621 posts
Mar 02, 2005, 03:46 PM#18617

her konuda hakli olmak gerekmiyor. benim pek cok fikrim tartismanin seyrine gore degisebildi. zaten bunun icin yazismiyor muyuz burada? fikirler birbiriyle etkilesime girerek zenginlessin istemiyor muyuz? ya da basit bir sidik yarisi icin mi geliniyor buraya?

burada ates hatti programinda degiliz. tatli tatli fikirlerimizi yaziyoruz. cocukca cikislara ve gerginliklere gerek yok.

fiction ayrilmaya karar vermis. oysa bu son tartismadaki tavrina kadar biz onu sevmistik. yolu acik olsun...

Martin Mystere
Martin Mystere
Joined: May 27, 2002
1,621 posts
Mar 02, 2005, 03:55 PM#18618

fiction wrote:

iyi.birde benim için bak olurmu...sevgili dostum ben buna karşı değilim hatta senden daha fazla savunurum bunu ...ama boku çıkartılmasın...

bu anlam cikarma meselesinde sinir neresidir ki? uzak filmine sen "cok sey soylemeyen ama guzel bir film, entelcilik oynuyorsunuz" diyorsun. biz de sana "evet cok guzel bir film ve bunun nedeni bicimindeki sadelige ragmen icinde barindirdigi anlamlardir" diyoruz. zaten anlamsiz yere boyle basir bir hikayeyi cekmek icin bir sebep olamazdi.

fiction wrote:

darxoul,geçenlerde arkadaşım bana bir fıkra anlattı...oldukça güldüm ilk duyduğumda ...forumdaki son mesajım olması dolaysıyla güzel bitirş amacıyla izin verirsen anlatayım...

"adamın biri internetle çok haşır-neşir miş..sabah akşam internete girermiş,doğal bir ihtiyaç olmuş bu onun için , adam kafayı yemek üzereymiş ve bir gün durup sormuş ;'ben ne yapıyorum' o anda bu illetten kurtulma amacıyla psikolağa gitmiş derdini uzun uzun anlatmış.ardından psikolag çekmecesinden bir "penis" resmi çıkarmış ve adamımıza göstermiş ve demişki.'bu sana neyi çağrıştırıyor'.adamımız uzun uzun "penis"e bakmış ve şöyle demiş.'hmm tipik bir freud imgesi'....."

ana fikir:sinemayı çok iyi bilmek ile onu çok sevmek arasında ciddi anlamda fark vardır...

analttigin fikra hic komik degil ve yersiz. sinemayi cok sevmek ile bilmek arasinda bir fark vardir demissin. cok dogru. fakat soyler misin bana herhangi bir seye duyulan ilgi beraberinde bilgiyi getirmiyorsa ne ise yarar ilgi duyuyor olmak? sinemayi cok sevdigini soyleyen sinefil, sinemaya dair bir bilgi acligi da ceken kisidir. sadece film izlemek onu kesmez, filmi anlamaya da calisir. aksi halde sadece goruntulere "bakmis" olursun. filmler bize cok sey soyler.

You need to log in to post a reply.