korsan cd vakası
127 replies · 1,875 views
SERMEST ÇAPAN wrote:
printerson wrote:
Bir yanlış anlaşılma olmasın; vcd, dvd vb. teknolojiler sinemanın alternatifi değildir. Korsan ancak ve yalnız orijinallerinin alternatifi olabilir.bu son yazdığını biraz açabilir misin?cevap yazarken yanlış anlaşılmaya mahal vermek istemiyorum...
yani cdden film izlemek sinemada izlemenin alternatifi değil diyorum. O yüzden korsan cd sinemaya gitme işinin alternatifi değil...
Korsan olayının nerelere sıçradığına dair bir örnek:
İşten bir arkadaş DNR'dan Fast and Furious DVD si almış. Akşam eve gitmiş ve DVD'nin şu korsan Rus DVD'lerinden olduğunu anlamış. Kapakta yazan hiçbir special feature diskte yokmuş. Hatta filmde Rusça voice over bile varmış.
Vay anasını ya DNR'ı bile kazıklayabiliyorlar ya da DNR bizi. Bu arada DVD'nin fiyatı 25 Milyon.
korsan cd sinemaya gitme işinin alternatifi değil diyorsun güzel de söylüyorsun ama uygulamaya bakınca malesef ben bunu yurdum insanında göremiyorum.zaten gün geçtikçe tembelleşen bir toplumuz,bu korsan meselesinden sonra anladım ki memleketimin insanı biçim,estetik,legalite,kalite...vs aramıyor.koltuğumda fossura fossura evimden çıkmadan film izleyeyim derdinde.bu bağlamda çoğu ilkel sinema seyircisi korsanı sinemaya alternatif görmüş durumda zaten.
korsan ya da legal "ev sinemasi" denen seyin varligi mi "iyi izleyici"yi (secici ve sadik) yok ediyor yani?
İyi izleyici korsanla yok olmaz. Yok olan ara sıra filme giden, haftasonlarını eğlence amacıyla sinemaya giden topluluk.
Korsanın sinema izleyicisini azalttığı ortada.
Korsan cd sinemaya gitmenin alternatifi değil. Ayrı bir eğlence yolu.
Dün caddede yürürken...
Sağ tarafımda kaldırıma koyulmuş en aşağı on tane ayrı satıcının sattığı Matrix cdleri...Daha dün geldi vizyona bu film sinemadan mı çekmişler diyorum...Hayır abi dvd diyor on altı yaşlarındaki çocuk..Dyanamıyorum bir daha soruyorum: şimdiye kadar kaç tane sattın?Yanıt ilginç...
250 yi buldu abi...
Bir tekel bayiiden sigaramı alıyorum ateşimin harı sigaramı yakarken gözüm bir "fenni" gözlükçünün vitrininde..
Kocaman bir yazı:"Matrix gözlükleri geldi 15 milyon..
Demek ki gece uyurken içime kurt düşmüş yine dayanamayıp dükkana girer girmez tezgahtara soruyorum:
"yahu bunlar internette 45 dolara satılıyor?"
"Onlar kazıkçı arkadaş...bizim mallar "hakiki orjinal!?"
Hava kararıyor...Evime dönerken akşam pususunda omzumda bir el...
Dönüyorum aklım başımda değil artık...
Karşımdaki tıpkı ben.
İsmiyle cismiyle herşeyiyle benim aynım.
ufaktan tırsarak başlıyorum muhabbete:
"sen de kimsin?"
"ben senin korsan halinim"
"seni kim yaptı?"
"kim olacak tabii ki sen!"
"olur mu öyle saçma şey? hem..nasıl yapmışım ki ben seni?"
"S*ktir et bu soruları da söyle bakalım kırmızı mı olsun yeşil mi?"
"ne kırmızısı ne yeşili?"
"hap oğlum hap...alacan uçacan göklere ya da yerin dibine..."
"yeşili ver o zaman..kaça yeşil?"
"2.5 milyon ver yeter.garanti veremem pek memnun kalmayabilirsin..."
"kırmızı kaça?"
"değişiyor ebatına göre ama genelde 11 milyon...bak önceden uyarıyorum ama yeşili alınca beni de hapı da unutacan ona göre"
almıyorum hapların hiçbirini..giriyorum evime koşar adımlarla giriyorum arşiv odama.braindead kasedinin üstüne düşerken gözyaşlarım ava gardner yanağımdan öpüyor beni.az ileride müzayedelik rita hayvorth posteri kürk deseni kıyafetinin içinden gülümsüyor bana.
daha sonra mı?
yataktan düşüyorum.kafamda hafif melankolik bir ağrı...geçen sene üst rafların tozuna esir ettiğim videomu çıkarıyorum ortaya.cdler pek bir bozmuş beni anlıyorum...
SERMEST ÇAPAN wrote:
Dün caddede yürürken...
Hava kararıyor...Evime dönerken akşam pususunda omzumda bir el...
Dönüyorum aklım başımda değil artık...
Karşımdaki tıpkı ben.
İsmiyle cismiyle herşeyiyle benim aynım.
ufaktan tırsarak başlıyorum muhabbete:
"sen de kimsin?"
"ben senin korsan halinim"
"seni kim yaptı?"
"kim olacak tabii ki sen!"
"olur mu öyle saçma şey? hem..nasıl yapmışım ki ben seni?"
"S*ktir et bu soruları da söyle bakalım kırmızı mı olsun yeşil mi?"
"ne kırmızısı ne yeşili?"
"hap oğlum hap...alacan uçacan göklere ya da yerin dibine..."
"yeşili ver o zaman..kaça yeşil?"
"2.5 milyon ver yeter.garanti veremem pek memnun kalmayabilirsin..."
"kırmızı kaça?"
"değişiyor ebatına göre ama genelde 11 milyon...bak önceden uyarıyorum ama yeşili alınca beni de hapı da unutacan ona göre"almıyorum hapların hiçbirini..giriyorum evime koşar adımlarla giriyorum arşiv odama.braindead kasedinin üstüne düşerken gözyaşlarım ava gardner yanağımdan öpüyor beni.az ileride müzayedelik rita hayvorth posteri kürk deseni kıyafetinin içinden gülümsüyor bana.
daha sonra mı?
yataktan düşüyorum.kafamda hafif melankolik bir ağrı...geçen sene üst rafların tozuna esir ettiğim videomu çıkarıyorum ortaya.cdler pek bir bozmuş beni anlıyorum...
yahu bu ne şiirsellik, bu ne duygusal bir metin. o kadar içten ve yürekten gelerek anlatmışsın ki. itiraf ediyorum, gözlerim yaşardı. belki de son zamanlarda karşıma çıkan yegane samimi yazı bu. hele şu kısım yok mu?
"giriyorum evime koşar adımlarla giriyorum arşiv odama.braindead kasedinin üstüne düşerken gözyaşlarım ava gardner yanağımdan öpüyor beni.az ileride müzayedelik rita hayvorth posteri kürk deseni kıyafetinin içinden gülümsüyor bana. "
bravo SERMEST ÇAPAN. o plastik şeylerin dünyasından bu kadar canlı ve cıvıl cıvıl birşeyler çıkarabildiğin için...
valla ne diyim acayip begendim ben, biraz daha genisletip kosende yayinlasaydin hic fena olmazdi.
Gecenin bir yarısı evime dönüyorum. Gözüm soldaki alışveriş merkezi müsvettesine takılıyor. Vitrindeki baby-doll gerçekten de çok seksi. İki metre yanında bir afiş var. Bu bol camlı yapının bir de sineması varmış. "Matineler" yazısının altındaki rakamlara bakıyorum. 24.00 geceyi anlamlandırmak için doğru bir seçim olabilir. İçeri giriyorum yürüyen merdiven çeşitli katları geçmemde benden yardımını esirgemiyor. İç çamaşırı reyonundaki kızın vitrindeki baby - doll için yaratılmış olduğu konusunda kendimle hem fikirim, "acaba onunla da hem fikir olabilir miyim"; diye bir soru takılıyor aklıma, cevabı siktir etmeyi yeğliyorum.
Gişedeki bıyıklı amcaya suallerimi cevabı olup beni aydınlatabilir düşüncesiyle yaklaşıyorum. Matrix gözlüklerini hafifçe indirip bana bakıyor.
"gözlükler pek afili" diyorum.
"4 milyona aldım" cevabını elde ediyorum.
"ee ben 15 diye duymuştum"
"işim olmaz. zaten moda bu 5 ay sonra esamesi okunmaz bizim dayı oğlu aynısını bulmuş satıyor ben de ondan aldım ne vericem o kadar para, zaten evde çoluk çocuk yemek bekliyor, ister misin sen de, alemde kral olursun..."
"Allah'ın adını verdim bi sus!” diyorum, susuyor. "24.00'a yer var mı ve de ne kadar"
"var ve de 15 milyon"
"masaj dahil mi?"
"sanatçının haklarına saygı göstermek için gülüm, böyle bir eser kaça çıkıyo biliyon mu? Bir araba patlasa nerden baksan bilmem ne kadar dolar, biz müessese olarak sanata sanatçıya ve yaptığımız işe saygılıyız" diyor ve "hebele hebele" şeklinde devam ediyor.
"urfa'da oxford vardı da biz mi okumadık diyosun yani, versene bir bilet, ha bi de gözlük"
gözlüğümü takıp filmi izlemeye başlıyorum, adamlar yapmış hakkaten bu gözlükle hayat bambaşka güzel. Birden sağ yanımdan kafama bir patlamış mısır iniyor. Beni bana "pardon" derken görüyorum"ben aslında onu vurmak için atmıştım". Onu görek için diğer tarafıma dönüyorum aman diyim bu da benden. Elimde bir kamera kayıt halinde. "paşam kolay gelsin nedir?" sorumu "şu boka 15 milyon verdin, gözlükle beraber 19, değdi mi?" şeklinde yanıtlamaya tenezzül ediyor.
" başroldeki hatun güzel, hem korsana uyma hapis yatma benim hayat felsefemdir"
"iyi o zaman, aylık girdin göz önüne alındığında 3 ila 4 film izlersin rahat rahat, ha diyorsan ki muhasır medeniyette bu iş böyle olmuyo ama..." sırıtıyor.
Diğeri "ama sigarayı bıraksan ordan bilmem ne kadar kar edersin böylece daha çok sinemaya gidersin hem gerçek bir sinefil..." gibi bir cümle kurarken 3 numara "ha siktir" diye bağırıyor ben de ona hak veriyorum. Yerimden kalkıyorum çıkışa giderken 2 numara "24.00 matinesi olmaz diye bağırıyor". Bir anda kafamda bir şimşek çakıyor kurumuş dudaklarımdan "suare" kelimesi buruk bir fısıltıyla dökülüyor. Bana "seans da olabilir pekala" diyen tezgahtar kızı hafızama kaydedip dışarı çıkıyorum. Evi arıyorum ve güvenli bir hat istiyorum, operator beni köşedeki durağa yönelip 124 no'lu otobüse binmemi söylüyor" duraktaki korsandan gözlük karşılığı iki film alıyorum. Özellikle kapağı bayraklı olanlardan seçiyorum.
Evdeyim. Rahatlık, huzur vs. Tam cdye bakmak üzereyken ikisi yine ortaya çıkıyor. 2 numara "oldu mu şimdi, hani bilmemne..." diye zırvalarken öteki "iyidir abi, zaten şu boktanları da böyle almazsan bu iş olmaz" derken üzerlerine atılıyorum. Birinin halesini boynuna geçirirken ötekini kuyruğundan tutup duvara vuruyorum. Bilgisayarımda arama motoruna filmdeki hatunun adını yazıp aramaya başlıyorum. Bir anda monitörümde güzel göğüslü hatunun yerine bir adam beliriyor. Gözlerinde buğulu bir bakış var, dokunsam ağlayacak gibi.
Dokunuyorum, ağlıyor. Ve titreyen sesiyle bana bir soru yöneltiyor "sen mutluluğun resmini yapabilir misin?"."Hay a*ına koyim senin de" diyerek monitörü kapatıyorum. Gece ruhumun daralmış bölgelerine inat daha bir kararıyor. Ben de beni neyin bozduğunu anlayanlar kervanına katılıyorum.
yojimbo wrote:
sermest çapan reloaded diyebilir miyiz?
aynen oyle olmus... :-))
bende de hala bir sürü VHS kaset mevcut, hatta BETAMAX bile var fakat oynatacak alet yok :(
You need to log in to post a reply.