Skip to content

Bu Gün Neler Seyrettik

Locked

302 replies · 5,144 views

KA
kafakoparan
Joined: Jan 19, 2004
119 posts
Oct 05, 2004, 09:47 PM#15135

bu gün bbc de teletubbies vardı onu izledim,merak ettim ingilizcesi nasıl diye,o da kötü,tavsiye etmiyorum:)

EL
eliza bennet
Joined: Apr 05, 2004
396 posts
Oct 06, 2004, 07:42 AM#15137

sağolasın herrender :)

anladığım kadarıyla sen pek tutmamışsın bu filmi ama yazdıklarına bakılırsa beni eğledirecekmiş gibi görünüyor.

Filmin action sahnelerinin kötü olduğunu duymuştum ama geri kalanı hele de ne olursa olsun bir şekilde ayakta kalan kahraman kısmı bana göre galiba (keşke bu kişi tipsiz Matt Damon yerine yakışıklı biri olsaydı ama ne yapalım katlanacağız artık)

Bu arada Matt Damon Franka Potente'ye ne kadar çok benziyor farkettin mi?

CO
costanza
Joined: Mar 31, 2004
314 posts
Oct 06, 2004, 01:55 PM#15155

kafakoparan wrote:
bu gün bbc de teletubbies vardı onu izledim,merak ettim ingilizcesi nasıl diye,o da kötü,tavsiye etmiyorum:)

ah nasıl özledim teletubbiesi. büyük kepazelikler, ortalama başarılardan daha ilgiye değerdir hep. teletubbies denen garabet de, çocuklara yönelik bile olsa TV tarihindeki en çıldırtıcı ve manasız program ama izlerken başka boyutlara dalmak da olası, kafa yapma potansiyeli, acid etkisi gözardı edilmesin. çok eğlenceli bir tecrübe çünkü hiçbişeye benzemiyo.

HE
herrrender
Joined: Apr 03, 2004
148 posts
Oct 06, 2004, 08:22 PM#15157

Franka Potente'ye benziyormus harbiden
Bu arada Bourne, sky captainden sonra vizyonun en iyisi.

LA
lamb
Joined: Sep 08, 2004
17 posts
Oct 06, 2004, 11:47 PM#15159

Woody Allen "Sleepers" 8/10 (geçenlerde cnbc-e'de çıktı, müthiş eğlenceli, hele Woody'nin o küreyi okşarken zevk alma sahnesi, robot gibi yürümesi :)

Krystof Kieslowski "Dekalog 5" (7/10), "Dekalog 6" (7,5/10) (Ankara 10.Avrupa Filmleri Festivali'de izledim)

sermest wrote:
In the Mood For Love 7/10

Üç puan kırma sebepleri:
vcd den izledim.iğrenç bir dublaj...
harika görsellik,müthiş müzik seçimi fakat sahneler ve öykü kopuk...(acaba öyle mi yoksa izlediğim cdde mi sorun var?)

ben filmi izlemedim, Anadolu Ün. sinemasında bir film izlemeye gittiğinde fragmanı vardı film öncesi, izleyenler filmin müziğinden adeta büyülendiler, aaah dedim, kaç kişi biliyordur bu şarkının Bryan Ferry'ye ait olduğunu... "In the Mood For Love" müzikleri Bryan Ferry'nindi, bu şarkının da içinde olduğu albüm nefis, jazz'a başlangıç yapmak isteyenlere bir bu albümü bir de İlhan Erşahin'in Wax Poetic'le olan albümü THREE'yi kaydedip veririm hep.

eliza bennet wrote:
Hellboy Benim hoşuma gitti. Zaten Toro'nun action sahnelerini izlemek genellikle keyifli oluyor (öyle gereksiz kesme yapıştırma yok adam gibi ne olup bittiğini izleyebiliyorsunuz). Hani "aman kaçırmayın" filan diyemeyeceğim ama izlerken sıkılmadım.

Tabi aklıma habire Vincent geldi (siz gençsiniz hatırlamazsınız - aynı adam kanalizasyonda yaşayan romantik bir aslan adamı oynuyordu bir TV dizisinde, hep Therau'dan alıntılar falan yapardı)

Ya ben bayılırdım o diziye! "güzel ve çirkin" idi dizinin adı, linda hamilton da Terminatör öncesi bu dizide oynuyordu hafızam beni yanıltmıyorsa, zira dizi baya eskiydi. ne var TRT eski yabancı dizilerini de tekrar verse..

sero wrote:
ben deli miyim?oz büyücüsü filmini 8. kez izlemek için canımı veririm!!

Küçükken (80'lerin başı, 7-10 yaşları arasıydı galiba) ablam ve kuzenlerimle bir filmi izledikten sonra çok etkisinde kalmışsak o filmi oynardık, OZ Büyücüsü filmi bunlardan biriydi, aklımda bir o kalmış, bir de Drew Barrymore'un oynadığı içinde "Toy" kelimesi geçen bir film vardı, OZ deyince o da aklıma geldi, (Cine 5'te birkaç yıl önce oynayan hapishane dizisi "OZ, The Emerald City" de geldi şimdi aklıma, ne diziydi ama! ne çağrışımlı bir beynim var yaw!) ilk o zaman onu görmüş ve hastası olmuştum, hala hastasıyımdır, yaşıtız Drew hanımla :)

EL
eliza bennet
Joined: Apr 05, 2004
396 posts
Oct 07, 2004, 07:19 AM#15161

lamb wrote:

ben filmi izlemedim, Anadolu Ün. sinemasında bir film izlemeye gittiğinde fragmanı vardı film öncesi, izleyenler filmin müziğinden adeta büyülendiler, aaah dedim, kaç kişi biliyordur bu şarkının Bryan Ferry'ye ait olduğunu... "In the Mood For Love" müzikleri Bryan Ferry'nindi, bu şarkının da içinde olduğu albüm nefis, jazz'a başlangıç yapmak isteyenlere bir bu albümü bir de İlhan Erşahin'in Wax Poetic'le olan albümü THREE'yi kaydedip veririm hep.

O albüm bende de var ve çok severek dinlerim (ama ben zaten Brian Ferry'yi çok seviyorum)

ancak ufak bir hata var yukarıda zira Brian Ferry'nin şarkısı filmin sadece fragmanlarında duyulabiliyor. Film içinde hiç bir yerde geçmemektedır. Sadece yurtdışı tanıtımı için konmuş sanırım zira filmin orjinal adının In The Mood for Love ile de alakası yok, yurt dışı için kullanılan ismi o. Wong Kar Wai bir gün CD shopta gezerken bu albümün adını görüyor ve "tamam" diyor, "bizim fimin yurtdışı ismi belli oldu". Albümü dinleyince çok seviyor ve başlık şarkısını fragmanlarda kullanmaya karar veriyor. İşte böyle :)

FI
fiction
Joined: Mar 16, 2004
365 posts
Oct 07, 2004, 08:34 AM#15163

bende bu filmi denemek için vcd den seyretmiştim ..kesinlikle tatminkar değil çoğu film için bu geçerli değil ancak "in the mood for love" kesinlikle sinemada seyredilmesi gereken bir film.şayet dvd den seyredicekseniz büyük ekran bir tv de seyretmeniz daha iyi.

FI
fiction
Joined: Mar 16, 2004
365 posts
Oct 07, 2004, 08:54 AM#15164

Kahve Ve Sigara (jim jarmusch)

11 kısa "episod" dan oluşan bu film adeta kahve ve sigarayı kutsuyor ulu bir obje haline getiriyor .kahve yada sigara yada her ikisi bizi bir nevi hayattan koparıyor farklı bir ruh çemberine alıyor.mesela hiç bir diyeceği olmadığı halde arkadaşı yanına çağıran adam gibi ..arkadaşı soruyor "bir sorunmu var ?" "yoo bir problem yok." "ozaman niye çağırdın?" "hiç öylesine" evet "jarmusch" da bir nevi bize bunu anlatmaya çalışıyor ben sizi filmime davet ettim ama niye davet ettiğimi bilmiyorum ,öylesine izleyin işte filmi diyor..bu sanatta yada sinemada yüce şeyler peşinde koşanlar için pek akla yatkın gelmese gerek.. niye vaktimi bu şaçmalığa harcıyım deme hakkına sahip bir çok kişi, tıpkı alfred molinanın karşısında oturmuş onun kuzeni (bunu alfred molina iddia ediyor) steve coogan gibi .tüm bu anlatılanların birer şaçmalık yada vakit kaybı olduğunu düşünebiliriz ama aslında bu saçmalıklar aslında bizim hayatımızın birer parçası. insanoğlu ne zaman ciddi konuşmaya başlarsa bir süre sonrada o derece saçmalamaya başlar hayat birer saçmalıktır aslında yada tepkisizliktir. bir yuvarlak masadaki porselen bardaktaki kahvedir yada bıraktığımızı iddia etmemize rağmen keyifle içilen bir sigaradır .aslında hayatın kendisi bir "deliryum" dur .tıpkı bill murray 'in başına gelen gibi hepimiz birer deliryum'uz aslında

AN
anaximenes
Joined: Sep 14, 2004
7 posts
Oct 19, 2004, 10:32 AM#15345

dün akşam abbas kiarostami'nin taste of cherry sini seyrettim. film önemli bir konuyu çok anlaşılır ve kolay bir anlatım tarzıyla bir yönetmenlik dehası içinde sunuyordu. tek kelime:excellent!

EL
eliza bennet
Joined: Apr 05, 2004
396 posts
Oct 19, 2004, 11:21 AM#15346

CNBC-E de mi oynadı Taste of Cherry? tüh kaçırdık :( belki tekrarı olur.

Ben bu aralar Tv dizisi izliyorum habire - film olarak öyle ahım şahım birşey yok yazacak...

**Oh Happy Day ** Salak bir Kore romantik komedisi. Bu adamlar Hong Kong komedilerine özenipte olmadıkları gibi hafif hafif takılmaya kalkınca böyle abuk sonuçlar ortaya çıkıyor. Hiç tavsiye etmem.

**If You Were ** 6 Kore'li yönetmen yabancılaşma konulu 6 kısa film çekmiş. Şişmanlık, özürlü olma, geçmişte suç işlemiş olma vs. gibi farklı sebeplerde soyutlanan insanlar işlenmiş.
Hele birde gerçek hikayeden çekilen bir film vardı ki akıllara ziyan; şimdi bir Nepal'li kadın Kore'de fabrikada çalışırken iş arkadaşlarıyla atışıyor sonra kafasını dağıtmak için sokağa çıkıyor. Sokaklarda gezerken kayboluyor, sonra bir ufak restoran görüyor oraya oturup yiyecek birşeyler söylüyor (ama daha önce sıcaktan alnını silerken cebindeki parayı düşürmüştü) tabi restaurant hesap istiyor ama bizimkinin Kore'cesi epey kıt bir türlü anlaşamıyorlar - sonra polis geliyor kadını karakola götürüyorlar ama kadın kendini paralıyor ben Nepal'liyim adım şu falan diyor ama dedikleri ağzından düzgün çımadığı için anlamıyorlar ve bunlar kadını deli zannedip akıl hastanesine yolluyorlar. İşte öyle aşağı yukarı 8 sene kadın orada kalıyor bu hata anlaşılana kadar. Dehşet bir hikayeydi-

** Ardor** İşte küçük burjuva bir aile, adam kadını aldatıyor sonra kadın bunalıma giriyor - bunlar taşınıyorlar ve kadın orada bir evli doktorla tanışıp adamı aldatıyor. Romantik sahneler inanılmaz kötüydü.

** Libera Me ** Bu da itfaiye action tarzı bir film. Çocukluğunda acılar çekmiş sapık bir kundakçı var vs. vs. Yangın sahneleri acayip güzeldi (birkaç ufacık bozuk bilgisayar efekti dışında ama gerçekten onlarda çok çok küçüktü), aksiyon ve gerilim güzel oturtulmuş ve asıl üçlü birbirinden yakışıklı ve harika performans çıkartıyorlar.Tavsiye ederim (tabi ben action filmlerini ve uzak doğulu adamları çok beğeniyorum o yüzden ne kadar objektif olduğum tartışılır, ayrıca bu filmde şu aralar kafayı iyice taktığım Yoo Ji Tae oynuyor o yüzden gereğinden fazla beğenmiş olabilirim).

TR
triyandafilisus
Joined: Apr 14, 2004
204 posts
Oct 21, 2004, 12:45 PM#15385

Zatoichi meets Yojimbo

Kitano'nun Zatoichi'sinden sonra Zatoichi efsanesini baştan sona keşfetme kararıyla izlediğim filmlerden biri.

Karşılaştırmalar yaparsam konu uzar da uzar.O yüzden kısaca;
Zatoichi çok özlediği ve çok sevdiği bir köye bir gün geri döner;fakat bildiği düzen değişmiştir.Köy gangsterlerle doludur,ve Yojimbo'da bu gangsterler tarafından kendi amaçlarına hizmet etmek üzere tutulmuştur.Herkes köyde bir yerlerde saklanmış altını aramaktadır.Zatoichi'de dahil,Yojimbo ve gansterler altını ararken Shogun'ın bir casusu da onları cezalandırmaya ve altını alıp geri götürmeye niyetli bir şekilde beklemektedir.
Oldukça eğlenceli bir film;Yojimbo ile Zatoichi'nin birarada olması filmi iyice ilginç hale getiriyor.Zatoichi ve Yojimbo'u beraber izlemek;kendilerine olan içsel yolculuklarında iki yoldaş olmalarıyla filme çok sıcak bir hava katıyor.Yojimbo'yu yine Toshiro Mifune oynuyor,sırf bu yüzden bile seyre değer.**Zatoichi Meets The One Armed Swordsman **'dan sonra serinin en beğendiğim filmi diyebilirim.

KA
kafakoparan
Joined: Jan 19, 2004
119 posts
Oct 24, 2004, 03:50 PM#15407

bu gün değil aslında ama avrupa gezici film festivalinde çek rüyası,güz sonatı bir de şato deye 3 film vardı,onlar aklıma geldi.
çek rüyası:harika bir deneme,belgeseldi.hele son sahnelerde süpermarket acıldıktan sonra ki insanların tepkileri ve ab hakkında söylenenler neredeyse bir an acaba orası türkiye mi gibi bir his uyandırdı.
güz sonatı:her ne kadar biraz zorlama diyaloglarla gitse de ,yine sağlam bir filmdi.hatta son sahnede anne nin bayagı bencil oldugu duygusu uyandırdı,kafama takıldı yane neyse.
şato:kitabı okuyun filmi izlemeye gerek yok:)) aslında bastan güzel gibi baslıyordu fakat haneke nin kafka dan ayrı olarak ne vermek istediği bir türlü anlasılmadı.yani fotoroman edasında bir filmleştirme hatta altta k şöyle düşündü böyle düşündü diye kısa belirtmeler bile vardı.yakışmadı haneke:P
haa bir de bu gün yemek yerken atv de apartmanda kapıcılık yapan meleklerle ilgili bi dizi vardı onu izledim.

FI
fiction
Joined: Mar 16, 2004
365 posts
Oct 31, 2004, 10:46 AM#15475

Twin Peaks: Fire Walk with Me .

ekşi sözlükte ki beş para etmez yorumları okuduktan sonra çoğu kişinin bu filmden bir bok anlamadığı yargısını çıkardım...filmi seyretmeyen varsa yada seyretmeye hazırlananlar öncelikli tavsiyem piyasada dolaşan "içine girilmesi en zor lynch filmi" yada "diziyi seyretmezsen anlamazsın" laflarına kanmasınlar..diziyi seyretme imkanı bulamayan biri olarak filmi çok iyi anladım...öncelikle bu filmde bir bunalım olayı var..karakterler feci şekilde hasta...kırmızı giysili ufak boylu bir adam sol kol olduğunu söylüyor...burada sol kol kötülüğü temsil ediyor ve kırmızı kıfetli adamda şeytanı temsil ediyor...filmin başlarında ortaya çıkan kırmızı kıyafetli ekşi suratlı bir kadın var..lynch kendisinin oynadığı dedektif kadını tarif ederken zıplamasının ortada büyük bir tehlike olduğuna işaret olduğunu söylüyor...yine filmin ortalarında laura'nın babasının yolda yürürken sivri burunlu bir çocuğun çıkıp zıpladığını görüyoruz zıplama olayını bunla ilişkilendirebiliriz...genel anlamda film boşluktaki bir karekteri anlatıyor...ve onun kayboloşuna tanıklık ediyoruz ...lynch ise her zamanki gibi dehasını konuşturuyor...

AN
anteros
Joined: Oct 11, 2004
11 posts
Nov 01, 2004, 12:34 PM#15507

dun aksam,angelapolusun trilogy:the weeping meadow u izledim...etkiliyiciydi, ama sanirim sonsuzluk ve birgunle ayni tadi vermiyo...anlamadigim bi sekilde, surekli zoom inler kullanmis filmde beni cok rahatsiz etti.ama bunun yaninda mukemmel goruntuler vardi, ozellikle cenaze sahnesini aklima kazindi...filmden sonra soleside vardi, ama adam fransizca konustu. cevirende fransizca taklidi yapan bi ingilizceyle konusunca buyuk kismini anlmadim..ama diger iki film icin her sey hazirmis, ve onumuzdeki sen e cekecekmis.

EL
eliza bennet
Joined: Apr 05, 2004
396 posts
Nov 01, 2004, 01:46 PM#15515

The Wedding Banquet harika bir film - Ang Lee yine konuşturmuş.
Amerika'da sevgilisi ile yaşan Taiwan asıllı arkadaşı Taipei'deki ailesi evlendirmek ister (tabi çocuk gay olduğunu onlardan gizliyor) Neyse hem ailesinin gönlü olsun hemde sınırdışı edilmek üzere olan ressam Çin'li bir kıza hayır olsun diye göz boyamaca bir nikah yaparlar ve olaylar gelişir.
Tavsiye ederim, hem eğlendiriyor hem duygulandırıyor.

This topic is locked, no new replies can be added.