korsan cd vakası
127 replies · 1,875 views
bir yere kadar korsana anlayış gösterebilirim.. fakat o takılma potansiyeli yüksek cdler yokmu öldürüyor beni...
en son matrix i izliyordum. neo kahinle konuşmaya başladı. sonraki sahne monica'nın iri gögüsleri çıktıma deneysel bir olaydı.
Bugünlerde sık sık karşılaştığım bir tezgah var: Korsana Karşı Ucuz Kitap...
Bu standlardan baya bir kitap aldım ve en pahalı kitaplar 5milyondu. Üstelik bir çoğu da üstdüzey kitaplardı...
Bir yerde de 4.5milyona orijinal film satılıyordu.
İşte korsanın gücü... Değerinin kat be kat üzerinde satılan kitaplar, cdler ucuzlatılıyor... Ohhhh canıma değsin... Ayrıca aldığım bir duyma göre İstanbul'da tam 1 milyon adet boş cd siparişi verilmiş... İbo'nun yeni albümü bekleniyormuş. Muhahaha...
**Geçen Cuma Amerika'da gösterime giren The Hulk'ın bundan yaklaşık 3 hafta kadar önce internette dolaşmaya başlayan korsan kopyasını, Kerry Gonzales adlı bir adamın internete sızdırdığı belirlendi.
Manhattan'daki bir reklam ajansına pazarlama amaçlı verilen bu kopyanın, internete taşındığını hemen farkettiklerini söyleyen Universal stüdyosu yetkilisi, hemen FBI ile temasa geçerek kısa süre içinde olayın sorumlusunu tespit ettiklerini açıkladı.
Suçunu itiraf eden Gonzales, 250 bin dolar para cezası ve 3 yıla kadar hapis istemi ile yargılanmaya başlanacak. Alacağı kesin ceza ise Eylül ayındaki mahkemede belli olacak. **
iyi de bu herif 250 bin doları nereden bulacak merak ettim...
fatih özgüven' in yazdığına göre; "sinema üzerine en orjinal düşünme ise, hepimizin bildiği korsan yöntemiyle çekilmiş bir amerikan filmini -önünde seyirci kafalarıyla falan- perdeye yansıtan tomic' in "XXX"'i. tomic korsan çekimleri 'dışlanmışların sürece katılabilmesinin bir yolu' olarak tanımlıyor, hem 'aynı dışlanmışların gerçekte küresel kültürü üretenlerden çok daha fazla olayların göbeğinde olduğunu' ima ettiğini düşünüyor, üçüncü dünyanın korsan çekimlerle bu filmlerin bir ön galasını gerçekleştirdiğini bile savlıyor. Düşündürücü!"
uzun zaman önce yaptığımız bu tartışmada arayıp da bulamadığım cümleyi istanbul bienalinde milica tomic söylemiş. dahası ne zamandır orjinal bir fikir olarak yapmayı hayal ettiğim şeyi yapıp beni kıl etmekle beraber sevindirdi de.
aha da entelektüel ve sanatsal boyut. şimdi ne dersiniz?
Last edited: Oct 08, 2003, 11:25 AM (1)
Yazdıklarını doğru anladığımdan emin değilim Rai... Bir iki açıklayıcı cümleyle olayı daha derinleştirebilirsen "burdan bir şey çıkar" gibi geldi...
Olayların göbeğinde olmak yeniden üretim mevzusuna katkıda bulunuyor mu bu bağlam içinde mesela? Öyleyse bu cezalar neden? Korsan neden bu kadar kıskaçta gibi çok ham iki soruyu hemen geçeyim.
bunu biraz son dönemin aşırı gerçekçi sanat anlayışı üzerinden değerlendir. son yıllarda sanat eserleri güzel olanı terkedip acı gerçeği göstermeye yöneldiler. öldü denilen marksizm estetikte giderek güçleniyor yani.
buradan hareketle bence tomic' in söylemek istediği, bu filmlerde konu olan olayların çoğu, içerik olarak zaten bu insanların arzular bütününün bir parçasının korsanca gaspedilip bir takım ideolojik süzgeçlerden geçirildikten sonra kültür endüstrisi tarafından onlara yeniden sunulmasından başka bir şey ihtiva etmiyor. bu yüzden kendi arzular bütününün endüstriye kaptıran insanların onlara hiç bir borcu olamaz. dahası pek çok filmin kahramanını bilişsel denge açısından incelediğinde bu adamların hollywood' a pek de para kaptıracak adamlar olmadığı öngörülebilir. yani çok naif bir örnek olacak ama mesela amores perrostaki kahramanlar gerçek olsalardı gidip orjinal CD, DVD alırlar ya da sinemaya mı giderlerdi yoksa korsan cd mi alırlardı?
bu bir iki açıklayıcı cümlenin ardından kültür endürstisini yaratan ekonomik ve sosyal düzenin aynı zamanda üçüncü dünyanın yoksulluğunu da yarattığını bu yüzden üçüncücü dünya korsancılığının (alan ve satan olarak) hollywood' da cisimleşen kültür endüstrisi ve onu yaratan ekonomik düzene hiç bir telif borcu olamaz. yani sen böyle bir düzen kurup insanların "autotelos" eğlencelerini tarihe gömersen dahası onları toplumsal hareketliliğin ve trendlerin dışına itersen bunun semptomu olarak da insanlar bu düzenin içinde kendilerini var edecek mekanizmaları orada kuruverirler. bu boşlugu kimi yerde mafya doldurur kimi yerde de daha radikal gruplar. foucault' nun dediği gibi "iktidar nerdeyse direniş de orada"
korsan cd almanın neresi direniş, gayette konformizm işte diyecek olursanız, onu da bi ara yaziim. hatta sen de yazabilirsin printerson.
Last edited: Oct 08, 2003, 11:22 AM (1)
rai,çoğu görüşüne katılmamakla beraber yazılarını okurum takip ederim ama bu son mesajın bir felaket...
marksizm ne zamandan beri estetizm içinde yer aldı?estetik meselesi özünde marksist görüşe ters zaten...
ayrıca sosyolojik bir olguya sürrealist bir pencereden hangi imkanlarla bakacaksın çok merak ettim...
felaket mi? :))))))))))))))))))))))))))))))))))))))))))))))))))))))))))))))
google' a "marxist aesthetic" yazıp enter tuşuna basmayı dener misin? ya da eline bi estetik kitabı alıp bunun yaklaşık kaç yüz sayfasının marksist estetikle ilgili olduğunu inceler misin? ya da herhangi bir iletişim veya güzel sanatlar fakültesinin estetik derslerinin 1 dönem içerisinde kaç haftalarını marksist estetiğe ayırdıklarını sorup soruşturur musun?
daha da felaketi brecht' i bilir misiniz sayın sermest çapan, bertold brecht?
ya da Gyorgy Lukacs' ın 50 yılda yazıp senin iki aniyede harcadığın "estetiğin öz yapısı" adlı kitabını?
ya da marks' ın sanat eleştirilerini okudunuz mu? (beş para etmezler)
adorno' nun klasik müzik eleştirmeni olduğunu bilir misiniz?
en azından radikalden bildiğini sandığım murat belge' nin iletişim yayınlarından çıkan bir kitabı vardır ve kapağında büyük puntolarla ne yazar biliyor musun "MARKSİST ESTETİK"
pek de iplemediğim bir nane olan marksist estetiği bilemeyebilirsiniz, bilmek zorunda da değilsiniz. bilmek sizi daha mutlu da kılmayacaktır, ama felaketin nerede olduğunu anlamadım ben...
bu arada sosyolojik olgu-sürrealist pencere denkleminden ne kastettiğini anlamadım.
not: heeey level atladım! 50 oldum gereğinin yapılmasını saygılarımla arz ederim.
Last edited: Oct 08, 2003, 11:34 AM (1)
fransız yeni dalga ile beraber ortaya çıkan estetizm ile marksist estetik "teorisi" arasındaki farkı göstermem yetmez mi?
bir sanat dalında değişen bir durumu anlatmak için örnek verilen kelimeleri biraz daha titiz seçseydin bu durum ortaya çıkmayacaktı...mesajına çıkışmamı da "cahil cesareti" şeklinde yorumlamana da gerek kalmazdı...
sosyolojik olgu meselesine gelince...
dünyada önemli bir yer tutan korsan meselesi sanat mevsiminin üstüne kar yağmış ağaçlarından biri değildir.durmadan palazlıyorsunuz ağacı...yeri geldiğinde de taşlıyorsunuz...korsan vaziyeti tamamiyle sosyolojik bir mesele...hatta tüketici toplum,global değerler,antropoloji dahi bunun içine girebilir...fakat bu zavallı meseleyi sanatsal kuramlar üzerinden değerlendirmeye çalışmak(ki tomic'in yapmış olduğu budur)tarafımdan onaylanamaz...
eğer hala anlaşılamadıysam açılalım saçılalım...
iki önceki mesajımda "estetizm" den bahsettiğimi hatırlamıyorum. son derece "titiz"ce yapılmış bir öznel yargıdır yaptığım. "teorik" olarak sanatın marksist estetiğe saplanmaya başladığına ve "güzel' in yerine "gerçek"in yansıtılmasına odaklandığını söyledim. entelektüelin imtiyazlı konumunu yeniden kazanmaya yönelik salvolarından biri de bu gibi geliyor bana. hoşuma giden bir durum olduğunu da söyleyemem hamasi belki de, bu anlamda tomic' de eleştirilebilir.
ancak sanatın ve sanatçının ve sanatsal kuramların sosyolojik olgular üzerine konuşmak için ehliyet sahibi olmadığını söylemek, bir takım "yasadışı" girişimleri meşrulaştırmasını "tu kaka" etmek de benim tarafımdan onaylanamaz. bu yorumun tarihin akışına ters bir kere.
örneğin senin önermeni şablon olarak alırak; bu şablona göre sosyolojik bir durum olan postmodernizmin kavram olarak öncelikle sanatçılar tarafından değil sosyologlar tarafından ortaya atılması gerekirdi. ancak sosyologlar postmodernizmi ancak postmodernist mimariyi gördükten sonra tanımlamaya ve açıklamaya çalıştılar. yani denklemin hatalı geliyor bana. buna ek olarak akademide, sanatta ve siyasette makinanın hiç değişmediğini ve kuramların üç kulvarda da birbirlerinin karbon kopyası olduğunu söylemeye gerek yok sanırım.
beni ve tomic' i itham ettiğin şeyin adı indirgemecilik sanırım. yani bir disiplinin sorduğu soruyu başka bir disiplinle açıklamaya kalkışmak. ancak bu noktada atladığın şey akademik indirgemecilik cetvelinde sanat hanesinin olmadığıdır. yani sanat herhangi bir disipline cevap vermek ya da soru sormak konusunda serbesttir.zaten onun için sanattır.
kaldı ki dikkatli okursan eğer bu örnekte zaten tomic cevabı veriyor değil aksine soruyu soruyor...
açılalım saçılalım elbette. biraz agresif tartışmakla beraber anlaşmaya değil ama anlamaya çalışıyorum.
You need to log in to post a reply.